Blog Arşivleri

You are My Pet: Beslenir ki Buu:)

Gözlerimizi kapatıp hayal ediyoruz sayın okurlar: Okuldan ya da işten gelmişiz, yorgunluktan gebermek üzereyiz, metrobüs çilesinin etkisi daha üzerimizden gitmemiş o kadar yani.. Elimiz kolumuz dolu kapıyı bir açıyoruz ki evcil hayvanımız koşarak bize sarılıyor. Ve bu evcil hayvan dünyalar şekeri Jang Geuk Suk!!! Onu dizinize yatırıyoruz, saçlarını yıkıyoruz, sabah bir kalkıyoruz ki başucumuzda ve hiçbir sözümüzden çıkmıyor üstelik! Oo my Goddd :)

İşte böyle ilginç bir konuya sahip “You are My Pet”. Aslı Japonlara ait olan “Kimi Wa Petto”. Buna hiç şaşırmadım, nerede tuhaf, hiç duyulmamış bir fikir varsa Japonlara ait oluyor zaten :)

Biraz daha detay verirsem, Ji Eun Yi güzel, havalı, parlak bir kariyeri olan, kısaca mükemmel bir kadın.. Ama erkekler onun bu kadar mükemmel olmasına katlanamadıkları için onunla uzun süreli bir ilişki yaşayamıyorlar ve kızımız da kariyeriyle baş başa yaşamak zorunda kalıyor.. Taa ki In Ho hayatına girene kadar. Ünlü bir balet olan Kang In Ho evsiz kalınca bir arkadaşı onu ablasının evine götürüyor üstelik de 6 aylık parasını alıp kaçıyor. Ve yalnızlık bunalımını atlatmaya çalışan Eun Yi onun evinde kalmasına bir şartla izin veriyor: Evcil hayvanı olursa.. Tabi In Ho da bunu seve seve kabul ediyor..

Bu tatlı mı tatlı filmi izlemek isteyenler şu linkten indirebilirler.. İyi seyirler^^

SPOILER!!!

Jang Geun Suk’un en şirin olduğu filmi kesinlikle You are My Pet.. Havalı popstar, rahat indie band solisti, çapkın ergen veledi rollerinden sonra bu kadar şirin bir rol farklı olmuş gerçekten. Filmin fragmanlarından In Ho’nun nasıl bir karakter olacağını anlamıştım ama o kıyafetleri, saçları, tokaları.. Gerçek bir “pet” gibiydi işin aslı. Dans etmek de çok yakışmış bu arada, böyle narin bir çocuğa da en çok balet olmak yakışırdı zaten :)

Kim Ha Neul içinse en başta şunu söyleyebilirim, kadın zamanı tersine akıtıyor.. Yıllar önce çektiği filmi “Ditto”da bu filminden en az bir 10 yaş yaşlı gösteriyordu. Bu filmde hatun bir afetti ama, ses tonu da nasıl güzel.. Oyunculuğuna zaten lafım yok, kadın işi biliyor beyler..

Filmin bütün tanıtımlarına, basın toplantılarına en önden katılan Ft Island lideri Choi Jong Hoon‘un filmdeki o 10 saniyelik rolü beni şoke etti!! Bu kadar mini minnacık bir rol için mi çocuğu bütün tanıtımlarda çanta gibi yanınızda taşıdınız sayın yapım şirketi?? Çocuğun yüzünü göremeden film bitti :) (Bu arada o 10 saniyeyi kaçıranlar için hatırlatayım, In Ho’dan 6 aylık kirayı alıp kaçan çocuktu üyemiz, Eun Yi’nin kardeşiydi yani..)

Sevdiğim sahnelerden bahsedersek:

-Saç yıkama sahneleri çok güzeldi :) Eun Yi’nin utanıp çocuğun saçlarını güneş gözlüğüyle yıkaması beni çok güldürdü.. Hatun her yerde tikiliğini konuşturuyor :) Bir de kafası bozukken tatlı In Ho’yu zorla banyoya sokması neydi yaa :) Hayvan haklarına aykırı bu ama, yazık kuzuya :)

-Jang’dan iyi bir dansçı olurmuş, bunu gördük bu dizide. Evde tek başına dans ettiği sahne çok güzeldi. Kadın işten geldiğinde bu sahneyle karşılaştı işte: Evinin salonunda uri Geun Suk dans ediyor woaaa!! İçimdeki ergen gir hemen içeri! :) Hehe nerde kalmıştık, ne güzel dans ediyordu fıstık, sonra kadını da kollarının arasına aldı vee çatt!! O zayıfcacık kollarıyla kadının belini incitti şaşkın :)

-İklinin yerlerde tepiştikleri sahneler de çok komikti :) Gerçek bir köpek – sahip gibiydiler. Ama hoşlandığı sunbae aradığında nasıl da değişiyordu bizim kız:

Adam: Ne yapıyorsun?

Kız: Gazete okuyorum!!

Yok yeaa, bizim Sukkimize işkenceler ediyordun bi kere yalancııı :)

-Bu çocukta şeytan tüyü olduğunu zaten biliyordum da bu filmde de o tüy kendini gösterdi. Eun Yi taş gibi sunbae’siyle başbaşa kalıyor, adam “Caangg!!” diye cebinden bir kutu çıkarıp kıza yüzük uzatıyor.. Kızsa burada sevinçten bayılacağına evinde bıraktığı “pet”ini düşünüyor, o hasta diye abuk subuk şeyler hayal ediyor ve koşa koşa eve dönüyor!! Bu çocuk insana her şeyi yaptırır yaa :)

-Çok da komik bir kavga sahnesi vardı filmde. Meşhur sunbae ile In Ho kavga etmeye çalışıyorlar ama tam bir komedi ortaya çıkıyor :) İki insan ancak bu kadar kavga edemez :) Bir ara birbirlerinin saçlarına yapışacaklar sandım, Sukkie’nin saçları da çok uzun ayy yok yok saçlardan uzak dursunlar :)

-Jang’ın güzel sesini de duydum ya bu filmde benden mutlusu yok :) “İlk defa şarkıcı değil, şarkı söylemeyecek mi şimdi?” diye düşünüyordum ki kadife seslimiz bizi üzmedi ve güzel şarkılarıyla filme ayrı bir tat kattı.. Buyrun dinleyin, kulaklarınızın pası silinsin :) Bir alttaki şarkıyı Kim Ha Neul ile birlikte söylemişler. Çok güzel :)

Gitmeden önce hepinize Sukkie kadar tatlı bir ev arkadaşı diliyorum, pet demeye dilim gitmedi şimdi :)

Haremimin Gözdeleri^^

An itibariyle tatlı cadı Oh Yoon Joo tarafından mimlenmiş bulunmaktayım :) Hem de bayıldığımız bir konuda! Konumuz haremimizdeki oppalar.. Haremimizin kapılarını sonuna kadar açıp halka arz edeceğiz yani, ama.. 10 kişi kontenjanı var maalesef :( Bu kural iyi olmuş aslında, yoksa bu yazı sabaha kadar bitmezdi aman aman :) Hazırsanız başlıyoruz!

1- Jang Geun Suk

Bence bu çocukta kesinlikle şeytan tüyü var, yoksa o şekilden şekile soktuğu saçlarıyla, insanı deli edecek kadar feminen kıyafetleriyle bu kadar hayran olunmak akıl kârı değil :) Ama gerçek bu napalım, bir dizide ya da filmde sadece yoldan geçmesi bile konusuna bakmadan o filmi izlemem için yeterli.. Öyle bir fıstık işte Jang Geun Suk :)

Kuzuyla ilk Do Re Mi Fa Sol La Si Do‘da tanıştım ve pek de ilgimi çekmedi. Sonra Baby and Me‘de “Hımm iyi çocukmuş!” dedim. Ama You are Beautiful‘da kalbimi tamamen çalmayı başardı. Çünkü ne kadar yetenekli olduğunu da göstermiş oldu. “Bebek yüzlüyüm ama gıcık ukala birini de hakkıyla canlandırırım” dedi hepimize..

O zaman son olarak Fighting Asia Prince diyorum kendisine :)

2- Lee Min Hoo

Eminim her Kore severin ilk üçüne oynuyordur Lee Min Hoo, hatta çoğumuzu Kore sever yapan şahsiyettir kendisi.. Ama ne yapalım, insan hem yakışıklı, hem yetenekli, hem uzun, hem de kaslı olursa olacağı bu işte :)

Herkes gibi ben de Lee Min Ho ile Boys Over Flowers‘ta tanıştım ve bayıldım bittim.. O kıvırcık salata halleriyle bile insanı mest etmeyi başardı kuzu. Sonra Personal Taste‘de asıl afet olabilme potansiyelini ortaya koydu. O dizideki hallerini hala unutamıyorum :) Ve son olarak City Hunter‘da da yeteneğini konuşturdu, saçları her ne kadar hallyu olduğu için beni dellendirse de ona her şey yakışır diyor ödülünü takdim ediyorum :)

3- Jung Yong Hwa

Bu çocuğu ne kadar sevdiğimi hikayemi okuyanlar bilir, onun olduğu kısımları yazarken ipin ucunu kaçırıp kendi hissetiklerimi falan yazmaya başlıyorum çünkü :) Yong Hwa benim için her zaman mükemmel erkek olarak kalacak sanırım :)

You are Beautiful‘daki Kang Shin Woo karakterini herkes benim gibi çok sevmiştir eminim, sevilmemesi imkansız derecede nazik, iyi, yardımsever birini oynamıştı çünkü kendisi.. Orada tüm hayranlığı üzerine çekmeyi başardı.. Sonra Heartstrings‘te o etkiyi bırakamadı maalesef, donuk, sıradan bir karakterdi Lee Shin. Yine de Shin Woo’nun ve güzel sesinin hatrına haremimin gözdesisin Yong Hwa-ssi :)

4- Lee Hong Gi

Sıra geldi benim kadife sesli kuzumaa.. Başım ağrıdığında ağrı kesicim olduğu için, üzgün olduğumda sesiyle huzur bulduğum için, şarkılarını söylemekle yetinmeyip yaşadığı, dinleyenlerine de yaşattığı için seviyorum onu.. Sesine ve şarkıcılığına aşığım aslında.. Yoksa oppa olmak için çok fazla bir özelliğe sahip değil kendisi. Uzun değil, kaslı değil, dans etmiyor, soyunmuyor vs.. Ama insanın onu sevmesi için bir kez canlı performansını dinlemesi yeterli. Anlatmakla olmaz dinleyin diyorum sadece..

5- Lee Dong Wook

Daha dün Scent of a Woman‘ı izlediğim için pek de objektif şeyler yazamayacağım şu an sanırım :) Romantik, nazik, düşünceli oppa karakteri ancak bu kadar güzel yerine getirilebilir.. My Girl benim ilk romantik komedi dizimdi, orada kendisini ne kadar sevdiğimi söylememe gerek bile yok.. Ama SOAW’da ayrı bir havası vardı, başka yönlerden vurdu beni yani.. Ayrıca askerlik yaramış kuzuya, duş sahnesi mi böyle düşünmeme neden oldu bilmiyorum ama askerlik sonrası  daha bir hoş olmuş sanki :)

6- Bae Yong Joon

Ahh gece yarısı saati kurup yarı uykulu gözlerle izlediğim tek insandır kendisi. Winter Sonata’nın tatlı Min Hyung’u, o günlerde taktığım lakabıyla Koreli Kıvanç’ım benim :) Yerin ayrıdır, dolmaz da.. Ama neden dizi çekmiyorsun diye çemkirmek istiyorum sana!! Dream High’ın 4 bölümünde oynadın sonra yine ortadan kayboldun! Bence en acilinden uzuuun ve güzel bir diziyle dönüş yapman lazım.. İnsanlar ajusshi görsün yau :)

7- Kim Hyun Joong

Şu an çoğu kişi “Neden amaa?” der gözlerle bakıyor yazıya biliyorum ama ne yapayım elimde değil :( Çocuk gerçekten çook tatlı yaa, biraz çabalasa iyi bir oyuncu olma potansiyeli de var onda biliyorum. BOF’taki rolü zaten soğuk nevale anormal çocuk rolüydü, Playful Kiss’te de aynı saçma sapan bir karaktere büründü. Şöyle güzel bir romantik komedide durumu kurtaracağına inanıyorum ben.. Zaten pek bir sesi yok müzik piyasasında fazla dayanamaz. Umarım güzel bir diziyle sahalara döner de kaybettiği karizmasını kurtarır. Bu boya, posa, kasa yazık ama değil mi :)

8- Lee Seung Gi

Çoğu kişi My Girlfriend is a Gumiho‘da da sevmiştir kendisini ama benim için her zaman şımarık Hwan olarak kalacak bu kuzu. Oradaki karakterini o kadar sevmiştim ki hala adı geçtiğinde hemen oradaki halleri geliyor aklıma. Bir insanın yavaş yavaş nasıl dönüşebileceğini gösteren en güzel örneklerden biriydi kendisi.. O soğuk nevale kız için yaptıkları, gözyaşları falan ayy..

Bir de yanaklı bu çocuk yaa :) Daha ilk gördüğümde “Ayy tombiş yanaklı buu!!” demiştim, hala geyiği dönüyor onu her gördüğümüzde :) Tatlı, şirin oppa kategorisinde ilk sıralarda Lee Seung Gi :)

9- Kwon Sang Woo

Ahh ah evli mutlu çocuklu olsa da oppa kategorisinden asla çıkamayan güzel insan Kwon Sang Woo.. Gamzeleri yeter dedirtiyor insana her gördüğünde.. Hem yakışıklı hem yetenekli üstüne üstük.. Dizileri kadar filmleri de çok başarılı.. Üstelik de başkaları gibi tembellik yapmıyor, tüm dizilerini izleyemedim ben mesela, iyi çalışmış valla :) Onca filmini dizisini izledim ama benim o  için hala Stairway To Heaven‘ın Song Joo oppası.. Hep de öyle kalacak sanırım :)

10- So Ji Sub

Ahh Misa’mın Moo Hyuk ajusshisi, karakteriyle beni günlerce ağlatmayı başaran, oyunculuk konusunda sınır tanımayan, öyle ki karakterini oynamayan yaşayan ajusshim So Ji Sub.. Şu yazımda So Ji’nin üzerimdeki etkilerinden bahsetmiştim zaten başka bir şey söylememe yok bence.. Yalnızz.. Hep üzülen, acı çeken, fedakar ajusshi olması beni biraz isyan ettirdi. Yazık değil mi kuzuya yaa, bir kere de kötü adam olsun mesela, kendini beğenmiş topstar olsun! Iyy kendi söylediğime kendim inanamadım olmaz yaa ben onu böyle seviyorum, nasıl Takeshi hep romantik olmalı o da öyle işte.. Ji Sub-ssi aynen yola devam, fighting!!

Sıra geldi mimin paslanmasına..  The mim goes tooo Secret and Sevgili Günlük şak şak şak!!! Kolay gelsin bacılar, harem kuran elleriniz dert görmesin :)

 

 

Jang Geun Suk Filmleri..

Blog yazmaya başladığımdan beri hiç Jang Geun Suk yazısı yazmadığımı fark ettim ve bu eksiği hemen tamamlamalıyım dedim kendi kendime :) Tabi yazıya başlamadan önce yeni dizimiz Singing in the Rain/Love Rides the Rain ya da Love Rain‘in setinden çıkan ilk resmi paylaşayım diyorum :)

Sanırım “Öyle Bir Geçer Zaman Ki”nin Kore versiyonu ile karşı karşıyayız. Şu kıyafetlere bir bakın, çok tatlılar ki :) Hele Jang’ın o saçı, gömleği, pantolon askısı.. Yerim ama :) Yalnız çocuk hayatında ilk kez gerçek bir erkek kıyafeti giydi, kendini tuhaf hissetmiştir bir süre, yazık :)

Neyse esas konumuz neydi? :) Bol resimli uzuun bir yazı okumaya hazır olun şimdiden.. Öncelikle Jang Geun Suk’u seviyorum, ne yaparsa yapsın ona olan sevgim hiç azalmadı.. İster saçlarını ajummalar gibi yapsın, isterse sırt dekolteli giysiler giysin ya da twitter’da tüm gün kafamı ütülesin yine de seviyorum bu tatlı çocuğu, dizilerini, filmlerini beklerken günleri sayıyorum hatta.. Peki ne zaman tanışmıştım namı diğer Asya Prensi ile diye bir düşündüm, evet Do Re Mi Fa Sol La Si Do filminde görmüştüm kendisini ilk defa, yalnız filmin ismi de ne kadar zormuş :) Bu filmde çok fazla dikkatimi çekti desem yalan söylemiş olurum, esas vurgunu Baby and Me ile yaptı Jang, çok da iyi yaptı :) Neyse esas konuya geçersek izleyenler ya da henüz izlemeyip listesine alanlar için şöyle bir Jang Geun Suk filmlerinden bahsetmek istiyorum izninizle :)

1- DO RE Mİ FA SOL LA Sİ DO

Yukarıda da söylediğim gibi Jang Geun Suk ile tanıştığım filmdir bu adı uzun film :) Burada Jang nasıl da kırmızı yanaklı, tatlı, baby face bir çocukmuş böyle diyorum şimdiki hallerini görünce.. Gerçekten çocukmuş kısacası.. Neyse filmimizin konusundan bahsedersek, birbirleriyle komşu olan  Jung Won (Cha Ye Ryeon) ve Eun Kyu (Jang Geun Suk) tesadüfen karşılaşırlar ve bir şekilde birbirlerinden hoşlanmaya başlarlar. Eun Kyu okulda Do Re Mi Fa Sol La Si Do adlı grubun da solistidir. Bir gün Jung Won Eun Kyu’nun grubunda çocukluk arkadaşı Hee Won (Jung Eui Chul) ile karşılaşır. Hee Won yıllar Jung Won’un ailesinin dağılmasına neden olmuş ve bu nedenle kız bu çocuğu asla affetmemiştir.. Hee Won Jung Won’u tekrar kazanmak isteyecek, kız buna karşı ne yapacaktır? Ve tüm bunlar her şeyden habersiz olan Eun Kyu’yu nasıl etkileyecektir..

SPOILER ALERT!!!

Film hakkındaki yorumlarıma gelirsek, işin aslı ben filmin ilk yarısında sıkıldım diyebilirim, çok klasik bir aşk hikayesinden başka bir şey değil gibi görünüyordu film.. Yalnız ikinci kısımda her şey değişti ve filmin gerçekten başarılı olduğu kanaatine vardım, en azından beni etkilemeyi başarmıştı.. Özellikle kızın Eun Kyu’yu terk ettiği sahne ve sonrasında çocuğu iyileştirmek için yapılan ikinci konser bir harikaydı.. Jang daha o günlerde ne kadar başarılı bir aktör olduğunu kanıtlamış herkese, o konserdeki halleri, kulaklarını kapatıp ağlaması, haykırması falan inanılmaz güzeldi.. Ki daha sonra izlememde filmin tamamını severek izledim, Jang yeter kısacası :)

Başta da dediğim gibi bu filmde JGS benim fazla dikkatimi çekmemişti, çünkü filmde zaten deli gibi yakışıklı, tatlı, manyak bir çocuk vardı.. Tabiki Jung Eui Chul denen güzel insandan bahsediyorum.. Bu filmin yıldızı O’dur diyorum ben, o psikopat halleri, asabi tavırları ve mükemmel saçlarıyla kalbimi kazanmayı başardı bu filmde, ki Boys Over Flowers’ta da çok sevmiştim kendisini.. İyi bir dizide oynasa da izlesek yav :)

Filmin müziklerinden de bahsetmemek olmaz, hepsi tek kelimeyle muhteşem. Filmin başında kıza yazdığı bir şarkıyı söylüyordu Eun Kyu, orada sesi nasıl tatlıydı.. Hala dinliyorum filmin tüm şarkılarını .. Yalnızz, bir konuda itirazım var, Jang’ın o kadife sesi varken filmde niye şarkıları başka bir şarkıcıya söyletme ihtiyacı hissetmişler? Ki Jang filmin sonundaki konserde söylemiş o şarkıları zaten, bence araya başkasını sokmanın hiç gereği yoktu, neyse ben tüm şarkıların aslını atayım şuraya da içim rahat etsin :)

2- BABY AND ME

İşte Jang Geun Suk ile aşkımızın başladığı film budur! Bu filmi izleyip de kendisine hayran olmayacak birini tanımıyorum zaten, çocuk harika bir tercih yapmış kısacası, O ve Mason Moon kadar birbirini tamamlayan bir ikili olamaz :)

Filmin konusundan bahsedelim önce, Han Joon Su tatlı, serseri, çapkın bir lise öğrencisidir. Onun haytalıklarından bıkan anne babası bir gün bir not bırakıp evi terk eder ve tatile giderler. Tam “Ev bana kaldı ooo gelsin partiler kızlar!” moduna giren Joon Su bir gün alışveriş yaparken sepetine konan bebeği görünce şaşkına döner.. Bebeğin üzerinde ona ait olduğu yazmaktadır, artık tek başına bir çocuğun sorumluluğunu üstlenmek zorundadır..

SPOILER!!!

Bu filmin neresini anlatsam hangi sahnesinden bahsetsem bilemedim şimdi, her karesi ayrı güzeldi.. Öncelikle Joon Su’nun bebeğe mama yedirmeye çalıştığı, altını bezlemek için cebelleştiği sahneler şahaneydi.. Filmde Joon Su’nun sınıfındaki sapığı rolündeki Byeol her ne kadar ona yardım etse de işleri çook zordu :)

Bir sahnede de Joon Su bebeği, (bebek demişken onun da bir adı var değil mi ama :) ) efendim bebeğimiz Woo Ram’ı gece kulübündeki kadınlara bırakıp gidiyordu ve döndüğünde kuzucuğun yüzüne makyaj yapılmış bir biçimde yerde salya sümük ağladığını görüyor sonra ona sarılıp: “Baban seni bir daha asla bırakmayacak..” diyordu.. Babaya bakın ya bir damlacık çocuk gören de gerçek bir baba sanacak :) Bir diğer sahnede de Joon Su markete giriyor elinde kalan son parayla sigara alıyordu, tam parayı uzatırken sigarayı geri çevirip bir şişe süt almıştı eline, küçük baba :) Woo Ram da onun bu hareketlerini anlıyor ya böyle yüzü falan değişiyordu, gülümsüyordu çocuğun arkasındaki kangurudan doğru kuzu ya:)

Sonraa, filmin sonlarına doğru anne babasının resmine bakıp ağlama krizine giriyordu Joon Su, tabi babacığı ağlayınca Woo Ram durur mu, o da basmıştı bağırtıyı.. Baba oğul ne tatlı ağlıyorlardı ama, o sahne hiç gözümün önünden gitmez..

Joon Su’nun sarhoş bir adamın cüzdanını çalıp kaçarken durdurduğu taksinin polis arabası çıktığı sahne de en çok güldüğüm sahnelerden olmuştu, çocuğu karakoldan kurtaracak kimse de yoktu yazık ama :) Joon Su’nun karakol maceraları zaten bitmek bilmedi filmde, bizim dalgın oğlan bebeği metroda unutup kısa süreli bir sevinç yaşamıştı, sonra evdeki oyuncaklar, anılar falan derken soluğu karakolda almıştı yirim yirim :)

Alışmıştı bebişe kısacası, sojuları alıp kafa bile çekti oğluyla düşünün artık :) Son olarak filmin en komik karakterlerinden biri olan kondom alamadığı için bebek sahibi olmak zorunda kalan ajusshi’yi de unutmamalıyız.. Joon Su ve bu komik ajusshi’nin bebeklerinden kurtulma çabaları görmeye değerdi gerçekten :)

Filmin final sahnesi gerçekten filme yakışmıştı, Joon Su’nun hava alanına koşuşu, Woo Ram’ın ardından ağlayıp haykırması falan çok güzeldi, böyle bir komedi filminde böylesine kaliteli bir dram sahnesi görmek beni çok mutlu etti.. Neyse ben bu filmi sevdim kısacası, hatta daha uzun bir post yazabilirim film üzerine ama yazımın konseptini bozmayayım şimdi boş yere :)

Sonuç olarak Jang da minik Mason da her daim takibim altındadır bu film itibariyle.. Minik Mason demişken o da büyüdü kocaman çocuk oldu ha.. Yıllar nasıl da hızlı geçiyor diyerek olgun insan tribimi de atıp sıradaki filme geçebilirim :)

3- THE CASE OF ITAEWON HOMICIDE


Bu filmi daha yakın zamanda izledim, Jang’ın filmdeki o çikolata renkli tenini ve korkunç örgülü saçlarını gördüğümde içimden izlemek gelmemişti açıkçası ama dayanamayıp izledim sonunda.. İzlediğime de pişman olmadım, değişik, gerçekten ilginç bi film İtaewon Cinayeti..

Filmin konusu şöyle, üniversite öğrencisi Jo Jong Pil bir fast food dükkanının tuvaletinde ölü bulunur, hem de korkunç bir biçimde defalarca bıçaklanarak öldürülmüştür.. Cinayetin zanlısı olarak iki kişi göz altına alınır, Alex ve Pearson, Koreli Amerikan vatandaşı iki genç.. Bu iki gencin tuvalete girmelerinin ardından hemen cinayet işlenmiş ve tüm kanıtlar bu ikisinin ya da ikisinden birinin katil olduğunu göstermektedir. Yalnız zanlılardan ikisi de diğerini suçlamaktadır, acaba cinayeti hangisi işlemiştir?

SPOILER!!!

Öncelikle bu film beni gerçekten çok etkiledi.. Bunun ilk nedeni kurgu değil gerçek olmasıydı. Gerçekten 1997 yılında gencecik bir üniversite öğrencisi Burger King tuvaletinde katledilmişti. İşin daha kötüsü de bu cinayetin cezasız kalması elbette.. Hukuk ve adalet denen şeyin aslında var olmadığını bir kez daha anladım bu filmden sonra.. Bir kere cinayetten hemen önce iki insan tuvalete girmiş yani ikisinden biri ya da her ikisi %100 suçlu.. Ama sonuçta zanlılar serbest bırakılıyor. Ölen zavallı çocuğun ailesi neler hissetmiştir düşünmek bile istemiyorum.. Bu de çocuğu Song Joong Ki oynadı filmde, onun o tatlı yüzü falan aklıma geldikçe kötü oldum ben.. Kısaca bu filmin sonu beni sinir krizine sokmaya yetti, ama bu filmin suçu değil, adaletsizliğin suçu elbette..

Gelelim Jang Geun Suk’a.. Bu filmde bambaşka bir yüzünü gördüm onun, tam anlamıyla psikopat ve soğuk bir caniyi oynadı ve bunun üstesinden başarıyla geldiğini düşünüyorum.. Diğer çocuk Alex sorgu odalarında ecel terleri dökerken Pearson öyle rahat ve soğuktu ki insanın kanını donduruyordu adeta.. Tatlı parlak çocuk rollerinden sıyrıldı böylece, güzel oldu, yüzü kadar yeteneğinin de dikkat çekebileceğini gösterdi bir kez daha..

4- THE HAPPY LIFE

Bu filmi de doğum günümde izlediğim için unutmadım sanırım, izleme sebebim elbette yine Jang’dı.. Ama hayallerim suya düştü maalesef, bu filmin ancak %20’sinde görebildim kendisini, bayağı yan karakterdi çocuk filmde.. Bir de filmin yönetmeni ne demiş bu konuda bir bakın: “Bayan izleyiciler sadece Jang Geun Suk’a odaklanmasınlar diye onun sahne süresini kısalttım!” Aferin iyi yaptın!! Neyse benimle aynı umutlarla filme başlayacak olanınız varsa şimdiden söyleyeyim, maalesef aslında o bu filmde yok gençler :)

Filmimiz 4 adet orta yaşlı amcamızın hikayesini anlatıyor aslında.. Bu amcalar üniversite yıllarında Volcano adlı bir grup kurmuşlardır. O günlere dair her şey artık birer anıdır kısacası, hepsi evlenmiş, çocuk sahibi olmuştur.. Grup üyelerinden Sang Woo’nun ölümüyle grubun gitaristi Gi Yeong bu grubu tekrar kurmaya ve gençlik heyecanını ateşlemeye karar verir. Yalnız hiçbir şey eski günlerdeki kadar kolay olmayacaktır elbet.. Üyelerden biri karısından ve çocuklarından çok uzakta araba satıcılığı yapmakta, bir diğeri ise iki işte birden çalışıp çocuklarını geçindirmeye çalışmaktadır.. İşin aslı Jang bu filmde kimdi, neciydi onu bile unuttum, çok alakasız bir karakterdi yani.. Sadece güzel sesiyle Volcano grubunun solisti olmuştu onu hatırlıyorum..

Film güzel, sıkmıyor, zevkle izleniyor, ama işte şu çocukcağıza azıcık daha yer verselerdi filmde o zaman tadından yenmezdi.. Ha bir de Jang bu filmde de şarkı söylüyor, bu şahane işte.. Sırf bu yüzden bile izlenir bu film :)

5- CRAZY FOR WAIT / THE LONGEST 24 MONTHS

Bu filmi daha dün gece izledim, taze taze gelecek yorumlarım :) Yine bünyesinde Jang’ı barındırdığı için izledim bu filmi de ama burada neredeyse hiç göremedim kendisini. Filmde 4 çiftin öyküsü anlatılıyor, en az anlatılan bizim oğlanınki maalesef :(

Filmde 4 çift var ve 4’ünün de erkekleri askere gidiyor ve bundan sonra kızlar neler yapıyor, sevgililerine sadık mı kalıyorlar, yoksa sadakat diye bir şey yok mu bunu anlatıyor film.. Ben 3 çiftin hikayesini sevdim, eğlenceli romantik tiplerdi zaten hepsi.. Aman JGS ve sevgilisi filmin en sıkıcı çiftiydi, zaten sevgilisi dediğim kadın teyzesi gibiydi, bildiğiniz ajummaydı yani.. Neyse Jang’ı göremesem de film fena değildi eğlendim ben, filmdeki tüm çocukların birbirinden yakışıklı olması da onu izlenir kılan en önemli faktördü benim için :)

Benden bu kadar.. Ahh keşke “You are My Pet” de elimizde olsaydı da ondan da bahsedebilseydim uzun uzun.. Ama bekliyorum nasılsa gelmesi yakın :) Yalnız filmin fragmanları falan şahane, çok sevdim.. Jang’ın saçı yine ajumma kıvamında olsa da görmezlikten geliyor ve filmin tatlı mı tatlı fragmanıyla yazımı bitiriyorum.. Görüşmek üzere^^

İki güzel haber: Lee Hong Gi ve Jang Geun Suk yeni dizilerle geliyorlar^^

biraz önce harika iki haber aldım ve çok mutluyum :) Hong Gi ve Jang Geun Suk yeni dizilerle geliyorlar! Hong Gi Japon aktris Reiko Takashima ile “Noriko Goes to Seoul” dizisinde oynayacakmış ve dizinin ilk bölümü 11 Eylülde KBS’de yayınlanacakmış.

dizinin konusu ise şöyle, Noriko Korece pop hastası bir kızdır ve en büyük hayali bir K-pop şarkıcısı olmaktır. bu nedenle sanırım bir yarışmaya ya da sınava girmeye karar verir ve bu süreçte genç şarkıcı Min Ha ( Hong Gi) ile tanışır. Min Ha ona şarkı söylemeyi öğretecektir..

anlayacağımız üzere Hong Gi bu dizide bol bol şarkı söyleyecek :) yalnız dizi “special drama series” olarak geçiyor, umarım çok kısa olmaz. son olarak dizi Kore’nin en büyük ulusal bayramı Chusok’u kutlamak için yapılacakmış ve bayramdan bir gün önce yayınlanacakmış.. bekliyoruz efendim :)

şimdi sıra diğer iyi haberde, aslında asıl haber bu benim için.. Jang Geun Suk da yeni bir diziyle geliyor, hem de oldukça ilginç bir dizi. ismi “Singing in the Rain”. yönetmeni Winter Sonata ve Autumn Tale dizilerinin yönetmeni  Yoon Suk Ho. dizinin ilginç olmasının sebebi iki dönemde birden geçmesi ve Jang’ın dizide iki rolde birden oynaması, hem baba hem oğul. Seo In Ha olarak 1970’lerdeki bir sanat okulu öğrencisini, oğlu Seo Jun olarak ise işini seven, aşk ve özgürlük peşindeki bir fotoğrafçıyı canlandıracakmış.. dizinin çekimlerine gelecek ay başlanacak ve gelecek yılın başlarında da yayınlanacakmış.. artık beklediğim dizi belli oldu: Singing in the Rain :)

yine yeni haberlerle karşınızda olacağım efendim, esen kalınız :)

Vizeler, Ales, Filmler, Klipler, “Muscle Girl”… Ohoo:)


ne acayip bir başlık oldu ha :) ama bugün mazur görün beni, 3 saat uykuyla sabahın köründe Ales’e girdim, hem de üç vasıta değiştirerek.. sonra bilmece bulmaca dolu acayip bir sınava girdim ve eve geldiğimden beri uyuyorum :) kafam 1500 kısacası.. olsun, ilk vize haftamı kazasız belasız atlattım en azından, yani öyle umuyorum, geriye kaldı bir hafta.. şu sınav haftaları da olmasa öğrencilik gibisi yok ha :)

dün gece biraz kafam dağılsın dedim ve kendime bir komedi filmi seçtim: “Going by the Book”. moduma uygun iyi bir film seçmişim gerçekten. iyice güldüm gece gece.. hoş bir komedi olmuş gerçekten, uzamadan tadında bitti hem de..

- spoiler-

film bir soygun tatbikatından ibaret aslında.. işini fazlasıyla ciddiye alan bir polis memuru bir soygun tatbikatı için soyguncu olma emri alır ve bu işi de en iyi şekilde yapmaya çalışır elbette.. tabi gerisi komedi.. ölü taklidi yapan insanların saatlerce yerde yatması falan acayip komikti :) sonra sözde vurulan adamın “ölmedim ben çelik yelekliydim” demesi üzerine bankadaki bir çocuğun: “başına mı yelek miydin, başından vurulmamış mıydın” demesi de çok iyiydi. ve filmin bomba esprisinde sıra.. çok konuşup sorun çıkaran bir kadının önünde mekik çekmeye başlayan yaratıcı soyguncumuzun tatbikat gereği meğerse mekik çekerek kadına tecavüz etmiş olduğunu öğrendiğimde ise gülme komasına girdim resmen :)

- spoiler-

kısacası sevdim bu filmi.. benim gibi bunalıp kafasını boşaltmak isteyenler için birebir :)

ve benim yine yoğunluktan yeni öğrendiğim bir hadise daha.. Jang Geun Suk Japonca single çıkarmış! bugüne kadar bu işe el atmadığı için artık kendisinden böyle bir atak beklemiyordum açıkçası. gerçi “Do Re Mi” filmini izlediğimden beri şarkı söylemesi gerektiğini düşünmekteyim. sahneye çok yakışıyor, her şarkı söyleyişinde yılların şarkıcısı havasını bırakıyor arkasında.. bence doğru bir tercih yapmış. şarkıya gelice.. Jang çok yumuşak, tatlı bir sese sahip.. bu şarkıda ise gürültülü enstrümanlar sesini kapatmış bence. slow, romantik bir şarkıyla çıkış yapması daha hoş olabilirdi.. bir de.. o saçlarını kestirse biraz.. gerçekten çok uzamış :)

ve günün diğer haberi.. “Muscle Girl”ün ilk bölümü internete düşmüş :) altyazısız olsa da ucundan köşesinden izlemeye çalıştım. konusunu bildiğim için de anladım biraz. öncelikle bir oh çektim, Hong Gi o iğrenç pembemsi balyajlar attırdığı ve tuhaf şekilsiz bir biçimde uzattığı saçlarını kestirmiş ve kahverengiye boyatmış :) çooook tatlı olmuşş! yine bi popstar rolünde, bu sefer tatlı Jeremy gibi sevimlilikler yapmak yerine şovalyelikler yapacak dizide anladığım kadarıyla :) yalnız ilk bölüm 20 dakika falandı, çok az ama :( neyse, bir an önce tüm bölümleri bitse de izlesek..

bu resmi de twitter’ında paylaşmış, dizi setinden sanırım.. hımmm, beğendim^^

vee son haber.. sevgili Hikaru yeni hikayesini yazıyor.. güzel haberi aldım bugün, buyrunuz:  Güneş ve ay’ın öyküsü…

daha diğer hikayemiz “My Lovely Roommate“i bitirememiş olsam da, bitirir bitirmez başlayacağım yenisine. blog dünyasına geç adım attığım için yavaş ilerliyorum. daha okuyacak bir sürü şey var.. çok hoş :)

işte böyle.. karmakarışık bir yazı oldu.. uyku sersemliğime verin artık :) bir de insan ortamlardan böyle uzak kalınca hemencecik yazmak istiyor olanları :) görüşmek üzere^^

“Mary stayed out all night” en çok beklenen dizi^^

Jang Geun Suk bebeğimin yeni bir dizi çekeceğini duyduğum günden itibaren adeta günleri saydım denebilir. bunca zamandır hiçbir diziyi bu kadar beklememiştim. büyük bir Jang Geun Suk ve You are Beautiful hayranı olduğum için çok iyi bir haberdi bu benim için.. hele de uzun saçlı, tarz bir rockçı olacağını öğrendiğimde daha da heyecanlandım. eminim yine çok güzel bir dizi olacaktı bu da. ama.. partnerinin Moon GeunYoung olduğunu öğrendiğimde çok da sevindim denemez. bu kızdan pek hoşlanmıyorum, hatta en sevmediğim Koreli aktris denebilir kendisi için. bu antipatimin belirli bir sebebi yok. belki Cindrella Sister dizisinden dolayı soğumuş olabilirim kendisinden.. her neyse, olsun dedim Jang için izlenir, partneri farketmez benim için.. hele bir de ikinci adamın Kim Jae Wook olduğunu öğrendiğimde sevincim katlandı resmen. henüz Antique Bakery filmini yeni izlemiştim ve kendisine bayılmıştım. (şu an da Coffee Prince’ı izliyorum, kendisine hala bayılmaktayım:) ikisi bir arada harika olacak diyordum..

sonunda izledim diziyi.. izlemeyenler için konusundan kısaca bahsedeyim. bir üniversite öğrencisi olan Wi Mae Ri’yi -Moon GeunYoung- babası borçlarının ödenmesi karşılığında eski bir arkadaşının oğlu Byun Jung In -Kim Jae Wook- ile evlendirmek ister ve kağıt üzerinde evlendirir de. fakat tanımadığı biriyle evlenmek istemeyen  Mae Ri babasına bir kaza sonucu tanıştığı rockçı Kang Moo Kyul ile evlendiğini söyler ve sonuç olarak bu iki çocukla da bir süre evliymiş gibi yaşayarak aralarında bir seçim yapmak zorunda kalır..

konu her ne kadar klişe olsa da çok güzel işlenmiş. ben diziyi çok beğendim. Jang Geun Suk faktörü diziyi ne olursa olsun izlenebilir kılmış olsa da dizi de güzeldi gerçekten. dizideki hoşlanmadığım karakterler ise  Mae Ri ve Jung In oldu. bir türlü Mae Ri ve Moo Kyul’un sevgili olduğuna kendimi inandıramadım, ikisini yakıştıramadım hiçbir şekilde. Moo Kyul acayip yakışıklı, havalı, kızlar etrafında pervane falan.. Mae Ri ise silik, hiçbir çekiciliği olmayan adeta bir ortaokul öğrencisi.. 14 yaşından büyük göstermiyor. saçları bir felaket, benim saçlarım ancak banyodan çıkıp saçlarımı kuruttuğumda o hale gelebiliyor, bir kez olsun fön çekmedi saçına. artı kahküllerinin uzunluğundan yüzünü göremedim bir türlü. oysa Cindrella Sister’da kendisini çok beğenmiştim. hele ilk bölümlerdeki uzun saçlı halleri bir harikaydı. kısaca ikisi yanyana hiç ama hiç hoş bir görüntü ortaya koyamadılar. bu yüzden aşklarına da bir türlü inanamadım,  bunun bir dizi olduğu hiç aklımdan çıkamadı izlerken..

Jung In’e gelirsek, ne kadar büyük umutlarım vardı benim dizi başlamadan önce.. Antique Bakery’nin tatlı pastacısı Sun Woo’ma tekrar kavuşacaktım. öyle olmadı. feci bir karakterle karşıma çıktı kendisi. ilk bölümlerde acayip donuktu. hiçbir etkisi yoktu diziye. sonra esas kızdan hoşlanır gibi olsa da yine donukluğunu kaybedemedi ve o şekilde bitirdi diziyi. saçları da hiç hoş değildi, kendisi tam bir uzun saç insanı, saçlarını kestirince bütün havasını kaybetmiş.. malesef..

dizide ilgimi çekmiş olan karakterlerden biri de Mae Ri’nin babası oldu. ilk defa böyle bir Koreli ile karşılaştım. kendisi kesinlikle Türk olarak doğmalıymış, yanlış memlekette yaşıyor bence:) neden mi? ilk bölümde Moo Kyul’u görünce ” bu uzun saçlar da ne, kız mısın erkek misin” dediğinde gülme krizine girmiştim. adam Koreli erkeklerin kız güzelliğinde olmasına, kızlara benzer saçlarının olmasına falan alışamamış hala yazık:) bir bölümde de Moo Kyul’un annesinin kısa eteğine şöyle bir yorum yapmıştı: “şu giydiğin eteğe bak, boyun kadar oğlun var utanmıyor musun?” Kore’deki kadınları yaşlarının olmadığını, her yaşta istedikleri gibi giyinebildiklerini de bilmiyor sanki:) ve üstüne üstük bu adam Kore’deki nadir şişman erkekten birisi.. ee daha ne olsun?:)

dizinin en güzel yanı da bol şarkısının olması ve bu şarkıların çoğunu Jang’ın söylemesi:) başka bir şey istesem olacakmış yani.. bu çocuk her dizisinde filminde şarkıcı olsa, o kadife sesiyle şarkılar söylese heep:) özellikle “hello hello” ya bayıldım. bu şarkının dizinin son bölümlerinde ortaya çıkması ise yazık olmuş. main ost olacak kadar güzel.. yalnız ost konusunda çok ilginç bir şeyle karşılaştım dizide. dizinin “she is mine” adlı şarkısını ben 16 bölüm boyunca Jang söylüyor sandım ama “Sweet Sorrow” adlı bir grup söylüyormuş. özellikle şarkının nakarat kısmını söyleyen çocuğu çok merak ettim, inanılmaz bir şey, iki insanın sesi birbirine ancak bu kadar benzeyebilir.. şarkıyı buradan dinleyebilirsiniz:

diziyi izledikten sonra bu şarkıyı başkasının söylemiş olduğunu öğrenince şoka girmiştim “hatta olamaz böyle bir şey yanlış yazıyor burada” demiştim:) -ki bahsettiğim yer de youtube:)- ama doğruymuş.. bu grubun birkaç şarkısını daha dinlemeliyim sanırım, ancak öyle ikna olacağım..

yukarıda görmekte olduğunuz kısım ise kesinlikle dizinin en komik sahnesi.. burada Mae Ri ve Moo Kyul zorunlu kelepçeleniyorlar ve Moo Kyul aynı gün bir barda iş bulabilmek için sahnede şarkı söylemek zorunda kalıyor. Mae Ri de bar sahibinin tuhaf bakışları karşısında Moo Kyul’un yanında dansetmek zorunda kalıyor, ama ne dans:) feci komikti kısacası.. kısa süreliğine ısındım kendisine bu sahneden sonra:)

şu gülüşe bakın ya, bir insan ancak bu kadar güzel gülebilir.. her neyse nerde kalmıştım, 14. bölümde Moo Kyul’un sahnede “hello hello”yu canlı olarak söylemesi de bir harikaydı. sanki sahnlerde şarkı söylemek için yaratılmış, bir insana şarkı söylemek bu kadar mı yakışır Allahımmm! hareketleri, kıyafetleri falan yıkılıyordu adeta, 10 numaraydı her zamanki gibi.. işte o performans:

bu diziyi 15. bölüme kadar büyük bir keyifle izledim. çünkü diğer dizilerdeki gibi çok fazla entrika yoktu, tam bir romantik komediydi, aşk dizisiydi kısacası. yanlız 15. bölümde tuhaf bir biçimde ikili ayrıldı ve sebepsiz yere karşı karşıya gelip konuşamadılar bile koca bölüm boyunca. hain senarist Jang’ın gülümseyeceği tek bir sahne bile yazmamış, çocuk adeta beton gibiydi. ama bu süreç yalnızca bir bölüm sürdü çok şükür, son bölümde yine yüzü gülebildi çocukcağızın:)

dizinin finaline gelirsek, sonunu çok fazla beğendiğim söylenemez aslında. en azından evlilikle bitmesini umardım. bu sonuçta bir dizi ve kendisini tamamlayıcı bir sonla bitmesi gerekliydi bence. yıl atladıktan sonra da hala sevgili olmaları ve Mae Ri’nin o yıllar zarfında defalarca ayrılıp barıştıklarını söylemesi olmadı bence. ancak dizilerde var olan böylesine imkansız, masalsı aşklara masalsı sonlar yakışır bence..

bu resmi de koyamadan edemedim. burada Moo Kyul Mae Ri’nin henüz yarısını örebilmiş olduğu eldivenleri takmış kızcağızı düşünmeye başlıyor ilk defa.. neyse, son olarak ben bu diziyi çok beğendim diyebilirim. sorunsuz, entrikasız rahat bir dizi izlemek isteyenler kaçırmamalı. bana da artık Jang’ın bir sonraki dizisini beklemek kaldı. o da ancak seneye dizi çeker sanırım, kendisi oldukça yavaş bu konuda.. neyse, sırada “You are My Pet” var. umarım o filmde de saçını kestirmez. bu kıvır kıvır saçlarını orada da görmek istiyorum ben!

neler izledim, neler yaptım?

“Neden Koreliler, ne var bu insanlarda” diye soruyor herkes. şimdi en azından Türkiye’de bir “Kore dalgası” var yayılmakta olan. 3-5 yıl önce herkes hepten uzaylı gibi bakıyordu “ben bayılıyorum onlara” deyince:) neyse ben nasıl başladım peki? çoook önceden Türkiye’de de yayınlanmış olan “winter sonata” dizisiyle başlamış olduğum söylenebilir. onları tanıdım sevdim falan filan işte.. sonra ise yine choi ji woo’nun – ki o var diye izlemiştim- “stairway to heaven” dizisini izledim ve izleme sürecim de epey sancılı olmuştu çünkü o günlerde bu dizileri İngilizce alt yazı ile bulmak bile imkansız gibi bir şeydi. şimdi her yer Türkçe altyazılı dizilerle dolu:) bu diziyi izledikten sonra günlerce etkisinden kurtulamadığımı hatırlarım. herkese de tavsiye ederim. gerçi bilmiyorum şimdi izlesem yine bu kadar severmiyim ama bende etkisi çok fazladır, yeri de çok farklıdır..

daha sonra da onlarca dizi izledim hepsini tek tek saymayayım şimdi, onlara ayrı sayfa açarım. bende en derin etkiyi bırakan, 3 kez izlediğim ve dördüncüyü de izlemeyi düşündüğüm dizi elbette ki misadır yani daha çok bilinen adıyla “i am sorry i love you”. günlerce etkisinden kurtulamamıştım ki hala bende etkileri kalmıştır. ne zaman yol kenarında mendil satan kimsesiz bir çocuk görsem, ne zaman bir hastanede genç bir hasta görsem aklıma hemen moo hyuk gelir.. o bir dizi değil hayatın ta kendisidir belki de..

kısaca ben Koreseverleri ikiye ayırırım, misayı izleyenler ve izlemeyenler.. ve her zaman şunu söylerim: her canlı ölmeden önce bir kez olsun onu izlemelidir…

beni kore dünyasına daha da bağlayan, çok ama çok sevdiğim bir diğer dizi de bof yani biricik f4ümüzü bizlere bağışlayan “boys over flowers” tır. defalarca izledim yine izlerim. gu jun pyo yu bu aralar feci özledim mesela artık çıkıp gelse bir yerlerden fena olmaz değil mi?:) her ne kadar playful kiss teki oyunculuğundan nefret etmiş olsam da kim hyun jung’u ve onun eşsiz gülümsemesini de bu dizide çok sevmiştim ne yalan söyleyeyim. son olarak küçük afet kim bum’da beni bağlamıştı resmen kendine.. aah ah böyle bir f4 göremedim hiç bir okulda malesef, dizilerde kaldı güzelim çocuklar:) bu dizide sevmediğim tek unsur ise itici hareketleri, gıcıklıkları ve hiç bir şeyi beğenmeyen prenses edalarıyla dizideki çocukları parmağında oynatan geum jan di oldu. hana yori dango daki o tatlı makino nun yerine nasıl bu kızı koymuşlar hala anlamadım. kesinlikle dizideki karakteri anlamında yanından bile geçemez bence.. neyse kısaca sevdim ben bu çocuklarııı:))

hmmm, düşünüyorum neler izledim diye çünkü o kadar çok şey vardı ki aklımda yazmadan önce.. buldumm, birçok bloger arkadaşımın kesinlikle sevmediği, benimse çok ama çok sevdiğim, bitince çok üzüldüğüm “bu dizi 20 bölüm olmalıydı” şeklinde isyan ettiğim güzel dizim “you are beautiful” da favoriler listemdedir her zaman.. zaten iflah olmaz bir jang geun suk hayranı olduğum için başlamadan aylarca önce beklemeye başlamıştım bu diziyi. beklediğime de değdi. konu biraz saçma, tutarsızlıklar çok ama karakterler, espriler konu o kadar hoş ki es geçiyor insan tüm olumsuzlukları. dünyanın en sorunlu insanı tae kyung birden sevgilisi olabiliyor insanın.. o ki deniz ürünü alerjisi, klostrofobi, kendisine dokundurmama, simetri takıntısı, gece körlüğü vb. bir sürü tuhaf rahatsızlığa sahip, ama en büyük hastalığı herkesin sadece kendisini sevmesini istemesi.. bunun için de her şeyi yapıyor zaten.. ilginç saç modelleriyle de bu tuhaflıklarına tuhaflık katıyor.. kısaca ben bu dizide harika bir oyunculuk gördüm jang geun suk’ta. mary stayed out all night dizisini de biter bitmez izlemiş olsam da bu dizi you are beautifuldaki güzelliği veremedi bana. olsun ben yine beklerim, ama kendisi çok bekletiyor insanı, yılda bir dizi ancak çekebiliyor ama ne yapalım.. sırada “you are my pet” filmi var. bekleyişe devam:)

bu anlattığım dizilerin arasında da onlarca dizi ve film  izledim ama onları aklıma geldikçe yazacağım. şimdi ise son gözdem “secret garden” dan bahsetmek istiyorum. şimdiden nasıl özledim ya resmen hyun bin de gitti bir tuhaf oldum.. neyse duygusala bağlamadan devam edeyim.. ben bu diziyi çook sevdim. tatlı kim ju won’u, bi tanecik oska’yı, yakışıklı çıtır tae sun’u.. hatta ju won un annesini bile o kadar yani anlayın.. korede insanlar o parlak mavi eşofmanla  geziyorlar şimdi sokaklarda ne güzel, burada da satılsa da alsak.. hatta oska çorapları da satılsa.. neyse imkansız şeyler işte.. bu kadar komik, sıcak, samimi bir dizi ancak 3-5 yılda bir çekilir bence.. ilk bölümlerdeki ruh değişimi sahnelerindeki o komediyi hiç bir yerde görmedim desem yeridir. katıla katıla güldüm yarıldım yıkıldım hatta:) hele ju won’un oska ona dokundukça ciyak ciyak bağırması, ra im yönetmene sorry deyince ju won’un şokla ve o tiz ötesi sesiyle ra im’e çıkışması.. tam bir komediydi.. henüz izlemeyen varsa kesinlikle kaçırmasın derim. son bölümlerdeki o duygusal sahneler ise abartılmadan, dozunda öyle güzel ayarlanmış ki insan tamam işte diyor dizi böyle olmalı.. neyse hyun bin çabuk gelsin de böyle hoş bir dizi daha çeksin diye umuyorum şimdilik..

şimdilik benden bu kadar. daha ilk postumda yoruldum resmen:) anlatacak çook şeyim var.. daha sonra ayrıntılı olarak yazacağım hepsini.. dersler ödevler beni bekliyor.. malesef..

Takip Et

Her yeni yazı için posta kutunuza gönderim alın.

Diğer 148 takipçiye katılın

%d blogcu bunu beğendi: