Blog Arşivleri

Doğum Günümüz Kutlu Olsun Lee Hong Gi-ssii!!!

 (*Alıntı: http://www.korea-fans.com)

İyi ki doğdun Hong Gi-ssiii!! Daha doğrusu iyi ki doğduk! Aramızda her ne kadar saat farkı olsa da şu an ikimiz de hala 2 Mart günündeyiz ve hala doğum günü çocuğuyuz değil mi ama :) Tabi senin evinin odaları hayranlarından gelen hediyelerle doludur, belki şu an hayranların için özel yaptığın doğum günü kutlamasındasındır ha :( Tabi her yıl Jong Hoon ile ikinizin doğumgünü birlikte yapılıyor, bir sene de ikimizinki birlikte yapılsa nolurduuu!!!

İsyeeeaaaan modundan çıkıp biraz daha neşeli şeylerden bahsedeyim yau :) Annelerimiz ne güzel bir zamanlamayla ikimizi aynı günde doğurmuş değil mi eheuehue :) Ortak özelliklerimiz çok mu diye merak etmiyor değilim işin aslına bakarsan. Gözüme çarpan birkaç tane var aslında.. Mesela ikimiz de balık burcu olmamız nedeniyle dışarıdan sessiz, sakin, ağır insanlar olarak biliniriz. Ama içimizdeki katrina kasırgasını çok geç fark eder insanlar. Hatta hiperaktif bir çocuk olduğumuzu anladıklarında “Yeter bi dur yerinde!” anlamındaki bakışlara maruz kalırız değil mi :)

İkimizde de boy kompleksi var maalesef.. Aah ah o gizli topuklu ayakkabılardan giyiyorsun diye az iftira atmadılar sana kuzum.. (Gerçekten giyiyor musun bazen ben de merak ediyorum aslında ama neyse kapatalım bu konuyu :) ) Vee bu sene ikimiz de gözlüklüyüzz!!! Tabii sen kısa pantolonlu günlerinden beri takıyorsun bu camları ama ben de sana yetiştim işte :) 0.75 ile başladım bu yola, arkandan emin adımlarla geliyorum :)

Tabi duygusal bi pıtır olman da her Mart ayı çocuğu gibi olmazsa olmazın.. Ben şarkılarını gerçekten yaşayarak söylediğine gönülden inanıyorum, tamam belki her seferinde aynı duyguyu dinleyicilerine veremeyebilirsin ama öyle zamanlar oluyor ki “Bu şarkıyı bu çocuk söylesin diye yazmışlar beee!!” diye haykırasım geliyor! Sen şarkı söylemek için doğmuşsun evlat bunu bil..

2011′de bana verdiğin güzel hediyeler için çooook teşekkürler kuzum. Hello Hello ve özellikle Heartache şarkıları ve Beautiful Journey Konser DVD‘si çok makbule geçti bee, öyle böyle değil :) Ama bu sene de tembellik yok, en az  4 mini albüm ve 2 konser DVD’si isterim ona göre! Doğum günümüz hatrına beni kırmazsın herhalde :)

Tekrar iyiki doğdun o zaman.. Saeng il chukhae uri Hong Gi-ssiiiii^^

Haremimin Gözdeleri^^

An itibariyle tatlı cadı Oh Yoon Joo tarafından mimlenmiş bulunmaktayım :) Hem de bayıldığımız bir konuda! Konumuz haremimizdeki oppalar.. Haremimizin kapılarını sonuna kadar açıp halka arz edeceğiz yani, ama.. 10 kişi kontenjanı var maalesef :( Bu kural iyi olmuş aslında, yoksa bu yazı sabaha kadar bitmezdi aman aman :) Hazırsanız başlıyoruz!

1- Jang Geun Suk

Bence bu çocukta kesinlikle şeytan tüyü var, yoksa o şekilden şekile soktuğu saçlarıyla, insanı deli edecek kadar feminen kıyafetleriyle bu kadar hayran olunmak akıl kârı değil :) Ama gerçek bu napalım, bir dizide ya da filmde sadece yoldan geçmesi bile konusuna bakmadan o filmi izlemem için yeterli.. Öyle bir fıstık işte Jang Geun Suk :)

Kuzuyla ilk Do Re Mi Fa Sol La Si Do‘da tanıştım ve pek de ilgimi çekmedi. Sonra Baby and Me‘de “Hımm iyi çocukmuş!” dedim. Ama You are Beautiful‘da kalbimi tamamen çalmayı başardı. Çünkü ne kadar yetenekli olduğunu da göstermiş oldu. “Bebek yüzlüyüm ama gıcık ukala birini de hakkıyla canlandırırım” dedi hepimize..

O zaman son olarak Fighting Asia Prince diyorum kendisine :)

2- Lee Min Hoo

Eminim her Kore severin ilk üçüne oynuyordur Lee Min Hoo, hatta çoğumuzu Kore sever yapan şahsiyettir kendisi.. Ama ne yapalım, insan hem yakışıklı, hem yetenekli, hem uzun, hem de kaslı olursa olacağı bu işte :)

Herkes gibi ben de Lee Min Ho ile Boys Over Flowers‘ta tanıştım ve bayıldım bittim.. O kıvırcık salata halleriyle bile insanı mest etmeyi başardı kuzu. Sonra Personal Taste‘de asıl afet olabilme potansiyelini ortaya koydu. O dizideki hallerini hala unutamıyorum :) Ve son olarak City Hunter‘da da yeteneğini konuşturdu, saçları her ne kadar hallyu olduğu için beni dellendirse de ona her şey yakışır diyor ödülünü takdim ediyorum :)

3- Jung Yong Hwa

Bu çocuğu ne kadar sevdiğimi hikayemi okuyanlar bilir, onun olduğu kısımları yazarken ipin ucunu kaçırıp kendi hissetiklerimi falan yazmaya başlıyorum çünkü :) Yong Hwa benim için her zaman mükemmel erkek olarak kalacak sanırım :)

You are Beautiful‘daki Kang Shin Woo karakterini herkes benim gibi çok sevmiştir eminim, sevilmemesi imkansız derecede nazik, iyi, yardımsever birini oynamıştı çünkü kendisi.. Orada tüm hayranlığı üzerine çekmeyi başardı.. Sonra Heartstrings‘te o etkiyi bırakamadı maalesef, donuk, sıradan bir karakterdi Lee Shin. Yine de Shin Woo’nun ve güzel sesinin hatrına haremimin gözdesisin Yong Hwa-ssi :)

4- Lee Hong Gi

Sıra geldi benim kadife sesli kuzumaa.. Başım ağrıdığında ağrı kesicim olduğu için, üzgün olduğumda sesiyle huzur bulduğum için, şarkılarını söylemekle yetinmeyip yaşadığı, dinleyenlerine de yaşattığı için seviyorum onu.. Sesine ve şarkıcılığına aşığım aslında.. Yoksa oppa olmak için çok fazla bir özelliğe sahip değil kendisi. Uzun değil, kaslı değil, dans etmiyor, soyunmuyor vs.. Ama insanın onu sevmesi için bir kez canlı performansını dinlemesi yeterli. Anlatmakla olmaz dinleyin diyorum sadece..

5- Lee Dong Wook

Daha dün Scent of a Woman‘ı izlediğim için pek de objektif şeyler yazamayacağım şu an sanırım :) Romantik, nazik, düşünceli oppa karakteri ancak bu kadar güzel yerine getirilebilir.. My Girl benim ilk romantik komedi dizimdi, orada kendisini ne kadar sevdiğimi söylememe gerek bile yok.. Ama SOAW’da ayrı bir havası vardı, başka yönlerden vurdu beni yani.. Ayrıca askerlik yaramış kuzuya, duş sahnesi mi böyle düşünmeme neden oldu bilmiyorum ama askerlik sonrası  daha bir hoş olmuş sanki :)

6- Bae Yong Joon

Ahh gece yarısı saati kurup yarı uykulu gözlerle izlediğim tek insandır kendisi. Winter Sonata’nın tatlı Min Hyung’u, o günlerde taktığım lakabıyla Koreli Kıvanç’ım benim :) Yerin ayrıdır, dolmaz da.. Ama neden dizi çekmiyorsun diye çemkirmek istiyorum sana!! Dream High’ın 4 bölümünde oynadın sonra yine ortadan kayboldun! Bence en acilinden uzuuun ve güzel bir diziyle dönüş yapman lazım.. İnsanlar ajusshi görsün yau :)

7- Kim Hyun Joong

Şu an çoğu kişi “Neden amaa?” der gözlerle bakıyor yazıya biliyorum ama ne yapayım elimde değil :( Çocuk gerçekten çook tatlı yaa, biraz çabalasa iyi bir oyuncu olma potansiyeli de var onda biliyorum. BOF’taki rolü zaten soğuk nevale anormal çocuk rolüydü, Playful Kiss’te de aynı saçma sapan bir karaktere büründü. Şöyle güzel bir romantik komedide durumu kurtaracağına inanıyorum ben.. Zaten pek bir sesi yok müzik piyasasında fazla dayanamaz. Umarım güzel bir diziyle sahalara döner de kaybettiği karizmasını kurtarır. Bu boya, posa, kasa yazık ama değil mi :)

8- Lee Seung Gi

Çoğu kişi My Girlfriend is a Gumiho‘da da sevmiştir kendisini ama benim için her zaman şımarık Hwan olarak kalacak bu kuzu. Oradaki karakterini o kadar sevmiştim ki hala adı geçtiğinde hemen oradaki halleri geliyor aklıma. Bir insanın yavaş yavaş nasıl dönüşebileceğini gösteren en güzel örneklerden biriydi kendisi.. O soğuk nevale kız için yaptıkları, gözyaşları falan ayy..

Bir de yanaklı bu çocuk yaa :) Daha ilk gördüğümde “Ayy tombiş yanaklı buu!!” demiştim, hala geyiği dönüyor onu her gördüğümüzde :) Tatlı, şirin oppa kategorisinde ilk sıralarda Lee Seung Gi :)

9- Kwon Sang Woo

Ahh ah evli mutlu çocuklu olsa da oppa kategorisinden asla çıkamayan güzel insan Kwon Sang Woo.. Gamzeleri yeter dedirtiyor insana her gördüğünde.. Hem yakışıklı hem yetenekli üstüne üstük.. Dizileri kadar filmleri de çok başarılı.. Üstelik de başkaları gibi tembellik yapmıyor, tüm dizilerini izleyemedim ben mesela, iyi çalışmış valla :) Onca filmini dizisini izledim ama benim o  için hala Stairway To Heaven‘ın Song Joo oppası.. Hep de öyle kalacak sanırım :)

10- So Ji Sub

Ahh Misa’mın Moo Hyuk ajusshisi, karakteriyle beni günlerce ağlatmayı başaran, oyunculuk konusunda sınır tanımayan, öyle ki karakterini oynamayan yaşayan ajusshim So Ji Sub.. Şu yazımda So Ji’nin üzerimdeki etkilerinden bahsetmiştim zaten başka bir şey söylememe yok bence.. Yalnızz.. Hep üzülen, acı çeken, fedakar ajusshi olması beni biraz isyan ettirdi. Yazık değil mi kuzuya yaa, bir kere de kötü adam olsun mesela, kendini beğenmiş topstar olsun! Iyy kendi söylediğime kendim inanamadım olmaz yaa ben onu böyle seviyorum, nasıl Takeshi hep romantik olmalı o da öyle işte.. Ji Sub-ssi aynen yola devam, fighting!!

Sıra geldi mimin paslanmasına..  The mim goes tooo Secret and Sevgili Günlük şak şak şak!!! Kolay gelsin bacılar, harem kuran elleriniz dert görmesin :)

 

 

Ft Island’dan Yeni Albüm: Grown Up..

Bloğa uğramaya uğramaya yolunu unutmuşum yaa bu ne tembellik :) Çok film izliyorum ama bi türlü yazmaya elim gitmiyor iyice üşengeç oldum çıktım.. Ama Ft Island’ın yeni albümünden bahsetmesem olmazdı şimdi.. O kadar abartmayayım dedim ve oturdum bilgisayar başına :)

Ft Island’ın 4. mini albümünün ismi “Grown Up“. Albüm 4 şarkıdan oluşuyor:

 1- Severely

2- Even Had a Lost Friend

3- I am a Foolish Person

4- Grown Man

5- We Hope Become Lovers 

Grup ilk kliplerini de Severely parçasına çekti. Dizi tadındaki uzun klibimiz için buyrunuz :)

Klibi beğendim ben. JYJ’nin daha birkaç ay önce yayınlamış olduğu “In Heaven” klibini anımsattı bana. Yönetmen o klipten esinlenmiş sanırım.. Hong Gi de dizi oyunculuğundan gelen tecrübesiyle döktürmüş, ağladığı sahneler falan güzeldi.. Ama Jae Jin’i göremedim  klipte, şarkıyı da sadece Hong Gi söylüyordu.. Jae Jin’in eksikliği her ne kadar hissedilse de Severely çok güzel şarkı..

Yalnızz.. Hong Gi kuzum o saç nedir yaa:/ Bu da mı gol değil diyeceğim o olacak şimdi! Yaa nerede tuhaf bi saç modeli var bu çocuk koşa koşa gidip onu yaptırıyor! Grubun diğer elemanları gayet normal saçlarla takılırken bizimki her seferinde kendisini aşıyor.. Neyse billur sesinin hatrına susuyorum, sana her şey yakışır diyor ve konuyu kapatıyorum :)

Albümü indirmek isteyenler şu linkten indirebilirler.. Kuzuyu canlı dinlemek isteyenlerse buyrunuz.. İyi eğlenceler^^

 

En Güzel Ft Island Klipleri..

Ft Island klipleri güzeldir sayın okurlar, dans etmedikleri ve enstrüman çaldıkları için daha teması olan ve daha derin klipler çeker grubumuz. Hele bazılarını anlamakta bile güçlük çekerim ben mesela, düşünün artık :) Her neyse, en sevdiğim Ft Island kliplerinden bahsetmek istiyorum bugün, hepsinin yeri ayrı benim için ama bazılarını ayrı seviyorum orası kesin :) Buyrunuz başlayalım;

1- GIRLS DON’T KNOW

Bu benim en sevdiğim klip olmasına rağmen çekilip de yayınlanamayanlardan :( . Sebebini ben de bilmiyorum ama Won Bin gittiği için olabilir diye düşünüyorum.. Bu klibin en sevdiğim yanı tabii ki başta Hong Gi’yi odağa almış olması, bir de tüm üyelerin yüzünü net bir şekilde görebilmemdir. Bazı klipler var ki bir karmaşa bir keşmekeş, kimseyi göremeden klip bitiyor.. Bu klip öyle değil ama, özellikle kızların aşkı bilmemesinden dert yanan yanık sesli solistimiz tatlı kıyafetleri, mükemmel saçlarıyla hep odakta, şahane :) Bu arada Hong Gi’nin bu klipteki saçları gerçekten ne kadar güzeldi, bundan iyisini ben henüz göremedim, yaşına uygun ne hoş bir model değil mi? Kuzunun klibin sonunda bariz bir şekilde görebildiğimiz lenslerine de dikkat çekmek istiyorum, güzel güzel :)

2- HELLO HELLO

Bu klibi o kadar çok izledim ki sanırım her karesini ezbere biliyor olabilirim :) Hong Gi’nin adamakıllı giyindiği, saçlarını adamakıllı bir modele soktuğu hallerini seviyorum ya, bu klip de bu yüzden favorilerimden :) Jae Jin faciası dışında herkes pek bir tatlı.. Yalnızz.. Bu kliple ilgili aklıma takılan bir soruyu sizlerle paylaşmadan edemeyeceğim. Bu klipte Hong Gi ölüyor mu sayın okurlar? Arkadaşlarını kurtarmak için binaya dalıyor, dumanlar içinde kalıyor, sonra uyanıyor şarkı söylüyorlar falan, en sonunda binadan çıkmıyor, ama klibin bitiş sahnesinde yine o binanın önünden geçiyor.. Ay film gibi anlattım ha :) Neyse bu konuda beni aydınlatanlar olursa sevinirim :)

3- LOVE LOVE LOVE

Evet sayın okurlar lütfen şoka girmeyelim, bu çocuk da Hong Gi maalesef o_O.  O peruğu andıran saçları da peruk değil bizzat gerçek:/ Neyse bu peruk faciası çok şükür kısa sürdü ve Hong Gi kankası Hee Chul’a verdiği sözü tutup saçlarını kestirdi. Gerçi hayranları da çok tepki vermişti bu korkunç imaja, ama tepki verilmeyecek gibi değil ki!! :)

Ama şarkı da klip de çok güzel.. Birbirine kavuşamayan iki kuklamız var bu klipte. Garip semboller göze çarpıyor, gözyaşı yerine dökülen fermuar başlıkları mesela.. Sonra klibin çekildiği acayip mekan, o ışıklar falan. Her şey çok gizemli ve ilgi çekici. Kısaca Hong Gi’ye rağmen sevdim bu klibi de :)

4- LOVESICK

Aah ilk göz ağrımı da es geçemem tabii ki.. Lovesick benim ilk Ft Island şarkım ve klibim aynı zamanda.. Hong Gi’yi buradaki uzun saçlı bebe haliyle tanımıştım ilk kez. Hepsi öyle küçük öyle tatlı ki.. Ah bir de Won Bin var tabii.. Onun olduğu her klip daha özel benim için..

Bu klibimizde de aşk acısı çeken çiftler gösteriliyor tek tek. Aralarda da bir ormanda ve kafe gibi bir yerde şarkı söyleyip çalmaya çalışan çocukları görüyoruz.. Hong Gi yine iki büklüm söylüyor şarkısını, ağzına sağlık çocuk..

5- AFTER LOVE

Ayrılık şarkısı dendiğinde ilk akla gelen Ft Island şarkılarındandır After Love. Klibi de en az şarkı kadar duygusal, grubumuzun 5 üyesi de terk ediliyor başta Hong Gi olmak üzere. Daha klibin ilk dakikalarında çimenlerde bir kız tarafından terk edilen Hong Gi en yanık sesiyle söylüyor şarkıyı. Yazık ama :)

Ayrıca Hong Gi’nin “Ben artık büyüdüm” dediği bir klip “After Love”. Uzun saçlı, sevimli çocuk imajından sonra yırtık kotlar, siyah ojeler, kısa siyah saçlar falan imajını bayağı değiştirmiş o dönemde. Bence güzel olmuştu, hatta keşke yine o saç modeline dönse..

6- THUNDER/ONLY ONE PERSON

Bu da Ft Island’ın dizi gibi çektiği kliplerden. Al çekirdeğini otur izle o kadar yani :) Henüz ergen bir lise öğrencisi olan Hong Gi barda tanıştığı bir kızla danseder, öpüşür falan filan.. Ama sonraki gün derse ilk kez gelen öğretmenin o kız olduğunu anlayınca çok şaşırır :) Tabi kız da.. “Aşkın yaşı olmaz” diyen çiftimiz yine de takılmaya devam ederler. Ama sonunda birileri (Hong Gi’nin düşmanı bir çete elemanıydı sanırım) bunları okul yönetimine şikayet eder.. Ve klibimiz kötü biter :(

Thunder bence Ft Island’ın en sevimli klibi. Bu klibin devamı da vardır, ismi de “Man’s First Love Follows Him To The Grave”. Onda da Hong Gi barda öğretmeni yerine başka bir kızla takılır kaderi değişir falan.. Ama onu çok sevmedim ben. Burada çok masum, çok sevimli.. Çekirdekleri temin ettiyseniz buyrun izleyin derim :)

7- FT ISLAND

Grubun 2. klibi Ft Island. Adından da belli olduğu gibi tatlı mı tatlı bir tanıtım şarkısı. Bütün klip bir ormanda geçiyor. Hepsinin gerçekten minnacık olduğu bir klip. Hong Gi zaten bir damla, Won Bin deseniz ondan hallice, diğer elemanlar ayrı çömezler :) O sempatik hallerini özlüyorum bazen.. Toplu saçları, sempatik kıyafetleriyle Hong Gi’nin bugünlerdeki tuhaf imajından eser yok. Neyse bu da geçecek diyorum, bir insan hayatı boyunca böyle berbat bir imaj benimseyemez nayırr :)

8- THE ONE

İngilizce özürlü Hong Gi ile diğer elemanların birlikte söylediği çok güzel bir şarkı “The One”. Ama ben bu şarkıyı ne zaman dinlesem kötü olurum, Won Bin’in dahil olduğu son kliptir bu çünkü, ve de birlikte söyledikleri son şarkıları :( Hatta vedalarını bile bu şarkıyla yapmışlardı :(

Neyse bahsettiğim bu hüznün tam tersine çok eğlenceli bir klip bu. Klipte Jae Jin’in doğum günü var ve elemanlar neşeyle kutlama yapıyorlar. Klibin afetini de Won Bin olarak seçiyorum. Sen ne tatlı şeysin ya, gözlüklerine kurban :) Aklımda hep bu klipteki neşeli halleriyle, o cool güneş gözlükleriyle kaldı bu çocuk. Yeni tarzı da çok hoş ama, beğeniyorum ben. Bir de Hong Gi’ye öğretse azıcık giyinmeyi nolurduu :)

Şimdilik bu kadar. Belki bu yazının bir “Part II”sini de yapabilirim ama göz bebeklerim bunlar.. Hepinize iyi seyirler^^

Memory in Ft Island ve Heartache Etkisi..

Yurt dışı etkinliklerine biraz olsun ara verip Kore’deki hayranlarının gönlünü almak isteyen grubumuz mini bir albümle dönüş yaptılar sonunda. (Türkiye’deki bu zavallı hayranları da Korece albüm aşıyla yanıp tutuşuyordu ama neyse, benim de gönlümü aldılar işte ben öyle farz ediyorum :) ) Gerçi yıllardır göremediğim için tam albüm özlemiyle gün sayıyordum ama bu da bir şey :) 4 ayda bir böyle bir albüm gelsin ben razıyım, halimden memnunum kısacası :)

Bu albüm diğerlerinden farklı, sadece cover parçalardan oluşuyor. Ben hep diyordum şarkıların bir de Hong Gi versiyonu olmalı diye sesimi duydular sonunda :) 80′lerin, 90′ların şarkıları yeniden yorumlanmış, çok da güzel olmuş, Hong Gi ve Jae Jin harika iş çıkarmışlar yine, tüm şarkıları tükettim şimdiden.. Ama ama.. Bir Heartache var ki of of beni benden aldı kısaca..

1- HEARTACHE

Böyle güzel, böyle duygusal bir parça olamaz, dinlediğim an vuruldum, sadece gitar ve Hong Gi’nin sesi.. Gözlerini kapatıp saatlerce dinleyebilir bu şarkıyı insan.. Bir de şarkının 2. kısmında Hong Gi’nin söylediği kısımları Jae Jin’in söylesi çok güzel olmuş, çocuğun sesi duygusal şarkı söylemeye meyilli zaten, olmuş kısaca bu iş :) Haftalardır defalarca dinleye dinleye şarkıyı tükettim diyebilirim, hikayemin yeni bölümünde de kullandım, daha da çok yerde kullanılır, o potansiyel var bu şarkıda :)

Kısaca albümdeki favorim Heartache‘dir.. Bu şarkıyı bize armağan ettiği için bizim minik oğlana teşekkür edip sıradaki şarkıya geçebilirim. Bu arada şarkının aslını da merak ettim ve üşenmeyip buldum.. Aslı da güzelmiş bence, ben sevdim.. Buyrunuz efendim :)

Heartache 1995 versiyonu:

 

2- LIKE THE BIRDS

Like the Birds çıkış parçamız. Klibini daha albüm çıkmadan önce çok merak etmiştim. Hani şu klipteki jipin sahibiyle ilgili haberler falan çıkmıştı. Ben klibin senaryosu değişir demiştim ama değişmemiş, yine jip vardı klipte ve yine 5 genç jipin tepesindelerdi. Onları gördükçe gülmekten kendimi alamadım, hala da alamıyorum. Neyse bu kadar dedikodu yeter, klip gayet güzel olmuş, Hong Gi kahküllü saçlarıyla iyiydi, fena değildi yani. (Bu arada hallyu star saçından sonra kahküllü saç modası mı baş gösterdi Kore’de, Jang Geun Suk da benzer saç modeliyle karşıma çıkıyor her yerde. Fena model değil ama bence erkeklere o kadar da gitmiyor..)

Neyse, klibin felaketi ödülünü Jae Jin yine kimseye kaptırmıyor sağ olsun. O saçlar, Rabbim!!! Yorum bile yapamıyorum, yorum sizin sayın okur :)

Şarkı da güzel, tam Ft Island tarzı bir cover olmuş, I Hope, Hello Hello tarzına yakın bir şarkıya dönüşmüş Like the Birds. Bu şarkının da orijinali nasıldı efendim çok merak ettim diyeniniz varsa buyrunuz :)

Like the Birds 1988 versiyonu:

Diğer 3 şarkı da yavaş şarkılardan oluşuyor, albüm slow ağırlıklı olmuş bu sefer. Ama ben Hong Gi’nin sesini yavaş şarkılarda daha çok sevdiğim için bana göre hiç sorun yok :) Bir de Jae Jin işin içine girince şahane şarkılar çıkmış ortaya, buyrunuz efendim, kulaklarımızın pası silinsin :)

3- EVEN YOU TEARS

4- NOT A TRUE GOODBYE

5- THAT PERSON IN SHINSADONG

Not a True Goodbye da favorilerimden.. Memory in Ft Island‘ı dinleyin dinletin diyorum son olarak, hatta sadece ben demiyorum Yong Hwa da öyle diyor, onu kırmak olmaz şimdi değil mi ama :)

 

Noriko Goes To Seoul: 90 Dakikalık Mini Drama^^

Yine bir Hong Gi ve mini dizisi yazısı ile karşınızdayım sayın okuyucular :) Dizinin yayınlanacağı haberini şu yazımda haber vermiştim. Choseok Bayramı süresince yayınlandı NGTS. Toplamda 90 dakikacık olduğu için de tarafımdan bir çırpıda izleniverdi :) Minik, sempatik tam Hong Gi’den beklediğim gibi bir dizi olmuş, bir buçuk saat eğlenip Hong Gi’nin çıplak sesinden birkaç şarkı dinlemek için birebir :)

Dizimizin konusundan bahsedelim önce, Mori Noriko kocası ve liseye giden kızıyla birlikte yaşayan bir ev kadınıdır. Akciğerinde tümör vardır fakat o bunu ailesinden gizlemektedir. Bunların dışında kendisi ünlü şarkıcı Kim Hyun Jae’nin çok büyük bir hayranıdır. Kızı Miyuki ise okulda yaşadığı sorunlar yüzünden zor günler geçirmekte, annesi bu duruma çok üzülmektedir. Bir gün kızıyla konuşmaya çalışan kadın aldığı cevapla yıkılır: “Ben de senin gibi evde dizi izleyip ünlü şarkıcıları takip edeceğim..” demiştir kız. Noriko kızına aslında öyle bir kadın olmadığını, insanın isterse her şeyi başarabileceğini göstermek için bavulunu toplar ve Kore’ye, müzik yarışması elemelerine doğru yol alır.. Tabi Korecesi çok kötüdür ve sesi de yeterince iyi değildir, fakat kadının azmini gören jüri ona bir şans tanır.. Bir dahaki elemelere kadar çok çalışması gereken Noriko adaylar arasında muhteşem sesi olan küçük bir çocukla tanışır ve ondan kendisine ders vermesini ister. Bakalım Min Ha bu teklifi kabul edecek mi ve Noriko o günden sonra neler yaşayacak?

Bu kadar uzak yorum yeter, şimdi sıra geldi sıcak yorumlarıma :) Dizide gözüme neler takıldı onlardan bahsedeyim, yalnız SPOILER!!! diyorum, uyarmadan geçmiyorum :)

!!SPOILER!!

Öncelikle Hong Gi’nin oyunculuğundan bahsedeyim birazcık, Muscle Girl‘de çok saf, iyi bir çocukcağızı oynuyordu, burada ise anne babasını kaybettikten sonra sorunlar yaşayan, hala ergenlikten çıkamamış, umudunu kaybetmek üzere olan bir genci canlandırdı. Ben oyunculuğunu beğendim aslında, tatlı sempatik çocuk yerine farklı kimliklerle kamera karşısına geçmesinden yanayım zaten, bence daha da değişik roller seçmeli kendine bundan sonra da :)

Noriko adlı hatun kişi ise gerçekten sempatik bir kadındı, ben kendisini sevdim. Masum yüzü, hüzünlü halleriyle insan kendini sevdiriyordu. Tarzını da çok sevdim, kadın yaşını falan da kesinlikle göstermiyor, aah bu Japon kadınların yaşlanmaması sorunsalı ne acayip şey :)

Min Ha ile Noriko arasındaki anne-oğul ilişkisi çok güzeldi. Anne babası olmadığı için çevresi tarafından aşağılanan Min Ha ‘nın koruyucusu oldu Noriko. Bir sahnede, Min Ha ile kavga eden bir çocuk annesini getirmişti şikayete, ay ne güldüm bu sahnede de. Koskoca insan kavga edip de annesini çağırır mi hiç? Ben 5 yaşındayken falan anneme şikayet ederdim “Şu bana vurdu ühühü” diye :) Neyse işte şikayete gelen kadın saydırıyor Min Ha’ya, işte benim oğlum çok değerli de sen kimsin de falan.. Tabi Noriko sonunda dayanamıyor ve patlıyor: “Bizim Min Ha’mız da çok değerli bir evlattır tamam mı???” Min Ha bile kadının böyle çığlıklarla kendisini savunmasına çok şaşırmıştı: “Bu sesini şarkı söylerken de kullansana ya..” demişti gülümseyerek :) Bu günden sonra ikilinin ilişkisi değişik bir sürece giriyor zaten :) Kadının kanser olduğunu öğrendiğinde Min Ha’nın başında ağladığı sahne de çok güzeldi. Kadının Hyun Jae yüzünden Kore’ye geldiğini sandığı için: “Hyun Chan çok mu önemli, evine gidip ameliyat olsana!” diye azarlıyordu onu.. Onun Hyun Chan’ı kıskanması da ayrı bir komediydi zaten :)

Son sahnede Hyun Jae’nin jüride olmadığını öğrenip üzülüyordu Noriko, tabi bizim kıskanç Min Ha da bozuluyor buna.

-Hocan burada ya, Kim Hyun Jae’ye ihtiyacın mı var?

-Evet..

-Hey hey! Senin için şarkı yazdım, yorulmak nedir bilmeden sana müzik dersleri verdim, seninle kıyafet almaya gittim, seni hastaneye götürdüm ve sen hala Hyun Jae’yi bana tercih ediyorsun öyle mi?

Bu diyalog çok komikti, ikisi de güldü zaten bu sözlerin üzerine.. Kadın ne yapsın idolünü seviyor işte, Japonya’da bir fan kulüpleri bile var, kadınlar oturup Korece çalışıyorlardı :) Yalnız Noriko Koreli ünlüleri bayağı seviyordu, alışveriş yaparken billboardda Jang Geun Suk’u görüp: “Geun Chaaan!!” diye bağırarak koştuğu sahnede çok gülmüştüm ben :)

Bu kadar Noriko yeter, Min Ha’dan bahsedeyim biraz da, bi kere böylesine güzel sesi olan bir çocuğun sırf şarkı sözünü unuttuğu için yarışmadan elenmesi çok saçmaydı, bir anlık unutkanlıkla böyle bir yetenek çöpe atılır mı hiç? Neyse böylesi iyi oldu aslında, böylece bizimki Island (bildiğimiz Ft Island) grubunun solisti oldu, sonunda da albümleri gösterildi teker teker, Beautiful Journey, Return.. Çok güzellerdi :) Tabi her şey Noriko sayesinde oldu, yoksa bizim oğlan fabrikada çalışmaya karar vermişti bile :)

Dizinin sonunu sevdim ben, Min Ha’nın havalı leopar idol kıyafetleri içinde Noriko’yu ziyaret etmesi güzeldi, bizimki tamamen Hong Gi olmuştu, tuhaf tarzı, küpeleri falan :) Son sahnedeki diyaloglarını da çok sevdim:

-Daha da yakışıklı olmuşsun hocam, ama hala Hyun Chan kadar değil..

“Hyun Chan? Sen hala Hyun Chan’ı mı sayıklıyorsun? Bugünlerde yükselen trend Min Chan oysa ki :)

Ve Hong Gi’nin buradaki ifadeleri, oy oy oy :) Sevimli şey :)

Yalnızz.. Bir kere sarılırdı insan sonunda yahu.. Bu Uzak doğu insanının uzaklığı çok fena, biz Akdenizliler onları asla anlayamayacağız :)

Benden bu kadar.. Son olarak Hong Gi’nin elemelerde gitarıyla söylediği iki minik şarkıyla bitireceğim yazımı.. Biri I am Happy diğeri Don Quixote Song. İnsan biraz daha söylerdi be çocuk, bunlar yetmedi bilesin, diğer dizi ve filmlerde uzuuun uzun OST’lar bekliyoruz senden ona göre :) Haydi herkese iyi dinlemeler :)

 

Ft Island 2010 Beautiful Journey Konseri: Sonunda Kavuştuk^^

Gerçekten sevinçten ağlayabilirim! Aylar önce bu konserin fancam görüntülerini izlemiş ve dudaklarımı büküp: “Bu konserin DVD’si çıkar mı ki? Yok yok çıkmaz ya, hem çıkarsa da ne zamana çıkar, internete düşer ohooo :( ” diye yakınmıştım. Boru değil 21 şarkılık dev bir konserdi bu, hem de sevdiğim tüm şarkıları söylemişti Hong Gi.. Başka yerde bulunması imkansız, kenarda köşede kalmış muhteşem şarkıları da dahil olmak üzere her şey vardı bu konserde.. Vee diğer birkaç konserle beraber bu konserin de DVD’sinin çıktığını geçen akşam öğrendim. Beni en çok sevindiren Beautiful Journey’in DVD’si oldu elbette, bu konser gerçekten muhteşem, hatta 2007 yılından beri çıktıkları en iyi konser diyebilirim..

Konserden önce üyelerin dedikodusunu yapalım biraz değil mi? :) Öncelikle elbette Hong Gi.. Şükürler olsun seni bir konserde doğru dürüst bir saç ve kıyafetle görebildim! Hatta inanılmaz ama bu konserin yıldızıydın bence :) Abartmıyorum o dağınık, hafif uzamış kahverengi saçları, deri ceketi, her zamanki gibi kuru kafalı atleti ve koyu mavi lensleriyle bu konserin yıldızı olma hakkını kazandı Hong Gi..

Lider Jong Hoon her zamanki gibi çok hoş görünüyordu, bu çocuk işi biliyor kısacası.. Jae Jin ise kısa saçlarıyla fena değildi diyebilirim, yani şu anki o korkunç sarı saçlarına göre mükemmel gerçi ama kendisine uzun kahverengi saçın yakıştığını fark etmeli artık bence.. Min Hwan gri mi desem ne desem bilemediğim o değişik saçlarıyla arada dikkatimi çekmeyi başardı.. Yeni üye ise (yalnız çocuk geleli 3 sene oldu hala yeni üye diyorum ben :) ) fazla gözüme batmadı diyeyim sadece, hala birbirimize alışmaya çalışıyoruz..

Gelelim konserimizee.. Öncelikle bayıldığım, ekran karşısında eridiğim  performanslardan  bahsedeyim, ki tüm performansları o kadar güzeldi ki seçim yapmak çok zor.. Amaa Revolution, Bad Woman, Love Love Love, I Believe Myself, Raining beni benden alanlardı kısacası. Revolution ve Love Love Love‘ı zaten müzik programları haricinde canlı dinleme fırsatı bulamamıştım, burada dinledim ve daha da çok sevdim.. Hong Gi bu seninki nasıl bir sestir böyle, senin sesinle birlikte şarkılar nasıl böyle değişip bambaşka bir havaya bürünebiliyorlar.. Bir gün karşılaşırsak soracağım ama hazırla kendini :)

Revolution

Love Love Love

Yukarıda da dediğim gibi bu konserde sadece MP3′ünü dinleyebildiğim birçok şarkının canlı performansını izleyebildim sonunda. Mesela Don Quixote’s Song, Revolution, Love Must Have Come, Calluses Being Stuck ve Brand New Days gibi şarkıların çoğunluğu bu konserde ilk defa canlı söylendi. Zaten her zaman söylerim: Hong Gi canlı dinlenir, kayıtlar onun sesini aktarabilme kapasitesine kesinlikle sahip değil :)

Don Quixote’s Song

Brand New Days

Vee kanayan yaramdan da bahsetmeden olmaz şimdi.. Won Bin’siz bir konser daha diyeyim siz anlayın. Hele Won Bin’den dinlediğim ve sevdiğim şarkıların Seung Hyun tarafından söylenmesi çok sinir bozucu oldu benim için. Gerçi hakkını yemeyeyim Seung Hyun kendini çok geliştirmiş, ilk geldiği günlerde sesi bile çıkmıyordu, bu konserde tüm şarkıları hakkıyla söyledi ama.. Amaa.. I am Happy, Primadonna, Lovesick ve Train şarkılarında Seung Hun’un sesini duyunca hala irkiliyorum maalesef, daha alışamadım Won Bin’in eksikliğine.. Neyse yine de indirdim onun bulunduğu performansları da, bu benim için büyük bir ilerleme :) Dediğim gibi bayağı geliştirmiş sesini..

Bu konserde de Jae Jin’in ağırlığını hissettik bol bol.. Her şarkıda kendini gösterdi, ki iyi ki gösterdi diyorum. Mükemmel bir sesi var, hatta bir solo albüm çıkarmalı bence.. Ama ben Hong Gi ile ikisini dinlemeye çok alıştım, tek başına nasıl olur bilemiyorum da :)Revolution, I Believe Myself, Raining, Brand New Days ve Flower Rock onun şahane sesiyle renklendiği şarkılardı konserde. Jae Jin umarım gelecek albümlerde de böyle aktif olarak katılır şarkılara, gitarı kadar güzel sesi çünkü, hatta çok daha güzel..

Yalnız bu şahane konserde Hello Hello ve So Todayi dinleyememek üzdü beni, malum daha bu albümler çıkmamıştı o günlerde. Neyse bir dahaki konserlerine artık.. Bu iki şarkıyı da canlı dinlemek için sabırsızlanıyorum :)

Kısaca anlatacaklarım bunlar.. Hong Gi’yi canlı dinlemek isteyenler için bu konserler mükemmel bir fırsat, onu dinleyin sesini hissedin diyorum sadece.. Ft Island gerçekten müzik yapan gruplardan çünkü.. Sahnede kıçını başını sallayıp dans etmekten başka bir şey yapmayan, kaslı vücutlarıyla şov yapmaktan öteye gidemeyen gruplar gibi değil.. Tek dertleri iyi müzik yapmak ve bunu başarıyorlar da.. Konserin tamamını izlemek isteyenler şu kanaldan izleyebilirler. Yazımı bu konserin en iyi performansı seçtiğim Bad Woman ile bitiriyorum. Herkese iyi dinlemeler :)

Yine Yeni Haberler^^

Uzun zamandır güncelleyemiyorum bloğu, hatta dizi bile izleyemiyorum bugünlerde. Sebebi nedir diye düşünüyorum.. Öncelikle tatile gittim, geldim. Sonraa, hikayemi yazıyorum ve hikaye yazmak gerçekten de emek isteyen zor bir işmiş. Bugüne kadar hep kendi hikayelerimi yazıp kendime sakladığım için rahattım ama yayınlamak kasıyor biraz :) Neyse işte iş güç tembellik derken günler çok hızlı geçiyor.. Ben kısa bir özet geçeyim en iyisi. Öncelikle pazartesi günü geleneksel blog buluşmalarımızdan birini daha gerçekleştirdik. Bu defa buluşma yazısı yazma görevini Hayal üstlendiği için detayları ondan alınız :) Yalnızz.. Lee‘nin bir sürprizi oldu bu buluşmada.. Soyut Sevgi hikayesi ile kazanmış olduğu SS501 Destination albümünü bana ve kardeşime hediye etti :) Kendisine tekrar teşekkür ediyorum buradan, kamsahamnida çinguu!! Çok mutlu ettin bizi :)

Pekii başka neler oldu? Ft Island’ın Hall Tour ve Beautiful Journey konserlerinin DVD’leri çıktı!!! Aylardır yeni bir konser DVD’si çıksın diye taklalar atan ben rahatladım sonunda, detayları sonra yazacağım :) Sonraa, Güney Kore’de Chuseok Bayramı sona erdi ve Noriko Goes to Seoul dizisi de yayınlandı bayram süresinde. Special drama dendiğinde bu kadar kısa süreceğini düşünmemiştim, 90 dakika biraz fazla special oldu benim için ama neyse.. Minicik dizimizin minicik fragmanı da yayınlandı:

Hong Gi’nin saçlarının önündeki o kocaman kahkülünü pek sevmedim açıkçası ama iyi yine de saçları, yani daha kötülerini de gördüm :) Noriko adlı Japon ablamızsa 1964 doğumlu, bayağı bayağı Hong Gi’nin annesi yaşında.. Kısaca aşk hikayesi izleyemeyeceğimiz bence tescillendi, yani öyledir herhalde değil mi? :)

Hong Gi dizide en sevdiğim şarkılarında biri olan  Don Quixote’s Song‘un başından 40 saniyecik bir şey söylemiş. Sesi enstrümansız yine harika elbette..

 

Dizinin alt yazıları henüz yok :( Neyse bekleyelim bakalım.. Zaten kısacık bi şey değil mi ama :)

Heartstrings: Yong Hwa aşkına^^

“Heartstrings”, “You Have Fallen For Me” ya da “Festival”.. Dizinin o kadar çok adı var ki hangisini yazacağını şaşırıyor insan, ama Heartstrings adını sevdim ben.. Bloğumu takip edenler bilir çok uzun zamandır bekliyordum bu diziyi, Yong Hwa’nın yeni bir dizide oynayacağını duyduğumda gerçekten çok sevinmiştim çünkü kendisi albüm çalışmaları yüzünden aktörlüğe çok sıcak bakamıyor maalesef..

Dizi daha yayınlanmadan afişleri, müzikleri, teaserları ile dikkat çekmeyi başardı zaten. Bir dizinin afişleri ancak bu kadar güzel olabilir, o renkler, mekanlar, kıyafetler, ışık.. Fotoğrafçı kişi harika bir iş çıkarmış kısaca.. Yong Hwa’yı doya doya izleyebilme fırsatı buldum bu dizide sonunda, You Are Beautiful’da onun sahnelerini dört gözle beklemekten bir hal olmuştum çünkü :) Bu açıdan bu dizi şahane bir fırsat oldu benim için, ama.. Ah bu amalar yok mu? Yazacağım çok şey var gerçekten, şöyle bir sıralayayım bakalım neler gözüme çarpmıştı Heartstrings’te:

(SPOILER ALERT!)

- Öncelikle diziyi izletecek o kadar çok etmen var ki insan ne olursa olsun son bölüme kadar bırakamıyor. Çocuklar çok yakışıklı ve tatlı, kızlar güzel, gittikleri okul nasıl bir okuldur öyle cennet gibi bir ormanın içinde, tam aşk yaşanacak mekan yani :) Park Shin Hye’nin o muhteşem saçları, mükemmel kıyafetleri.. The Greatest Love‘daki Go Ae Jung felaketinden sonra bu son moda kıyafetler iyi geldi bana, kızın eteklerine bayıldım :) Shin’in (Jung Yong Hwa) o kırmızı, mavi, sarı kazaklarından, hırkalarından bahsetmiyorum bile.. Ufff diyorum sadece :)

- Liseler arası senaryo yarışmasından çıksa ancak bu kadar acemi olabilirdi bir senaryo. Senaryoda neden sonuç ilişkisi diye bir şey yok. Hikaye yazanlar az çok bilirler, ilk bölümdeki olaylar son bölümü etkiler ya da tam tersi son bölümdeki olaylar ilk bölümden ipuçlarıyla sezdirilir okuyucuya. Bu dizide böyle şeylerden eser yoktu, dizide sebepsizce bir olay başlıyor ve aynı anlamsızlıkla diziden çıkıyor. Ne oldu diye kalıyor insan sonra, bu neydi şimdi?

- Mesela Shin’in babası diziye neden girdi, neden çıktı, onun diziye girmesi dizide neyi etkiledi? Shin’i mi, ailesini mi? Hiçbirini.. Havada kalan olaylardan biri oldu bu da.. Ayrıca bu çocuktaki nasıl bir soğukkanlılıktır babasını buldu yıllar sonra ama en ufak bir tepki yok, şaşkınlık, kızgınlık, merhamet, nefret?

- Kore dizilerindeki ikinci kız ve oğlan karakterlerine hep gıcık olurdum ama onlara da gerek varmış kardeşim! Bu dizideki ikinci karakter eksikliği bana bunu gösterdi. Böyle sıkıcı yavan bir ilişkileri oldu Shin ve Kyu Won’un (Park Shin Hye). Ne bileyim şöyle mükemmel bir ikinci adam olur, ya da cadı bir kız, entrika falan giderdi dizi, olmadı anacıım yok :)

- Bu Shin Kyu Won’a ne ara aşık oldu bilen var mı? Ya ben kaçırdım o kısmı ya da o süreç yok ortada.. Çocuk kızdan nefret ediyordu, kız kaza geçirdikten sonra onun için endişelenmeye başladı. Tamam! Bunlar kırk yıllık sevgili oldular sonra.. Bir de o ilanı aşk kısmını azıcık gösterir insan, ne konuştular da çıkmaya başladılar belli değil..

- Ve Kyu Won’un o soğuk tavırları beni çıldırttı. Çocuk kıza birden sırılsıklam aşık olunca ilgi gösteriyor, üzerine titriyor falan, ama kız tam bir buzdolabıydı..  Çocuğun hiçbir jestine, sürprizine doğru dürüst bir karşılık vermedi. Fazla yapışkan Go Mi Nam rolünden sonra yine ayarı tutturamadı bu kız :)

- O Gi Young kimdi, diziye neden girdi?  Çocuk bayağı yakışıklıydı, ideal bir ikinci çocuktu kısacası ama amaçsız bir karaktere dönüştü nedense.. Ben hep Kyu Won baş rol olacak müzikalde ve bu ikili yakınlaşacak diye düşünmüştüm, olmadı.. Dizinin başında kızın imaları yüzünden bu çocukla Han Hui Joo’nun eski sevgili falan olduğunu düşünmüştüm, o da değilmiş.. Ve bir diğer soru: Çocuğun geçen seneki performansı kaçırmasına neden olan sahne korkusu nasıl hemencecik uçup gidebildi? Bu kadar kolay mıydı? Bir sürü soru var işte böyle..

- Bence diziye verilecek en güzel isim başta konmuş zaten: Festival.. Çünkü dizi baştan sona 100. Yıl Festivali’ni anlatıyor, festival seçmeleri, yaşanan zorluklar falan filan.. Shin – Kyu Won aşkı bu konudan kalan zamanlarda işlenen yan olaylardan biri olmuş adeta.. Bir ara festival kusacaktım, dizinin sonuna kadar sürmedi iyi ki, gerçi daha kötüsü oldu da neyse :)

- Kyu Won’un babasıyla Shin’in annesinin ilişkileri meselesi var bir de.. Bu ikili eskiden sevgililermiş, yine bir araya gelecekler sandım ben, hatta böyle bir karmaşa, entrika ortaya çıkacak diye düşünmüştüm ama olmadı bu da.. İkili o kadar ortada göründükten sonra aralarında hiçbir şey olmadı ve bu konu da diziden bağımsız biçimde oldu da bittiye geldi.. Çiftimizin ailesinin geçmişi hakkında bir şeyler göreceğiz sandık 15 bölüm boyunca ama en ufak bir değişiklik olmadı dizinin gidişatında.. Bu da havada kaldı kısacası..

- Ve Kang Min Hyuk.. Diziye renk katan tatlı ötesi insan evladı.. Hani bir insan bu kadar mı şirin olur? Jeremy’i çoktan tahtından etti bence :) Ama  şu cadı kız Hui Joo ile olan ilişkisi de çok havada kaldı bence. Kız bu çocuğu seviyor muydu yine öyle oyalanıyor muydu hala anlamadım ben dizinin sonunda. Bir de dizinin başında Kyu Won’un şu çok sırıtan arkadaşı Bo Un bu çocuğa bayağı yazıyordu değil mi? İnsan bir hoşlanır aşk acısı çeker falan, yok yani her olay gibi o da öylece kesildi.. Tüm bunlar bir yana Min Hyuk şahaneydi diyorum sadece, C.N Blue üyesi olarak da çok seviyordum kendisini zaten, sevgim katmerlendi :) Bu arada dizide söylediği “Star” şarkısı bir harikaydı, çocuğun sesi ne kadar güzel öyle, baterist olması büyük bir kayıp bence..

- The Stupid grubunun elemanlarından birinin Oh Won Bin olduğunu gördüğümde nasıl şaşırdım anlatamam, misafir falan değil bayağı bayağı dizideydi çocuk. Ama maalesef daha sonra repliksiz bir eleman olduğunu anlayınca hayallerim suya düştü. Onun da bir aşk hikayesi falan olasaydı ne güzel olurdu, Muscle Girl‘de bile daha çok izledim kendisini. Neyse en azından dizi sektörüne ufak da olsa bir adım attı, ileride replikli yan rollere hatta esas oğlan rollerine geçmesi dileğiyle diyorum :) Bu arada Hallyu star saçı sana hiç gitmemiş Wonbin, eski uzun saçlı hallerine döner misin hemen :)

- Dizinin sonu hakkında yorum bile yapamıyorum, gerçekten çok saçmaydı. Ufacık bir burkulma sonucunda Shin hem ameliyat oldu hem de bir yıl sonra bile bileği acımaya devam ediyordu. Bari çocuk bir trafik kazası falan geçirseydi de daha inandırıcı olsaydı bu gitar çalamama hadisesi. Tabi olayların Kyu Won’dan gizlenmesi gerekti ondan böyle saçma bir ameliyat sebebi koymuş olabilirler diziye. Ve çocuğun tek bir cümlesiyle kızın koşa koşa İngiltere’ye gitmesi.. İnsan bir daha konuşur, gitmez, inanmaz falan.. Diziyi bir an önce bitirebilmek için hızla geçmişler böyle detayları.. Bir yıl sonra da Kyu Won deli gibi meşhur oldu.. Çok hayali, çok masalsı şeyler bunlar.. O kazulet dansıyla kızı havada kaptılar nedense, oysa 100 Yıl Müzikal’inde asıl Hui Joo çabalamıştı, kız neler yaptı, sadece şarkı söyleyemedi.. Şansı fazla açıktı Kyu Won’un kısaca..

Dizide öyle bayıldığım vurucu bir sahne yoktu maalesef :( Ama sevdiğim birkaç kısım var, onları da yazmadan geçmeyeyim:

- Müzikalden atıldığı için kayıplara karışıp bir köşede ağlayan Kyu Won’u bula-lamayan Shin’in ona okulda şarkı söylediği sahne.. Şarkıda “Ağlama, her şey geçecek..” tarzında sözler vardı, çok çok güzeldi.. Kız da ağlarken gülümsemeye başladı birden gözyaşları içinde. Mükemmel bir jestti bence, ama kız bu olayı da soğukkanlılıkla karşılamayı başardı, çocuğun boynuna bile sarılmadı.. Uyuzz! Vee.. Shin’in söylediği bu şarkı dizinin OST albümünde yok, diziden alınan kısım elimizde sadece.. Çok yazık ama :( işte o mükemmel şarkı;

- 100. Yıl Müzikal’inde sahneye çıkamayan Kyu Won’un sahne arkasında şarkı söylerken ağlaması, sahnede playback yapan Hui Joo’nun da aynı anda ağlaması gerçekten hüzünlü, hoş bir sahne olmuştu. Hele sonra Shin’in “Benim için gerçek başrol sensin..” demesi.. Bu çocuğa bu tatlı aşık rolleri çok yakışıyor yaa :)

- Kyu Won ile Shin’in yıl atladıktan sonra ilk kez buluştuğu sahne.. Evet ortada gerçek bir aşk olmadığı için bu sahne de çok etkileyici değildi kabul ediyorum ama Hong Gi’nin o muhteşem sesi etkiledi beni sanırım, “Cross and Change” albümündeki en güzel şarkılardan biri olan “Even It is Not Necessary” şarkısı çalıyordu bu sahnede, çok çok sevdim :)

Dizide eksiklikler ve boşluklar çok fazla olsa da ben izlediğime pişman olmadım, hatta bir kez daha bile izleyebilirim :) Heartstrings benim için Yong Hwa’yı doya doya izleyebileceğim bir dizi oldu sadece, ha bir de Min Hyuk var, o da izleme sebebi olabilecek kadar tatlı :) Umarım Yong Hwa dizi faslına yine iki üç yıl ara vermez ve daha iyi yapımlarda yine karşımıza çıkar.. Yine tatlı aşık rolüne girer mi bilmiyorum tabi, iyi bir aktör olması için değişik karakterlere bürünmesi gerekiyor ama ben bu rolü ona çok yakıştırıyorum.. Neyse, yazımı dizinin mükemmel şarkılarından biriyle bitiriyorum, iyi dinlemeler :)

Not: Resimler http://www.koreanturk.com ve http://www.soompi.com adreslerinden alınmıştır.

Like a doll: Gülümsemek zorunda olanlara..

 

bu şarkı içi kan ağlayıp da insanlara gülümsemek zorunda kalanların şarkısı.. yani hepimizin zaman zaman içerisinde bulunduğu bir durum.. ben bu şarkıyı çok seviyorum, ne zaman üzgün olsam dinliyorum.. insanın çok üzülse de bazen oyuncak bir bebek gibi gülümsemek zorunda kalabileceğini hatırlatıyor bana.. hayat böyle işte diyor, sen gülümse, için kan ağlasa da, kimse anlamasın, anlamaz da aslında sen ağlasan da, gülümse yine de, geçecek bir gün, unutma..

 

OYUNCAK BEBEK GİBİ

gülümsüyorum, her gün gülümsüyorum

çünkü gözyaşlarım akabilir her an,

bense gülümsüyorum böyle

daima gülümseyen oyuncak bir bebek gibi

hiç durmadan gülümsüyorum böyle, her gün..

 

hiçbir derdim yok, çok iyiyim

bir sürü yeni arkadaşım var

artık çok meşgulüm

günlerim hızla geçiyor

ve hayatımda yeni biri var

tıpkı sana benziyor

üzgünüm ama ona her baktığımda

seni hatırlıyorum

 

gülümsüyorum, her gün gülümsüyorum

çünkü gözyaşlarım akabilir her an,

bense gülümsüyorum böyle

daima gülümseyen oyuncak bir bebek gibi

hiç durmadan gülümsüyorum böyle, onunla birlikte..

 

bir sürü yeni hobim var

onunla paylaşıyorum artık

seninle yaptığım her şeyi

onunla yapıyorum artık

 

lütfen sev beni, sev lütfen

o benim gülen yüzümü çok sevdiğini söylüyor

oysa o çok sevdiğim kötü insan

benim kalbimi hiç anlamıyor

 

gülümsüyorum, her gün gülümsüyorum

çünkü gözyaşlarım akabilir her an,

bense gülümsüyorum böyle

daima gülümseyen oyuncak bir bebek gibi

hiç durmadan, sadece  gülümsüyorum..

 

kalbim seni unutamıyor

ölsem de, cezalandırılsam da

kalbim seni bırakamıyor

 

gülümsüyorum hep ama, ağlıyorum aslında

böyle her gün ağladığımı kimse bilmesin istiyorum

bu gizli acım bitecek mi merak ediyorum

her şeye rağmen ben hep gülüyorum biliyor musun

oyuncak bir bebek gibi..

 

not: bu şarkının bulunduğu Jump Up albümü her şarkısı harika çok başarılı bir albümdür.. albümün en meşhur şarkısı Bad Woman olsa da; Missing YouMagic,What Can I DoLike A Doll.. hepsi şahane.. tavsiyemdir :)

 

Takip Et

Her yeni yazı için posta kutunuza gönderim alın.

Diğer 145 takipçiye katılın

%d blogcu bunu beğendi: