bir ara izlemiştim bu dizileri^^

Kore dizileri -Japon dizileri de dahil- iyiler hoşlar ama bazıları gerçekten bir yerden sonra gitmiyor, bırakılmak zorunda kalıyorlar.. bense ilk dizi izlediğim dönemlerde “yarıda bırakamama” gibi kötü bir huya sahipken, artık çatt diye bırakıyorum sıkılınca:) tabi kimi diziler de vize final haftalarına denk gelince yarıda kalıp sonra da unutuluveriyorlar malesef. işte bahsettiğim bu diziler:

1) AUTUMN TALE

ilk defa yarıda bıraktığım dizidir kendileri. bu diziye forumlarda bloglarda çok fazla tavsiye edildiği için başlamıştım. canım acayip bir biçimde dram izlemek istiyordu, herkes “çok ağladım, mahvoldum” deyince atladım bende. bir de “endless love” serisinden olduğunu öğrenince kaçırmayayım dedim. ama malesef çok klişe bir diziyle karşı karşıya geldim. zaten dizi 2000 yılına ait olduğu için kıyafetler, kadın oyuncuların makyajları falan aşırı demode. erkek oyuncuların da aynı şekilde kıyafetleri tarzları falan hiç çekici değil. her neyse ben bunları dikkate almadan izledim diziyi 6 bölüm boyunca. ama konu ve gidişat aşırı yavaş geldi bana. olaylar çok ağır ilerliyordu ve beni şaşırtacak hiç bir şeye rastlayamadım bu olayların içerisinde. kız klasik iyi ve her daim ağlayan kız, çocuk iyi çocuk, ikinci adam, ikinci kötü kız falan.. daha sonraki bölümlerde kızın kanser olacağını da öğrenince daha fazla izleyemedim, çünkü bu kanser içerikli diziler konusunda tez yazacak kadar çok dizi film izledim, bence bu kadarı yeterli..

“geri kalan 10 bölümde diziye belki heyecan hareket falan geliyordur, izlese miydim” diye düşünsem de hala öyle bir niyetim yok malesef:)

2)CAIN AND ABEL

bu diziye de So Ji Sub nedeniyle başlayıp 4. bölümden sonra bırakmış ve bir daha da başlamamıştım. sanırım vizelerim başlamıştı ve” sonra devam ederim” fikri vardı aklımda, ama olmadı. içimden gelmedi.. nedeni ise ilk bölümlerden dizinin beni kendine çekememesi oldu. özellikle ilk bir iki bölümde kullanılan tıbbi terimlerin bolluğu, sahnelerin sürekli ameliyathanelerde geçmesi falan beni biraz sıkmıştı. ama diğer blogger arkadaşlarımdan öğrendiğim kadarıyla sanırım en heyecanlı yerde bırakmışım diziyi -küçük kardeş Lee Cho In -So Ji Sub- çölde yaralanmıştı, hafızasını kaybetmişti bıraktığım yerde-. bu diziyi tamamlamadığıma pişmanım denebilir, bir ara yeniden izlemeyi düşünüyorum.. bu arada söylemeden geçmeyeyim, dizinin müzikleri bir harikaydı, özellikle şu şarkısını çok beğenmiştim:

3) CINDERELLA SISTER

bu dizi de benim ilginç Kore dizisi deneyimlerimden birisidir. geçen yaz başlamıştım bu diziye, başlama sebebim ise tamamen ratinglerinin yüksek olmasıydı. ilk beş bölümü gerçekten bir harikaydı..  zaten masal adaptasyonlarını çok severim, bu dizide de Cinderella masalına bambaşka bir açıdan bakmamız sağlanıyor. Cinderella’nın üvey kardeşi neden kötüydü, o daha önceden neler yaşamıştı, Cinderella ve babası ile tanışmadan önce nasıl bir hayatı vardı? bu gibi bugüne kadar masalı okuyup ta hiç aklımıza gelmemiş olan sorular cevaplandırılıyordu Cinderella Sister’da. üvey kardeş evet kötüydü, aksiydi ama bunlarun hepsinin bir sebebi vardı, hayat onu bu hale getirmişti. diziyi güzelleştiren diğer faktörlerden biri ise başrol oyuncumuz Hong Ki Hoon -Cheon Jeong Myeong- idi.

bu çocuğa “Hansel and Gretel” filminde zaten bayılmıştım, o şaşkın ifadesi, sempatikliği insanı kendine hayran bırakıyordu. bu dizide de aynı tatlılıkla ve masumlulukla karşıma çıktı kendisi. Cinderella’nın üvey kardeşi nam-ı diğer Eun Jo -Moon Geun Young- ne kadar aksi ve suratsızsa bu çocuk da o kadar tatlı ve güleryüzlüydü.. hele İspanyolca bilmediği halde kıza İspanyolca öğretmek zorunda kaldığı sahneler bir harikaydı. çocukcağız ilk ders hazırlığı olarak o kadar çalışıp İspanyolca alfabeyi ezberliyor, Eun Jo ise ders başlangıcında ne dese beğenirsiniz: “ben alfabeyi ezberledim, sonraki konuya geçelim”:) çocuk kalakalıyor tabi.. ve kendisi şaşkınlık mimiklerinin en çok yakıştığı oyunculardan birisi..

diziyi güzelleştiren faktörler demiştim, Ki Hoon’a daldım gittim:) diğer faktör ise tabiki yakışıklı, kaslı, kısaca taş gibi çocuk lakabını hakeden güzel insan Taecyeon..

her diziye böyle bir yakışıklı koyuyorlar, insan bırakamıyor sonra diziyi ya hayret bir şey:) neyse, kendisi burada küçükken Eun Jo’nun ablalık ettiği bir çocuk olan ve  çocukluktan beri Eun Jo’yu seven, Han Jeong Woo karakterini canlandırıyor. dizi içerisinde çok acayip, değişik bir role sahip diyemem ama çekiciliğiyle insanı kendine hayran bırakıyor, insan onun çıktığı sahnelerde çat diye kalakalıyor resmen:)

tamam erkek oyuncularımız iyi hoş ama başrol kızımızın da hakkını yemeyelim şimdi. Moon Geun Young’u her ne kadar sevmesem de bu dizideki, özellikle dizinin başlarındaki oyunculuğu tartışılmaz harikaydı. soğuk ve kötü kızı çok başarılı bir biçimde yansıtabilmişti kendisi. ayrıca upuzun, siyah saçları da kendisine çok yakışmıştı. daha sonraki dizisi “mary stayed out all night”daki paçoz halini görünce bu güzel hallerini anımsar olmuştum.. kısaca tebrikler diyorum kendisine de:)

uff amma anlatmışım diziyi.. peki ben bu diziyi böylesine sevmişken neden yarım bıraktım? aslında tam anlamıyla yarım bıraktım da sayılmaz, 12 bölümünü -artı merak edip son bölümünü- izlemişliğim var.. her neyse, şöyle izah edeyim, en başta da belirttiğim gibi bu dizinin ilk beş bölümü gerçekten bir harika. ama daha sonra dizide yıl atlanıyor ve tüm dizi tamamen değişiyor. o heyecan, romantizm, insanı hem gülümseten hem duygulandıran sahneler bir anda yok oluveriyor. ilk beş bölümünün hatrına 12 bölüm izlemiş olsam da gerçekten çok sıkıldığımı itiraf etmeliyim. bu şekilde bir dizinin seyrinin aniden değişmesi olayını Boys Over Flowers’un 13. bölümünden itibaren yaşamıştım.. ama bu dizinin değişimi daha keskin oldu.  daha sonra dizinin çekimleri sırasında yönetmeninin değişmiş olduğunu öğrendim. dizideki değişimin de bu sebepten kaynaklandığını düşünüyorum ben.

son olarak şunu da belirtmeden geçemeyeceğim. görmüş olduğunuz gibi dizinin afişi bir harika. yanlız dizide afişte görülen sahnelerin hiçbiri yok. bu beni çok şaşırrttı, “herhalde yarım diziyi  bıraktım, o yüzden göremedim bu sahneleri” dedim. ama daha sonra öğrendim ki, dizinin yönetmeni değişince afişteki çekilmiş sahneler diziden çıkarılmış. çok yazık olmuş bence.. afişten anladığım kadarıyla Eun Jo Ki Hoon’un peşinden Seul’e falan gitmiş. çok heyecanlı harika bölümler ortaya çıkabilirdi..

yukarıda görülen sahne de diziye konmayan sahnelerden. burada da tahmin ettiğim kadarıyla Ki Hoon Seul’de, dizinin cinderellası Hyo Sun’u -Seo Woo- ziyaret etmiş..


bu sahne de aynı şekilde çıkarılanlardan.. burada da Eun Jo’nun Seul’e Ki Hoon’un yanına geldiğini düşünmekteyim. doğru mu düşünüyorum bilmiyorum tabi:)

sonuç olarak bu dizi hem çok sevdiğim hem de sevmediğim diziler kategorisine girerek beni şaşırtmayı başardı:)

4) A LITRE OF TEARS

pek fazla Japon dizisi izlediğim söylenemez aslında. Hana Yori Dango serisiyle epey ısınmıştım bu minik sempatik insanlara da:) daha sonra Hana Kimi falan derken takipçileri olmaya başladım. bu diziye de yine blogger arkadaşlarımın tavsiyeleriyle başladım. dramatik dizileri seviyorum, hele ki misadan sonra her yerde güzel dram arayışı içerisindeyim denebilir.. bu şekilde başladım bu diziye de. ama kısaca bana ağır geldi.. bu kadar saf, katışıksız dram beni gerçekten boğdu. çok çok etkilendim diziden. mesela başroldeki kız ellerini hareket ettiremiyor, sanki benim de ellerime bir şeyler oluyor falan.. hatta birkaç kez rüyama bile girdi bu kızcağız, rüyamda o spinocerebellar bilmem ne hastalığına yakalanıyordum falan! (ayy Allah korusun!) yalnız hastalığın adını da kısmen unutmamışım:) her neyse, işte kızın safha safha hastalığının ilerlemesi falan insanı çok sarsıyor, her dakika “iyiki sağlıklıyım” diye dua etmeye başlıyor insan:) hele başroldeki kadar iyi, güzel bir kızın o yaşta böylesine kötü bir hastalıkla boğuşması beni gerçekten sarstı. misada bile arada sırada eğlenceli sahneler, ufak komedi unsurları olurdu. bu dizi daha önce de belirttiğim gibi katışıksız bir trajedi.. ben 5 bölüm izleyebildim. “ben dayanıklıyım izlerim” diyenler izlemeli, ama sonra değişik bir ruh hali içerisine girerseniz korkmayın, sorun sizde değil:)

5) THE SNOW QUEEN

yahu ben Hyun Bin’i bu kadar seveceğimi bilseydim hiç bırakır mıydım bu diziyi aah ah.. yine bir final haftama denk gelmişti hatırladığım kadarıyla, sonra da erteledim durdum devamını izlemeyi.. her neyse, aslında bu diziyi sevmedim diyemem, zaten sadece 4 bölümünü izleyebilmiştim. bu dizide de “Karlar Kraliçesi” masalına atıfta bulunuluyordu, zaten Korelilerin Andersen masallarına olan düşkünlüğü malum:) dizinin ilk bölümü falan gayet güzeldi, karakterlerin hepsi henüz lisedeydi, başrol oyuncumuz Tae-woong -Hyun Bin- dehasıyla herkesin dikkatini çekiyordu. işin aslı daha fazla bir şey hatırlamıyorum:) daha sonra yine yıl atlanıyordu. dizinin hoşlanmadığım bir unsuru başroldeki çocuğun fazla çok fazla iyi olmasıydı. bence tuhaf, hatta bazen kötüleşebilen ana karakterler çok daha ilgi çekici oluyor.. dizide dikkatimi çeken bir bir diğer şey de bana Winter Sonata’yı anımsatmasıydı. şarkılarının tonu, yavaşlığı, sahne geçişleri falan birebir aynıydı. daha sonra yönetmenlerinin de aynı olduğunu öğrenip bu benzerliklerin sebebini anlamıştım:) kısaca bu diziyi de bırakıp tembelliğimden bir daha izlemedim. tamamlamayı düşünüyorum. sebebi de tabiki “HYUN BIN FOREVERR”:)

Nisan 8, 2011 tarihinde dizi, ost içinde yayınlandı ve , , , , , , , , , , olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin. 5 Yorum.

  1. snow Queen i sırf hyun bin için izlemiştim. hyun un tüm dizilerini izledim de önceden🙂 dizi çok dram geldi bana ama hyun çok tatlı idi bu yüzden göze batacak kadar kötü değil.başroldeki kız kim bora idi sanırım çok güzel bir kız ve ne giyse yakışıyor dizi boyunca bu kızın giysilerine kitlenmiştim🙂 bence tamamla sen bunu .

    • evet ya kıza ben de bayılmıştım, öyle kara kuru Koreli kızlara benzemiyordu, bayağı havalı gösterişli bir şeydi.. kıyafetleri falan acayip tarzdı.. sınavlarım yüzünden bıraktım bu diziyi de, pişman gibiyim şu an, hazır hyun bin manyaklığım başlamışken tamamlamalıyım sanırım:)

  2. AUTUMN TALE: bir hevesle başladığım yarıda bıraktığım bir dizi, feci dram!şimdi bakıyorum da hepsi birer başrol:)

    CAIN AND ABEL: deli gibi izlemeyi istediğim dizi ilk 4 bölüm bakmış sonra kişisel sorunlardan bırakmıştım ve hala bu diziye türlü sebeplerden vakit ayıramıyordum neyseki dvd hediyelerim arasında bu dizi de var temmuzda izleneke:)

    CINDERELLA SISTER: beni hiçç çekmeyen izlemeyi hala düşünmediğim bir dizi!

    A LITRE OF TEARS: üzülmekten helak olduğum, boğazımın düğümleyen dizi sonuna kadar izledim!

    THE SNOW QUEEN: bir heves başladığım son 2 bölümü izlemediğim bir dizi.bir gün bitiricem bu diziyi de ne gün bilemiyorum.bu kadar masum da takılınmaz nerede tutku nerede aşk yeme beni kore:))

    • :))) haklısın canım bu kadar saf, masum aşk ancak Kore dizilerinde oluyor yoksa imkansız gerçekten.. tüm yorumlarına katılıyorum, ben de snow queen’i ve cain and abel’i tamamlamayı düşünüyorum senin gibi. a litre of tears’ı da cesaret edebilirsem izleyebilirim herhalde, yoksa beni acayip komaya sokacağını düşünüyorum yine.. bu arada bloğunda gördüm DVDlerini.. çok güzeller gerçekten:)

      • yazın nasılsa vakit bol tamamlarız dizileri:) dvdler konusunda hem çok şaşırdım hem de çok mutlu oldum:)

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: