Aylık arşivler: Mart 2012

Kpop Zamanı: En Güzel Klipler:)

Yine yeni yepyeni bir mim yazısı ile bloğuma girmiş bulunmaktayım.. Sevgili Harmony beni şu yazısında mimlemiş. Çok fazla klip izlemeyen biri olsam da (Ft Island klipleri dışında tabii^^ ) aklımdakilerden güzel bir derleme yapayım dedim.. Bakalım hangi şarkıların klipleri beni kendisine aşık etmiş 🙂

 ✿✿ NEŞELİ ✿✿

“Love Girl” izlediğim en neşeli kliplerden birisi. Ayrıca klip birçoğumuzun gizli fantazisini ortaya çıkardı: Posterini assam bana da gelir misin Yong Hwa-sii 🙂

Koreliler grup olayını iyice abarttılar, bir grupta bu kadar üye olur mu yaa o.O SNSD isimli oldukça ünlü grubumuzun “Gee” adlı klibinin de gerçekten çok hoş bir enerjisi var. Hem bu şarkı vakti zamanında Lee Min Ho’nun en sevdiği şarkıymış, duyrulur 🙂

 Yaa şu küçücük çocuklara bi bakar mısınız 🙂 Hepsi en fazla lise çoğunda olan bu tatlı şeyler kendileri gibi tatlı bir de klip çekmişler şarkılarına.. Oyyşş 🙂 Karşınızda Boyfriend ve şarkıları “Boyfriend”^^

  ♥♥ ACIKLI ♥♥

Ahh bu klibimizin hikayesi de kendisi kadar acıklı. Öyle ki ülkesinden kilometrelerce uzakta, Türkiye’de nelere maruz kaldı zavallı klip, ne korkunç arabesk şarkılara fon oldu garibim 😦 Oysa “Kiss” isimli grubumuzun “Because I am a Girl” şarkısı ne de güzel gitmiş bu klibe.. Klipte sevdiği kız için çok büyük bir fedakarlık yapan harbi bir oppamız mevcut, kendisi Shin Hyun Joon. Bu çocuğun hangi dizisini, filmini izlesem hep bi fedakarlık yapıyor zaten. Yeter artık, bi kendini düşün be canım 🙂

Sıra geldi benim tatlı kuzularıma. Her kategoriye bir adet Ft Island klibi koymamak için kendimi çok zorlasam da “Thunder”ı es geçemedim. Burada bizim bıdık barda tanıştığı bir kızla ertesi gün okulda karşılaşıyor. Ve kız kim tahmin edin: Okula yeni gelen öğretmen!! Dizi gibi klip valla, kalanını da buyrun siz izleyin 🙂

Bu klibi çook eskiden izlemiştim, tabii o zamanlar Lee Seung Gi’yi tanımıyordum ama klip çok hoşuma gitmişti. Yalnız Lee Seung Gi de tanınacak gibi değil haa, şu saçlara, kılığa bi bakın, çekingen bi liseli beyimiz 🙂 Aşkı için epey zorluk çeken, dayaklar yiyen kuzumuzu buyrun bir de siz izleyin 🙂 Difficult Words to Say karşınızda^^

 ❤‿❤ ERİTİCİ ❤‿❤

Bu kategoride oyumu SS501’den yana kullandım, “Song Calling For You” klibine hem de.. Mekanlar çok güzel, çocuklar oy oyy, şarkı deseniz harika 🙂 Bu klip çok iyi yaa! Canlı performanslarını da izlemenizi tavsiye ederim, oradaki dansları da çok tatlı^^

Gummy isimli şarkıcıyı pek tanımam hatta hiçç 🙂 Ama Nilü‘nün bloğunda karşılaştığım bu klibe bayıldım, dizilerdeki soğuk hallerine inat Kim Hyun Joong bu klipte harikalar yaratmış, nasıl tatlı gülüyor, gel de erime 🙂 “As a Man” şarkısı da çok güzel gerçekten..

 ◠‿◠ ETKİLEYİCİ ◠‿◠

Big Bang’in bu klibini çok seviyorum, çekim teknikleri, mekan falan şahane. “Love Song” da çok iyi bir şarkı ayrıca 🙂

 Cn Blue’dan bir klip daha koymasam olmaz şimdi 🙂 “First Step” hareketli ve bir o kadar da etkileyici bir klip..

  ^o^ ŞAŞIRTICI ^o^

Her yazımda bu klipten bir kez bahsetmesem olmaz herhalde, “Hello Hello”yu çok seviyorum ama napim 🙂 Klibin neden şaşırtıcı olduğuna gelirsek, sonunda Hong Gi ölüyor mu ölmüyor mu ona bir türlü karar veremem beni şaşırtıyor. City Hunter’ın yönetmeni gibi birileri çıkıp bi açıklama yapsın yeter artık ama 🙂

Bu klip te Oh Won Bin kuzusunun aylar sonra sahnelere tekrar döndüğü klip: “I Love You and I Love You Again”.. Buradaki tarzı, şarkısı her şeyi beni çok şaşırtmıştı. Ft Island’daki tarzının o kadar dışında ki..

Benden bu kadar.. Bunlar dışındaki “Tıpkısının Aynısı” kategorisi için çok düşünsem de bir klip bulamadım 😦 Artık onu da bu mimi pasladığım arkadaşlar düşünsünler diyor ve mimi sevgili cadımız Oh Yoon Joo ile kaktüs çiçeğimiz Makino‘ya paslıyorum.. Kolay gelsin çingular 🙂

Reklamlar

Bloğumun Yıldönümü ve 3’ü Bir Arada Mim..

Bugün bloğumun yıldönümüymüş, kardeşim hatırlatmasa bu yoğunlukta hayatta aklıma gelmezdi herhalde 🙂 Ama iyi ki de hatırlatmış.. Blog sayesinde ne kadar tatlı arkadaşlar edindiğimi, başkaları tarafından tuhaf bir alien olarak görülsem de beni anlayan insanlarla bir şeyler paylaşabilmenin ne güzel bir his olduğunu bir kez daha hatırlamış oldum.. Geçen sene bugün sevgili Nilü sayesinde içine girdiğim blog aleminde ilk yazımı yazmışım, 2. 3. yıllarda da yeni yazılar yazmak, sizlerle yorumlarda buluşmak dileğiyle.. Farklı olmanın ne kadar güzel bir şey olduğunu burada sizinle birlikteyken daha iyi anlıyorum, beni yalnız bırakmayan, samimi bir şekilde içini açan, her konuda yorumlarını, güzel sohbetini eksik etmeyen tüm arkadaşlarıma bir kez daha teşekkür ediyorum..

O zaman yazacağım bu mimi de yıldönünümüze ithaf etmiş olayım 🙂 Sevgili Mydestiny bana 1 değil 2 değil tam 3 mim bir arada göndermiş 🙂 Bu mimi görünce aklıma “Nescafe bile 3’ü bir arada ben hala yalnızım” esprisi geldi ama hemen aklımı başıma toplayıp yazmaya koyuldum 🙂 Hazırsanız başlayalım..

Mim I – En Sevilenler

1- En sevdiğin şeyler nelerdir? Nelerden hoşlanırsın?

Dondurma yemek, ailenin dondurma canavarıyım denebilir 🙂 Film izlemek vazgeçilmezim, eksikliği hemen hissedilir bünyemde. Sonraa kafa dengi insanlarla oturup sohbet etmek, iki yüzlü değil samimi olduklarını bilerek içimi onlara açabilmek.. Her şeyden ziyade bir parça huzur.. Ne yaparsam yapayım huzurlu olmak isterim, yoksa ne yaptığımın da bir önemi yok aslında, kafam bir şeye takılmışsa zaten ne yaparsam yapayım ben ben olamam.. Son olarak yazmak.. Şiir, hikaye, blog, ufak notlar.. Yazmak bazen konuşmaktan çok daha fazla rahatlatıyor insanı..

2- Bilgisayarda vaktini nasıl geçirirsin?

Geçen seneye kadar blog okumuyordum ve bilgisayarda yaptığım şeyler şunlardan ibaretti:

– Ödev yapmak, çeviri yapmak, sunum hazırlamak

– Youtube videolarını bol bol taciz etmek. Ft Island konserleri araştırmak, indirmek, arşiv yapmak

– Çeşitli sitelerden alt yazılı diziler bulmaya çalışmak (önceden çok zor bulunuyordu diziler, Türkçe alt yazı bulmak falan hayal gibiydi 🙂 )

– Ekşi sözlük okumak.

Geçen seneden itibaren ise bloglar hayatıma girdi ve:

– Blog yazmak

– Blog okumak

– Hikaye yazmak

– Blog hikayelerini okumak

Vs. vs. gibi şeyler de aktivitelerim arasına girdi 🙂

3- En sevdiğin filmler?

– Titanic

– Shutter Island

– Oldboy

– Madhouse

– Scent of a Woman

– Antique Bakery

– Turn Left Turn Right

… Daha da onlarcası yazılır buraya en iyisi kısa kesmek 🙂

 4- Şu sıralar almak istediğin şey?

En son güzel bir harici bellek almak istiyordum ama sağolsun ablacığım doğum günümde almış bana Toshiba 1 TB, pek bi sevindim 🙂 Ama isteklerim bitmiyor tabii ki.. Güzel bir laptop, Donna Karan NY elmalı parfüm, mümkünse tüm Ft Island albümleri.. falan filan olsa iyi olurdu işte 🙂

 5- Şu sıralar ne dinliyorsun?

Yeni bitirdiğim Scent of a Woman’ın müziklerini dinliyorum bu aralar. Tatlı Junsu’dan You are So Beautiful iyi gidiyor.. Sonraa, Ft Island Grown Up albümü her daim playlistimde.. Türkçe şarkılardan da Burcu Güneş’in Oflaya Oflaya şarkısını sevdim, onu dinliyorum ara ara..

 Mim II – Sordum Cevapla

1- Hayatın bir filme çekilse adı ne olurdu ve hangi müzikler yer alırdı?

“Umudunu Yitirme” olurdu herhalde. Her hayal kırıklığında “Bu da mı gol değil!” diye isyan etsem de kendimi toparlamayı başarıyorum sanırım.. Ya da bana öyle geliyor kim bilir..

Fon müziği ise Oldboy-Searchers olurdu..

 2- Bir şeyleri değiştirmeye gücün olsa neyi değiştirirdin?

Hayatımdaki birkaç şeyi.. Onlar da bana kalsın..

 3- Seni en çok etkileyen sinema sahneleri nelerdi?

– Oldboy’daki kutu açma sahnesi, Dae Su’nun aile albümünü görmesi..

– Scent of a Woman’daki tango sahnesi. Al Pacino bi harikaydı..

– Piyanist’te Alman subayının Szpilman’a piyano çaldırdığı sahne..

 4- Yaşadığın şehir bir günlüğüne yalnızca sana tahsis edilse ne yapardın?

– İstiklal Caddesi’ni turlardım, bomboşken. Hiç insansız düşünemiyorum o uzun caddeyi, birine çarpmadan yürümeyi düşünmek bile tuhaf 🙂

– Boğaz Köprüsü’nü yürüyerek geçerdim, tek başıma, tek bir araba ve insan olmadan..

5- Şu sıralar takip ettiğin diziler nelerdir?

 – Suskunlar. Çok heyecanlı gidiyor valla, izlemeyenler hemmen başlasın derim 🙂

– Protect the Boss. Daha dün başladım, nasıl gidecek merak ediyorum..

– Two and a Half Men. Ahhh Walden 🙂

 Mim III – 5N1K?

 Kim?

Ben…

Nerede?

… Güney Kore’de

Ne Zaman?

… En kısa zamanda

Nasıl?

… En ön sıradan

Ne?

… Ft Island konseri izlemek istiyorum

Neden?

… Seviyorum ulennn 🙂

Scent Of A Woman: Hayat Ertelenecek Kadar Uzun Mu?

Çıktığı günden beri gözüm vardı bu dizide. “Şu alt yazıları tamamlansın da izleyeyim” deyip duruyordum. Malum tek başıma izlemediğim ve İngilizce altyazıları çevirmekten nefret ettiğim için bu bekleyiş sürecine girmek zorunda kaldım. Ama bu altyazılar ideal sevgili gibi bir türlü gelmek bilmedi:/ Geçenlerde tekrar baktım yine olduğu yerde sayıyor.. Ufak bir araştırmadan sonra bir iki sitede dizinin tamamlandığını görüp hemen başladım 🙂

Uzuuun Ramazan gecelerinde twitter muhabbetlerinde adı geçiyordu Scent of a Woman’ın.. Herkes meşhur tango sahnesinden Wookie’nin tatlılığından bahsedip beni meraktan çatlatıyordu, ama haklılarmış yaa.. Lee Dong Wook’u My Girl’de de severdim ama burada ayrı bir mest etti beni, derdime dert ekledi kerata.. Senin gibi adamlar nerede diye isyeeeeannnn ettirdi.. Halil Sezai’ye çevirdi beni 🙂

Ayy yorumlara başladım hemen neyse dizinin konusundan bahsedip dedikoduya devam edelim kardeşler.. Konumuz aslında benim hiç ama hiç sevmediğim bir konu, hatta bir dizide bu konu varsa koşarak uzaklaşıyorum o kadar yani.. Ölümcül hastalıklardan bahsediyorum elbette. Esas kızımız Lee Yeon Jae yıllardır aynı turizm şirketinde çalışan, korktuğu için kendisine yapılan zorbalıklara, haksızlıklara ses çıkaramayan 34 yaşında bir kızcağızdır.. Bir gün şirkete gelen başkanın oğlunu görür ve bir anda aşık olur. Kang Ji Wook uzun, yakışıklı, kültürlü vs. vs. hayallerdeki oppadır kısacası.. Ama.. Kızımız bir kaza nedeniyle tesadüfen gittiği hastanede safra kesesi kanseri olduğunu öğrenir. Hem de bunu odunluğuyla ünlü ilkokul arkadaşı Cha Eun Suk haber verir ona.. Ve Yeon Jae kendi hayatında bir devrim yapıp hesaplarındaki tüm parayı çeker ve bastığı gibi hayallerini süsleyen Okinawa’ya gider.. İş için aynı şekilde Okinawa’da olan Ji Wook ile tanışacaklar ve olaylar gelişecektir..

Dizinin ilk 13 bölümünü şuradan kalanını ise şuradan izleyebilirsiniz.. Herkese iyi seyirler^^

SPOILER!!!

Kim Sun Ah’yı ilk kez bu dizide izledim ben, çok hoş kadın, oyunculuğu çok iyi, sevdim yani.. Kanser temalı olmasına rağmen dram olmak için kasmayan bir dizide oynamak kolay değildir bence, iyi kalktı altından..

Dizi hakkındaki genel yorumuma gelirsek 1-10 arası kesinlikle mü-kem-mel-di! Ayıla bayıla izledim, entrika, yalan dolan yoktu.. Aşık olmak isteyen iki insanın aşkı vardı sadece.. 10-16 arası yani Ji Wook’un her şeyi öğrendiği bölümler ise daha dramdı, daha hüzünlüydü, biraz daha yavaştı.. Yine de çok güzeldi, neden böyle oldu dedirtmedi yani..

Okinawa bölümleri bir harikaydı, çok eğlendim onları izlerken.. Kızın sapık gibi adamı takip ettiği sahnelerde falan çok güldüm 🙂 Teknede kızı rehber sandığı sahne de çok komikti, kız tam ona “Ben rehber değilim” diyecekken adamın en cool haliyle dönmesi çok hoştu, kız donakaldı.. Ahh Wookie yaa 🙂

Vee kızın en üzgün en mutsuz haldeyken sahildeki o adamla yaptığı tango. Off of.. Hiç tanımadığı, dilini bile bilmediği bir adamla tüm acılarını paylaşması, adamın da tüm bunlara rağmen onu anlaması.. Çok çok güzeldi.. Hele o fondaki tango müziğiyle birlikte nasıl güzel olmasın? Bu müziği Al Pacino’nun Kadın Kokusu’nda duymuştum ilk kez. Orada da adam ölmeden önceki son tangosunu yapmıştı bu müzikle. Yeon Jae de “Yaşamak istiyorum” diye haykırdı dans ederken. Bu müzik ölümü hatırlatıyor bana bu yüzden, dinlerken bile kötü oluyorum..

Zaten tangoyu çok severdim bu diziyle hastası oldum denebilir. Ji Wook ile kızın tango sahneleri ne güzeldi.. Derslerdeki tango provalarında konuşmadan sadece dans ederek anlaşmaları.. Vee o meşhur tango sahnesi.. Bir dans ancak bu kadar tutkuyla yapılabilir.. Bayıldımm!!!  Muhteşemdi..

Bu dizi sayesinde JYJ Junsu’yu da tanımış oldum. Ft Island hariç pek bi pop grubu dinlemediğim için çoğundan bihaberim.. Ama Jun Suh çok tatlıymış yaa, o ses tonu falan ne tatlı, pamuk gibi bi şey.. Al içine sok öyle yani 🙂 Fan Meeting çok güzeldi yaa, Junsu kıza şarkı söyledi off of.. Ben hayal ediyorum da, karşımda Hong Gi yemekteyiz, telefonumu eline alıp şarkı söylemeye başlıyor! Cidden bayılırım herhalde, rezil olurum çocuğa aman aman 🙂 Hayal etmek bile insanı heyecanlandırıyor yaa 🙂

Lee Dong Wook’u acemi aşık hallerinde görmek ne güzelmiş yaa. My Girl’de çok cooldu, çok kendini beğenmişti, ama burada bildiğiniz tatlı romantik aşık olmuş kuzu yaa.. Kız arayıp ona uğrayacağını söylüyor çocuk panikten ne yapacağını şaşırıyor.. Şaşkın şey 🙂  Bir de kıza ilanı aşk ederken kulağına Junsu’yu taktı ya, hani bu kadar da olmaz dedirtti, sen insan mı dedirtti, dedirtti de dedirtti 🙂 Ha bir de duş sahnesinden bahsedeyim unutmadan, sevgili senaristler yönetmenler bir harikasınız siz! Bu sahnelerin devamını diliyor, hatta biraz daha uzatılmasını talep ediyoruz 🙂 Çocuk acayipti kısacası 🙂

Yüzük meselesi de dizinin olmazsa olmazı.. Epey bi gündemi işgal etti çünkü.. Ama Ji Wook hem kızların hem izleyenlerin kalbini fethetti yüzük meselesinde. Adamla konuşmak için taaa Sidney’e gitti düşünsenize! Bir de yüzükçü öldü deyip adamı kandırması çok hoştu 🙂 Tekrar haykırıyorum senin gibi adamlar nerede kuzum, haremimin gözdesi söyle ha nerede 🙂

Kızın adama çıkma teklif etmesi de çok güzeldi.. Diğer Kore dizilerindeki gibi evinde oturup depresyona girmedi esas kızımız.. Eski Yeon Jae’nin aksine, olduğundan bile fazla cesur davrandı. İnsanın önünde sayılı günlerin kaldığını bilmesi böyle bir şey demek ki.. Her istediğini yapma cesaretini kendinde buluyorsun, hiçbir şeyden çekinmiyorsun korkmuyorsun.. Güzel bi his olmalı her şeye rağmen..

Yeon Jae’nin yapılacaklar listesindeki her şeyi yapması çok güzel oldu. Gerçek hayatta böyle bir şey imkansız olsa da dizide bunu başarabilmesine sevindim. O listeyi görünce bile insanın aklına neler geliyor? Benim 3 ayımın olmadığı ne malum.. Ben neden böyle bir liste yapmıyorum? Neden hep erteliyorum? Hayat ertelenecek kadar uzun mu? Değil işte, sorunda bu aslında..

Gelelim dizinin sonuna.. Bir kanser dizisi ölümsüz bitti, bu bir ilk olmalı. Dizi burada da farkını gösterdi, sırf seyirciyi ağlatmayı amaçlamadığını göstermiş oldu.. İnsan sevgiyle, aşkla iyileşebilir belki de.. Belki de tüm bu hastalıklar biraz da sevgisizlikten bu kadar yaygın.. Kısaca dizinin sonunu beğendim, 6 ay ömrünün kaldığını düşünen Yeon Jae 7 aydır yaşadığını söyledi. Ölmemesi çok güzel oldu.. Ama ben doktorların bahsettiği o yeni ilaç tedavisinin mucizevi bir şekilde kızı iyileştireceğini düşünmüştüm ama mucizeler öyle bir anda gerçekleşmiyor maalesef. Tedavi sonundaki süreci göremedik dizi bittiği için. Ben yine de kızın iyileşmiş olduğuna inanmak istiyorum..

Benden bu kadar.. Hepinize tango gibi tutkulu, aşk dolu günler diliyorum..

A Little Thing Called Love: Sımsıcak Bir Film..

Sevgili okurlar, öncelikle eğer bu filmi hala izlememiş iseniz yazımı hemen burada kesip şu linkten filmi indirin ve harika bir 120 dakika geçirin diyorum.. Ben bu filmi çook sevdim çünkü 🙂 Yalnız.. Bu linkteki altyazıda bazı kısımlar eksik çevrilmiş.. İngilizce izlemek daha doğru olur bence, ben de bir dahaki sefere İngilizce altyazı ile izleyeceğim bulabilirsem..

Kısaca filmin konusundan bahsedeyim önce, konumuz klasik aslında.. Nam, Shone’a platonik aşık bir lise öğrencisidir.. Yalnız.. Kızımız biraz çirkin, yanii felaket:/  Hatta kendisi bile lisedeki hallerine “böcek suratlıydım” diyor o kadar yani 🙂 Shone ise okulun gözbebeği, on parmağında on marifet, üstüne üstük şımarık da değil, merhametli, tatlı vs vs.. Nam Shone’un kendisini fark etmesi için neler yapacak ve işler nasıl değişecek bakalım?

SPOILER!!

Öncelikle filmin tatlı fotoğrafçısı, futbolcusu güzel insan Shone, yani Mario Maurer..  Sanırım sana aşık oldum 🙂 Keşke harem yazımı şimdi yazsaydım, emin ol ilk sıralara oynardın 🙂 Kuzumuz ayrıca 88’li efendim öhöm öhöm:) (Gerekli araştırma yapıldı tamam 🙂 ) Şımarık ukala tiplerden çok sıkılmışım sanırım bu çocuğun tatlı gülümsemesi falan mest etti beni..

Filmin ilk yarısı insanın göz zevkini bayağı bir bozuyor.. Nam gibi güzel bir kızı nasıl böyle çirkinleştirmişler inanılmaz!! Kızlar Çinlilere benzemediklerini söylüyorlar zaten, yani Nam ve yakın arkadaşları.. Bir kere çok esmerlerdi.. Ama Nam nasıl güzelleşti hatta beyazlaştı yaa, Çirkin Betty halt etsin yanında.. Resmen aşkın gücü 🙂

Öğretmen In karakteri çok hoştu, biraz absürt olsa da filmin olmazsa olmazıydı bu çatlak kadın.. Onun draması sayesinde oldu zaten ne olduysa.. Ama oyuna bir iki kişinin gelmiş olması çok komikti 🙂 Onlar da uyuyorlardı falan 🙂 Ama burada Shone’un kankası Top oyunu izleyerek benden artı puan almayı başardı 🙂 Yalnız Top da harcanan oppalardan oldu yazık 😦 Ayağı burkuldu diye kızı sırtında taşırken kızın aklından neler geçiyordu: “Ayağım burkulduğunda Shone çantamı taşıdı..” Çok güldüm bu sahnede, aklıma Boys Over Flowers’taki Jan Di geldi. Jun Pyo onun için neler neler yaparken o da Ji Hoo’nun verdiği küçücük bir mendile takılı kalmıştı dizi bitene kadar..

Kızın film boyunca Shone’un düğmesiyle dertleşmesi çok güzeldi.. Ama neler geldi başına zavallı düğmenin, fırlatıldı, çöpe atıldı.. En sonunda bir gülün ucunda Shone’a takdim edildi.. Gerçi düğme onun değilmiş ama çok romantikti yine de 🙂

Shone’un kız için yaptığı deftere bayıldımm! Kıza nasıl yavaş yavaş aşık olduğunu kare kare eklemiş deftere, her bir resmin altında ayrı bir not.. Dramadaki elmayı o ısırmış mesela, notu da o yazmış yeerim 🙂 Aklımdaki tüm soru işaretleri silindi o defter sayesinde, çocuk bu kadar duygusuz olamaz diyordum hep, yani bir şeyler hissettiği belliydi..

Mesela Top Nam’a ilanı aşk ederken ne kadar üzülmüş, ya da Top onu öptüğünde nasıl bozulmuş, Kıza verdiği o gülü aslında Top vermemiş kendisi vermiş falan filan.. (Gül demişken o şeye gül fidanı da diyebiliriz, o neydi yaa köklü topraklı fidanı getirmiş kuzu 🙂 Neyse Shone getirdiyse sus Masal daha ne 🙂 ) Tüm bunlar o defterdeydi işte.. Ama.. Türkçe altyazısında bu bahsettiklerimin hiçbiri çevrilmemiş, İngilizce altyazısından tekrar okudum ben hepsini..

Şu kısım da çok güzeldi: Nam Top’un arkasında motorsikletle gidiyorlar, kız: “Keşke Shone’un arkasında olsam” diyor.. Aynı anlarda Shone da meğerse “Keşke arkamda Nam olsa” diyormuş.. Oyy Oy..

Filmin sonu da çok güzeldi.. Filmin başında gösterilen bebek Shone’un değilmiş çok şükür.. Ama kucağında bebekle ayrı bir tatlı olmuştu ya neyse 🙂 Canlı yayında kızın ilk sorusu “Evli misin?” oldu. Kalp atışları eşliğinde geçen o birkaç saniyeden sonra kuzumuz “Hayır, Amerika’dan gelmesini beklediğim biri vardı” dedi.. Koreliler gibi berbat bir şekilde bitirmediler filmi, çok güzel oldu..

A Little Thing Called Love “Flipped” tadında hatta ondan çok daha iyi bir filmdi.. Sanırım artık Kore dışındaki Uzakdoğu filmlerine olan ön yargımı tümüyle kırmalıyım.. Hepinize iyi seyirler^^

Doğum Günümüz Kutlu Olsun Lee Hong Gi-ssii!!!

 (*Alıntı: http://www.korea-fans.com)

İyi ki doğdun Hong Gi-ssiii!! Daha doğrusu iyi ki doğduk! Aramızda her ne kadar saat farkı olsa da şu an ikimiz de hala 2 Mart günündeyiz ve hala doğum günü çocuğuyuz değil mi ama 🙂 Tabi senin evinin odaları hayranlarından gelen hediyelerle doludur, belki şu an hayranların için özel yaptığın doğum günü kutlamasındasındır ha 😦 Tabi her yıl Jong Hoon ile ikinizin doğumgünü birlikte yapılıyor, bir sene de ikimizinki birlikte yapılsa nolurduuu!!!

İsyeeeaaaan modundan çıkıp biraz daha neşeli şeylerden bahsedeyim yau 🙂 Annelerimiz ne güzel bir zamanlamayla ikimizi aynı günde doğurmuş değil mi eheuehue 🙂 Ortak özelliklerimiz çok mu diye merak etmiyor değilim işin aslına bakarsan. Gözüme çarpan birkaç tane var aslında.. Mesela ikimiz de balık burcu olmamız nedeniyle dışarıdan sessiz, sakin, ağır insanlar olarak biliniriz. Ama içimizdeki katrina kasırgasını çok geç fark eder insanlar. Hatta hiperaktif bir çocuk olduğumuzu anladıklarında “Yeter bi dur yerinde!” anlamındaki bakışlara maruz kalırız değil mi 🙂

İkimizde de boy kompleksi var maalesef.. Aah ah o gizli topuklu ayakkabılardan giyiyorsun diye az iftira atmadılar sana kuzum.. (Gerçekten giyiyor musun bazen ben de merak ediyorum aslında ama neyse kapatalım bu konuyu 🙂 ) Vee bu sene ikimiz de gözlüklüyüzz!!! Tabii sen kısa pantolonlu günlerinden beri takıyorsun bu camları ama ben de sana yetiştim işte 🙂 0.75 ile başladım bu yola, arkandan emin adımlarla geliyorum 🙂

Tabi duygusal bi pıtır olman da her Mart ayı çocuğu gibi olmazsa olmazın.. Ben şarkılarını gerçekten yaşayarak söylediğine gönülden inanıyorum, tamam belki her seferinde aynı duyguyu dinleyicilerine veremeyebilirsin ama öyle zamanlar oluyor ki “Bu şarkıyı bu çocuk söylesin diye yazmışlar beee!!” diye haykırasım geliyor! Sen şarkı söylemek için doğmuşsun evlat bunu bil..

2011’de bana verdiğin güzel hediyeler için çooook teşekkürler kuzum. Hello Hello ve özellikle Heartache şarkıları ve Beautiful Journey Konser DVD‘si çok makbule geçti bee, öyle böyle değil 🙂 Ama bu sene de tembellik yok, en az  4 mini albüm ve 2 konser DVD’si isterim ona göre! Doğum günümüz hatrına beni kırmazsın herhalde 🙂

Tekrar iyiki doğdun o zaman.. Saeng il chukhae uri Hong Gi-ssiiiii^^

%d blogcu bunu beğendi: