Kategori arşivi: gezi

Misafir blogcu geldi haanım!

Hikaruivy yazısıyla bizlerle^^

Merhabalar. Ben hikaruivy. Masalevi’nin bloguna bugünlük misafir oluyorum. Öncelikle şu yazıda bu mim’i bana paslayarak blogundaki kalbi kadar temiz bu sayfayı (ahahah 😀 ) bana ayırdığı için Masalcığıma teşekkürlerimi ileteyim. Sonra da Lee’ye çemkireyim: Nerden sardın başıma bu işi o’lum?? İnanın ki şu ana dek yaptığım mim’lerden beni en çok zorlayanı bu oldu. Ne yazsam ne yazsam diye düşünmekten bir hal oldum! Öyle ya, benden masal’a bir hatıra kalacak bu satırlar; öyle sıradan bir şeyle geçiştiremem. Hem benim tarzıma, hem de onun bloguna uygun bir yazı olmalı. Ne yazmalı ki şimdi?? Aklıma gelen hiçbir şeyi beğenemedim; hatta kuralların aksine “bana bir konu ver masal!” diye kızcağızın başının etini yedim! (Lisede de kompozisyon yazarken en nefret ettiğim şey “hadi herkes istediği konuda bir şeyler yazsın” denmesiydi: Konuyu bulmak için harcadığım zamanda iki tane yazı yazardım ben yav… :P) En sonunda Lafea sağolsun, onun da yardımıyla, bana özgü bir konudan bahsetmeye kadar verdim: İkisi bir arada, yani Amerika+Kore!

New York’un ne kadar kozmopolit bir şehir olduğunu bilirsiniz (“herıld yani hikaru, bu da laf mı şimdi” dediğinizi duyar gibiyim. Tamam yav vurmayın :P) Her milletten insanın yaşadığı, her birinin kendi ghetto’larını oluşturduğu bu şehirde, her ülkeyi hiç gitmeden gezmiş kadar olmak mümkündür: Yunanistan’ı mı merak ediyorsunuz? Astoria Avenue’ya bir uğrayın derim. Çin ve İtalya’nın komşu olduğu bir dünya mı hayal ediyorsunuz? Birbirini çevreleyen sokaklarıyla Chinatown ve Little Italy’deki İtalyan restoranları, Çin marketleri, yan yana dükkanları işleten çekik gözlü ve İtalyan aksanlı insanlar size bu keyfi büyük bir mutlulukla yaşatırlar! Böyle bir şehirde Koreli’lerin de kendilerine yer edinmemesi mümkün değildir elbet: Üstelik Kore mahallesi tam da Manhattan’ın göbeğinde, 32. Caddededir. Caddenin 5. Ve 6. Avenue’lar arasında kalan bölümü “Korea way” (Kore yolu) olarak anılır. New York’a yolu düşen ünlü Koreliler’in bile sıklıkla ziyaret ettiği (Song Joong Ki yakın zamanda burada görülmüştü mesela… böhüü…) bu mahalle, benim de sık sık uğradığım ve çok sevdiğim yerlerin başında geliyor.

Korea Way’de hem Koreli göçmenlere, hem de New York’lulara yönelik pek çok dükkan bulmak mümkün: Birçok Kore  (ya da Japon) restoranı, kitapçılar, hediyelik eşya dükkanları, hatta Citibank’ın dışı Korece yazılarla dolu bir şubesi bile var burada. Ve elbette Koreliler’in olmazsa olmazı Karaoke barlar, Spa’lar, hatta bir de Kore müzesi bulunuyor. Ayrıca New York’ta pek bulamayacağınız türden Avrupai tarzda, muhteşem pastalar, tuzlu çörekler yapan “Paris Baguette Café” diye bir cafe de var. Sokaklardaki insanların çoğunluğu çekik gözlü. Yollarda İngilizce’den çok Korece işitiyorsunuz. Yine de şehrin ortası olması yönüyle çok da kendi içine kapalı bir bölge sayılmaz. Yani New Jersey – Paterson’daki Türk mahallesi için anlatılan, Amerikalı biri gelince “Abi turist geldi!” lafının duyulması hikâyesi burada mümkün değil 😀 Böyle bir şey için sanırım Queens’teki Kore mahallelerine gitmek gerekir -ki bu mahallelerde yaşayan toplam Koreli nüfusunun 230,000 civarı olduğu tahmin ediliyor… Yine de, Batı yakasındaki şehirlerin, örneğin Los Angeles ve San Francisco’nun sayıları milyonlarla ifade edilen Koreli göçmenlerine göre New York’taki bu sayı devede kulak kalıyor…

İşte size birkaç fotoğraf. Önce, birkaç genel görünüm:

Aşağıda ise birkaç sokak enstantanesi görüyorsunuz. (İnsanların dikkatini çekmeden bu fotoğrafları çekmek benim için oldukça zordu! Iphone’u kendilerine doğrulttuğum zaman “noluyoruz?” bakışı atan insanları görünce utanıp telefonda bir şeyler arıyormuş gibi yaptığım çok oldu… 😛 )

Bu kısacık sokakta bile yemek yenecek çok yer var: Pek çoğu da Zagat adı verilen ölçüm standardına göre yüksek puan almış, gerçek Kore yemekleri yiyebileceğiniz yerler:

Korea way’de fast food Kore yemekleri satan bir kompleks de var ki, girip bir tabak yemek yemeden edemedim 😛 Yediğim yemeğin ismi “Teppanyaki chicken” (artı yanında lapa pirinç ve soğan çorbası…); aslında Japon yemeği ama bakmayın, Japonların kimchi’yi sahiplenip “kimuchi” ismiyle dünyaya tanıtması gibi Koreliler de Japon yemeklerini benimseyip Kore restoranlarında satmaktan imtina etmiyorlar!

Bir kitapçıya girmeden gezimiz hiç biter mi? Harika Korece kitaplar satan, gıcır gıcır bir dükkandı burası. İngilizce yazılı manhwa’lar bulma umuduyla girdim; ama maalesef satmıyorlarmış 😛 Ben de Yoo Ah In’in yakın zamanda sinemalara gelmiş olan Wandeugi isimli filminin uyarlanmış olduğu kitap, sonracıma Jang Geun Suk’un posteri gibi tanıdık motiflerle eğlenip birkaç çıkartma ve kitap ayracı alarak bu güzel kitapçıdan ayrılmak zorunda kaldım.

İşte New York’taki Kore mahallesinden izlenimlerim böyle. Şimdi sıra geldi bu mim’i paslamaya: Sevgili kaktüsçiçeği makinosev’im, bu defa da ben seni bloguma davet ediyorum. -Aynı gıcıklığı sana da yapma pahasına belirteyim ki- istediğin her konuda yazı yazabilirsin (Artık kendisi hakkında anlatmadığın bir şey kaldı mı bilmiyorum ama So Ji Sub’lı bir yazı bile olur; eniştemizin başımızın üzerinde yeri var :P). Merakla bekliyorum çingu 😉

3 Temmuz 2011 blog buluşması^^

haftalar sonra bloğuma girebilmenin mutluluğu içerisindeyim. mezuniyet balosu bitti, kep töreni yapıldı.. bi diploma alınamadı daha ama o da olacak inşallah 🙂 taa ada gezisinde ortaya çıkan bir karaoke planımız vardı.. ama herkes tatile gitmek üzere olduğu için sohbet muhabbet olayını tercih ettik ve Kabataş Kahve Dünyası’nda toplandık blogger arkadaşlarımızla.. zaten bu yorucu haftanın ardından şarkı falan söyleyemezdim herhalde.. neyse, Lee ve ben yine erkenciydik, gerçi 12 dakika geç kaldığım için kendisi bir müddet söylendi ama neyse ki çabuk kapattı konuyu 🙂 sonra yavaş yavaş masamız kalabalıklaştı.. bu buluşmada yüz yüze tanışma fırsatı bulamadığım blogger arkadaşlarla tanıştım.. Aslı, Makinosev, Oppamania, Arwen de çetemize katılmış bulundular. artık bırakmayız zaten 🙂 Oppamania rahatsız olduğu için aramıza geç katıldı ama telafi ederiz tabiki hiç sorun değil 🙂 masada neler konuşuldu derseniz tam olarak anlatamam çünkü kalabalık masamızın bir kısmında konuşulanları duyabildim ancak.. amaa.. fallar bakıldı, hem de derinlemesine yani öyle böyle değil 🙂 sonraa arşivler paylaşıldı.. ben HDimi unuttuğum için alışveriş olayına katılamadım, zaten ben de katılsam hayatta o masadan kalkamazdık  🙂  Lee bize bir sürü lakap taktı, yine eğlendi bayağı.. benim bloğuma girmememle, Winpohu’nun çok fazla müzik paylaşımı yapmasıyla, Arwen’in şiir paylaşımlarıyla ilgili espriler yaptı.. kendisinin şu hiti yüksek Gong Yoo postu hakkında da konuşuldu masada bol bol 🙂 Aslı’nın “SNSD”yi “SS501” ile karıştırması da günün esprisi oldu 🙂 hala hatırladıkça gülüyorum.. sevgili Lee şu Kim Hyun Joong nefretini atlatamadı gitti, hayırlısı artık 🙂

Nefertiti maalesef ramen yiyemedi bu buluşmada.. nasıl da canı çekmişti, kızcağız hiçbir şey yemedi ramen yemek için ama bulamadık.. Kabataş Beşiktaş arasını iki kez yürüyerek geçtik ama ramen satabilecek bir yer bulamadık.. Lee bir ara dönerciye soralım falan dedi hatta 🙂 benim de canım ramen çekiyor ne zamandır, evde yiyeceğiz artık^^

buluşmadan aklımda kalan iki şeyden biri tavuk füme sandviç 🙂 , diğeri ise “hayali olan bir iş istiyorum” cümlesi oldu.. masamız gerek çiçeği burnunda mezun, gerekse bir süredir iş arayan gençlerle dolu olduğu için Usa’yı anmak zorunda kaldık bol bol.. biz de hayali olan bir iş istiyoruz be Kei, “Usodatoitteyo Joe!” diye bağırmak geliyor içimizden ama.. bizi bir sen anlarsın herhalde 🙂

işte böyle.. aramıza yeni blogger arkadaşlarımız katıldıkça daha da güzel geçiyor buluşmalarımız.. yeni planımız Kafika ve Karaoke.. heyecanla bekliyorum^^ bu arada tüm blogger arkadaşlarımızın hepsinin kulağını çınlattık dün.. hepinize buradan tekrar selamlarımı gönderiyorum..

 

Büyük Ada yolcusu kalmasın^^

evet artık Adalar gezimizin yazısını yazma vakti geldi. gerçi ben ancak dinlenebildim, hani böyle bir yorgunluk olmaz diyeyim de siz anlayın.. döndükten sonra duş alırken uyuyakalacaktım neredeyse 🙂 ama gerçekten çok ama çok eğlenceliydi. zor günler geçirdiğim bu dönemde iyi geldi. ben bütün stresimi bıraktım adada diyebilirim..

her neyse yazıma başlayayım artık.. sabah 10.40 vapuruna binmek üzere kardeşimle tramvaya bindik ve 10. 20’de Kabataş İskelesi’ndeydik. bizi iskelede Nefertiti ve Winpohu bekliyordu. Nilü‘nün geç kalacağını Lee‘nin de yolda olduğunu öğrendik ve vapura bindik. böyle bir kalabalık olamaz. vapurun her cm’si doluydu. kuytu bir köşeye sığınıverdik. ve saat 10.39’da vapurun son düdüğü çalmışken Lee yetişti. böylece ada gezimiz başladı. yine kahkahalarla sohbet muhabbetle çabucacık bitti yolculuğumuz. düşünsenize o sallanan vapurda tam 2 saat ayakta gittik. başka zaman olsa hayatta gidemezdim ama oluyor işte.. Nefertiti ile Gong Yoo’dan, Winpohu ile Hong Gi’ciğimizden, Hello Hello’dan bahsettik bol bol.. e bu yolculuk geçmez mi 🙂 yolculuktan aklımda kalanlar neler peki? tabiki jetskili harabaji 🙂 Lee resmini çekmişti ama bende yok malesef. 70 yaşlarında tatlı bir dedecik jetskisiyle hava attı bize resmen 🙂 vapurdakiler alkışladı dedeciği hatta.. adam koca yolu bizimle birlikte bitirdi. helal olsun.. sonraa, yanımızdaki turist ordusu hiç çenesini kapatmadı, bağıra çağıra gülmeye konuşmaya devam ettiler 2 saat. ama biz de onlardan geri kalmadık.. sonraa, Lee’ye en son yazdığı hikayesi “Soyut Sevgi” nedeniyle birkaç trip attım. hadi tamam Kim Hyun Joong’u sevmiyorsun, hatta tiksiniyorsun anladık ama adam böyle de harcanmaz ki yav! seni o oppacı kızların eline veririm, artık sonunu düşün yani ona göre 🙂

sonunda adaya vardık. iskelede önce La Fea ile karşılaştık. sonra gözlerimiz Nilü’yü aradı. bu arada Lee ile iddiaya girdim. o Nilü topuklu ayakkabı giymiştir dedi ben giymemiştir dedim. ben kazanırsam O Misa’nın bir bölümünü izleyecekti, O kazanırsa ben onun çok sevdiği bir mangayı okuyacaktım (adını unuttum şu an :)) ve O kazandı.. bir ara şu manganın linkini atmalısın Lee, okumaya başlayayım 🙂 bu arada Nilü’nün sınıf arkadaşı Fatma da bize katılmıştı.. hep birlikte başladık Ada keşfine 🙂

sonra hep birlikte piknik alanını aramaya başladık. birilerine sorduk ama herkes “dooğru gidin” diyordu ve biz hep dooğru gittik 🙂 ama yollar bitmedi.. böyle bir yürümek olamaz, öğlen güneşi altında 1 saat falan yürüdük sanırım. arada durup fotoğraf çektik, bi köşeye çöktük falan.. faytonlar feci kokularıyla yürüyüşümüze renk kattı 🙂 bu arada Lee bol bol Kim Hyun Joong’a saydırdı yine yol boyunca, hatta ben kızınca “tabi triple s’sin ya, trip atıyorsun” diye espriler falan yaptı 🙂 neyse piknik alanını bulduk ama ortada bir bakkal yoktu ve susuzluktan kavrulmak üzereydik.. Lee, Nilü ve ben geri dönüp bakkaldan içecek aldık!! adaya gidecek olan dostlarım piknik yolu üzerindeki Nizam Bakkaliyesinden kolanızı suyunuzu almayı unutmayın aman ha 🙂

sonra oturduk yemek yemeye… her şey vardı masamızda tatlı tuzlu aklınıza ne gelirse.. Tabi Lee burada da boş durmadı bizim özene bezene aldığımız paykekimize takılmaya başladı.. “ama o havuçlu tarçınlı” dediysek de kekimizle ilgili en az 100 tane espri yaptı.. kendisi elleriyle börek ve patates salatası yaptığı için konuştu tabi bol bol 🙂 neyse güzel yapmıştı ama hakkını yemeyeyim 🙂 bu arada yemek boyunca the Greatest Love’dan bahsetme teşebbüslerine giren Lee’yi, Nefertiti ve ben kulaklarımızı kapatıp şarkı söyleyerek susturmaya çalıştık.. bir ara Lee’ye Winpohu da katıldı ama biz protestomuza devam ettik 🙂 spoiler’a haayır! spoiler’a haayır 🙂

yemekten sonra şişe çevirmece oynadık. herkes birbirinin ağzından bir şeyler koparmaya çalıştı 🙂 sonra yine fotoğraf çekmeye başladık. vermediğim poz kalmadı, bugün resimlere baktım da rekor kırmışım gerçekten. Yeşilçam pozları verdik, oradan oraya zıpladık.. yere oturup “İsveç Norveç Danimarkaaa” diye oynanan el oyunundan bile oynadık 🙂 tabi üstüm başım saçım battı! eve gidene kadar pantolonumu tişörtümü saçımı silkelemekten bi hal oldum. evde bile dökülmeye devam ediyordu otlar 🙂 sonra  Winpohu’nun getirdiği halatla ip atladık. Lee ipe bin kez tersten girerek ve hiçbirinde takılmayarak şaşırttı bizi.. ben 3 kez takıldım itiraf ediyorum 🙂 neredeyse hepimiz ip atladık.. ama zor işmiş bir daha anladım, eskiden saatlerce atlardım, üç kez zıpladım tıkandım resmen.. benden geçmiş 🙂

sonra bir baktık saat geçmiş gidiyor. bir ada turu yapalım dedik.. başladık yine yürümeye. akşam güneşiyle birlikte ada bir harikaydı.. özellikle Nilü ve Fatma harika manzara resimleri çekmişler bayıldım.. bu arada Hatırla Sevgili dizisindeki Ahmet’in adadaki evi tadilattaydı. ben ne severdim o diziyi ya.. dönüş yolumuz daha rahattı, şarkılar söyleye söyleye bitirdik yolu.. iskeleye vardığımızda dondurma yemeye karar verdik ama bir de baktık ki vapuru kaçırmışız 8 vapuruna kalmışız! tabi motora binmeye karar verdik daha çabuk gidebilmek için..  La Fea evine yakın olduğu için vapura binmeye karar verdi. bu arada da oturup bir çay içtik. herkes balık gibi yorgun baygın bakıyordu birbirine.. beni biraz daha bıraksalar uyurdum orada hatta 🙂

sonra motora bindik.. dönüş yolculuğumuz bir harikaydı.. sabahki o keşmekeşten eser yoktu. yolda Lee’nin böreklerinden yedik yine 🙂 hatta martılara da attık. hepsini kaptı martılar ya çok tatlılardı.. jetskili dede olmasa da martılarla yolculuk ettik bu sefer.. ha bir de tuhaf şarkılar söyleyen Alman turistler vardı yine yanıbaşımızda 🙂 kafaları bayağı bir iyiydi bunların ama öyle böyle değil 🙂 tabi yine çok güzel resimler çektik.. Lee komik çıkan resimlerimize bakıp gülme krizine girerek bizi deli etti yine 🙂 tamam siliyorum dese de biz yemedik tabi 🙂 neyse olsun, ben bütün resimlerimizi çok sevdim 🙂

bir gezimiz daha böyle sonlanmış oldu.. zaten biz bir araya gelince zaman su gibi akıp geçiyor koca gün nasıl bitti anlamadım. çok yoruldum ama çok da eğlendim, tüm yorgunluğuma değdi.. tüm çekiksever arkadaşlarıma buradan sevgilerimi yolluyorum.. bir dahaki gezi yazıma kadar sağlıcakla kalın..

%d blogcu bunu beğendi: