49 Days: Sevenim var mı ki benim?

tatil sezonundan herkese selamlar!!! tabii tatil sadece mutlu huzurlu insanlara güzel bu bir gerçek ama yine de temmuz ayı geldi işte değil mi? geçiyor hatta.. geçen cumartesi yaşadığım KPSS faciasından sonra kitaplarla kalemlerle ilişkimi kestim.. tamam bu sınava hazırlanmamış olabilirim ama genel bir bıkkınlık hali oldu doğal olarak.. neyse, finaller biter bitmez başlayıp daha yeni bitirdiğim bir diziyi paylaşacağım bugün size.. 49 Days..

bu diziyi ilk olarak blog buluşmalarımızın birinde duymuştum. La Fea diziyi izlediğinden, çok güzel olduğundan bahsediyordu. ben de uygun bir zamanda izlemeliyim demiştim içimden. şimdi kısaca bahsedeyim diziden izlemeyenler için.. başrol kızımız Shin Ji Hyun nişanından birkaç gün sonra bir trafik kazası geçirir ve komaya girer ama yaşama şansı yoktur. fakat kaderinde o gün ölmek yoktur aslında, o gün intihar eden Song Yi Kyung yüzünden işler karışmış, zincirleme trafik kazası olmuş ve bu kızcağız da genç yaşında ölümle yüzleşmek zorunda kalmıştır. ama kaderinde o gün ölüm olmadığı için Ji Hyun’a bir şans daha verilir ve 49 günlüğüne tekrar yaşama döner. yalnız ortada bir şart vardır, o 49 gün içerisinde kendisi için akan 3 damla saf gözyaşı bulmak zorundadır ve bir faninin bedeninde yaşayacaktır ruhu. bu fani o gün intihara kalkışan Yi Kyung’un ta kendisidir.. daha fazla bir şey anlatmayayım.. buradan itibaren SPOILER vereceğim, diziyi izlemeyenler son paragrafa geçmeliler🙂

ben bu adamı sevdim🙂 kendisi başrol oyuncumuz Han Kang.. tuhaf bir tip aslında. karşısındakini çok sevse de seviyorum demiyor hiç. böyle sevdiğini belli etmiyor. mesela Ji Hyun’u ne kadar sevdiğini anlayınca şaşırıyor insan, çünkü kıza bunu hiç ama hiç belli etmemiş o güne kadar.. bir kaç ay Ji Hyun ile aynı lisede okumuşlar, dizi boyunca o anılarını hatırladılar, vay anasını ne iki aymış dedim ha🙂 çocuk resmen kızı unutmamış yıllarca.. bir de daha sonra adamın en yakın arkadaşı Min Ho ile evleniyor Ji Hyun. adam hala taş gibi! duygularını böyle güzel saklayabilen birini daha görmedim helal olsun🙂 ama tam bir ajussi kendisi, böyle buylu, poslu, kaslı falan.. gruplardan çıkan yeni yetme başrol oyuncuları gibi değil.. gözümüz adam gördü valla🙂 yalnız lisedeki hatırlama sahnelerine bu adamı koymasalardı keşke.. ne bileyim olmamış sanki.. lise üniforması çok feci durmuş üstünde. “ben liseli değilim” diye bağırıyor adeta.. sonra Ji Hyun’un da lise kısımlarındaki o aptal peruğu çok kötüydü.. bence ikisinin yerinde de küçük birer çocuk koymaları en mantıklısıydı..

bu Ji Hyun’un lisedeki hali. çok tatlı bir kız, çok da güzel gerçekten. gerçi estetikli olduğu çok belli oluyor, porselen bebek gibi kendisi, ama yine de güzel.. hele ilk bölümde nişandaki hali bir harikaydı. nişanlığına da bayıldım.. bu arada daha dün kendisinin Koreli müzik grubu Seeya’nın üyesi olduğunu öğrendim ve çok şaşırdım. dizide şarkı söylemişti bir kez, sesi de çok güzeldi, anlamıştım şarkıcı olduğunu ama Seeya gibi iyi bir grupta olması şaşırttı beni.. kendisini tebrik ediyorum🙂

neyse, lise günlerinde kendisinden hoşlanan Han Kang tam tersi kıza kötü davrandığı için Kang’dan pek hoşlanmıyor Ji Hyun. iki yüzlü Min Ho’ya aşık oluyor daha sonra maalesef.. ama herkesin iç yüzünü öğreniyor tabi yavaş yavaş.. Ji Hyun’u dizide sadece hayalet olarak görebildik çünkü insan olarak Yi Kyung’un bedenindeydi hep. o yüzden pek ısınamadım kendisine. hala diğer kız Ji Hyun’muş gibi hissediyorum ben..

bu kızcağız da intihar etmeye kalkıp her şeyi karıştıran Yi Kyung. 5 yıl önce ölen tatlı, yakışıklı, mükemmel sevgilisini unutamamış, psikolojisi falan bozulmuş.. işe gidip uyuyor sadece, yemek falan da yediği yok, hayalet gibi bir şey.. geceleri çalışıyor, gündüzleri Ji Hyun geçiyor onun yerine ve hayattan kopuk yaşayan bu paçoz kızı değiştiriyor bir güzel.. harika elbiseler giyiyor, saçlarını yapıyor her gün.. ki diğer kız sadece eşofman giyen bir kız, saçları falan da felaket.. bu arada o feci gecekonduda o kıyafetleri nasıl buluyor Ji Hyun anlamadım ama neyse🙂 bu kızın durumu yine Kore dizisi klişesi gibi geldi bana aslında. hangi insan acısını 5 yıl ilk günmüş gibi yaşar ki? sonuçta hepimiz nankör birer insanız maalesef bu bir gerçek.. tamam öyle bir sevgiliyi kaybeden insanın hali içler acısı olur kabul ediyorum ama yine de bana fazla geldi nedense.. bu arada ilk bölümden itibaren kızın peşinden ayrılmayan o psikoloğun olayını tam olarak anlamadım ben. kızın sevgilisinin kazasıyla bir ilgisi var mıydı, ya da Min Ho’nun ofisinde ne arıyordu? Min Ho’nun adamı mı diye bile düşündüm bir an..

ve meşhuuur Ruh Bekçisi.. nam-ı diğer Scheduler.. daha diziyi izlemeden bu çocuğa yapılan yorumlardan epey merak etmiştim kendisini.. tatlı şeymiş gerçekten ne diyeyim Allah sahibine bağışlasın🙂 ehem ehem nerde kalmıştık, bu şahıs Azrail olmadığını iddia etse de bence görevleri aynı yani🙂 ölen kişileri yukarıya nakletmek.. elinde tuhaf bir telefon var, oraya her hafta ölenlerin listesi geliyor.. böyle ağustos böceği gibi bir şey kendisi de.. gülüyor eğleniyor kızlarla takılıyor, modern çağ meleği işte neylersiniz🙂 onun o dünyayı umursamaz halleri gerçekten çok tatlıydı.. Oska havası vardı üzerinde sanki.

sonradan Ji Hyun gerçek kimliğini ortaya çıkarınca ağlak mızmız bir çocuğa dönüştü bekçimiz.. ben bu hallerine pek alışamadım, sanki ağlarken bile “böööö kandırdım siziii” deyip gülecek gibime geldi hep.. tabi böyle bir şeyin olması imkansız, çünkü Yi Kyung ve Yi Soo’nun hikayeleri gerçekten iç parçalayıcı.. hatta dizideki diğer aşktan daha ilginçti bence.. çünkü dizi boyunca Kang gerçeği bilmiyormuş gibi davrandığı için Ji Hyun’un ne elini tutabildi ne de öpüştüler, böyle uzaktan yaşanan bir aşk daha görmedim.. Winter Sonata’da bile Jun Sang kardeşi sandığı Yoo Jin’i dudağından öpmüştü.. bu dizide ise öpüşme eksik kaldı kesinlikle..

ben dizinin başında ruh bekçisinin beş yılını tamamladıktan sonra tamamen dünyaya döneceğini sanmıştım. sonra öyle olmadığını anlayınca hayal kırıklığına uğradım.. sırf sevdiği kızla bir kez buluşabilmek için 5 yıl çalıştı çocuk! aaaaah çok romantik amaaaa😦 sonra da vedalaşıp ayrıldılar.. bir de kıza mutlu ol diyor ya.. dizinin bu kısımları gerçekten çok güzeldi.. bu arada Scheduler’ın Ruh Bekçisi olarak çevrilmesi çok güzel olmuş.. dizinin başında o tuhaf aksanlarından “schedule” kelimesini anlamıştım ama “yok artık çok kötü bir isim olur bu” demiştim. gerçekten de vere vere bu adı vermişler çocuğa.. Türkçe ismi ne kadar havalı duysa çok severdi bence🙂

işte dizinin en romantik sahnesi.. burada Ji Hyun, Yi Kyung rolü yaparak Kang’tan kendisinin unutmasını istiyor.. çocuğun surat ifadesine bakın, çok tatlı şaşırıyor amaa🙂 birbirini bu kadar sevip de bu kadar belli etmeden diziyi bitiren bir çift daha tanımıyorum.. bu arada ben bu ikiliyi çok yakıştırdım, aralarında harika bir uyum var. gerçek iı Hyun ve Kang pek uyumlu bir çift değil bence.. aynı bu şekilde ruh bekçisi ile de bu kız hiç yakışmıyor. ben Ji Hyunla ruh bekçisini yakıştırdım mesela.. kastı tamamen değiştirdim aklımca🙂 ama Yi Kyung ruh bekçisine göre biraz büyük kaçmış bence, daha ufak bir kız bulunabilirdi. gerçi ben Yi Kyung’u çok sevdim, sorun yok🙂 bir de dizi boyunca bu ikiliyi görünce insan diğer kızı benimseyemiyor, fantastik dizilerin kaderi bu maalesef🙂

bu ikili de kızımızın arkasından kuyusunu kazan In Jung ve Min Ho. zor bir hayat geçirdikleri ve fakir bir aileden geldikler için ağzında gümüş kaşıkla doğan Ji Hyun’dan intikam almaya çalışıyorlar. ben onları anladım aslında biraz.. hayatın kanunları gerçekten çok acımasız. kimisi daha doğuştan kazanan olarak geliyor bu dünyaya, kimisi kaybeden.. bazı insanların hayatında tek bir falso yokken bazı insanlar yığınlarca dertle uğraşmak zorunda kalıyor ve bu adaletsizlik yüzünden kıskançlıklar, intikam duyguları ortaya çıkıyor hep.. çok da suçlamadım bu elemanları, onları anlıyorum aslında. tabi o derece kötülük yapmak da anlamsız orası ayrı🙂 insan isyanını içinde yaşamalı, zararsız olmalı her zaman🙂

dizinin sonuna gelirseek, aslında bu sefer çok da saçmalamamışlar sonunda bence. çünkü Ji Hyun 49 gün sonunda hayata dönüp uzun yıllar yaşasaydı da Kang’la yaşadıklarını, çocuğun onun için yaptıklarını hatırlamayacaktı zaten. zaten 19. bölümde sinir olmuştum, çocuğa boş boş bakıyordu kız falan. o şekilde bitseydi dizi çok çok kötü olurdu. ama 3 damla gözyaşını elde ettikten sonra kızın 6 gün ömrünün kalması kötünün de kötüsü oldu.. tüm yaptıkları heba oldu, 49 gün bir ödülden çok ceza oldu onun için. bence kız hayata döndükten sonra bir şekilde yaşadıklarını hatırlamalıydı ve öyle bitmeliydi.. dizi fantastik değil mi sonuçta, yapsaydı senaristler bir şeyler işte ne olacak😦 kötü sonu yakıştıramadım bu diziye ben, ama kızın aşkını hatırlaması adına makul bir son olmuş diyebilirim.. bir de Yi Kyung ile Ji Hyun’un kardeş çıkmaları.. biraz Türk filmi tadında olmuş.. ve de benim aklıma şunlar takıldı: annesi Yi Kyung’u nasıl kaybetti istasyonda? yandaki o kadın mı kaçırdı? kaçırsa da niye Choonchun İstasyonunda terk etti sonra? ve bu kadar zengin bir aile bulamadı mı kızlarını? çok yazık olmuş kıza ya insan düşündükçe sinir oluyor, öyle zengin bir ailesi varken sefilleri oynamış hayatı boyunca.. yine de kardeşlik olayı güzel bağlamış dizinin sonunu.. Ji Hyun’un annesi ve babası en azından bir çocuklarına kavuşmuş oldular.. kızın da bir ailesi oldu falan..

kısaca ben bu diziyi sevdim.. zaten daha ilk bölümde Shining Inheritance kadrosunu karşımda görünce kaliteli bir dizi izleyeceğimi anlamıştım.. entrika, heyecan falan aynı Shining Inheritance’daki gibi insanı kendine bağlıyordu. ve izleyen herkes gibi dizi bitince ben de düşündüm.. ben öldüğümde arkamdan kim saf gözyaşı döker.. ailem hariç tabi.. gerçi bir insanın ailesinden bile saf gözyaşları akıtmayan çıkar elbette, çıkacağına da eminim, sevgi ayrı bir şey, anne baba hariç kan bağına da bakmıyor maalesef. ben gözyaşı dökecek kimse bulamadım, eminim herkes kendince bir şeyler düşünerek ağlayacaktır, sadece sevdiği için ağlayan kimse çıkmaz diye düşünüyorum.. bir gün bu durumu yaşarsam umarım bir ruh bekçisi karşıma geçip “ahaha boşuna yaşamışsın bunca yıl” demez.. bunu kaldıramayabilrim.. bu arada dizinin şarkıları da çok güzeldi.. öyle vurucu bir OST çarpmadı gözüme ama duygusal şarkılar etkileyiciydi. özellikle Yi Soo ve Yi Kyung’un şarkısını çok sevdim. buyrun siz de dinleyin.. son olarak izlemeyenlere tavsiye ediyorum diziyi, ilk 10 bölüm biraz yavaş ilerlese de sonradan rayına oturuyor her şey.. pişman olmazsınız diyorum🙂

 

 

 

Not: son video Kang’cığımız tarafından söylenmiş.. Hyun Bin gibi sürpriz yapmış o da bize🙂 sesi de güzelmiş maşallah🙂

Temmuz 12, 2011 tarihinde dizi, fantastik içinde yayınlandı ve , , , olarak etiketlendi. Kalıcı bağlantıyı yer imlerinize ekleyin. 14 Yorum.

  1. Sonu çok acıklı olsa da ben sevdim bu diziy. Çok fazla boşluk vardı aslında izlerken yanıtını alamadığımız bir takım sorular vardı buna rağmen güzeldi. Ben kardeş olayına şaşırmadım. Çok fazla yorum okudum çünkü izlerken. Neredeyse bütün tahminler doğru çıktı izleyiciler süper😀 Keşke en azından bir kaç mutlu sahnesini görseydik Ji Hyun ile Hang Kangın ya da bir aşk itirafı alsaydık kötü olmazdı diyorum. Eline sağlık🙂

    • bence de en eksik kısım bu zaten, aşk itirafı falan olmadı, en azından bir bölüm takılsalardı iyi olacaktı, çok uzaktan yaşadılar aşklarını.. yine de dizide aşktan öte güzel şeyler olduğu için çok sorun etmedim ben bunu.. kaliteli diziydi gerçekten, iyi ki izlemişim dedim yani🙂

  2. Kore.Hayranı

    Ellerinize sağlık. Çok güzel yazmışsınız. ❤ Ben de bugün bu konuyu açtım. Biraz dolaşayım dedim, siz de açmışsınız birkaç tane daha 49 Days’e rastladım. (Sevilmeyecek, yazı yazılmayacak dizi mi?)

    Okurken bir sorunuza rastladım. O gecekondu gibi evde bu kıyafetleri nasıl buldu? demişsiniz. Hemen cevap vereyim. Yi Kyung gençliğinde (Yi Soo hayattayken ve bu ikisi çıkarken) giydiği kıyafetleri evde üstüste duran kutularda saklıyor ve kötü anıları olduğu için giymiyordu. Hatta intihara giriştiği gün kutuyu açıp güzel kıyafetlere bakmıştı ve Yi Soo’nun öldüğü yola elinde gülle gelip yola atmıştı kendini. Ji Hyun’umuz da şampuan aldı ya kendine -Ruh bekçisinden aldığı borçla😀 – işte o şampuanları saklayayım derken kutuların birini açtı. İşte o zaman o güzelim giysileri, bigudileri, makyaj malzemelerini keşfetti. Sonra da kendi malı gibi -ahahaha- kullanmaya başladı.😀

    Sonu çok fenaydı, hatırladıkça gülümsemem gidiyor. 49 günlük süresinde kızı yaşatalım diye uğraştık işte dedik yaşıyor lafımız boğazımızda kaldı! Senarist gerçekten hiç düşünmediniz di mi bizi? Bu adamlar oturdu izledi o kadar boşuna mı izlettik demediniz di mi hiç?

    Yazınız çok güzel. ^^ Bloguma beklerim. Tekrar görüşmek dileğiyle. Annyeonghigaseyo.😉

    • çok teşekkürler canım bloğuma hoş geldin, hep beklerim artık🙂

      haklısın ya gerçekten yazı yazmadan duramadım diziyi izledikten sonra insanı derinden etkiliyor çünkü aşktan öte mesajları var.. ben o dediğin kutularda sadece bigudilere dikkat etmiştim, ilk bölümleri pek dikkatli izlemem gözden kaçırmışım demek ki.. gerçi mantıklı çünkü eski Yi Kyung çok tatlı bakımlı bir kızmış o güzel elbiseler onundur elbet🙂

      dediğim gibi dizinin sonu beni tatmin etmedi pek ama sonradan düşündüm başka bir son olmaz gibi geldi.. çünkü 49 günün ardından Kang ile yaşadıkları tüm anıları unutacaktı kız.. ve çocuğa karşı çok ön yargılı olduğu için 49 gün sürecindeki gibi onu tekrar sevebileceğini düşünmüyorum ben.. tabi senaristler istese bir yolunu bulup hatırlatabilirlerdi ama acıklı son etkili olur düşüncesiyle kötü bitirmişler.. neyse yine de dizi çok güzeldi, sonu da nazar boncuğu olsun artık🙂

      bloğunu hemen blogroll’e ekliyorum.. en yakın zamanda ziyaret edeceğim.. kendine iyi bak.. annyeong^^

  3. diziyi merak ettim;en kısa zamanda izlemeye çalışacağım.Biraz karışık gibi geldi bana yabancı bi film vardı;adı Cennet miydi çok önce izledim tam hatırlamıyorum ama ona benziyo birazcık ama onun sonunda kız hatırlıyodu çocuğu ama bu bi işe yaramıyor çünkü hepsi saçma bi karakterin hayalmiş felan.bu dizi gibiydi biraz

    • aslında dizi hiç karışık değil, yazımı tekrar okuyunca ben de fark ettim biraz karmaşık yazmışım ama izleyince öyle olmuyor, kafa karıştırıcı hiç bir şey yok dizide.. dram ağırlıklı romantik bir dizi işte🙂
      dediğin filme benzer bir şeyler ben de hatırlıyorum, bu konu güzel ya bayağı yerde işlemişler demek ki.. biraz araştırayım bakalım o film hangisiydi hatırlayalım🙂

  4. sevmeyen olur mu hiç cık cık cık🙂

    bu dizi ile ilgili iki şey söyleyebilirim birincisi han kang ve ikincisi ruh bekçisi ….. noktaları doldurabilirsiniz hahaha🙂

  5. haklısın valla ben arasam eminim tek gözyaşı damlası zor bulurum kız üç tane birden buldu, kime nasip olur böyle şey🙂

    noktaları doldurmak da zor be canım o ikisi zaten dizinin iki pıtırı çıtırı.. ruh bekçisi için zaten yorum yok, Kang da aah ah şanssız çocuk ne diyeyim aşkını yaşayamadı hiç😦 ama çok tatlıydı yani onu unutmak ne mümkün🙂

  6. SELAM! Bu yazıyı sitenizi keşfettiğim zamanlarda görmüştüm. Birkaç hafta belki de 1 ay falan oldu. Diziyi izlemeye başlamak ise geçen haftaya kısmetmiş. Yaklaşık 20 dk. önce bitirdim diziyi. Ah ah! Ne diziydi ama! İzleme sebeplerimden biri Yi Kyung’tu. Muhteşem Kraliçe dizisiyle tanıdığım bu aktristi orada bayağı tutmuştum. Onun hatırına başladığım bu dizi Hang Kang ve ruh bekçimizin ortaya çıkmasıyla benim için tan bir görsel şölene döndü. Adamda da ( Hang Kang) ne kalp varmış be! Taş olsan çözünür falan bişey olursun zamanla, demir olsan erirsin. Sen neydin be abi?🙂 Ji hyun’u çok sevdim ben. Lise yıllarında kullandıkları peruğu da beğendim. Çok tatlı olmuş ve yakışmıştı. Seo Woo’nun saçları çok güzeldi. Maşallah dizideki hatunların yüzlerinde de bi nokta kadar bile iz yok! Hayret!🙂 Ben de sizin gibi Hang Kang’ı lise üniformasıyla görünce beğenmedim pek. Bir liseliye göre fazla olgun, büyük,vs. duruyordu. Yerine başka biri oynayabilirdi gibi. Yazınızda demişsiniz ya ”hayatın kanunları gerçekten çok acımasız. kimisi daha doğuştan kazanan olarak geliyor bu dünyaya, kimisi kaybeden.. bazı insanların hayatında tek bir falso yokken bazı insanlar yığınlarca dertle uğraşmak zorunda kalıyor ve bu adaletsizlik yüzünden kıskançlıklar, intikam duyguları ortaya çıkıyor hep.. ” Bu düşünce bana doğru gelmedi. Şöyle düşünelim: Bizler zaten dünyaya sadece gezmek, eğlenmek, para harcamak, alışveriş yapmak, zengin olmak için gelmedik. Bu dünyanın bir imtihan yeri olduğunu düşünürsek bize verilen mal mülk, dostluklar, sağlık vs. bu imtihanda kullanacağımız kalem, silgi ve kalemtraş! Biraz tuhaf bir örnek olmuş olabilir ama böyle. İnsan ( In jung ve Kang gibi…) hırsları yüzünden ne bu dünyasını ne de ahiretini kaybetmemeli. Anlık zevkler bizi bi yere kadar taşır. Hepimiz düşünüyoruzdur illaki bazen ” neden benim de falan kadar imkanım (bunun içine sevgi, para, sağlık herşey girebilir.) yok!” ‘Elindekilerle yetinmesini bilenler mutlu olmayı hak edenlerdir’ derler. İnşallah yazdıklarımı yanlış anlamazsınız. Ben sadece düşündüklerime karşı düşündüğümü söyledim. Birbirlerine sarıldıkları (buna pek bişey demem aslında) öptükleri sahneler falan azdı. Ve ben dizinin bu yönünü çok sevdim. İnsan sevdiğine dokunamadan da onu sevmeye devam edebilir. Hem ne o öyle ikide bir ( arada sırada olsa da hiç çekilmiyor açıkçası.) yapış yapış! Hemen hemen herkes gibi ben de düşündüm. ‘O KIZIN YERİNDE OLSAM BULABİLİR MİYDİM ACABA 3 DAMLA SAF GÖZYAŞINI?’ Ailem elbette ki ağlardı. Dostlarımdan ise emin edğlim aslında ama en azından ‘bu hayatı boşa yaşamadım’ diyebiliyorum kesin olarak ve 1 tane bile olsa toplardım. Biraz da dizinin çevirilerinden bahsetmek istiyorum; Onlar nasıl çevirilerdi ya! Komik bir sahne olmasa bile çevirilere kahkahalarla güldüm. Ji Hyun’un annesinin eşine ‘bey’ diye seslenmesi, ruh bekçisinin Ji Hyun’a ‘ meraklı Melahat’ demesi, Hang Kang’ın Ji Hyun’a ( o mu diyordu emin değilim.) ‘dünya ahiret kardeşim olacaksın demesi ve daha niceleri… Hatta bir ara dedim ki kendi kendime ” bu dizinin sonunda kız işi başaramaz da ölürse ruh bekçisine : ‘ çok sağol ya! Allah razı olsun. Bana hakını helal et!’ derse hiç şaşırmam artık” Cidden bunu düşündüm. Neyse amma da uzun yazmışım . Değinemediğim bir çok nokta olmuştur elbet. Şimdilik; HADİ EYVALLAH!!!

    • şahane yorumun için teşekkürler hayalcim, yazımı böylesine derinlemesine okuyup yorum yapman çok hoş..

      öncelikle yi kyung’u ben de çok sevdim, o estetikli Koreli kızlar gibi değil, gerçek bir güzelliği var, oyunculuğu da şahaneydi, muhteşem kraliçe’yi izlemedim ben ama bu kadının orada da iyi bir iş çıkardığını hayal edebiliyorum..

      aynen ben de han kang’ı çok sevdim, bir kere gerçek bir ajusshiydi kendisi, dünkü bebeler gibi boy göstermedi sadece dizide. yalnız biraz fazla soğukkanlıydı, yıllarca aşkını ortaya çıkarmaması, bir de lisedeyken hoşlandığı kıza tam aksi kötü davranması falan.. ben hele şimdi the greatest love’ı yeni izlediğim bir dönemde romantik jön sevgisiyle dolup taşıyorum, kang’dan da biraz bekledim açıkçası. ama ji hyun’un bedeninde yi kyung olduğu için çok da sorun etmedim bunu, sonuçta dizinin konsepti böyle..

      dizideki iyilik kötülük meselesine gelince.. ben onları asla haklı görmedim ama çok da fazla suçlayamadım çünkü insan özellikle isyan dönemlerinde şu hayata doğuştan şanslı gelen insanları gördükçe hayatı sorguluyor, hele hele tüm kötü olaylar üst üste geldiğinde.. misa’yı izlemişsindir, (izlemediysen hemen izle derim bu arada) orada moo hyuk’un yune’u gördüğünde neler hissettiğini bir hatırla, kendisi evsiz, annesiz, bir çöp gibi yaşarken yune’da her şey fazlasıyla vardı.. o da elinde olmaksızın kıskandı onu.. tabi izlemediysen bunlar sana bir şey ifade etmiyordur ama ben anlattım yine de🙂 misa deyince susmak bilmiyorum zaten🙂 ama ben asla öyle bir kötülük yapamam, kimseye zarar veremem, hiç olmazsa Allah korkusu yaptırmaz bunu.. ama herkesin benim gibi düşünmeyeceğine eminim..

      çeviri çok komikti gerçekten.. izleyicinin anlaması açısından o benzetmeler falan güzel olmuş ama bu kadar yerelleştirmeye karşıyım ben, karşı kültürü de biraz görebilmesi lazım izleyicinin. ama o kadar berbat çeviriler izledim ki yine de bir şey diyemedim çeviri için.. hele ruh bekçisi çevirisini görünce.. tebrik ettim çevirmeni..

      tekrar görüşmek üzere canım^^

      • Tekrar SELAM! (Yaptığım bir hata yüzünden bu yorumu 2. kez yazıyorum. Sağlık olsun ne diyim.)🙂 Rica ederim ne demek, her zaman. Yorumumu beğendiğiniz için asıl ben teşekkür ederim. Muhteşem Kraliçe dizisinin gönlümde apayrı bir yeri vardır. Geçen sene devlet kanalında verildiği zaman çok mutlu olmuştum. Gerek oyuncu, gerek mekan, gerekse konu olarak çok güzel ve kaliteli bir yapımdır. İzlemenizi şiddetle tavsiye ederim. Tabi eğer vaktiniz varsa. Misa dizisinin dvdsi var bende. Yani var olacak. Bir arkadaşımda şuan. Yakında alır izlerim inş. Ama konusunu, oyuncularını biliyorum. Çok yazılıp çizilmişti bu dizi hakkında. Onları okuyarak bu dizi hakkında bilgi edinmiştim. Yani dedikleriniz bana birşeyler ifade ediyor emin olun.🙂 Sizin böyle bir kötülük yapacağınızı hiç mi hiç düşünmedim. Böyle şeyler yapan kişi en basit tabirle ‘ kötü ‘ biridir. Ve kötü birinin yazılarının bu kadar içten, sıcak olması imkansız gibidir. Bazen bu kıskançlık duygusu gelip içimize yerleşiyor ve atamıyoruz. İstemeden de olsa kıskanıyoruz işte. İnsanız sonuçta. ‘Beşer şaşar.’ Ama ne olursa olsun kıskançlık çok kötü şey yahu! İnsanın içindeki Allah korkusu da olmasa vay bu dünyanın haline! Çeviri konusuna tekrar değinmeden edemeyeceğim; Efendim, çeviriyi komik bulduğumu, eğlendiğimi bir önceki yorumumda belirtmiştim. Ama ben de sizin gibi dizinin bu kadar yerelleştirilmesini doğru bulmuyorum. Ben izlediğim dizinin yahut filmin hangi ülkeye aitse o ülkenin konuşma tarzıyla anlatılmasını isterim. Doğru olanda budur. Ama saçma sapan cümleler ve kelimeler yığını yoktu. Çok şükür!🙂 Yine mi çok konuştum ne!🙂 Bu arada HAYIRLI RAMAZANLAR dilerim. Şimdilik; HADİ EYVALLAH!!!

  7. @HAYALPEREST estağfurullah, yorumlarını okurken çok mutlu oluyorum emin ol^^
    misayı hemen izlemeni şiddetle tavsiye ederim, gerçi bugüne kadar çok şey okumuşsundur ama emin ol izlemek bambaşka oluyor..

    bir mütercim tercümanlık öğrencisi olarak yerelleştirmeyi sevmedim hiçbir zaman. bence çeviri biraz da çeviri kokmalı gerekirse.. ama işte hayran çevirisi olunca mevzu bu kadarı bile çok iyi diyor insan🙂

    sana da hayırlı ramazanlar diliyorum.. kendine çok iyi bak^^

  8. diziyi cok begendim bende. yazini da bitirince okudum. senin de dikkat cektigin bir kac nokta acikta kalmis: kizini nasil kaybetti, neden hic aramiyorlardi gibi. birde ruh bekcisi hep geri doncek gibi gosterildi bence donmemesi cok daha iyi oldu🙂 bende kang i cok sevdim…

    • senin de öyle düşündün demek ki, ben de yanlış anladım herhalde düşünmüştüm bu ruh bekçisinin dönüşü olayını.. yani son bölümlere kadar kızla kavuşacaklarını sandım durdum ama bence de dönmemesi iyi olmuş, daha acıklı oldu böyle ama dizinin konsepti de bu şekilde olduğu için sorun olmadı acıklı sonlar.. Kang şahane, bence oyunculuğuyla da ruh bekçisinin önüne geçti kesinlikle dizide..

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s

%d blogcu bunu beğendi: