Kategori arşivi: fantastik

49 Days: Sevenim var mı ki benim?

tatil sezonundan herkese selamlar!!! tabii tatil sadece mutlu huzurlu insanlara güzel bu bir gerçek ama yine de temmuz ayı geldi işte değil mi? geçiyor hatta.. geçen cumartesi yaşadığım KPSS faciasından sonra kitaplarla kalemlerle ilişkimi kestim.. tamam bu sınava hazırlanmamış olabilirim ama genel bir bıkkınlık hali oldu doğal olarak.. neyse, finaller biter bitmez başlayıp daha yeni bitirdiğim bir diziyi paylaşacağım bugün size.. 49 Days..

bu diziyi ilk olarak blog buluşmalarımızın birinde duymuştum. La Fea diziyi izlediğinden, çok güzel olduğundan bahsediyordu. ben de uygun bir zamanda izlemeliyim demiştim içimden. şimdi kısaca bahsedeyim diziden izlemeyenler için.. başrol kızımız Shin Ji Hyun nişanından birkaç gün sonra bir trafik kazası geçirir ve komaya girer ama yaşama şansı yoktur. fakat kaderinde o gün ölmek yoktur aslında, o gün intihar eden Song Yi Kyung yüzünden işler karışmış, zincirleme trafik kazası olmuş ve bu kızcağız da genç yaşında ölümle yüzleşmek zorunda kalmıştır. ama kaderinde o gün ölüm olmadığı için Ji Hyun’a bir şans daha verilir ve 49 günlüğüne tekrar yaşama döner. yalnız ortada bir şart vardır, o 49 gün içerisinde kendisi için akan 3 damla saf gözyaşı bulmak zorundadır ve bir faninin bedeninde yaşayacaktır ruhu. bu fani o gün intihara kalkışan Yi Kyung’un ta kendisidir.. daha fazla bir şey anlatmayayım.. buradan itibaren SPOILER vereceğim, diziyi izlemeyenler son paragrafa geçmeliler 🙂

ben bu adamı sevdim 🙂 kendisi başrol oyuncumuz Han Kang.. tuhaf bir tip aslında. karşısındakini çok sevse de seviyorum demiyor hiç. böyle sevdiğini belli etmiyor. mesela Ji Hyun’u ne kadar sevdiğini anlayınca şaşırıyor insan, çünkü kıza bunu hiç ama hiç belli etmemiş o güne kadar.. bir kaç ay Ji Hyun ile aynı lisede okumuşlar, dizi boyunca o anılarını hatırladılar, vay anasını ne iki aymış dedim ha 🙂 çocuk resmen kızı unutmamış yıllarca.. bir de daha sonra adamın en yakın arkadaşı Min Ho ile evleniyor Ji Hyun. adam hala taş gibi! duygularını böyle güzel saklayabilen birini daha görmedim helal olsun 🙂 ama tam bir ajussi kendisi, böyle buylu, poslu, kaslı falan.. gruplardan çıkan yeni yetme başrol oyuncuları gibi değil.. gözümüz adam gördü valla 🙂 yalnız lisedeki hatırlama sahnelerine bu adamı koymasalardı keşke.. ne bileyim olmamış sanki.. lise üniforması çok feci durmuş üstünde. “ben liseli değilim” diye bağırıyor adeta.. sonra Ji Hyun’un da lise kısımlarındaki o aptal peruğu çok kötüydü.. bence ikisinin yerinde de küçük birer çocuk koymaları en mantıklısıydı..

bu Ji Hyun’un lisedeki hali. çok tatlı bir kız, çok da güzel gerçekten. gerçi estetikli olduğu çok belli oluyor, porselen bebek gibi kendisi, ama yine de güzel.. hele ilk bölümde nişandaki hali bir harikaydı. nişanlığına da bayıldım.. bu arada daha dün kendisinin Koreli müzik grubu Seeya’nın üyesi olduğunu öğrendim ve çok şaşırdım. dizide şarkı söylemişti bir kez, sesi de çok güzeldi, anlamıştım şarkıcı olduğunu ama Seeya gibi iyi bir grupta olması şaşırttı beni.. kendisini tebrik ediyorum 🙂

neyse, lise günlerinde kendisinden hoşlanan Han Kang tam tersi kıza kötü davrandığı için Kang’dan pek hoşlanmıyor Ji Hyun. iki yüzlü Min Ho’ya aşık oluyor daha sonra maalesef.. ama herkesin iç yüzünü öğreniyor tabi yavaş yavaş.. Ji Hyun’u dizide sadece hayalet olarak görebildik çünkü insan olarak Yi Kyung’un bedenindeydi hep. o yüzden pek ısınamadım kendisine. hala diğer kız Ji Hyun’muş gibi hissediyorum ben..

bu kızcağız da intihar etmeye kalkıp her şeyi karıştıran Yi Kyung. 5 yıl önce ölen tatlı, yakışıklı, mükemmel sevgilisini unutamamış, psikolojisi falan bozulmuş.. işe gidip uyuyor sadece, yemek falan da yediği yok, hayalet gibi bir şey.. geceleri çalışıyor, gündüzleri Ji Hyun geçiyor onun yerine ve hayattan kopuk yaşayan bu paçoz kızı değiştiriyor bir güzel.. harika elbiseler giyiyor, saçlarını yapıyor her gün.. ki diğer kız sadece eşofman giyen bir kız, saçları falan da felaket.. bu arada o feci gecekonduda o kıyafetleri nasıl buluyor Ji Hyun anlamadım ama neyse 🙂 bu kızın durumu yine Kore dizisi klişesi gibi geldi bana aslında. hangi insan acısını 5 yıl ilk günmüş gibi yaşar ki? sonuçta hepimiz nankör birer insanız maalesef bu bir gerçek.. tamam öyle bir sevgiliyi kaybeden insanın hali içler acısı olur kabul ediyorum ama yine de bana fazla geldi nedense.. bu arada ilk bölümden itibaren kızın peşinden ayrılmayan o psikoloğun olayını tam olarak anlamadım ben. kızın sevgilisinin kazasıyla bir ilgisi var mıydı, ya da Min Ho’nun ofisinde ne arıyordu? Min Ho’nun adamı mı diye bile düşündüm bir an..

ve meşhuuur Ruh Bekçisi.. nam-ı diğer Scheduler.. daha diziyi izlemeden bu çocuğa yapılan yorumlardan epey merak etmiştim kendisini.. tatlı şeymiş gerçekten ne diyeyim Allah sahibine bağışlasın 🙂 ehem ehem nerde kalmıştık, bu şahıs Azrail olmadığını iddia etse de bence görevleri aynı yani 🙂 ölen kişileri yukarıya nakletmek.. elinde tuhaf bir telefon var, oraya her hafta ölenlerin listesi geliyor.. böyle ağustos böceği gibi bir şey kendisi de.. gülüyor eğleniyor kızlarla takılıyor, modern çağ meleği işte neylersiniz 🙂 onun o dünyayı umursamaz halleri gerçekten çok tatlıydı.. Oska havası vardı üzerinde sanki.

sonradan Ji Hyun gerçek kimliğini ortaya çıkarınca ağlak mızmız bir çocuğa dönüştü bekçimiz.. ben bu hallerine pek alışamadım, sanki ağlarken bile “böööö kandırdım siziii” deyip gülecek gibime geldi hep.. tabi böyle bir şeyin olması imkansız, çünkü Yi Kyung ve Yi Soo’nun hikayeleri gerçekten iç parçalayıcı.. hatta dizideki diğer aşktan daha ilginçti bence.. çünkü dizi boyunca Kang gerçeği bilmiyormuş gibi davrandığı için Ji Hyun’un ne elini tutabildi ne de öpüştüler, böyle uzaktan yaşanan bir aşk daha görmedim.. Winter Sonata’da bile Jun Sang kardeşi sandığı Yoo Jin’i dudağından öpmüştü.. bu dizide ise öpüşme eksik kaldı kesinlikle..

ben dizinin başında ruh bekçisinin beş yılını tamamladıktan sonra tamamen dünyaya döneceğini sanmıştım. sonra öyle olmadığını anlayınca hayal kırıklığına uğradım.. sırf sevdiği kızla bir kez buluşabilmek için 5 yıl çalıştı çocuk! aaaaah çok romantik amaaaa 😦 sonra da vedalaşıp ayrıldılar.. bir de kıza mutlu ol diyor ya.. dizinin bu kısımları gerçekten çok güzeldi.. bu arada Scheduler’ın Ruh Bekçisi olarak çevrilmesi çok güzel olmuş.. dizinin başında o tuhaf aksanlarından “schedule” kelimesini anlamıştım ama “yok artık çok kötü bir isim olur bu” demiştim. gerçekten de vere vere bu adı vermişler çocuğa.. Türkçe ismi ne kadar havalı duysa çok severdi bence 🙂

işte dizinin en romantik sahnesi.. burada Ji Hyun, Yi Kyung rolü yaparak Kang’tan kendisinin unutmasını istiyor.. çocuğun surat ifadesine bakın, çok tatlı şaşırıyor amaa 🙂 birbirini bu kadar sevip de bu kadar belli etmeden diziyi bitiren bir çift daha tanımıyorum.. bu arada ben bu ikiliyi çok yakıştırdım, aralarında harika bir uyum var. gerçek iı Hyun ve Kang pek uyumlu bir çift değil bence.. aynı bu şekilde ruh bekçisi ile de bu kız hiç yakışmıyor. ben Ji Hyunla ruh bekçisini yakıştırdım mesela.. kastı tamamen değiştirdim aklımca 🙂 ama Yi Kyung ruh bekçisine göre biraz büyük kaçmış bence, daha ufak bir kız bulunabilirdi. gerçi ben Yi Kyung’u çok sevdim, sorun yok 🙂 bir de dizi boyunca bu ikiliyi görünce insan diğer kızı benimseyemiyor, fantastik dizilerin kaderi bu maalesef 🙂

bu ikili de kızımızın arkasından kuyusunu kazan In Jung ve Min Ho. zor bir hayat geçirdikleri ve fakir bir aileden geldikler için ağzında gümüş kaşıkla doğan Ji Hyun’dan intikam almaya çalışıyorlar. ben onları anladım aslında biraz.. hayatın kanunları gerçekten çok acımasız. kimisi daha doğuştan kazanan olarak geliyor bu dünyaya, kimisi kaybeden.. bazı insanların hayatında tek bir falso yokken bazı insanlar yığınlarca dertle uğraşmak zorunda kalıyor ve bu adaletsizlik yüzünden kıskançlıklar, intikam duyguları ortaya çıkıyor hep.. çok da suçlamadım bu elemanları, onları anlıyorum aslında. tabi o derece kötülük yapmak da anlamsız orası ayrı 🙂 insan isyanını içinde yaşamalı, zararsız olmalı her zaman 🙂

dizinin sonuna gelirseek, aslında bu sefer çok da saçmalamamışlar sonunda bence. çünkü Ji Hyun 49 gün sonunda hayata dönüp uzun yıllar yaşasaydı da Kang’la yaşadıklarını, çocuğun onun için yaptıklarını hatırlamayacaktı zaten. zaten 19. bölümde sinir olmuştum, çocuğa boş boş bakıyordu kız falan. o şekilde bitseydi dizi çok çok kötü olurdu. ama 3 damla gözyaşını elde ettikten sonra kızın 6 gün ömrünün kalması kötünün de kötüsü oldu.. tüm yaptıkları heba oldu, 49 gün bir ödülden çok ceza oldu onun için. bence kız hayata döndükten sonra bir şekilde yaşadıklarını hatırlamalıydı ve öyle bitmeliydi.. dizi fantastik değil mi sonuçta, yapsaydı senaristler bir şeyler işte ne olacak 😦 kötü sonu yakıştıramadım bu diziye ben, ama kızın aşkını hatırlaması adına makul bir son olmuş diyebilirim.. bir de Yi Kyung ile Ji Hyun’un kardeş çıkmaları.. biraz Türk filmi tadında olmuş.. ve de benim aklıma şunlar takıldı: annesi Yi Kyung’u nasıl kaybetti istasyonda? yandaki o kadın mı kaçırdı? kaçırsa da niye Choonchun İstasyonunda terk etti sonra? ve bu kadar zengin bir aile bulamadı mı kızlarını? çok yazık olmuş kıza ya insan düşündükçe sinir oluyor, öyle zengin bir ailesi varken sefilleri oynamış hayatı boyunca.. yine de kardeşlik olayı güzel bağlamış dizinin sonunu.. Ji Hyun’un annesi ve babası en azından bir çocuklarına kavuşmuş oldular.. kızın da bir ailesi oldu falan..

kısaca ben bu diziyi sevdim.. zaten daha ilk bölümde Shining Inheritance kadrosunu karşımda görünce kaliteli bir dizi izleyeceğimi anlamıştım.. entrika, heyecan falan aynı Shining Inheritance’daki gibi insanı kendine bağlıyordu. ve izleyen herkes gibi dizi bitince ben de düşündüm.. ben öldüğümde arkamdan kim saf gözyaşı döker.. ailem hariç tabi.. gerçi bir insanın ailesinden bile saf gözyaşları akıtmayan çıkar elbette, çıkacağına da eminim, sevgi ayrı bir şey, anne baba hariç kan bağına da bakmıyor maalesef. ben gözyaşı dökecek kimse bulamadım, eminim herkes kendince bir şeyler düşünerek ağlayacaktır, sadece sevdiği için ağlayan kimse çıkmaz diye düşünüyorum.. bir gün bu durumu yaşarsam umarım bir ruh bekçisi karşıma geçip “ahaha boşuna yaşamışsın bunca yıl” demez.. bunu kaldıramayabilrim.. bu arada dizinin şarkıları da çok güzeldi.. öyle vurucu bir OST çarpmadı gözüme ama duygusal şarkılar etkileyiciydi. özellikle Yi Soo ve Yi Kyung’un şarkısını çok sevdim. buyrun siz de dinleyin.. son olarak izlemeyenlere tavsiye ediyorum diziyi, ilk 10 bölüm biraz yavaş ilerlese de sonradan rayına oturuyor her şey.. pişman olmazsınız diyorum 🙂

 

 

 

Not: son video Kang’cığımız tarafından söylenmiş.. Hyun Bin gibi sürpriz yapmış o da bize 🙂 sesi de güzelmiş maşallah 🙂

Reklamlar

“Hansel and Gretel” fantastik filmin kralı^^

bir dönem Kore korku filmlerine sarmıştım çok fena. hergün en az bir tane izliyordum kesinlikle. çok güzel filmlerle de karşılaştım “yok artık bu kadarı da olmaz” dedirtenlerle de 🙂 her neyse, yine böyle güzel bir korku filmi arayışı içerisindeyken Hansel ve Gretel çıktı karşıma. konusu bana her ne kadar bunun bir korku filmi olmadığını düşündürse de, ilginç hikayesi hoşuma gitti ve izlemeye karar verdim. iyi ki de izlemişim. şu ana kadar izlediğim en hoş, en değişik, görsel açıdan en zengin filmlerden biriymiş kendileri meğerse 🙂 konusuna geçmeden önce filmin afişlerine dikkat çekmek istiyorum, o fantastik masalımsı hava ancak bu kadar güzel yansıtılabilir, her bir afiş filmin gizemini içerisinde saklıyor adeta..

ormanın ortasında duran bu yalnız kapı afiş için ne güzel bir seçim olmuş.. her neyse filmin konusuna gelirsek,  filmin başrol oyuncusu Eun Soo -Cheong Jeong Myeong-  bir gün şehir dışında ormanlık bir yerde kaza yapar ve bayılır. uyandığında, gece olmuştur, yaralıdır,  yardım istemek için kalkıp ormana doğru yürümeye başlar fakat ortada kimseler yoktur. ve birden karşısına küçük bir kız çıkıverir..

filmin afişinde de görüldüğü gibi Eun Soo’nun karşısına çıkan bu küçük kız onu evine götürür. burası adeta bir masal evidir, Eun Soo oldukça şaşırır..

Eun Soo evde kızın abisi, küçük kız kardeşi ve anne-babasıyla tanışır. ev oyuncaklarla dolu, ortam çok tuhaftır. çocuk o gece bu evde kalır ve sabah uyandığında telefonunun çekmediğini görür. evin babadan onu şehre götürmesini istese de adam küçük kızının hasta olduğunu söyler, çocuk kendisi çıkıp şehre giden yolu arasa da bulamaz, adeta ormanın ortasında mahsur kalmıştır.. nereye giderse gitsin tüm yollar o ilginç masal evine çıkmaktadır.. zorunlu eve geri döner.. diğer gün ise onu kötü bir sürpriz belkiyordur, çocukların anne babaları acil bir iş için şehre gitmişlerdir. geride ise onlar dönene kadar çocuklara bakmasını rica eden bir mektup bırakmışlardır sadece..

korkmayın bu anlattıklarım sadece filmin ilk 10 dakikasını içeriyor, esas konu buradan itibaren başlıyor. çok değişik, karmaşık olaylar oluyor filmin devamında, şu an anlatmamak için kendimi zor tutsam da izleyin, bu zevki siz de tadın derim sadece..

yazımın başında da belirttiğim gibi film görsel açıdan çok çok iyi. ev, evin içerisindeki eşyalar, oyuncaklar,  fişe takılmadan çalışan eski kocaman televizyon, televizyondaki tarihi çizgi filmler, çatı katındaki eski eşyalar.. hepsi öyle değişikti ki insan masal ve gerçek arasında kalakalıyor.. çünkü Eun Soo hariç bu evde her şey bir masal dünyasına ait..

bu üç çocuktan en küçükleri olan Jeong Soon’a -Jin Ji Hee- bayıldım. çok tatlı, minicik bir şey.. ablası Yeong Hee -Sim Eun Kyeong- ise daha çok sevgi dolu kişiliği ve güzelliğiyle ön plana çıkıyor. büyük abi Man Bok -Eun Won Jae- ise kardeşlerini koruyabilmek için her şeyi yapabilecek bir karaktere bürünmüş filmde.. üçü de rollerinin hakkını vermiş, helal olsun çocuklara diyor insan filmi izleyince..

Eun Soo’nun bu filmdeki o tatlı, şaşkın halleri ise başlı başına bu filmi izleme nedeni olabilir. hani “temiz yüzlü adam” deriz ya adam öyle işte, çocuklar onu bırakmamakta haklılar, insana huzur, güven veren bir yüzü var gerçekten.. bu film için çok iyi bir seçim olmuş kendisi..

çok fazla bir şey anlatamasam da resimlerle göstermek istedim filmin gizemini, güzelliğini. son olarak izleyin bu filmi kaçırmayın derim. beni gerçekten çok etkilemişti ilk izlediğimde. bloğumun adını masal evi koyma sebebim de belki bu filmin bende kalan etkilerindendir.. Koreliler bu masal işini biliyor, güzel adaptasyonlar çıkarıyorlar, yeni yeni masallarda bulışmak üzere diyelim o zaman 🙂

%d blogcu bunu beğendi: