Kategori arşivi: mim

Kpop Zamanı: En Güzel Klipler:)

Yine yeni yepyeni bir mim yazısı ile bloğuma girmiş bulunmaktayım.. Sevgili Harmony beni şu yazısında mimlemiş. Çok fazla klip izlemeyen biri olsam da (Ft Island klipleri dışında tabii^^ ) aklımdakilerden güzel bir derleme yapayım dedim.. Bakalım hangi şarkıların klipleri beni kendisine aşık etmiş 🙂

 ✿✿ NEŞELİ ✿✿

“Love Girl” izlediğim en neşeli kliplerden birisi. Ayrıca klip birçoğumuzun gizli fantazisini ortaya çıkardı: Posterini assam bana da gelir misin Yong Hwa-sii 🙂

Koreliler grup olayını iyice abarttılar, bir grupta bu kadar üye olur mu yaa o.O SNSD isimli oldukça ünlü grubumuzun “Gee” adlı klibinin de gerçekten çok hoş bir enerjisi var. Hem bu şarkı vakti zamanında Lee Min Ho’nun en sevdiği şarkıymış, duyrulur 🙂

 Yaa şu küçücük çocuklara bi bakar mısınız 🙂 Hepsi en fazla lise çoğunda olan bu tatlı şeyler kendileri gibi tatlı bir de klip çekmişler şarkılarına.. Oyyşş 🙂 Karşınızda Boyfriend ve şarkıları “Boyfriend”^^

  ♥♥ ACIKLI ♥♥

Ahh bu klibimizin hikayesi de kendisi kadar acıklı. Öyle ki ülkesinden kilometrelerce uzakta, Türkiye’de nelere maruz kaldı zavallı klip, ne korkunç arabesk şarkılara fon oldu garibim 😦 Oysa “Kiss” isimli grubumuzun “Because I am a Girl” şarkısı ne de güzel gitmiş bu klibe.. Klipte sevdiği kız için çok büyük bir fedakarlık yapan harbi bir oppamız mevcut, kendisi Shin Hyun Joon. Bu çocuğun hangi dizisini, filmini izlesem hep bi fedakarlık yapıyor zaten. Yeter artık, bi kendini düşün be canım 🙂

Sıra geldi benim tatlı kuzularıma. Her kategoriye bir adet Ft Island klibi koymamak için kendimi çok zorlasam da “Thunder”ı es geçemedim. Burada bizim bıdık barda tanıştığı bir kızla ertesi gün okulda karşılaşıyor. Ve kız kim tahmin edin: Okula yeni gelen öğretmen!! Dizi gibi klip valla, kalanını da buyrun siz izleyin 🙂

Bu klibi çook eskiden izlemiştim, tabii o zamanlar Lee Seung Gi’yi tanımıyordum ama klip çok hoşuma gitmişti. Yalnız Lee Seung Gi de tanınacak gibi değil haa, şu saçlara, kılığa bi bakın, çekingen bi liseli beyimiz 🙂 Aşkı için epey zorluk çeken, dayaklar yiyen kuzumuzu buyrun bir de siz izleyin 🙂 Difficult Words to Say karşınızda^^

 ❤‿❤ ERİTİCİ ❤‿❤

Bu kategoride oyumu SS501’den yana kullandım, “Song Calling For You” klibine hem de.. Mekanlar çok güzel, çocuklar oy oyy, şarkı deseniz harika 🙂 Bu klip çok iyi yaa! Canlı performanslarını da izlemenizi tavsiye ederim, oradaki dansları da çok tatlı^^

Gummy isimli şarkıcıyı pek tanımam hatta hiçç 🙂 Ama Nilü‘nün bloğunda karşılaştığım bu klibe bayıldım, dizilerdeki soğuk hallerine inat Kim Hyun Joong bu klipte harikalar yaratmış, nasıl tatlı gülüyor, gel de erime 🙂 “As a Man” şarkısı da çok güzel gerçekten..

 ◠‿◠ ETKİLEYİCİ ◠‿◠

Big Bang’in bu klibini çok seviyorum, çekim teknikleri, mekan falan şahane. “Love Song” da çok iyi bir şarkı ayrıca 🙂

 Cn Blue’dan bir klip daha koymasam olmaz şimdi 🙂 “First Step” hareketli ve bir o kadar da etkileyici bir klip..

  ^o^ ŞAŞIRTICI ^o^

Her yazımda bu klipten bir kez bahsetmesem olmaz herhalde, “Hello Hello”yu çok seviyorum ama napim 🙂 Klibin neden şaşırtıcı olduğuna gelirsek, sonunda Hong Gi ölüyor mu ölmüyor mu ona bir türlü karar veremem beni şaşırtıyor. City Hunter’ın yönetmeni gibi birileri çıkıp bi açıklama yapsın yeter artık ama 🙂

Bu klip te Oh Won Bin kuzusunun aylar sonra sahnelere tekrar döndüğü klip: “I Love You and I Love You Again”.. Buradaki tarzı, şarkısı her şeyi beni çok şaşırtmıştı. Ft Island’daki tarzının o kadar dışında ki..

Benden bu kadar.. Bunlar dışındaki “Tıpkısının Aynısı” kategorisi için çok düşünsem de bir klip bulamadım 😦 Artık onu da bu mimi pasladığım arkadaşlar düşünsünler diyor ve mimi sevgili cadımız Oh Yoon Joo ile kaktüs çiçeğimiz Makino‘ya paslıyorum.. Kolay gelsin çingular 🙂

Bloğumun Yıldönümü ve 3’ü Bir Arada Mim..

Bugün bloğumun yıldönümüymüş, kardeşim hatırlatmasa bu yoğunlukta hayatta aklıma gelmezdi herhalde 🙂 Ama iyi ki de hatırlatmış.. Blog sayesinde ne kadar tatlı arkadaşlar edindiğimi, başkaları tarafından tuhaf bir alien olarak görülsem de beni anlayan insanlarla bir şeyler paylaşabilmenin ne güzel bir his olduğunu bir kez daha hatırlamış oldum.. Geçen sene bugün sevgili Nilü sayesinde içine girdiğim blog aleminde ilk yazımı yazmışım, 2. 3. yıllarda da yeni yazılar yazmak, sizlerle yorumlarda buluşmak dileğiyle.. Farklı olmanın ne kadar güzel bir şey olduğunu burada sizinle birlikteyken daha iyi anlıyorum, beni yalnız bırakmayan, samimi bir şekilde içini açan, her konuda yorumlarını, güzel sohbetini eksik etmeyen tüm arkadaşlarıma bir kez daha teşekkür ediyorum..

O zaman yazacağım bu mimi de yıldönünümüze ithaf etmiş olayım 🙂 Sevgili Mydestiny bana 1 değil 2 değil tam 3 mim bir arada göndermiş 🙂 Bu mimi görünce aklıma “Nescafe bile 3’ü bir arada ben hala yalnızım” esprisi geldi ama hemen aklımı başıma toplayıp yazmaya koyuldum 🙂 Hazırsanız başlayalım..

Mim I – En Sevilenler

1- En sevdiğin şeyler nelerdir? Nelerden hoşlanırsın?

Dondurma yemek, ailenin dondurma canavarıyım denebilir 🙂 Film izlemek vazgeçilmezim, eksikliği hemen hissedilir bünyemde. Sonraa kafa dengi insanlarla oturup sohbet etmek, iki yüzlü değil samimi olduklarını bilerek içimi onlara açabilmek.. Her şeyden ziyade bir parça huzur.. Ne yaparsam yapayım huzurlu olmak isterim, yoksa ne yaptığımın da bir önemi yok aslında, kafam bir şeye takılmışsa zaten ne yaparsam yapayım ben ben olamam.. Son olarak yazmak.. Şiir, hikaye, blog, ufak notlar.. Yazmak bazen konuşmaktan çok daha fazla rahatlatıyor insanı..

2- Bilgisayarda vaktini nasıl geçirirsin?

Geçen seneye kadar blog okumuyordum ve bilgisayarda yaptığım şeyler şunlardan ibaretti:

– Ödev yapmak, çeviri yapmak, sunum hazırlamak

– Youtube videolarını bol bol taciz etmek. Ft Island konserleri araştırmak, indirmek, arşiv yapmak

– Çeşitli sitelerden alt yazılı diziler bulmaya çalışmak (önceden çok zor bulunuyordu diziler, Türkçe alt yazı bulmak falan hayal gibiydi 🙂 )

– Ekşi sözlük okumak.

Geçen seneden itibaren ise bloglar hayatıma girdi ve:

– Blog yazmak

– Blog okumak

– Hikaye yazmak

– Blog hikayelerini okumak

Vs. vs. gibi şeyler de aktivitelerim arasına girdi 🙂

3- En sevdiğin filmler?

– Titanic

– Shutter Island

– Oldboy

– Madhouse

– Scent of a Woman

– Antique Bakery

– Turn Left Turn Right

… Daha da onlarcası yazılır buraya en iyisi kısa kesmek 🙂

 4- Şu sıralar almak istediğin şey?

En son güzel bir harici bellek almak istiyordum ama sağolsun ablacığım doğum günümde almış bana Toshiba 1 TB, pek bi sevindim 🙂 Ama isteklerim bitmiyor tabii ki.. Güzel bir laptop, Donna Karan NY elmalı parfüm, mümkünse tüm Ft Island albümleri.. falan filan olsa iyi olurdu işte 🙂

 5- Şu sıralar ne dinliyorsun?

Yeni bitirdiğim Scent of a Woman’ın müziklerini dinliyorum bu aralar. Tatlı Junsu’dan You are So Beautiful iyi gidiyor.. Sonraa, Ft Island Grown Up albümü her daim playlistimde.. Türkçe şarkılardan da Burcu Güneş’in Oflaya Oflaya şarkısını sevdim, onu dinliyorum ara ara..

 Mim II – Sordum Cevapla

1- Hayatın bir filme çekilse adı ne olurdu ve hangi müzikler yer alırdı?

“Umudunu Yitirme” olurdu herhalde. Her hayal kırıklığında “Bu da mı gol değil!” diye isyan etsem de kendimi toparlamayı başarıyorum sanırım.. Ya da bana öyle geliyor kim bilir..

Fon müziği ise Oldboy-Searchers olurdu..

 2- Bir şeyleri değiştirmeye gücün olsa neyi değiştirirdin?

Hayatımdaki birkaç şeyi.. Onlar da bana kalsın..

 3- Seni en çok etkileyen sinema sahneleri nelerdi?

– Oldboy’daki kutu açma sahnesi, Dae Su’nun aile albümünü görmesi..

– Scent of a Woman’daki tango sahnesi. Al Pacino bi harikaydı..

– Piyanist’te Alman subayının Szpilman’a piyano çaldırdığı sahne..

 4- Yaşadığın şehir bir günlüğüne yalnızca sana tahsis edilse ne yapardın?

– İstiklal Caddesi’ni turlardım, bomboşken. Hiç insansız düşünemiyorum o uzun caddeyi, birine çarpmadan yürümeyi düşünmek bile tuhaf 🙂

– Boğaz Köprüsü’nü yürüyerek geçerdim, tek başıma, tek bir araba ve insan olmadan..

5- Şu sıralar takip ettiğin diziler nelerdir?

 – Suskunlar. Çok heyecanlı gidiyor valla, izlemeyenler hemmen başlasın derim 🙂

– Protect the Boss. Daha dün başladım, nasıl gidecek merak ediyorum..

– Two and a Half Men. Ahhh Walden 🙂

 Mim III – 5N1K?

 Kim?

Ben…

Nerede?

… Güney Kore’de

Ne Zaman?

… En kısa zamanda

Nasıl?

… En ön sıradan

Ne?

… Ft Island konseri izlemek istiyorum

Neden?

… Seviyorum ulennn 🙂

2011’den Geriye Kalanlar..

Selamlar^^ Yine yeni ve şahane bir mim yazısıyla daha bloğuma giriş yapmış bulunmaktayım 🙂 Sevgili Hikaru şu yazısında beni mimlemişti, ben de bu tembellikle anca yazabildim 🙂 Neyse başlamak bitirmenin yarısıdır diyor ve yazıya başlıyorum.. Öncelikle konumuz 2011’in enleri.. Bakalım geçen seneden aklımızda neler kalmış 🙂

Yılın Amerikan Dizisi: Çok fazla Amerikan dizisi takip ettiğimi söyleyemem aslında, ama bu yıl da severek izlediğim, her bölümünde katıla katıla güldüğüm “Two and a Half Men”i es geçemeyeceğim. Bu sezon Charlie öldüğü için dizinin tadı kaçar diye düşünmüştüm ama hiç öyle olmadı. Tabi bunda Ashton Kutcher‘ın payı büyük elbette 🙂 Öyle tatlı, saf, sempatik bir karakterle girdi ki diziye onu sevmemek mümkün değil..

Yılın Uzakdoğu Dizisi: Kesinlikle “Secret Garden”.. Oyunculuklar, konu, mekanlar, Hyun Bin, uri Oska.. Ve daha bir  sürü şey bu diziye bağımlı yapabilir insanı.. Bir de şarkıları yok mu? Oyy dinledikçe tekrar izleme isteği uyandırıyor insanda..

Yılın Amerikan Filmi: Bu sene iyi filmler çıktı gerçekten, şimdi düşündüğümde çoğu aklıma gelmiyor hatta.. Harry Potter, The Limitless, Pirates of the Caribbean, The Help gibi şahane filmlerdi hepsi de.. Tabi Super 8 gibi saçma sapan filmler de olmadı değil.. (Bu filme nasıl para verip de gittim hala anlamıyorum, yarısına kadar zor dayanmıştım:/ ) Ben yılın filmi olarak “Sherlock Holmes: A Game of Shadows“u seçiyorum. Konusu düşündüğüm kadar ilgi çekici olmasa da tam bir görsel şölendi bu film benim için.. Ortaçağ Avrupası’nı baştan sona gezmek, o gotik havayı tatmak istiyorsanız bu filmi kaçırmayın derim..

Yılın En İyi Erkek Oyuncusu: 2010 yılının en iyi erkek oyuncusundan bahsetseydik kesinlikle Leonardo Di Caprio derdim.. Shutter Island‘dan sonra Inception ile ona olan hayranlığın kat ve kat arttı.. Ama daha yakın dönemden bir aktör seçmem gerektiği için Asya kıtasına rotamı çevirip ödülümü Hyun Bin‘e veriyorum!! İşin aslı Hyun Bin’in seyrettiğim tek dizisi Secret Garden ama sadece orada bile beni kendisine hayran bırakmayı başardı.. Gel tezkeree!! diye bağırarak diğer kategoriye geçiyorum 🙂

Yılın En İyi Kadın Oyuncusu: Han Hyo Joo diyorum.. Only You‘daki oyunculuğuna bittim, üstelik de çok hoş hatun.. Tü tü maşallah 🙂 Shining Inheritance‘da her ne kadar beni deli etmiş olsa da ajusshimizin filminde kendisini affettirdi 🙂

Yılın Kitabı: Bu mim vasıtasıyla son zamanlarda okuduğum en güzel kitabı sizlerle paylaşmak istiyorum. Kitap 2011 yılının değil ama o kadar güzel ki anlatmadan geçemeceğim.. Kate Ross imzalı Müzik Şeytanı‘nın konusu şöyle:

İtalya’da Como Gölü kıyısında, sislerle kaplı bir villada, İtalyan bir soylu beyefendi, genç bir İngiliz tenoru eğiterek sahnelere hazırlamaktadır. Villadaki kısa birliktelikleri, içlerinden birinin vahşice öldürülmesi ötekisinin de ortadan kaybolmasıyla sona erer.

Ve sahneye, Kate Ross’un ünlü dedektif karakteri Julian Kestrel girer. Eskiden kapkaççılık yapan yardımcısı Dipper ile Avrupa turu yapan Julian Kestrel, bu cinayet olayı ile yakından ilgilenir. Şüpheliler arasında eşini aşığıyla terk etmiş bir kadın, İtalya’daki Avusturya yanlısı yetkililere tepki duyan liberal bir soylu, alaycı bir Fransız beyefendi ve Kestrel’in düşlerini de süsleyen güzel ve çekici bir kadın bulunmaktadır. Kestrel kendisini kısa bir sürede, Avusturya karşıtı gizli Carbonari ajanları ve onların karşısında duran Avusturya polislerinin arasında bulur. Fakat tüm bu anlaşılmaz olayların ortasında, yalnızca ‘Orfeo’ olarak bilinen gizemli bir tenor bulunmaktadır. Orfeo gizli bir ajan mıydı? Gözüpek bir serüven tutkunu muydu? Yoksa kıskanç bir aşık mı?

(Alıntı: http://www.idefix.com)

Kısaca bu kitap okuduğum en iyi dedektif romanlarından biri, üstelik de anlattığı dönemi harika bir biçimde betimliyor.. Şatolar , derebeyleri, tenorlar.. Uff uf 🙂

Vazgeçilmezler: Benim için bu yılın ilk vazgeçilmezi bilin nedir? Tabii ki Ft Island!! 2011 yılında da onları dinlemekten vazgeçmedim, onlar da kaliteli müzik yapmaktan vazgeçmediler.. Özellikle Return albümleri ve o albümün çıkış parçası Hello Hello bu yılın favorisiydi benim için.. Kısaca Lee Hong Gi denen kadife sesli varlık bu sene de ağrılarımı dindirdi, dertlerime ortak oldu falan filan işte 🙂 Tatlı şey^^

– Bu senenin vazgeçilmez aktörü de Lee Dong Wook oldu benim için.. “Scent of a Woman”ı daha yeni izledim ve diziyi, Wookie’yi, tatlı karakterini çok sevdim. Bu adam daha uzun yıllar vazgeçilmezim olacak biliyorum..

-Kitap dünyasının vazgeçilmezi de yine Joanne Harris oldu benim için.. En son “Kıyıdakiler” isimli kitabını aldım ve okumak için sabırsızlanıyorum.. En sevdiğim kitabı olan “Beş Dilim Portakal” yazım için buyrunuz..

Profesyonel isimli şahane tiyatro oyunu 2011’de de tek favorim oldu.. Bu oyunu defalarca kez izledim ve her izlememde aynı zevki aldım.. Açılay gibi: “Oyunculuğuna, yüreğine, mizahına sağlık Bülent Emin Yarar ve Yetkin Dikinciler” demek istiyorum.. Ayrıca oyunun yazarı Duşan Kovaçeviç‘in “Bir İntiharın Genel Provası” isimli oyunu da en az Profesyonel kadar güzeldi, tavsiyemdir..

Tutunamayanlar: Tutunamayanlar konusunda Hikaru ile birebir aynı fikirlere sahibim. “Heartstrings” benim için yılın tutunamayanıydı. Haremimin ilk 3’ünde olan, bi tanecik Yong Hwa için anca izleyebildim, böyle acemi, böyle amatör bir senaryo ile daha önce çok az karşılaşmıştım.. Neyse sıradaki dizisi böyle olmayacak, ben inanıyorum 🙂

 “Flower Boy Ramyun Shop” da benim için pek tutunamayanlardan oldu.. Her türlü sosyal paylaşım sitesindeki ölümüne övgülerden sonra izlemeye başladığım için böyle düşünüyor olabilirim. İlk 6-7 bölümü oldukça iyiydi ama sonrası beni çok sıktı, oyuncular için izlenir ama.. Hele direk oyy direk 🙂

Benden bu kadar.. Birkaç gün sonra Mart ayına gireceğimiz için bu mimi burada sonlandırıyorum, artık 2012 yılının unutulmazlarına odaklanalım değil mi 🙂 Umarım sıkmamışımdır, herkese mutlu günler diliyorum..

Haremimin Gözdeleri^^

An itibariyle tatlı cadı Oh Yoon Joo tarafından mimlenmiş bulunmaktayım 🙂 Hem de bayıldığımız bir konuda! Konumuz haremimizdeki oppalar.. Haremimizin kapılarını sonuna kadar açıp halka arz edeceğiz yani, ama.. 10 kişi kontenjanı var maalesef 😦 Bu kural iyi olmuş aslında, yoksa bu yazı sabaha kadar bitmezdi aman aman 🙂 Hazırsanız başlıyoruz!

1- Jang Geun Suk

Bence bu çocukta kesinlikle şeytan tüyü var, yoksa o şekilden şekile soktuğu saçlarıyla, insanı deli edecek kadar feminen kıyafetleriyle bu kadar hayran olunmak akıl kârı değil 🙂 Ama gerçek bu napalım, bir dizide ya da filmde sadece yoldan geçmesi bile konusuna bakmadan o filmi izlemem için yeterli.. Öyle bir fıstık işte Jang Geun Suk 🙂

Kuzuyla ilk Do Re Mi Fa Sol La Si Do‘da tanıştım ve pek de ilgimi çekmedi. Sonra Baby and Me‘de “Hımm iyi çocukmuş!” dedim. Ama You are Beautiful‘da kalbimi tamamen çalmayı başardı. Çünkü ne kadar yetenekli olduğunu da göstermiş oldu. “Bebek yüzlüyüm ama gıcık ukala birini de hakkıyla canlandırırım” dedi hepimize..

O zaman son olarak Fighting Asia Prince diyorum kendisine 🙂

2- Lee Min Hoo

Eminim her Kore severin ilk üçüne oynuyordur Lee Min Hoo, hatta çoğumuzu Kore sever yapan şahsiyettir kendisi.. Ama ne yapalım, insan hem yakışıklı, hem yetenekli, hem uzun, hem de kaslı olursa olacağı bu işte 🙂

Herkes gibi ben de Lee Min Ho ile Boys Over Flowers‘ta tanıştım ve bayıldım bittim.. O kıvırcık salata halleriyle bile insanı mest etmeyi başardı kuzu. Sonra Personal Taste‘de asıl afet olabilme potansiyelini ortaya koydu. O dizideki hallerini hala unutamıyorum 🙂 Ve son olarak City Hunter‘da da yeteneğini konuşturdu, saçları her ne kadar hallyu olduğu için beni dellendirse de ona her şey yakışır diyor ödülünü takdim ediyorum 🙂

3- Jung Yong Hwa

Bu çocuğu ne kadar sevdiğimi hikayemi okuyanlar bilir, onun olduğu kısımları yazarken ipin ucunu kaçırıp kendi hissetiklerimi falan yazmaya başlıyorum çünkü 🙂 Yong Hwa benim için her zaman mükemmel erkek olarak kalacak sanırım 🙂

You are Beautiful‘daki Kang Shin Woo karakterini herkes benim gibi çok sevmiştir eminim, sevilmemesi imkansız derecede nazik, iyi, yardımsever birini oynamıştı çünkü kendisi.. Orada tüm hayranlığı üzerine çekmeyi başardı.. Sonra Heartstrings‘te o etkiyi bırakamadı maalesef, donuk, sıradan bir karakterdi Lee Shin. Yine de Shin Woo’nun ve güzel sesinin hatrına haremimin gözdesisin Yong Hwa-ssi 🙂

4- Lee Hong Gi

Sıra geldi benim kadife sesli kuzumaa.. Başım ağrıdığında ağrı kesicim olduğu için, üzgün olduğumda sesiyle huzur bulduğum için, şarkılarını söylemekle yetinmeyip yaşadığı, dinleyenlerine de yaşattığı için seviyorum onu.. Sesine ve şarkıcılığına aşığım aslında.. Yoksa oppa olmak için çok fazla bir özelliğe sahip değil kendisi. Uzun değil, kaslı değil, dans etmiyor, soyunmuyor vs.. Ama insanın onu sevmesi için bir kez canlı performansını dinlemesi yeterli. Anlatmakla olmaz dinleyin diyorum sadece..

5- Lee Dong Wook

Daha dün Scent of a Woman‘ı izlediğim için pek de objektif şeyler yazamayacağım şu an sanırım 🙂 Romantik, nazik, düşünceli oppa karakteri ancak bu kadar güzel yerine getirilebilir.. My Girl benim ilk romantik komedi dizimdi, orada kendisini ne kadar sevdiğimi söylememe gerek bile yok.. Ama SOAW’da ayrı bir havası vardı, başka yönlerden vurdu beni yani.. Ayrıca askerlik yaramış kuzuya, duş sahnesi mi böyle düşünmeme neden oldu bilmiyorum ama askerlik sonrası  daha bir hoş olmuş sanki 🙂

6- Bae Yong Joon

Ahh gece yarısı saati kurup yarı uykulu gözlerle izlediğim tek insandır kendisi. Winter Sonata’nın tatlı Min Hyung’u, o günlerde taktığım lakabıyla Koreli Kıvanç’ım benim 🙂 Yerin ayrıdır, dolmaz da.. Ama neden dizi çekmiyorsun diye çemkirmek istiyorum sana!! Dream High’ın 4 bölümünde oynadın sonra yine ortadan kayboldun! Bence en acilinden uzuuun ve güzel bir diziyle dönüş yapman lazım.. İnsanlar ajusshi görsün yau 🙂

7- Kim Hyun Joong

Şu an çoğu kişi “Neden amaa?” der gözlerle bakıyor yazıya biliyorum ama ne yapayım elimde değil 😦 Çocuk gerçekten çook tatlı yaa, biraz çabalasa iyi bir oyuncu olma potansiyeli de var onda biliyorum. BOF’taki rolü zaten soğuk nevale anormal çocuk rolüydü, Playful Kiss’te de aynı saçma sapan bir karaktere büründü. Şöyle güzel bir romantik komedide durumu kurtaracağına inanıyorum ben.. Zaten pek bir sesi yok müzik piyasasında fazla dayanamaz. Umarım güzel bir diziyle sahalara döner de kaybettiği karizmasını kurtarır. Bu boya, posa, kasa yazık ama değil mi 🙂

8- Lee Seung Gi

Çoğu kişi My Girlfriend is a Gumiho‘da da sevmiştir kendisini ama benim için her zaman şımarık Hwan olarak kalacak bu kuzu. Oradaki karakterini o kadar sevmiştim ki hala adı geçtiğinde hemen oradaki halleri geliyor aklıma. Bir insanın yavaş yavaş nasıl dönüşebileceğini gösteren en güzel örneklerden biriydi kendisi.. O soğuk nevale kız için yaptıkları, gözyaşları falan ayy..

Bir de yanaklı bu çocuk yaa 🙂 Daha ilk gördüğümde “Ayy tombiş yanaklı buu!!” demiştim, hala geyiği dönüyor onu her gördüğümüzde 🙂 Tatlı, şirin oppa kategorisinde ilk sıralarda Lee Seung Gi 🙂

9- Kwon Sang Woo

Ahh ah evli mutlu çocuklu olsa da oppa kategorisinden asla çıkamayan güzel insan Kwon Sang Woo.. Gamzeleri yeter dedirtiyor insana her gördüğünde.. Hem yakışıklı hem yetenekli üstüne üstük.. Dizileri kadar filmleri de çok başarılı.. Üstelik de başkaları gibi tembellik yapmıyor, tüm dizilerini izleyemedim ben mesela, iyi çalışmış valla 🙂 Onca filmini dizisini izledim ama benim o  için hala Stairway To Heaven‘ın Song Joo oppası.. Hep de öyle kalacak sanırım 🙂

10- So Ji Sub

Ahh Misa’mın Moo Hyuk ajusshisi, karakteriyle beni günlerce ağlatmayı başaran, oyunculuk konusunda sınır tanımayan, öyle ki karakterini oynamayan yaşayan ajusshim So Ji Sub.. Şu yazımda So Ji’nin üzerimdeki etkilerinden bahsetmiştim zaten başka bir şey söylememe yok bence.. Yalnızz.. Hep üzülen, acı çeken, fedakar ajusshi olması beni biraz isyan ettirdi. Yazık değil mi kuzuya yaa, bir kere de kötü adam olsun mesela, kendini beğenmiş topstar olsun! Iyy kendi söylediğime kendim inanamadım olmaz yaa ben onu böyle seviyorum, nasıl Takeshi hep romantik olmalı o da öyle işte.. Ji Sub-ssi aynen yola devam, fighting!!

Sıra geldi mimin paslanmasına..  The mim goes tooo Secret and Sevgili Günlük şak şak şak!!! Kolay gelsin bacılar, harem kuran elleriniz dert görmesin 🙂

 

 

70’ler Dönemi Türk Pop Müziği..

Uzun zaman olmuştu mim yazmayalı, tabii şu ödül mimlerini saymazsak 🙂 Mim  olayı olmasa ben daha bir süre bloğa girmezdim herhalde 🙂  Güzel oldu güzel 🙂 Neyse efendim, sevgili kaktüs çiçeğimiz Makinosev‘in şu yazısında mimlenmiş bulunmaktayım 🙂 Konumuz “Eski 45’likler“. Kısaca tam benlik!! 1. sınıfta Kültür İnceleme dersinde proje konum “70’ler Dönemi Pop Müziği ve Dönem Kıyafetleri”ydi, bi dönem üzerinde uğraşmıştım yau, unutmam imkansız 🙂 Bu yazımda da 70’ler dönemi Türk pop müziği tarihimize şöyle kısa bir bakış atacağız.. Buyrunuz, yolculuk başlasın 🙂

Türk pop müziği denildiğinde akla ilk gelen kişi elbette Erol Büyükburç.. Kendisi önceleri rock’n roll şarkıları söyeyip bu tarzda besteler yapsa da sonraları memleket müziklerine dönüş yaptı. 70’lerin ilk yarısında ise bir efsaneye dönüştü.. Çektiği filmler, bu filmlerin şarkıları herkesin diline pelesenk oldu.. “Bir başka sevgiliyi sevemem sevemem sevemeeeem..” sözleri şimdilerde bile herkesin hafızasında..

Bir Başka Sevgiliyi Sevemem 

70’ler aranjman türünün de ortaya çıktığı bir dönem. Aranjman, yabancı şarkılara Türkçe söz yazıp uyarlanarak seslendirilen parçalara deniyor. Türkçe söylemenin ayıp olduğu bir dönemde bu türde şarkılar söylendi hep.. Fecri Ebcioğlu aranjman türünün üstatlarından.. Kendisi o yıllarda ülkemize gelip giden Bob Azzam’ın şarkısı “C’est Ecrit Dans Le Ciel” adlı şarkısına Türkçe söz yazdı. Bu şarkıyı hepimiz biliyoruzdur sanırım: “Bak bir varmış bir yokmuş eski günlerdeee, güzel bir kız yaşarmış Boğaziçi’ndee!!

Bak Bir Varmış Bir Yokmuş 

Türk pop müziğinin gelişmesinde çok büyük katkıları olan Altın Mikrofon Şarkı Yarışması‘ndan da bahsetmesek olmaz şimdi. Bu yarışma 1965-68 yılları arasında kesintisiz yapıldı, 72 ve 79 yıllarında da birer kez daha tekrarlandı. İlk yarışmanın birincisi Yıldırım Gürses ve şarkısı Gençliğe Veda oldu. Cem Karaca ve Erkin Koray da bu yarışmanın bize kazandırdığı seslerden.. O yıllarda Erkin Koray’ın söylemiş olduğu Kızları da Alın Askere, Silinmeyen Hatıralar, Şaşkın, Fesuphanallah gibi şarkıları hala hafızalarda yer alan şarkılardan..

Erkin Koray-Fesuphanallah 

Dönemin Anadolu pop tarzı grupları da oldukça ilgi çekiyor. Öyle Bir Geçer Zaman Ki’den sonra hepimizin tanıdığı Mavi Işıklar da bu dönem patlayan gruplardan.. Diğer gruplara bir göz atarsak elbette başı Moğollar çekiyor. Ajlan ve Üç Ozan, Türeyiş, Siluetler, Mavi Çocuklar da oldukça başarılı gruplar. Üç Hürel‘i de unutmamak lazım tabii. Grubumuz ilk plağını 1971’de çıkarmış. İsmi “Şeytan Bunun Neresinde/Ve Ölüm“. Bir Sevmek Bin Defa Ölmek Demekmiş ise benim en sevdiğim şarkıları..

Mavi Işıklar-İyi Düşün Taşın 

Üç Hürel-Bir Sevmek Bin Defa Ölmek Demekmiş

Barış Manço 1970 senesinde çıkardığı Dağlar Dağlar ile bir anda patlayan şarkıcılarımızdan. Bu çalışmasıyla Platin Plak Ödülü’nü kazandı. Daha sonraki dönem ise Kurtalan Ekspres adlı grubunu kurma çalışmalarıyla devam etti. 1975’te ilk uzunçalarını yayımlayan Manço’nun ilk ve tek filmi Baba Bizi Eversene..

Barış Manço-Dağlar Dağlar 

Dönemin pop starı hiç kuşkusuz Ajda Pekkan.. 1962 yılında gece kulübü Çatı’da program yaparak sanat dünyasına adım atan Pekkan 63 senesinde Ses Dergisi’nin kapak yıldızı oldu. Daha sonra başarılarıyla Türkiye’nin yurtdışına açılan yüzü olmayı başardı. Tanrı Misafiri, Uykusuz Her Gece, Hoşgör Sen, Kimler Geldi Kimler Geçti şarkıları yine benim favorilerimden.. Süper star 1980 yılında Petrol isimli şarkıyla Türkiye’yi Eurovision şarkı yarışmasında temsil etti. Bu klipteki tarzını falan çok seviyorum ben, kumral halleri çok güzelmiş gerçekten..

Hoşgör Sen

Seveceğim, Gezeceğim

Nükhet Duru, Nilüfer ve Sezen Aksu bu dönem zirveye yerleşmiş olan isimlerden. Nilüfer ilk plağını 1972’de çıkardı, 73’te Dünya Dönüyor ile ilk Altın Plak’ını aldı. Nükhet Duru ise aynı ödülü Beni Benimle Bırak plağı ile aldı. İlk plağını yine 1975’te çıkaran Sezen Aksu ise asıl ününü Kaybolan Yıllar‘a borçludur denebilir.. Olmaz Olsun, Kusura Bakma, Seni Gidi Vurdumduymaz yine dönemin başarılı çalışmalarından..

Sezen Aksu-Kaybolan Yıllar

Nilüfer-Göreceksin Kendini

TRT tarafından canlı olarak yayınlanan geniş kapsamlı ilk beste yarışması “Topluiğne Beste Yarışması“. Aranjman türünün son bulmasını sağlamış ve birbirinden kaliteli müzisyenlerin, şarkıların ortaya çıkmasına ön ayak olmuştur bu yarışma.. Aynı zamanda Eurovision’a bir ön hazırlık da denebilir Topluiğne için. Esmeray ve Unutma Beni bu yarışmanın en önemli kazanımlarından biri.

Esmeray-Unutma Beni 

Eurovision Şarkı Yarışması‘na da TRT’nin katılmaya karar vermesiyle beraber ilk kez 1975 senesinde dahil olduk. İlk seçimler gerçekten çok ilginçmiş, ikili bir seçim sistemi kurulmuş oylama için. Bir yanda posta kartları ile gönderilen halk oyları, diğer yanda TRT jürisi. Halk oylamasında Ali Rıza BinboğaYarınlar” ile birinci olurken, jüri Semiha Yankı‘nın seslendirdiği “Seninle Bir Dakika” yı tercih etmiş. Bir de Cici Kızlar‘ın Delisin‘i birinciğe ortak olunca iş kuraya kalmış. Cici Kızlar’dan Bilgen Bengü boş zarfı çekince birincilik Semiha Yankı’ya kalmış.. Fakat 22 Mart 1975 gecesi oylamanın sonlarına doğru ancak Monako’dan 3 puan alarak sonuncu olmuşuz.

Semiha Yankı-Seninle Bir Dakika 

Ali Rıza Binboğa-Yarınlar

70’lerin pop şarkılarını, 90’lar kuşağına dahil olan benim ve benden küçüklerin çok iyi bilmesinin en büyük sebebi Hababam Sınıfı‘dır hiç kuşkusuz. Dönemin en güzel şarkılarını bu seri sayesinde tanıdık sevdik.. Yoksa Seyyal Taner, Ali Rıza Binboğa, Erkin Koray gibi isimleri nereden duyup benimseyecektik 🙂 En güzel Hababam Sınıfı şarkılarından bahsedeceksek, Seyyal Taner’den Son Verdim Kalbinin İşine, Beyaz Kelebekler’den Sen Gidince, Güzin ile Baha’dan Gençlik Başımda Duman, Yeliz’den Bu Ne Dünya, Erkin Koray’dan Estarabim, Erol Evgin’den Sevdan Olmasa başta olmak üzere birçok şarkı gözümüze çarpar. Ve hepsi gerçekten o kadar güzeller ki bir yüz yıl sonra da o kuşağın bu şarkıları dinleyeceğine eminim ben..

Hababam Sınıfı Uyanıyor 

Benden bu kadar sayın okurlar. 70’ler pop müzik süreci anlat anlat bitmeyecek cinsten, kısaca bir göz atmış olduk bizler de bu sayede. Bahsedemediğim bir sürü şarkıcı, besteci, söz yazarı da bulunmakta ama ancak bu kadar özetleyebildim 🙂 Umarım sıkılmamışsınızdır.. Şimdilerdeki uyduruk pop şarkılarını, (tabii pop mu arabesk mi orası da belli değil ya:/ ) şarkı yarışmalarını falan görünce insan kaliteli bir şeyler de dinlemek istiyor bazen değil mi? Sevgili Oh Yoon Joo bu mim benden sana gelsin 🙂 İki güzel kapanış şarkısı da yanında promosyon olsun 🙂 Buyrun iyi dinlemeler 🙂

Semiramis Pekkan-Bana Yalan Söylediler

Ayten Alpman-Söyle Buldun Mu 

Çok Yönlü Blogger Ödülleri..

Eveet yine çok eğlenceli bir mim gelmiş bloğuma, hem de tam üç yerden birden. Beni bu güzel ödüle layık gören Lee‘ye, Oh Yoon Joo‘ya, Hikaruivy‘e ve Madam Patapuff‘a çook teşekkür ediyorum 🙂 Mimin kurallarına gelince, kendim hakkında yedi şeyden bahsedeceğim ve çok yönlü blogger ödülünü alması için 10 blogger arkadaşımı seçeceğim.. İşim çok zor, 10 kişi sınırı olmasaydı ne güzel olurdu 😦

Neyse önce işin sohbet kısmını halledelim değil mi? Masalevi kapısını açtı girin içeri bakayım 🙂

1- Türkü dinlemeyi çok severim, en çok da hemşerim Neşet Ertaş’ın türküleri beni etkilemeyi başarır, en hassas yerimden vurur.. Bestelerine söyleyecek sözüm zaten olamaz ama onun bağlaması gibi bağlama çalan birine de henüz rastlamadım.. Farklı bir teknik kullanır kendisi, boşuna “Bozkırın Tezenesi” olmamış tabii.. Allah ona uzun ömürler versin diyorum.. En sevdiğim türküleri ise “Yalan Dünya”, “Ahirim sensin”, “Neredesin Sen”, “Kesik Çayır”, “Yazımı Kışa Çevirdin”… Daha da çok sayarım ben, en iyisi diğer maddeye geçeyim 🙂

2- Çoğu zaman şanssız olduğumu düşünüyorum.. Birçok insana olduğu gibi hayatta hiçbir şey önüme altın bir tepsi içerisinde sunulmadı. Hani bazı insanlar vardır, hiç düşünmeden önlerine bir sürü fırsatlar çıkar, kapılar açılıverir birden. Ben tam tersi o kapıları günlerce, aylarca çalmak zorunda kalanlardanım.. Önceleri bu yüzden çok söylensem, çok üzülsem de şimdi gülüp geçmeye başladım. Belki de henüz bazı şeylerin zamanı değildir, belki de daha fazla sabretmem gerekiyordur falan.. Bu Pollyanna denen küçük kız olmasa böyle şeyleri de düşünecek halimiz olmazdı ha, çok yaşasın kendileri 🙂 Neyse secret felsefesini düşünüp evrene olumsuz mesajlar yaymayalım şimdi 🙂

3- Öyle tarzım şudur budur diyemeyenlerdenim.. Kısaca moda olanı beğeniyorum. Bir sene sürekli elbise giyebilirken, başka bir dönem şort takıntısına yakalanıp şorttan başka bir şey giymiyorum. Bu konuda da arkadaşlarımdan da çok etkileniyorum denebilir, demek ki bana bir şeyi sevdirmek için onu sürekli empoze etmek gerekiyor 🙂 Yıllarca aynı tarz kıyafetleri giyenleri de hiç anlayamıyorum, ben neden her şeyden böyle çabuk sıkılıyorum ya 🙂

4- Beyoğlu’nu, özellikle İstiklal’i çok seviyorum. Bir süre gitmeyince hemen özlediğimi fark ediyorum. Hele de Mangal Keyfi’ne uzun zaman gitmeyince kebap kokuları burnumda tütüyor 🙂 (Bu arada bu mekanın üstüne kebapçı tanımam gidiniz, herkese tavsiye ediniz 🙂 ) Oradan çıkınca bir kaç mağaza gezmek, ara sokaklardaki kitapçılara uğramak, soğuk günlerde sokak satıcılarından kestane almak, sonra Galatasaray’dan dönüp Fransız Sokağı’nın güzel mekanlarında bir şeyler içip Tophane’ye inmek falan.. Bana mutluluk veriyor.. İstanbul güzel şehir kısacası, her türlü zorluğuna ve keşmekeşine rağmen..

5- Ayakkabı hastasıyım. Evdekiler bu konuda gerçek anlamda hasta olduğumu düşünseler de ben bunun kızlara özgü, doğal bir özellik olduğunu onlara anlatmaya çalışıyorum 🙂 Hele bir de insanın anne babası “İhtiyacın olandan fazlasını alma!” felsefesindeyse benim gibi işleri zor demektir 🙂 Aldığım ayakkabıları sakladığımı bilirim 🙂 Bu ara takıntım topuklu ayakkabılar.. Böyle bahsedince alışverişe gidesim geldi amaa 😦

6- En sevdiğim yemeklerden biri Arabaşı Çorbası’dır. Çoğunuz muhtelemen bu çorbayı bilmezsiniz, İç Anadolu yemeği kendisi. Köylerde kar yağınca yapılırmış sadece, hatta hamuru soğusun diye karın üzerine koyarlarmış. Ben yaz kış istiyorum annemden ama, kar yağmasını beklersek ohooo 🙂 Neyse yapımı kolay bir çorba bu, tadı da şahane. Tavuk, tavuk suyu ve kavrulmuş unla yapılıyor. Bir de hamuru var tabi, ben onu fazla yemiyorum, annem babam çok severler hamurunu da. Kısaca etrafınızda yapmayı bilen biri varsa hemen yaptırın deneyin, ya da tarifine bakıp yapmayı deneyin. Kış aylarında en şifalı yiyecek budur diyorum..

7- Çocukluk hayalim yazar olmaktı aslında. İlk hikayemi 10 yaşındayken yazmıştım. Dönme dolaptan düşüp ölen bir kızı anlatıyordu hatırladığım kadarıyla. (Tamam kulağa biraz psikopatça gelebilir ama ilk denememdi o benim 🙂 ) Sonra sürekli yazdım, gece gündüz aklımda konular birikiyordu. Ortaokulda dedektif hikayeleri yazarken lisede aşk hikayelerine döndüm. Hikaye dediysem 150 sayfalık kocaman defterler doluyordu ben yazdıkça 🙂 Ortaokulda ve lisede çok şiir yazdım bir de, sonra geçti o hevesim. Ama şiirlerimi hala seviyorum, okudukça neler neler hatırlatıyorlar bana.. Şimdi de Kore dizileri ve Ft Island sevgim sayesinde yazdığım bir hikayeyi senaryolaştırma çabası içine girdim. Hala yazmaya devam ediyorum kendimce ve bu hobimden inanılmaz zevk alıyorum. Yazmak iyidir, Allah herkese konuşup derdini anlatamayınca yazıp rahatlamayı nasip etsin..

Neyse amma konuştum ha, daha ödül vereceğim ben.. Buyrunuz ödül türenine 🙂

1- İlk ödülüm Makinosev‘e gidiyor. So Ji Sub hakkında başka kaynağa başvurmamıza gerek bırakmadan yazdığı güzel yazıları, kendine has mizah anlayışı, kahkaha garantili bloğuyla o bu ödülü hak etti.. Şak Şak Şak!!!

Not: Hikayesi Küçük Siren şiddetle tavsiye edilir; tansiyona, baş ağrısına, kalp sızısına birebir, ilaç gibi 🙂

2- Diğer ödülümüzün sahibi Bez Cadıları bloğunun sahibi Oh Yoon Joo!!! Bloğunu her açtığımda farklı bir yazısını görebilmek çok hoş.. Hep böyle çalışkan olman dileğiyle Yuncucum 🙂 Hikayemin yeni bölümlerini çabucak yazmam için de beni gaza getiren, hikayeme çok güzel de bir afiş hediye eden kişidir kendisi.. Kumavoyo çingu 🙂

3- Vee bu mimi bana ilk gönderen Lee. Her şeye aynı anda yetişebilen multi talented blogger 🙂 Her konuya değinen farklı yazılarını her daim görmek dileğiyle 🙂 Yeni hikayen de merakla bekleniyor biline 🙂

4- Hikaruivy, bir ödül de sana geliyor. İlk okuduğum yazın “You are Beautiful” yazısıydı ve karnıma ağrılar girene kadar gülmüştüm, dün gibi hatırlıyorum 🙂 My Lovely Roommate‘i, Güneş ve Ay‘ı okuyup gülme krizine girmelerim, sorunlarımı unutmalarım hep sayende oldu. Eğlenceli yazıların hiç bitmesin 🙂

5-Sevgili La Fea, bu ödül de senindir 🙂 Sayende Gong Yoo haberlerini, filmlerini, bir türlü çekemediği yeni dizilerini, reklam filmlerini, ona asılan aktrisleri falan tek bir adresten, hem de en eğlenceli yorumlarınla okuyoruz 🙂 She loves YOO!!! diyorum diğer maddeye geçmeden 🙂

6- Diğer bir ödülümüz Aslı‘ya gidiyor. Hiçbir millet ayırmaksızın yakışıklı keşifleri yaparak bizleri mutlu eden, her konuda, her alanda yazarak ufkumuzu açan yetenekli insan. Çoğumuz gibi bir Kıvançsever.. Ödülünü havaya kaldırabilirsin 🙂

7- Vee Blogger Band, bir ödül de size gidiyor 🙂 Sevgili Günlük adlı, 4 arkadaş birlikte yazdıkları bloglarıyla sizi her gün farklı bir yere götürebilir bu kızlar. Gerçekten çok yönlü bir blog bu kısacası 🙂 Elleriniz dert görmesin kızlar 🙂

8- Winpohu-ssi! Koş gel bir ödül de sana geliyor 🙂 Kitap kurdu, anime manyağı, Tumbler fotolarıyla da sizi içine hapsedebilecek bir blogger kendisi.. Benim gibi İngiliz aksanına aşık o da.. Çok yönlü blogger ödülünü hak ediyor kısacası 🙂

9- Bir diğer ödül Madam Patapuff‘a gidiyor 🙂 Kendisinin ilk önce hikayelerini okumuştum ben. Hatta “Bu Aşk Değil Müzik” adlı hikayesini tatildeyken okumuştum, hala yaz günleri geliyor aklıma hatırlayınca 🙂 Bol bol yazılarını ve hikayelerini okumak dileğiyle..

10- Son ödülümü de My Destiny‘e gönderiyorum. 🙂 Kendisinin tüm photoshop çalışmalarına hastayım, bu konuda bir üstat O 🙂 Hikayem için yaptığı afiş de çok çok güzel, tekrar teşekkür ediyorum kendisine 🙂 Güzel dizi, film yorumlarınla yazmaya devam etmen dileğiyle..

Keşke hala yazıyor olsaydı da, yazılarını dönüp dönüp tekrar okuduğum blogger arkadaşım Kendisi‘ne de ödülünü gönderebilseydim 😦 Neyse, umarım en yakın zamanda aramıza dönüp yazmaya devam eder.. Buradan kendisine sesleniyorum: “Yay Pandaa!!!” 🙂

Ödül törenimiz burada bitti. Bir başka törende görüşmek dileğiyle esen kalınız, hoşçakalınız 🙂

Blogger N’lerini Seçiyor!

Bu mim herhalde bloglar arasında en hızlı yayılan mimlerden olacak, öyle eğlenceli ki insan yazmadan duramıyor 🙂 Öncelikle başlık tuhaf geldi bana, ama orijinali böyle olduğu için değiştirmiyorum, kısaca en bloggerları seçiyoruz efendim, buyurunuz 🙂 Yalnız, önce kurallar:

***Kurallar***

Yazının başlığı “Blogger N’lerini seçiyor!” şeklinde olmalı.. Bir bütün halinde ilerlemeliyiz. Her kategori için en fazla 3 kişi yazabilirsiniz.. (Sadece bir kategori için 5 tane yazma hakkınız var. Çoğumuzun blog açmasına sebep olan şey, kendimizi anlatmak.) Ekstradan 1 kategori daha ekleyip, seçiminizi yapabilirsiniz. Kategori açarken tercihinizi mümkünse en zeki, en güzel, en akıllı gibi şeylerden yana kullanmayın. Tamam birbirinizi tanıyor olabilirsiniz. Ama burda genel bir seçimden bahsediyoruz ve birbirimizi sadece yazılarımızdan tanıyoruz.

Yazılardan yola çıkarak sonuca varabileceğimiz kategoriler olmalı. (Kişileri rencide edecek, küçümseyecek türden kategorilere kesinlikle yer vermeyin.) Aynı kişiyi birden fazla kategoriye yazabilirsiniz. Mim yazılarınız kesinlikle okunacaktır. Yazılarınız okunduğuna dair yorum bırakılacaktır. Bir gün içerisinde yazılarınıza yorum gelmezse mail atarak haber verirseniz en doğru sonucu elde etmiş oluruz.

Yazıda adı geçen herkes mimlenmiş oluyor. Mim tarzı olan bu olayın sonunda en’leri seçmiş olacağız. Lütfen yazdığınız yazının linkini burada paylaşmayı veya mail atmayı unutmayın.

En İyi Tasarıma Sahip Blogger: La Fea. Defter yaprağı şeklindeki teması çok güzel, günlük okuyor hissi veriyor insana..

En Güncel Blogger : Hikaruivy. Dizilerin henüz ilk 2 bölümü yayınlanmışken izleyip yorumlar yapıyor, hem de öyle kısa yazılar da olmuyor bu yorumlar.. Bayağı bayağı insan fikir sahibi oluyor okuyunca.. Bu konuda Hikaru’nun hızına yetişmek çok zor 🙂

Metropol Günlüğü. Lee de aynı şekilde bloğunu sık sık güncelleyen, her olaya zamanında hızlı biçimde yorum yapabilen bloggerlardan. Tebrikler efendim 🙂

En Meraklı Blogger : La Fea. Güney Kore’ye dair magazin haberleri kendisinden soruluyor blog aleminde 🙂

Makinosev. Makino sadece merak etmekle kalmıyor tüm sorularının cevaplarını da araştırıp buluyor, bizimle de paylaşıyor. So Ji Sub hakkında ne biliyorsam sayesinde öğrendim, eğlenceli üslubu sayesinde yazılarını okumak da çok zevkli gerçekten 🙂

En Çok Gezen Blogger: Aslı’nın Günlüğü. Twitter’dan takip ettiğim kadarıyla onu hep seyahatte yakalıyorum 🙂 Ve Berre. Bloğunda her zaman değişik yerlerin çok güzel fotoğrafları oluyor..

En Çok Bilgilendiren Blogger : Kore Esintisi. Bugünlerde bloğunu fazla güncelleyemese de izlediğim birçok dizi ve filmi Nilü’nün yazılarıyla birlikte izlemeye karar vermiştim. Eski uzun yazılarından az faydalanmadım inkar etmeyeyim 🙂

Be-pu: Be-pu özellikle Güney Koreli rock grupları üzerine yazdığı yazılarda güzel bilgiler veriyor, birçok grubu sayesinde dinlemeye başladım, dıptıs tekno müzikten ibaret pop grupları dışında kaliteli gruplardan haberdar oluyorum sayesinde 🙂

Tarih84: Gördüğü, sevdiği her şeyi bizlerle paylaşanlardan Tarih, ne de güzel yapıyor 🙂 Sevdiği yiyecekler, içecekler, ilk defa görüp bayıldığı kıyafetler.. Mesela kahveli sodayı ilk kez onun bloğunda görmüş sonrasında hemen tadıp bayılmıştım.. Şahane bir keşif gerçekten 🙂

En Çok Özlenen Blogger : Miss Nefertiti. Umarım anneciği en yakın zamanda şifa bulur ve bizim tatlı Miss Nefertitimiz aramıza döner..

En Çok Eğlendiren Blogger: Hikaruivy. Okurken en çok eğlendiğim yazılar Hikaru’nun yazıları. Her yazısına mizahi unsurlar katma konusunda öyle başarılı ki insan yazılarını okurken bol bol sırıtıyor 🙂 You are Beautiful ve Aramaya İnanmak yazıları hala sık sık açıp okuduğum güldüğüm yazılar.. Hikayelerinden bahsetmiyorum bile, okuyun görün diyorum 🙂

Metropol Günlüğü. Lee de oldukça eğlenceli yazılar yazıyor, dizi film yorumlarında eğlendiği kısımları kendine has yorumlarıyla anlatırken bol bol güldürüyor okurlarını.. Çingu Partisi ve Justin Bieber yazılarını hala hatırladıkça gülüyorum, açıp açıp okuyorum 🙂

Kendisi. Bloğunu bir süre kapatmıştı Kendisi, ama nihayet geri döndü 🙂 Yazılarını büyük bir zevkle okuyorum, özellikle oppa tanıtımları ve o tanıtımlardaki yorumlarını okumak büyük keyif. Jang Geun Suk ve Super Junior üyeleri hakkında yazdıkları yazılar da beni çok ama çok eğlendirmişti.. Bir daha aramızdan ayrılmamasını umuyorum 🙂

En Çok ziyaretçi gönderen: Bugün itibariyle HikaruivyMakinosev veMetropol Günlüğü..

En Çok Yorum Yapan: WP’de yorum istatistiği gibi bir şey bulamadım ben. Ama genel olarak MakinosevHayalmiyim ve Hikaruivy yazılarımı yorumsuz bırakmazlar sağolsunlar 🙂

En çatlak: Mavi. Özellikle twitter’daki çatlak yorumları beni çok eğlendiriyor 🙂

En kaçak: Bir ay önce olsa Kore Esintisi derdim buna ama bugünlerde pek bir çalışkan Nilü, bloğunu sık sık güncelliyor, tebrik ediyorum kendisini. En kaçak blogger olarak Chibi‘yi, Denizin‘i ve Sheyma‘yı seçiyorum, uzun süredir yazmıyorlar 😦 Yeni yazılarını bekliyoruz efendim 🙂

En modacı: Secret ve Kore Esintisi. Secret bloğunda özellikle Güney Kore’nin modasının nabzını tutuyor, en yeni saç modelleri, ayakkabılar.. Hepsini öğreniyorum ondan. Nilü de bloğunda olmasa da tumbler’ında modayı yakından takip ediyor, özellikle seçtiği ayakkabılar ve çantalar bir harika oluyor..

En Oppa’cı: Uff hangimiz oppacı değiliz ki yahu 🙂 Ama bir seçim yapmam gerekirse, Makinosev. Onun kadar koyu bir So Ji Sub hayranı düşünemiyorum..

Tarih84. Jung Woo Sung denince ilk aklıma onun adı geliyor artık 🙂

Hayalmiyim. Lee Min Ho sever çingum bu sevgisini her fırsatta dile getiriyor 🙂

En Egzantrik: Sevgili Günlük. Bu blog dört çingumuz tarafından paylaşıldığı için her gün farklı bambaşka bir yazıyla karşılaşıyorum, çok güzel oluyor. Bir gün kısa mesajlar üzerine eğlenceli bir yazı, diğer gün Yamak Ahmet hakkında güzel bir yazı, başka bir günse Super Junior albüm tanıtım yazısı.. Yazıları çok eğlenceli ve oldukça egzantrik oluyor 🙂

Metropol Günlüğü: Bir gün sevdiği Hintçe şarkılardan birini paylaşırken diğer gün Vietnamca şarkılarla karşımıza çıkıyor Lee. Herkesin takip ettiği şeylerden farklı, gerçekten egzantrik şeylerle ilgilenmeyi seviyor, bakış açımızı genişletiyor sağolsun.. Farklı olmanın cazibesini sevenlerden o da 🙂

En Filmci: Winpohu ve Akiravamosrafa. İki blogta da şahane film yorumlarıyla sık sık karşılaşmak mümkün.. Film izlemeden önce uğranması gereken bloglardan 🙂

En Öğretmen: Mydestiny elbette.. Photoshop derslerini vakit ayarlar ayarlamaz takip edeceğim 🙂

En Taze Filiz: Hayal Defterim..  Misasever bir çingumuz daha.. Ososeyo diyorum kendisine 🙂

Bu da benden;

 En Hayalci: MakinosevWinpohu ve Metropol Günlüğü. “Hayali olan bir iş bulma” hedefimiz hala devam ediyor değil mi gençler? Fighting 🙂

Aklıma gelenler bu kadar.. Ekleyemediğim arkadaşlarım da olmuştur elbet, malum kategoriler sınırlı 🙂 Bu eğlenceli mime burada son veriyor ve yazıda adı geçen bloggerların mimlenmiş olduklarını da hatırlatıyorum tekrar.. Görüşmek üzere^^

iki sınav arası güzel bir mim: sorularla masalevi^^

keşke gerçekten bir masalevim olsa da sessiz sedasız uyusam saatlerce dediğim günlerdeyim sayın okuyucular.. uykusuzluk beni benden aldı resmen.. dün saat 2 buçuk civarında yatıp 6’da kalktıktan ve saatlerce ceza hukuku çalıştıktan sonra insanları çift görmeye ve algıda sorunlar yaşadığımı fark etmeye başladım.. şu kafayla bir şeyler yazmaya çalışmam da ilginç, tuhaf bir mazoşistlik var bende ya hayırlısı 🙂

tamam tamam ben iyiyim.. sessiz sakin evimde uyuyorum şu an aslında.. ( bir üst boyut: şizofreni 🙂 ) evime kahve (özellikle üçü bir arada denilen o sınav kahveleri), okunan her türlü belge, kağıt, not  vs., ve üzerinde fotokopi kokusu bulunan hiçbir madde giremez.. bak o zaman algısal sorunlarım da düzelir eminim 🙂

dertlerimle başınızı şişirdim, bu yazdıklarımı bir ay sonra okuyunca “ay ne sapıtmışım” diyeceğim eminim 🙂 gündem konuları bittiğine göre esas mevzuya geçelim..birkaç hafta önce sevgili Hikaru‘dan yeni bir mim geldi.. yine eğlenceli sorular bizi bekliyor.. hani desti izdivaç programlarında çiftler birbirine soruyor ya o cinsten, benim sevdiklerimden kısacası 🙂 bu arada en sona bir de kendi sorumuzu eklememiz gerekiyormuş, ben ne eklesem acaba 🙂 neyse biz bir başlayalım gerisi gelir;

Takıntınız var mı? Varsa anlatıverin lütfen

takıntısı olmayan insan var mı ki kardeşim ohooo 🙂 elbette bende de vardır ufak çaplı birkaç tane.. meselaa;

yemek yiyeceğim yerlerde kaşık çatal ve bıçakları silmek: evet pek hoş bir takıntı değil gerçekten, diğer insanlara vebalıymış gibi davranmak anlamına gelen bu takıntımdan ben de pek hoşlanmıyorum ve kurtulmaya çalışıyorum, yavaş yavaş bunu başardım da.. azimli kızın hali başka 🙂

sonraa, telefonumun alarmını kurduktan sonra (özellikle kesinlikle erken kalkmam gereken durumlarda)  defalarca kontrol etmem! kendi kendine güvenmeyen septik insan= ben 🙂

evin kapısını çekip kilitledikten sonra tekrar açıp ocağı, kapıları, ütüyü vs. defalarca kontrol etmem..

sıkıldığımda bir şarkıya yüz kez baştan sona mırıldanmam, hem de etrafımda neler konuşuluyor, ne yapılıyor umursamadan, ayrı bir boyutta gezercesine 🙂 ki bu arkadaşlar tarafından en çok dalga geçildiğim noktalardan biridir 🙂

gerginken, sıkıldığımda vs. bacağımı bıkmadan usanmadan sallamaya, titretmeye devam etmem, biri beni “yeterrr!” şeklinde uyarana kadar..

düşünsem daha da bulurum aslında.. oha listeye bir bakın, takıntılar kraliçesi miyim, obsesif kompulsif miyim neyim ben? 🙂

Evde yangın çıksa kurtarılacaklar listenizin ilk 3 sırasında hangi eşyalarınız var?

bilgisayarım

çantam

mezuniyet elbisem (bir daha asla arayamam haayıır 🙂 )

Pizzanızı neli seversiniz?

peynir, salam, yeşil zeytin, mısır, sucuk

En çok hangi tür filmleri seversiniz?

korku gerilim.. özellikle psikolojik gerilim.. öyle kanlı bıçaklı testere tarzı filmler değil. mesela shutter island, mad house, a tale of two sisters, gothika, oldboy.. vs. bu filmlerden her biriyle ilgili yazılar yazma, yapma yorumlar yapma niyetindeyim.. hadi bakalım 🙂

En sevdiğiniz çizgi film kahramanı hangisi?

çok var ya.. ama tabiki ilk aşkım kaptan Tsubasa’mı asla unutamam.. ben ilkokula yeni başlamıştım bir anime yayınlandığında.. Tsubasa aylarca çalıştığı bir maçı haksız biçimde kaybetmişti. saatlerce ağladığımı hatırlarım.. ne tatlı şeydin sen Tsubasa 🙂

sevdiğim diğer kahramanları da yazayım da alınmasınlar sonra 🙂

Terry (Candy’nin uzun saçlı cool sevgilisi)

Fred Çakmaktaş

George Jetson ve oğlu Elroy 🙂

Gözlüklü Şirin 🙂

şimdilik bu kadar..

Lakabınız var mı? Varsa bunu da söyleyiverin lütfen 

öyle üzerime yapışmış bir lakabım yok aslında.. lisede bir ara kelimeleri hafızamda tutabilme becerim yüzünden “redhouse” lakabına maruz kalmıştım 🙂 bu aralar ise pek de uzun olmayan boyum sebebiyle arkadaşlar “bıdık” derler..

Yapmayı çok istediğiniz, hep hayal ettiğiniz bir şey var mı?

olmaz mı olmaz mı.. mesela milletvekili olup yıllarca sadece el kaldırarak babamın maaşının 10 katını kazanmak.. öhö öhö sol tarafımdan geldi bu ses dikkate almayın 🙂 sağ tarafıma döndüm hemmen ve tozpembe hayallerimi açıklıyorum:

yine yine yine Uzakdoğu gezisi diyeceğim. e bir çekikseverden ne beklersiniz.. ama öyle üç beş günlük bir gezi değil, tüm uzakdoğu ülkelerinin sokaklarını tek tek arşınlamak istiyorum.. çok mu şey istiyorum kardeşim 🙂

diğer maddi hayallerim eminim hepinizin hayallerini de süslediğinden yazmama gerek yok 🙂

Zaman makinanız olsa ve tek bir zamana/mekâna gidip gelme seçeneği verilse hangi zamanı seçerdiniz?

29 mayıs 1453.. İstanbul.. gemilerin karadan yürütüldüğü o ana gitmek isterdim.. düşünmesi bile tüylerimi diken diken etmeye yetiyor..

ikinci bir şans daha verilseydi de 12 eylül 1980’e gitmek isterdim.. yer yine İstanbul.. sabah sokaklar bomboş, televizyonda Kenan Evren o meşhur konuşmasını yapıyor.. bu konuda o kadar çok kitap okudum, film belgesel izledim ki gerçekten o günler okuduğum izlediğim gibi mi hep merak etmişimdir.. tarih pek iç açıcı değil farkındayım bu arada 🙂

Dünya üzerinden silmek istediğiniz 3 şey nedir?

aklıma gelen ilk soru 🙂 bu soru üzerine bir sürü kişisel cevap verilebilir aslında.. şu an hangimiz birilerinin bir şeylerin yok olmasını istemiyoruz ki.. ama ben öyle yapmayacağım, tüm insanlığı düşünerek çoğumuzu mutlu edecek cevaplar vereceğim.. kafamın üzerinde bir halka ışıldıyor şu an 🙂

öncelikle Koreli senaristlerin toptan yok olmasını, yerine yeni senaristlerin gelmesini diliyorum.. ya da onlara ikinci bir şans vermem gerekirse yazdıkları dizilerin son bölümleri 10 kişilik bir jüri tarafından denetlenecek ancak 10’u da beğenirse yayınlanabilecek.. (Hong Sisters yok olmasın ama, onlara da son bölüm yazma yasağı getireceğim çözümüm hazır nihaha) kardeşim süper bir dizi de sonunda batırmasın şaşıracağım, isyanımlardayım o kadar yani 🙂

sonraa, şu Amerika denen kıta da yok olsun.. Hikarucum artık kusura bakma 🙂  seni de eşdeğerde daha az emperyalist bir ülkeye naklederiz canım ne olacak.. hayallerimizin de sınırı yok ya 🙂

son cevabım da Nihat Doğan olsun.. onu Dominik Sahillerine göndermek yetmez, direk süblinleşip yok olmalı bence 🙂 neyse daha fazla yorum yapmadan bitireyim bu yazımı 🙂

her ne kadar sürç-ü lisan ettimse affola.. sınavlardan sonra görüşmek üzere.. bu eğlenceli mimi Tarih84‘e ve Deniz‘e paslıyor, hepinize iyi geceler diliyorum^^

 

En acıklı 5 nostaljik Türk filmi: mim^^

herkese selamlarr^^ iki adet veciz sınav haftasının tam ortasında bulunmakla beraber rüzgarlı ve hafif yağmurlu bir cumartesi günü yine karşınızdayım 🙂 günlerdir yüzüne bakamadığım bloğuma bir uğrayayım dedim ve aklıma sevgili La Fea‘nın haftalar önce bana göndermiş olduğu “en acıklı Türk filmleri” mimi geldi. şu an yazmanın tam vaktidir, kafamızı da bir güzel dağıtalım efendim 🙂

aslında ben ve benim kuşağımdakiler Türk filmlerinde ağlayabilme güzelliğinden bir parça mahrum kalmış insanlarızdır. belki de  o temiz, el değmemiş duyguları şu günkü teknolojik harikalarla dolu yaşantımızda anlamamıza imkan yoktur kim bilir.. mesela annemin hıçkırıklara boğularak izlemiş olduğu bir Türk filmi bana çok anlamsız gelebiliyor.. ama yine de gözlerimi dolduran yüreğimi burkan Türk filmleri de elbette yok değil.. bu filmlere bir göz atalım bakalım..

1) AİLE ŞEREFİ

 

 

Türk filmlerinin iki vazgeçilmezi bir filmde boy gösterir de o film sevilmez mi.. Münir Özkul ve Adile Naşit, anne ve baba deyince benim aklıma gelen iki isimdir, diğer anne babalar asla onlar kadar sevdirememişlerdir bana kendilerini.. her ne kadar bu ikilinin komedilerini daha çok sevsem de bu film kalitesiyle dramın da hakkından gelmiştir gerçekten..

 

 

filmi hala izlememiş olan varsa konusundan biraz bahsetmek gerekir.. maden suyu satarak para kazanan Rıza ve karısı Adile beş çocuğuyla kıt kanaat geçinmeye çalışmaktadırlar. çocuklardan kimi okumakta kimi çalışmaktadır.  bir de kızı evlenip kocasıyla bu aileye içgüveysi gelince ailenin sorunları daha da artar. bir gün zengin veledinin teki evin en küçük oğluna çarpar, çocuk sakat kalır üstüne üstük de ailenin kızına musallat olur. ve artık bu zengin veledi ile oğlu için her şeyi yapmaya hazır babası ailenin başına çok pis bela olacaktır.. ama ailemiz ne kadar fakir olursa olsun gururundan ve şerefinden asla ödün vermeyecektir.. her neyse iyice Türk filmi moduna girdim ben de 🙂 o çocuğun babasının bu insanlara yaptıkları insanı çileden çıkarıyor her izlediğimde.. hele ablaları çocuğunu kaybettiğinde, evleri yandığında falan dayanamayıp koyveriyorum ben artık.. bu film izlenmeye değer diyorum sadece..

2) VARYEMEZ

 

“Varyemez” için pek de nostaljik bir filmdir diyemeyiz, film 1991 yapımı ama gözlerimi dolduran beni etkileyen filmlerden olduğu için onu da yazmak istedim. bir kere başrolde Kemal Sunal var. komedi işinde kendisi zaten bir numara, ama söz konusu dram olduğunda da işinin hakkından öyle güzel geliyor ki şaşıp kalıyor insan. oyuncu olmak için doğmuş kısacası ne diyeyim..  filmin konusundan bahsedersek, Ragıp Elibol çok zengin ama bir o kadar da cimri bir iş adamıdır. ilk karısından ayrılmış, ikinci karısı ve iki çocuğuyla yaşamaktadır. oğlu üniversitede okumakta, kızı da evde koca beklemektedir. bir gün parasızlıktan istedikleri hiçbir şeyi yapamayan dört genç kaçırır Ragıp’ı. bir örgüte mensup olduklarını ve fidye isteyeceklerini söylerler. sonra bir telefon kulübesine giderler ve başlarlar Ragıp’ın yakınlarını aramaya. fakat kimse işi ciddiye almamakta, alsalar bile para konusunda kılını kıpırdatmamaktadır. en sonunda Ragıp eline telefonu alır, milleti kendi aramaya başlar ama sonuç yine de değişmez. adam tanıdığı herkesi arar askerlik arkadaşına kadar.. fakat annesi bile oralı olmaz.. ve Ragıp acı gerçeği anlar.. hiç seveni yoktur ve bugün ölse kimsenin umrunda olmayacaktır.. filmin sonunda da herkese büyük bir ders verir..

filmin ilk yarısında komedi unsurları bol olsa da alt metinde dram daha ağır basmaktadır. hele herkesten umudunu kestiğinde Ragıp’ın yaptığı o konuşma ve dört gencin de gözyaşlarına boğulması insanın tüylerini diken diken eder. ve insan filmin sonunda kendine sorar: ” peki benim başıma böyle bir şey gelse kim benim için fedakarlık yapar? yarın ölsem arkamdan kim üzülür ve en önemlisi neden üzülür?..”

3) GÜNAH BEN DE Mİ?

 

 

bu film de kaç kez rast gelirsem geleyim izleyeceğim filmlerden biri.. konusu gerçekten çok güzel, şu an bu konuda yeni bir uyarlama yapılsa eminim oldukça ilgi çeker.. evet karşımızda yine entrika ve aşk dolu harika bir Kerime Nadir romanı daha! başrollerde Türkan Şoray ve Engin Çağlar!!

hatırladığım kadarıyla konusundan bahsedeyim.. Haluk askeri liseden mezun olduktan sonra halasının kızı Nüvit ile evlenir. daha sonra Balkan Savaşı’na gidip döndüğünde karısını akrabalarından birinden kıskanarak boşar ve Anadolu’ya gider. orada uçağı düşünce esir olan bir Rus askerini serbest bırakır.. buradaki amacını tam olarak anlayamamıştım ama sorgulamıyorum tabi 🙂 daha sonra kendisi de Ruslara esir düşer ve orada tesadüfen karşısına serbest bıraktığı asker Piyer çıkar. tabi çocuk yaşar. artık Rusya kazan Haluk kepçe hayatını yaşamaya başlar. ve bir gün karşısına Rusya’ya sürgün gelmiş Ali Rıza adında bir Türk avukat ve karısı Nüvit çıkar!!! bir de çocukları olmuştur.. tabi Haluk sinirlenir falan.. neyse sonra Haluk Piyer’in babasıyla karşılaşır ki burası filmin en önemli noktasıdır çünkü bu adam Haluk’un geçmişiyle ilgili acayip bir sırrı taşımaktadır.. (anamm ne biçim anlatıyorum öylee 🙂 ) sonra Haluk pişman olur, Nüvit’ten af diler, çocuğun kendinden olduğunu öğrenir.. ama bu geçmişteki sır yüzünden film çok acayip yerlere gidiyor daha sonra anlatmayayım.. sona doğru hepten dramlaşan bu film benim için acıklı Türk filmleri kategorisinde en iyilerden biridir. en önemli kısmını anlatmadım bu arada izlemeyen varsa bir nostalji gecesi yapıp izlesin derim 🙂  müzikleri de çok güzel gerçekten.. hele filmde sık sık  çalan Rus halk şarkısı “polyushka-polye” çok etkileyici kesinlikle..

4) ZÜĞÜRT AĞA

 

işte tek kelimeyle harika bir film.. bu filmi her izlediğimde hem gülmekten hem de ağlamaktan gözümden yaş gelir.. Şener Şen bu filmde gerçekten devleşmiştir, insana söyleyecek söz dahi bırakmaz..

konusunu uzun uzun anlatmama gerek yok sanırım.. bu filmi izlemeyen kalmamıştır diye düşünüyorum.. kısaca Haraptar köyünün ağası Şener Şen’in her an eli kulağında “ben karı istiyem” diyerek gezen 80’lik babası gerdek gecesinde ölür. ağa da kuraklık ve daha birçok sebepten ötürü topraklarını satar ve iki karısı, çocuklar,ı marabaları ve yanaşmalarının kızı Kiraz’la büyük şehre göçer.

 

birçok iş kurma projesi hayal kırıklığıyla sonlanır. açtıkları Haraptar Market kısa zamanda topu atar. market sahneleri bir harika kesinlikle, ağanın peynir tarttığı sahne  insanı gülmekten öldürebilir 🙂 tabi bu arada başından türlü türlü felaketler geçiyordur ağanın öyle böyle değil.. daha sonra domates satmaya karar verirler. ağanın elinde megafon sessiz sessiz “dumatiiiss dumatiis” diye bağırması da bomba sahnelerdendir. marabaların “bağır ağam bağır” demeleriyle bağırmaya çalışsa da olmaz.. o çalışacak adam değildir ne yapsın 🙂

 

böyle bir çok komik sahnenin dışında iç burkan bir sürü şey de yaşanır filmde. örneğin ağanın marabalarına “gidin” diyerek onları azat etmesi çok dramatiktir. Şener Şen yine yapacağını yapar yani.. sonra Kiraz’ın bileziklerini satıp parayı ağaya vermesi ve ağanın ezilip büzülmesi.. ve elbette filmin sonunda ağanın çizmelerini satması ve o plastik terlikler içinde ayaklarını büzüştürerek çiğ köfte satması.. işte burada insan gözyaşlarını tutamaz gerçekten.. bir de filmin en güzel sahnesi elbette ağanın harakiri yapmaya çalıştığı sahnedir, ama büyük şehrin bıçağı buna da izin vermez ve bükülür 🙂 tabi burada ağa isyanın dibine vurur, insan da gülsün mi ağlasın mı bilemez..

züğürt ağa bir klasiktir.. izlemeyen kaldıysa yazık ediyor demektir.. benim bile tekrar izleyesim geldi.. finallerden sonra artık 🙂

 

5) SELVİ BOYLUM AL YAZMALIM

 

 

bu filmi yazmasam olmazdı şimdi.. her insanı – en taş kalplisinden en duygusalına kadar- etkilemeyi başaran harika bir film “Selvi Boylum Al Yazmalım”. kamyon şoförü İlyas ile al yazmalı Asya’nın aşkını anlatır. herkese her şeye rağmen evlenir bu ikili. Samet adında bir de çocukları olur. fakat İlyas saçma sapan bir meseleyi gururuna yediremediği için karısını aldatır ve Asya’da bunu kaldıramaz, oğlunu da alıp uzaklara gider ve Cemşit ile karşılaşır. oğluyla kendi çocuğuymuş ilgilenen ve kendisini çok seven bu adamla evlenir ve yıllar sonra yine İlyas ile karşılaşır. şimdi ne yapacaktır.. aşk mı önemlidir sadakat mi.. ve Asya kararını verir.. “sevgi emektir” diyerek Cemşit’i seçer. işte bu noktada herkes kendine sorar: “ya ben.. ben neden aşkın peşinde koşuyorum ki benim için emek vermeye hazır bunca insan varken..” kısaca bu filmde herkes kendinden bir şeyler bulabilir.. özellikle aşkta hiiç şansı olmayanlar..

benden bu kadar.. farklı tarzlarda, farklı yönlerden insanı etkileyen, gönül telimizi titreten birkaç filmi elimden geldiğince anlatmaya çalıştım.. Uzak doğu ve Hollywood sinemasına bu kadar düşkünken bazen kendi filmlerimizi çok ihmal ediyoruz. belki de çocuklarımız bu filmlerden habersiz büyüyecekler kim bilir.. böyle olmaması için elimizden geleni yapmalıyız çünkü bu güzelliklerden her nesil pay almalı kesinlikle.. herkese iyi günler diliyor ve gitmeden bu mimi Winpohu‘ya ve Makino‘ya paslıyorum. annyeong^^

 

ilk mim: 13 soruda masalevi^^

iki aylık çiçeği burnunda bloğuma ilk mim Tarih84Winpohu ve Secret‘den geldi, triple mim aldım anlayacağınız 🙂 ben de bekletmeden yazayım dedim.. eğlenceli bir konu seçmişler, hele biz dedikodu sever kızlar için okuması da yazması da çok zevkli.. neyse başlayayım ben..

Hayalindeki meslek nedir?

burada gerçekçi mi olayım yine hayallere mi dalayım bilemedim. ben aslında böyle çok ünlü bir idol grubun solisti olmak isterdim. böyle hayatını sevdiği şarkıları söyleyerek geçiren bir insan olma fikri bana inanılmaz cazip geliyor. ama grubum bir erkek grubu olmalı kız gruplarından hiç haz etmiyorum. bunun için benim de erkek olmam gerekiyor tabi ama sorun değil sonuçta hayal kuruyoruz 🙂 böyle dünya turnesine falan çıkayım zenci, çekik gözlü hayranlarım falan imza günlerime gelsin ayy ne güzel olur 🙂

tabi bu biraz uçuk ve imkansız bir hayal oldu. şu an ne yapmak istersin derseniz bir pastanem olsaydı, her yer kahve çikolata kokularıyla dolsaydı derim. şöyle bir de Le Cordon Bleu mezunu yakışıklı tatlı bir pastacım olsun, bana Fransız tatlılarını yapmayı öğretsin, biz ikimiz yiyelim falan 🙂 ehem ehem tabi patronu olarak tatmak zorundayım onları değil mi 🙂 pastanemde birkaç masa olsun, hergün gelen müşterimle sohbet edeyim, masalarda kitaplar dergiler olsun, güzel müzikler çalsın (Korece şarkılar çalacak tabi 🙂 ) televizyonumuzda KBS World yayınlansın bütün gün 🙂 tabi böyle bir mekana kim gelir bilmiyorum artık 🙂

Yazın sürmeyi en sevdiğin parfüm?

ben avon parfümlerini çok seviyorum özellikle yazın avonun çiçek kokulu parfümleri çok işe yarıyor. bu aralar Bali Bliss kullanıyorum ama çabuk sıkılıyorum kokudan, her an değiştirebilirim 🙂

En önemli makyaj hileniz?

öyle her gün ağır makyaj yapan biri değilim. içimden gelmesi lazım öncelikle. severek yapıldığında güzelleştiriyor makyaj insanı çünkü. bir de gittikçe bozulmaya devam eden gözlerime makyaj pek iyi gelmiyor sanırım, herkesi bulanık görmeye başlıyorum.. makyaj hilem var mı acaba bir düşüneyim.. kesinlikle gözümün içine kalem çekmem gözlerimi çok küçük gösteriyor. göz farımı bütün göz kapağıma uyguladıktan sonra bir ton koyusunu göz kapağımın hemen üzerine uygularım. ve göz farının altına kesinlikle bir kat beyaz far sürerim o keskin rengi yumuşatması için.. ruj sürmeyi pek sevmiyorum onunla ilgili bir şey söyleyemeyeceğim 🙂

Çay mı kahve mi? Şekerli/şekersiz,Sütlü/sütsüz?

sütlü kahveyi de çok severim ama çaysız bir hayat düşünemiyorum. gün içinde içmezsem kesinlikle başım ağrır..  sütsüz limonsuz tek şekerli içerim 🙂

Tam şu anda kucağınıza bir cin düşseydi ve 3 dilek hakkiniz olduğunu söyleseydi, ne olurdu?

varya şu soruya en çok ihtiyacım olan dönemdeyim herhalde şu aralar..

1. güzel bir uzakdoğu turu isterdim. önce Güney Kore sonra Japonya sonra Tayland Vietnam falan böyle sokaklarına karış karış gezeyim. tabi bu hayalimin gerçekleşmesi için dertsiz tasasız paralı bir şahsiyet olmam gerekiyor, para dilemekten kurtuldum yani 🙂

2. süpper bir Ft Island konserine gitmek, onları en önde izlemek, “are you leeeediiyyyyy” diye bağıran Hong Gi’ye “yeeeeeeeeeeees” diye çığlıklarla cevap vermek isterdim. tabi konserde Won Bin de olacak onu söylemiyorum bile.. bunun için de bu tatlı çocuğun gruba dönmüş olması gerekiyor tabi dileğimi gerçekleştiren cin bunu gözden kaçırmaz umarım 🙂

3. şu an vereceğim kararların geleceğim de nasıl sonuçlar doğuracağını görmek isterdim. hatta sonuçları  gördükten sonra her şeyi bana gösteren aynanın geleceğimde  kötü sonuçlar varsa bana ne yapmam gerektiğini söylemesini de isterdim.. ayna da bana “sen bilirsin, senin kararın” derse bilmiyorum artık ne yaparım 🙂 bir sinir krizi ardından da gülme krizi beni bekler herhalde 🙂

Kahvaltı, öğle yemeği, akşam yemeği ve tatlı. Bu öğünlerden ömrünüz boyunca yalnızca bir tanesini seçmek zorunda kalsanız,hangisi olurdu?

akşam yemeği derim elbette.. eskiden acayip kahvaltıcıydım ama artık kalkınca canım hiçbir şey istemiyor. öğlen de öyle geçiştiriyorum ama akşam acıkıyorum yani.. biz sağlıksız Türkler akşam yemeğini seviyoruz ya 🙂 ama yemeğin üzerine bir tatlı da olsa fena gitmez bence 🙂

Eğer Hello Kitty olsaydınız, kurdelanız ne renk olurdu?

işte bu renk olsun.. Ahmet’in gözlerinin rengi.. nasıl bir renktir bu ya 🙂

Eğer ömrünüz boyunca yalnızca bir tane takı takma seçeneğiniz olsaydi bu ne olurdu?

herhalde yüzük olurdu, yüzük takmayı çok seviyorum . ama Kore dizilerinden sonra kolye manyağı oldum diyebiliririm. evin heryerinden bir kolye ucu çıkıyor. ama her dizide cool jön, esas kıza şöyle anlamlı bir kolye vermeden dizi bitmiyor. ben her diziden sonra gümüşçüye gidip bir bakıyorum benzer bir şeyler var mı diye 🙂 ama yine de bu soruya cevabım yüzük olacak 🙂

Sahip olmak istediğiniz bir yetenek?

bu soruyu ilk gördüğümde böyle akıl okumak, geleceği görmek gibi fantastik cevaplar geldi aklıma. ama sonra düşündüm de bu yeteneklerim olsa yaşayamam ki.. geleceğimi görsem iyice hiçbir şeye karar veremem ortada kalakalırım kafam karışır aptala dönerim.. akıl okusam da böyle herkesin birbirine yalan söylediği, sahte gülümsediği ve birbirinin arkasından konuştuğu bu dünyada kafayı yerim herhalde. paranoyak manyağın teki olur yalnız başıma kalıveriririm.. Allah bize bu yetenekleri vermediyse elbette bir bildiği vardır diyorum ve daha sanatsal bir yetenek isteyerek soruya keman çalabilmek şeklinde cevap veriyorum. bir anda bir sihirle şahane  keman çalan bir virtüoza dönüşsem, şahane parçalar bestelesem çalsam, konserler versem.. mutlu olurdum sanırım.. ilk önce de şu parçayı çalardım herhalde:

Bitince almaya devam edeceğiniz bir kozmetik ürünü?

flormar kalem eyeliner.. göz üstü makyajı için bir harika.. tabi dudak nemlendiricileri de ömür boyu satın alınan ürünlerden oluyor..

Eğer geleceği görme şansınız olsaydı, görmek ister miydiniz? Evetse tam olarak neyi görmek isterdiniz?

aa biraz önce tesadüfen cevap vermişim bu soruya.. geleceğimi görürsem geri döndüğümde bunun etkisinden kurtulamazdım herhalde. kötü şeyler de görmek var bunun sonunda.. insan umudunu kaybeder hem, bence iyi bir fikir değil..

Gizli ünlü aşkınız kim?

gizli ünlü aşkım var mı ki? Koreli aşklarım pek gizli değil yeri geldikçe yazıyorum.. o zaman en eski ünlü aşkımdan bahsedeyim: Leonardo Di Caprio.. bu adama en az Johnny Depp’e olduğum kadar hayranım, hatta oyunculuğunun ondan çok daha iyi olduğuna da inanıyorum. kendisiyle aşkımız Titanic ile başlamış olsa da Zindan Adası ile perçinlendi, Inception ile katmerlendi diyebilirim.. her filminde beni kendine daha da hayran bırakıyor. umarım kendisini en yakın zamanda bir başka Martin Scorsese filminde daha görebilirim..

Neden blog tutmaya başladınız?

benim blog tutma hikayem biraz uzun ama okumak isterseniz yazabilirim.. tamam tamam yazayım en iyisi.. benim blog tutmaya başlama sebebim Nilü‘dir.. öncelikle belirtmeliyim ben iki üç ay öncesine kadar hiç blog okumazdım, uzun yıllardır Güney Kore ve Japonya’nın her türlü faaliyeti ile iç içe olmama rağmen, merak edip kim ne yazıyor diye hiç düşünmemiştim bile.. interneti araştırma yapmak ve 10 dk facebookta takılmak için kullananlardandım. ama kardeşim bu yaz Nilü’nün bloğunu okumaya başlamış çok sevmiş, bana da her gün anlatıp duruyordu.. bir gün merak edip ben de baktım, yazıları hoşuma gitti.. sonra aradan aylar geçti, sanırım bundan 3 ay önceydi, vizeden çıkıp bitkin bir halde tıka basa dolu bir tramvaya binmiş, sınav soruları aklıma gelmesin diye de son ses müzik açmıştım.. bangır bangır Ft Island- Reo Reo dinliyordum.. yanıbaşımdaki kız koluma dokundu ve: ” ne dinliyorsun merak ettim” dedi. ben de tabi şaşkın: Ft Island dinliyorum” dedim. o da: “hımm tamam, hiç Ft Island dinleyen birini görmemiştim” dedi ve döndü. ben tabi şaşkınlığımı atlatınca bu kızcağızla güzel bir sohbete koyuldum.. 5- 6 durak boyunca neler neler konuştuk, sevdiğimiz diziler, filmler, aktörler.. sonra bana “blog okur musun” diye sordu ben de “pek değil” dedim.. O da “ben yazıyorum” deyince bloğunun adını sordum ve bildiğim tek uzakdoğu bloğu olan Kore Esintisi cevabını alınca “yok artık!” dedim “bu kadar tesadüf olamaz”.. numaralarımızı aldık ve daha sonra buluşup sohbet ettik. yine Nilü vasıtasıyla blogger buluşmalarına katıldım ve herkesin ağzı kulaklarında blığundan bahsettiğini görünce ben de bir deneyeyim bakalım diyerek bir şeyler yazmaya başladım 🙂 iyi ki de başlamışım.. çok eğleniyorum ben yav 🙂 işte masalevinin hikayesi de bu.. blog tesadüfleri sever 🙂

ben de bu mimi Arwen‘e gönderiyorum. umarım daha önce mimlenmemiştir 🙂 sevgiyle kalın^^

%d blogcu bunu beğendi: