Blog Arşivleri

Heartstrings: Yong Hwa aşkına^^

“Heartstrings”, “You Have Fallen For Me” ya da “Festival”.. Dizinin o kadar çok adı var ki hangisini yazacağını şaşırıyor insan, ama Heartstrings adını sevdim ben.. Bloğumu takip edenler bilir çok uzun zamandır bekliyordum bu diziyi, Yong Hwa’nın yeni bir dizide oynayacağını duyduğumda gerçekten çok sevinmiştim çünkü kendisi albüm çalışmaları yüzünden aktörlüğe çok sıcak bakamıyor maalesef..

Dizi daha yayınlanmadan afişleri, müzikleri, teaserları ile dikkat çekmeyi başardı zaten. Bir dizinin afişleri ancak bu kadar güzel olabilir, o renkler, mekanlar, kıyafetler, ışık.. Fotoğrafçı kişi harika bir iş çıkarmış kısaca.. Yong Hwa’yı doya doya izleyebilme fırsatı buldum bu dizide sonunda, You Are Beautiful’da onun sahnelerini dört gözle beklemekten bir hal olmuştum çünkü :) Bu açıdan bu dizi şahane bir fırsat oldu benim için, ama.. Ah bu amalar yok mu? Yazacağım çok şey var gerçekten, şöyle bir sıralayayım bakalım neler gözüme çarpmıştı Heartstrings’te:

(SPOILER ALERT!)

- Öncelikle diziyi izletecek o kadar çok etmen var ki insan ne olursa olsun son bölüme kadar bırakamıyor. Çocuklar çok yakışıklı ve tatlı, kızlar güzel, gittikleri okul nasıl bir okuldur öyle cennet gibi bir ormanın içinde, tam aşk yaşanacak mekan yani :) Park Shin Hye’nin o muhteşem saçları, mükemmel kıyafetleri.. The Greatest Love‘daki Go Ae Jung felaketinden sonra bu son moda kıyafetler iyi geldi bana, kızın eteklerine bayıldım :) Shin’in (Jung Yong Hwa) o kırmızı, mavi, sarı kazaklarından, hırkalarından bahsetmiyorum bile.. Ufff diyorum sadece :)

- Liseler arası senaryo yarışmasından çıksa ancak bu kadar acemi olabilirdi bir senaryo. Senaryoda neden sonuç ilişkisi diye bir şey yok. Hikaye yazanlar az çok bilirler, ilk bölümdeki olaylar son bölümü etkiler ya da tam tersi son bölümdeki olaylar ilk bölümden ipuçlarıyla sezdirilir okuyucuya. Bu dizide böyle şeylerden eser yoktu, dizide sebepsizce bir olay başlıyor ve aynı anlamsızlıkla diziden çıkıyor. Ne oldu diye kalıyor insan sonra, bu neydi şimdi?

- Mesela Shin’in babası diziye neden girdi, neden çıktı, onun diziye girmesi dizide neyi etkiledi? Shin’i mi, ailesini mi? Hiçbirini.. Havada kalan olaylardan biri oldu bu da.. Ayrıca bu çocuktaki nasıl bir soğukkanlılıktır babasını buldu yıllar sonra ama en ufak bir tepki yok, şaşkınlık, kızgınlık, merhamet, nefret?

- Kore dizilerindeki ikinci kız ve oğlan karakterlerine hep gıcık olurdum ama onlara da gerek varmış kardeşim! Bu dizideki ikinci karakter eksikliği bana bunu gösterdi. Böyle sıkıcı yavan bir ilişkileri oldu Shin ve Kyu Won’un (Park Shin Hye). Ne bileyim şöyle mükemmel bir ikinci adam olur, ya da cadı bir kız, entrika falan giderdi dizi, olmadı anacıım yok :)

- Bu Shin Kyu Won’a ne ara aşık oldu bilen var mı? Ya ben kaçırdım o kısmı ya da o süreç yok ortada.. Çocuk kızdan nefret ediyordu, kız kaza geçirdikten sonra onun için endişelenmeye başladı. Tamam! Bunlar kırk yıllık sevgili oldular sonra.. Bir de o ilanı aşk kısmını azıcık gösterir insan, ne konuştular da çıkmaya başladılar belli değil..

- Ve Kyu Won’un o soğuk tavırları beni çıldırttı. Çocuk kıza birden sırılsıklam aşık olunca ilgi gösteriyor, üzerine titriyor falan, ama kız tam bir buzdolabıydı..  Çocuğun hiçbir jestine, sürprizine doğru dürüst bir karşılık vermedi. Fazla yapışkan Go Mi Nam rolünden sonra yine ayarı tutturamadı bu kız :)

- O Gi Young kimdi, diziye neden girdi?  Çocuk bayağı yakışıklıydı, ideal bir ikinci çocuktu kısacası ama amaçsız bir karaktere dönüştü nedense.. Ben hep Kyu Won baş rol olacak müzikalde ve bu ikili yakınlaşacak diye düşünmüştüm, olmadı.. Dizinin başında kızın imaları yüzünden bu çocukla Han Hui Joo’nun eski sevgili falan olduğunu düşünmüştüm, o da değilmiş.. Ve bir diğer soru: Çocuğun geçen seneki performansı kaçırmasına neden olan sahne korkusu nasıl hemencecik uçup gidebildi? Bu kadar kolay mıydı? Bir sürü soru var işte böyle..

- Bence diziye verilecek en güzel isim başta konmuş zaten: Festival.. Çünkü dizi baştan sona 100. Yıl Festivali’ni anlatıyor, festival seçmeleri, yaşanan zorluklar falan filan.. Shin – Kyu Won aşkı bu konudan kalan zamanlarda işlenen yan olaylardan biri olmuş adeta.. Bir ara festival kusacaktım, dizinin sonuna kadar sürmedi iyi ki, gerçi daha kötüsü oldu da neyse :)

- Kyu Won’un babasıyla Shin’in annesinin ilişkileri meselesi var bir de.. Bu ikili eskiden sevgililermiş, yine bir araya gelecekler sandım ben, hatta böyle bir karmaşa, entrika ortaya çıkacak diye düşünmüştüm ama olmadı bu da.. İkili o kadar ortada göründükten sonra aralarında hiçbir şey olmadı ve bu konu da diziden bağımsız biçimde oldu da bittiye geldi.. Çiftimizin ailesinin geçmişi hakkında bir şeyler göreceğiz sandık 15 bölüm boyunca ama en ufak bir değişiklik olmadı dizinin gidişatında.. Bu da havada kaldı kısacası..

- Ve Kang Min Hyuk.. Diziye renk katan tatlı ötesi insan evladı.. Hani bir insan bu kadar mı şirin olur? Jeremy’i çoktan tahtından etti bence :) Ama  şu cadı kız Hui Joo ile olan ilişkisi de çok havada kaldı bence. Kız bu çocuğu seviyor muydu yine öyle oyalanıyor muydu hala anlamadım ben dizinin sonunda. Bir de dizinin başında Kyu Won’un şu çok sırıtan arkadaşı Bo Un bu çocuğa bayağı yazıyordu değil mi? İnsan bir hoşlanır aşk acısı çeker falan, yok yani her olay gibi o da öylece kesildi.. Tüm bunlar bir yana Min Hyuk şahaneydi diyorum sadece, C.N Blue üyesi olarak da çok seviyordum kendisini zaten, sevgim katmerlendi :) Bu arada dizide söylediği “Star” şarkısı bir harikaydı, çocuğun sesi ne kadar güzel öyle, baterist olması büyük bir kayıp bence..

- The Stupid grubunun elemanlarından birinin Oh Won Bin olduğunu gördüğümde nasıl şaşırdım anlatamam, misafir falan değil bayağı bayağı dizideydi çocuk. Ama maalesef daha sonra repliksiz bir eleman olduğunu anlayınca hayallerim suya düştü. Onun da bir aşk hikayesi falan olasaydı ne güzel olurdu, Muscle Girl‘de bile daha çok izledim kendisini. Neyse en azından dizi sektörüne ufak da olsa bir adım attı, ileride replikli yan rollere hatta esas oğlan rollerine geçmesi dileğiyle diyorum :) Bu arada Hallyu star saçı sana hiç gitmemiş Wonbin, eski uzun saçlı hallerine döner misin hemen :)

- Dizinin sonu hakkında yorum bile yapamıyorum, gerçekten çok saçmaydı. Ufacık bir burkulma sonucunda Shin hem ameliyat oldu hem de bir yıl sonra bile bileği acımaya devam ediyordu. Bari çocuk bir trafik kazası falan geçirseydi de daha inandırıcı olsaydı bu gitar çalamama hadisesi. Tabi olayların Kyu Won’dan gizlenmesi gerekti ondan böyle saçma bir ameliyat sebebi koymuş olabilirler diziye. Ve çocuğun tek bir cümlesiyle kızın koşa koşa İngiltere’ye gitmesi.. İnsan bir daha konuşur, gitmez, inanmaz falan.. Diziyi bir an önce bitirebilmek için hızla geçmişler böyle detayları.. Bir yıl sonra da Kyu Won deli gibi meşhur oldu.. Çok hayali, çok masalsı şeyler bunlar.. O kazulet dansıyla kızı havada kaptılar nedense, oysa 100 Yıl Müzikal’inde asıl Hui Joo çabalamıştı, kız neler yaptı, sadece şarkı söyleyemedi.. Şansı fazla açıktı Kyu Won’un kısaca..

Dizide öyle bayıldığım vurucu bir sahne yoktu maalesef :( Ama sevdiğim birkaç kısım var, onları da yazmadan geçmeyeyim:

- Müzikalden atıldığı için kayıplara karışıp bir köşede ağlayan Kyu Won’u bula-lamayan Shin’in ona okulda şarkı söylediği sahne.. Şarkıda “Ağlama, her şey geçecek..” tarzında sözler vardı, çok çok güzeldi.. Kız da ağlarken gülümsemeye başladı birden gözyaşları içinde. Mükemmel bir jestti bence, ama kız bu olayı da soğukkanlılıkla karşılamayı başardı, çocuğun boynuna bile sarılmadı.. Uyuzz! Vee.. Shin’in söylediği bu şarkı dizinin OST albümünde yok, diziden alınan kısım elimizde sadece.. Çok yazık ama :( işte o mükemmel şarkı;

- 100. Yıl Müzikal’inde sahneye çıkamayan Kyu Won’un sahne arkasında şarkı söylerken ağlaması, sahnede playback yapan Hui Joo’nun da aynı anda ağlaması gerçekten hüzünlü, hoş bir sahne olmuştu. Hele sonra Shin’in “Benim için gerçek başrol sensin..” demesi.. Bu çocuğa bu tatlı aşık rolleri çok yakışıyor yaa :)

- Kyu Won ile Shin’in yıl atladıktan sonra ilk kez buluştuğu sahne.. Evet ortada gerçek bir aşk olmadığı için bu sahne de çok etkileyici değildi kabul ediyorum ama Hong Gi’nin o muhteşem sesi etkiledi beni sanırım, “Cross and Change” albümündeki en güzel şarkılardan biri olan “Even It is Not Necessary” şarkısı çalıyordu bu sahnede, çok çok sevdim :)

Dizide eksiklikler ve boşluklar çok fazla olsa da ben izlediğime pişman olmadım, hatta bir kez daha bile izleyebilirim :) Heartstrings benim için Yong Hwa’yı doya doya izleyebileceğim bir dizi oldu sadece, ha bir de Min Hyuk var, o da izleme sebebi olabilecek kadar tatlı :) Umarım Yong Hwa dizi faslına yine iki üç yıl ara vermez ve daha iyi yapımlarda yine karşımıza çıkar.. Yine tatlı aşık rolüne girer mi bilmiyorum tabi, iyi bir aktör olması için değişik karakterlere bürünmesi gerekiyor ama ben bu rolü ona çok yakıştırıyorum.. Neyse, yazımı dizinin mükemmel şarkılarından biriyle bitiriyorum, iyi dinlemeler :)

Not: Resimler http://www.koreanturk.com ve http://www.soompi.com adreslerinden alınmıştır.

A Tale of Two Sisters: psikolojik gerilim sevenlere..

bol güneşli güzel bir perşembe gününden herkese selamlar.. öncelikle her zamanki gibi kısaca gündemimi paylaşmak istiyorum. sonra esas konuya geçeriz :) geçen cuma itibariyle mezun oldum. tuhaf bir duygu gerçekten, insan okula başlarken hiç bitmeyeceğini düşünüyor. ama öyle değilmiş.. neyse konuyu değiştirelim.. Jang Geun Suk’un yeni filmi “You Are My Pet”in çekimlerine başlandı sonunda. bir ara bu film hiç çekilmeyecek sanmıştım. Jang saçlarını kestirmemiş evet, ama malesef yapacak bir şey yok :(


sonraa, “You Have Fallen For Me”nin 5. bölümü yayınlandı. konusu gidişatı hakkında pek bir bilgim yok ama biter bitmez izleyeceğim.. “Muscle Girl”ün ise son üç bölümünün çevrilmesini bekliyorum yoksa Japonca izlemek zorunda kalacağım ve kötü olacak :) son olarak Ft Island’ın Japonya konserinin biletleri tam 10 dakikada tükenmiş :( Japonlar’ın bu Koreli ünlü takıntısı hiç bitmeyecek sanırım. Hallyu Wave en çok oraya vurmuş. kıskançlığımı daha fazla ortaya çıkarmadan konuyu kapatayım en iyisi :) ama 10 dakika da kısa bir süre gerçekten, helal olsun :) haa unutmadan, Oldboy’un Hollywood yapımının yönetmeninin Spike Lee olacağı söyleniyormuş.. bu filmin çekimi de yılan hikayesine döndü, bitse de görsek nasıl bir şey çıkacak ortaya :)

“A Tale of Two Sisters” sık sık adını duyduğum, listemdeki filmlerden biriydi. psikolojik gerilim hastası olduğumu söylemiştim zaten.. forumlarda genellikle “hiçbir şey anlamadım, neler oluyor, nasıl film bu” gibi yorumlarla karşılaşsam da izlemekten vazgeçmedim ve kesinlikle bayıldım.. işte size başı sonu abartılmamış, saçma korku filmi öğeleriyle donatılmamış, Hollywood özentisi olmayan harika bir Güney Kore korku filmi..

 

film adından da belli olduğu gibi iki kız kardeşin öyküsünü anlatıyor aslında. kız kardeşler rollerinde Im Soo Jung ve Moon Geun Young var. abla Su mi (ISJ) bir akıl hastanesinde tedavi gördükten sonra evine döner. evde onu kız kardeşi Su Yeon, babası ve üvey annesi beklemektedir. Küçük kardeş içine kapanık, utangaç bir kız olduğu için ablası onu koruma görevini üstlenmiştir. üvey anne ise kızları pek sevmemekte, hatta Su Yeon’un kollarındaki yaralara bakılırsa dövmeye kalkmaktadır.. ve kadının bu olumsuz tavrı kızları çok kötü etkilemektedir..

 

kadın üstüne üstük kızların babalarına, kızlar eve geldikten sonra tuhaf şeylerin yaşanmaya başladığını söylemektedir. aslında kadın haksız da değildir. kapalı kapılar ardında  varlığı hissedilen bir hayalet evdekileri oldukça rahatsız etmektedir..

daha fazla bir şey anlatmayayım, bu filmi izleyip tadını doya doya çıkarın diyorum sadece.. zaten her şey bu anlattıklarımdan sonra başlıyor. yalnız tavsiyem filmi çok dikkatli izlemelisiniz, her replik ayrı bir anlam taşıyor filme dair.. bu arada filmin yönetmenini de ayrıca tebrik etmek istiyorum, serim düğüm çözüm bölümleri ancak bu kadar yerinde ve sırasıyla verilebilir izleyiciye.. tam kararında şaşırıyorsunuz yani, ne 1 dakika önce ne de 1 dakika sonra..

filmin bir de Hollywood yapımı var: the Uninvited. ben bunu izlemedim, birkaç kötü yorumla karşılaştığım için içimden izlemek gelmedi. My Sassy Girl’ün yeniden yapımını izlemiştim ve tüm komedi unsurlarını nasıl yok ettiklerini görüp üzülmüştüm. yine de merak edenler izlemeli, orijinalini de izlemiş olanlardan yorumları beklerim :)

son olarak filmin Japonya’daki tanıtımında Sertap Erener’in Here I Am şarkısı kullanılmış.. tabi yıl 2004.. Eurovision zaferimizden hemen sonra.. yine de çok hoş bir ayrıntı.. uzak doğu milletlerinin bizi biraz olsun tanıyıp sevebilmeleri hepimizin istediği bir şey.. son olarak herkese iyi seyirler diyorum. çok fazla yorum yapamadım, artık yorumları sizden bekliyorum :)

Myu no Anyo Papa ni Ageru: Myu Babasına Bacaklarını Verecek..

bugün itibariyle final haftasına girmiş bulunmaktayım, vatana millete hayırlı uğurlu olsun :) ödev hazırlamaktan bloğa da uğrayamaz oldum.. neler oluyor bugünlerde peki.. herkes dizi izliyor bir kere.. spoiler tuzağına düşmemek için bloglara, twittera giremez oldum resmen :) gerçi ben zaten bitmeden dizi izleme taraftarı değilim, sonra sinir hastası olup çıkıyorum Allah korusun^^ hepsi bitsin temiz temiz izleriz işte :) ama daha izlemeden Hong Sisters dizisi “the Greatest Love”a garanti verebilirim, bu kadınlar bugüne kadar beni hiç şaşırtmadı.. sonraa.. Muscle Girl’ün 7. bölümü yayınlandı.. aah ah her ne kadar Hong Gi’nin en son twittera attığı resim sonrasında hakkındaki iddialar ayyuka çıkmış olsa da, ben kulaklarımı kapatıyorum ve Han Kyul gibi: “İster ŞEY ol ister uzaylı.. yeter ki çaktırma” diyorum :) vee “You Have Fallen For Me”nin 2 adet teaser’ı gün ışığına çıktı.. Yong Hwa yine formunda Rabbim ne tatlı şey bu çocuk ya :)

bu arada geçen gün Arirang TV’de “Love Girl’ün klibini yakaladım gereksiz bir sevinç yaşadım kendi kendime^^ ama klip çok güzel ya oturup defalarca izleyebilirim :) böylece de konuyu iyice dağıtmış oldum ne güzel.. ne anlatacaktım ben? evet, geçen gün Sarangni‘de çok sevdiğim iki oyuncunun bir filmine rastladım ve hemen indirdim, akşamına da izledim.. filmin adı “Myu no Anyo Papa ni Ageru” yani “Myu Babasına Bacaklarını Verecek.”

oyuncular ise Japon starlarımızdan Matsumoto Jun ve karizmatik insan Karina.. ha bir de tatlılar tatlısı minik Hatakeyama Rina.

aslında filmin konusunu okuduğumda pek hoşlandım diyemem çünkü “Bir Litre Gözyaşı”ndan sonra böyle hastalık konulu ve gerçek hayat hikayesinden uyarlama dizi film izlemem demiştim ama Matsumoto için izlenir boşver dedim kendime, iyi ki de demişim.. film gerçekten güzeldi..

filmin konusundan kısaca bahsedersek Yamaguchi Hayato ilk görüşte aşık olduğu Aya ile evlenir ve Myu adında dünya tatlısı bir kızları olur. fakat Myu 4 yaşına geldiğinde Hayato yürürken düşmeye ve ellerini düzgün biçimde kullanamamaya başlar. CIDP hastalığına yakalanmıştır ve hastalık hızla ilerlemektedir. daha sonra hem kendisi hem de kızı ve karısı için büyük bir mücadele başlar.. fazla bir şey söylemeyeyim izleyin görün diyorum..

filme dair birkaç şey söylemem gerekirse, Matsumoto Jun yine farkını ortaya koymuş derim. bu adam her rolün hakkından ne de güzel geliyor. üstüne üstük bir de bildiğiniz yakışıklı yani :) tamam işte ideal oyuncu profili daha ne olsun.. filmdeki rolü de nasıl tatlıydı, pamuk gibi bir kocayı ve babayı canlandırıyordu. düşünsenize bir kocanız var (ya da karınız) sabah kalktığında makyaj kutunuzdan çıkan tıkırtılar onu mutlu ediyor, çamaşır makinasının çıkardığı ses, eşi soğan doğrarken bıçağın çıkardığı ses onu mutlu ediyor, adam bu sesleri duyduğunda gözlerini kapatıp kendinden geçiyor.. her ne kadar hayali bir karakter olsa da izlemesi bile güzeldi..

Karina yine harikaydı, cool kadını oynamak için doğmuş ne diyeyim.. ve Myu… dua ederken “babamı niye iyileştirmiyorsun ha!” diye isyan edişi bile çok tatlıydı.. bu üçü gerçekten harika bir aile olmuş..

bu filmi indirin bir köşede dursun, yorgunsanız, kafam boşalsın diyorsanız o an işinize yarayacak emin olun^^

yepyeni haberler^^ filmler, diziler, albümler…

karmakarışık bir yazı ile daha yine karşınızdayım sayın okuyucular.. gece gece yazmak geldi içimden. öncelikle en son izlemiş olduğum film olan “Finding Mr Destiny”den bahsetmek istiyorum biraz. son blog buluşmamızda sevgili La Fea hediye etmişti bana bu filmin Dvdsini. (Dvd’de North and South da var onu da izler izlemez anlatacağım)

bugüne kadar Gong Yoo’ya ait sadece “Coffee Prince”ı izlemiştim. orada kendisini ne kadar beğendiğimi de şu yazımda anlatmıştım .. ama bu filmde çook farklı bir Gong Yoo ile karşılaştım. şaşkın, sakar, hayatta bir türlü istediği yere gelememiş tatlı bir tipti. o gözlük, yana taranmış saçlar.. her hali izlettiriyor kendini ama sorun değil :) fakat Im Soo Jung için aynı şeyi söyleyemeyeceğim.. zaten çok güzel bir kadın değil, bu dizideki paçozluğuyla kendinden soğuttu beni iyice. o kahküller falan neydi ya.. bu kadar da olmaz dedirtti. ama rolü iyiydi.. hayatı olduğu gibi yaşama cesareti olmayan bir kızı canlandırıyordu. film, bu kızcağızın babası tarafından zorla Gong Yoo’nun yeni kurduğu “first love agency”ye götürülmesi ve yıllar önce Hindistan’da tanıştığı ilk aşkını araması başladı ve bu iki farklı karakter bir araya gelince komik olaylar çıktı ortaya..

Gong Yoo için izlenebilecek tatlı bir romantik komedi çıkmış ortaya kısacası.. son dönem Kore yapımlarından çok fazla sevdiğim bir film çıkmadı zaten. “Cyrano Agency” hariç.. gerçekten farklı güzel bir filmdi. onu da yazmalıyım bir ara..

ben yine bayağı bir geriden geliyorum ama Jung Yong Hwa ile Park Shin Hye’nin yeni dizisi “You Have Fallen For Me” de Cn Blue’nun tatlı mı tatlı bateristi Kang Min Hyuk da oynayacakmış, yeni öğrendim.. bu dizi izlenmez mi ya.. dört gözle bekliyorum!

vee yeni öğrendiğim bir haber daha! ödevler sınavlar derken biricik Ft Island’ımı çok ihmal etmişim. en son Hong Gi’nin twitter’ına attığı resmi görmüş, hayran olmuştum. Hong Gi- Won Bin yine yanyana, kolkola.. eski günlerdeki gibi..

yeni habere gelirsek, Ft Island’dan yepyeni bir Korece mini albüm çıkarıyormuş meğerse :D yuppiiiii!!!

en son Japonca bir albümlerinin çıkacağını duymuştum ama bu çocukların hızına da yetişilmiyor ki.. aah ah şöyle “sarang sarang sarang” gibi bir çıkış parçasıyla gelsinler, daha ne isterim ki.. neyse, albümün teaser’ı 20 Mayıs’ta geliyor, kendisi ise 24 Mayıs’ta.. albüm 5 şarkıdan oluşuyor yine:

1. HELLO HELLO
2. OH
3. SUNSHINE GIRL
4. 고백합니다
5. 널갖겠다

Jump Up” kadar güzel bir mini albüm bekliyorum ama hiçbir mini albümlerinin onun kadar güzel olamayacağını düşünüyorum malesef.. beşte beş nasıl bir şeydi o ya :) “like a doll” yeterdi bir kere..

son olarak “Muscle Girl”ün 4. bölümü de yayınlanmış.. bu yoğunluğun içinde bu çocuk nasıl ardı ardına albüm çıkarabiliyor pes.. neyse, şu dizisi bitse de izlesek artık.. gözüm yollarda^^

Takip Et

Her yeni yazı için posta kutunuza gönderim alın.

Diğer 148 takipçiye katılın

%d blogcu bunu beğendi: