Kategori arşivi: müzik

Ortaya Karışık^^

Bi süredir yoktum. Neden derseniz anlatmak o kadar uzun sürer ki hem siz sıkılırsınız hem ben. Ama bu kısa zamanda öğrendiğim birkaç şeyden bahsedebilirim kısaca. Mesela sırtınızda bi yük varsa onu taşımak için ısrar etmeyim diyebilirim artık. Atın gitsin, bu dünyada hiçbirimiz hiçbir şeye mahkum değiliz. Kangrenli parmakla yaşamak o kadar zor ki onu kesip atmak inanın insana koymuyor, sonuç parmaksız yaşamak olsa bile..

Artık ağlamıyorum. İnternetime kavuşur kavuşmaz yaptığım ilk şey kuzumu dinlemek oldu. Hem de en en sevdiğim şarkılarını en yalın sesiyle söylediği bu videoyu izledim. Siz de dinleyin, bu seste huzur var..

Bu süreçte birkaç Türk dizisine sardım bu arada. İlki Suskunlar‘dı. İlk bölümlerini çok severek izledim ama bu aralar biraz fazla karmaşık bi hale geldi diye düşünüyorum, yine de iyi gidiyor. Türk dizilerinin geldiği o sakız kıvamına gelmesine daha çok var sonuçta, en az 2 sezon 🙂

Asıl favorim gecenin bi yarısı rastladığım Uçurum adlı dizi. Çok geç bi saatte veriliyor konusu gereği ve bu yüzden çok da bilinmiyor. Şu ana kadar izlediğim en heyecanlı dizilerden biri, üstelik yapay değil ve ajitasyondan da uzak duruyor..

Dizi kısaca Rusya, Moldova gibi ülkelerden kandırılarak getirilen kızların nasıl fuhuş çetelerinin ağına düştüklerini anlatıyor. Eva Moldova’da kardeşiyle birlikte yaşayan yeni mezun bir doktor. Oradaki fakirlik yüzünden kardeşi Felicia ile birlikte Türkiye’ye geliyorlar ama burada onları çok kötü bir sürpriz bekliyor: Kadın tacirleri.. Eva zar zor bu adamlardan yakasını kurtarıyor ama kardeşi Felicia onların elinde kalıyor. Dizinin kalanında Eva’nın taksici Adem (Mehmet Ali Nuroğlu), Kuyudibi berberi Tak Tak Arif ve kendini olayların içinde bulan Pınar ile birlikte kardeşini kurtarma çabası ekrana geliyor. Tabii çete lideri Yaman, kadınların bir nevi maması Nur, Yaman’ın otizmli kardeşi Kutlu ve onlarca hayat kadınının yaşadıkları da dizinin içinde yer alıyor..

Oyy amma anlattım ha 🙂 Yani vaktiniz varsa açın izleyin, ben bölümlerin çoğunu netten izledim, çok sürükleyici 🙂 Son olarak şunu da söyleyebilirim, gerçekten dünyanın dibiyle uçurumun dibi arasında tek bir adım var..

3 Idiots çok uzun zamandır izlemek istediğim bi filmdi. İzledim ve bayıldım!! Bi filmin nasıl hem şahane bi konusu olur, hem güldürür, güldürürken bi de düşündürür hatta ağlatır görmüş oldum, izlemeyenler hiç kaçırmasın derim 🙂

Filmin benim için en can alıcı kısmı yıllardır arkadaşlarla konuştuğumuz şeyleri bi de Ranço’nun ağzından duymak ve ne kadar doğru olduğunu bilmekti aslında.. Eğitim sistemi o kadar yanlış ve saçma bi düzen üzerine kurulu ki insan izlerken bile üzülüyor. Yüksek öğrenim demek bi iki kuram okumak, kuramcı adı ezberlemek, sırf geçmek için bi iki aptal proje yazmak mı demek? Seçtiğimiz meslek adına ne yapıyoruz, hiç!! Mezun olduğumuzda bi bakıyoruz sudan çıkmış balık gibiyiz, hiçbir tecrübemiz yok. İşe girsek meslek adına hiçbir şey bilmiyoruz, ayrıca meslekten de soğumuşuz çünkü yıllardır işimiz adına hiçbir şey yapmamışız.. Yazık.. Her sınavdan istisnasız AA alan bi arkadaşıma bunu nasıl başardığını sormuştum. O da samimi bir şekilde dedi ki: “Hoca ne sormuş olursa olsun araya birkaç kuramsal terim, kuramcı adı sıkıştırıyorum, konuyu çok iyi bildiğim izlenimini veriyorum. Hiç okumam oysa!” Alın sistemin durumu!

Filme gelirsek Ranço’ya bayıldım tek kelimeyle! Ranço’nun Raju’nun babasını motosikletle hastaneye götürdüğü sahne mükemmeldi. Adam zaten bi deri bi kemik kalmış bayrak gibi sallanıyordu motosikletin tepesinde 🙂 Bi de Farhan’ı komadan uyandırmaya çalıştıkları sahneler çok iyiydi ya, Farhan arada kaynıyordu az daha.. Çok güldüm 🙂

Şimdilik aklıma gelen bunlar.. Herkese mutlu günler diliyorum. Mutluluk elde etmesi en zor şeylerden biri çünkü..

 

Kpop Zamanı: En Güzel Klipler:)

Yine yeni yepyeni bir mim yazısı ile bloğuma girmiş bulunmaktayım.. Sevgili Harmony beni şu yazısında mimlemiş. Çok fazla klip izlemeyen biri olsam da (Ft Island klipleri dışında tabii^^ ) aklımdakilerden güzel bir derleme yapayım dedim.. Bakalım hangi şarkıların klipleri beni kendisine aşık etmiş 🙂

 ✿✿ NEŞELİ ✿✿

“Love Girl” izlediğim en neşeli kliplerden birisi. Ayrıca klip birçoğumuzun gizli fantazisini ortaya çıkardı: Posterini assam bana da gelir misin Yong Hwa-sii 🙂

Koreliler grup olayını iyice abarttılar, bir grupta bu kadar üye olur mu yaa o.O SNSD isimli oldukça ünlü grubumuzun “Gee” adlı klibinin de gerçekten çok hoş bir enerjisi var. Hem bu şarkı vakti zamanında Lee Min Ho’nun en sevdiği şarkıymış, duyrulur 🙂

 Yaa şu küçücük çocuklara bi bakar mısınız 🙂 Hepsi en fazla lise çoğunda olan bu tatlı şeyler kendileri gibi tatlı bir de klip çekmişler şarkılarına.. Oyyşş 🙂 Karşınızda Boyfriend ve şarkıları “Boyfriend”^^

  ♥♥ ACIKLI ♥♥

Ahh bu klibimizin hikayesi de kendisi kadar acıklı. Öyle ki ülkesinden kilometrelerce uzakta, Türkiye’de nelere maruz kaldı zavallı klip, ne korkunç arabesk şarkılara fon oldu garibim 😦 Oysa “Kiss” isimli grubumuzun “Because I am a Girl” şarkısı ne de güzel gitmiş bu klibe.. Klipte sevdiği kız için çok büyük bir fedakarlık yapan harbi bir oppamız mevcut, kendisi Shin Hyun Joon. Bu çocuğun hangi dizisini, filmini izlesem hep bi fedakarlık yapıyor zaten. Yeter artık, bi kendini düşün be canım 🙂

Sıra geldi benim tatlı kuzularıma. Her kategoriye bir adet Ft Island klibi koymamak için kendimi çok zorlasam da “Thunder”ı es geçemedim. Burada bizim bıdık barda tanıştığı bir kızla ertesi gün okulda karşılaşıyor. Ve kız kim tahmin edin: Okula yeni gelen öğretmen!! Dizi gibi klip valla, kalanını da buyrun siz izleyin 🙂

Bu klibi çook eskiden izlemiştim, tabii o zamanlar Lee Seung Gi’yi tanımıyordum ama klip çok hoşuma gitmişti. Yalnız Lee Seung Gi de tanınacak gibi değil haa, şu saçlara, kılığa bi bakın, çekingen bi liseli beyimiz 🙂 Aşkı için epey zorluk çeken, dayaklar yiyen kuzumuzu buyrun bir de siz izleyin 🙂 Difficult Words to Say karşınızda^^

 ❤‿❤ ERİTİCİ ❤‿❤

Bu kategoride oyumu SS501’den yana kullandım, “Song Calling For You” klibine hem de.. Mekanlar çok güzel, çocuklar oy oyy, şarkı deseniz harika 🙂 Bu klip çok iyi yaa! Canlı performanslarını da izlemenizi tavsiye ederim, oradaki dansları da çok tatlı^^

Gummy isimli şarkıcıyı pek tanımam hatta hiçç 🙂 Ama Nilü‘nün bloğunda karşılaştığım bu klibe bayıldım, dizilerdeki soğuk hallerine inat Kim Hyun Joong bu klipte harikalar yaratmış, nasıl tatlı gülüyor, gel de erime 🙂 “As a Man” şarkısı da çok güzel gerçekten..

 ◠‿◠ ETKİLEYİCİ ◠‿◠

Big Bang’in bu klibini çok seviyorum, çekim teknikleri, mekan falan şahane. “Love Song” da çok iyi bir şarkı ayrıca 🙂

 Cn Blue’dan bir klip daha koymasam olmaz şimdi 🙂 “First Step” hareketli ve bir o kadar da etkileyici bir klip..

  ^o^ ŞAŞIRTICI ^o^

Her yazımda bu klipten bir kez bahsetmesem olmaz herhalde, “Hello Hello”yu çok seviyorum ama napim 🙂 Klibin neden şaşırtıcı olduğuna gelirsek, sonunda Hong Gi ölüyor mu ölmüyor mu ona bir türlü karar veremem beni şaşırtıyor. City Hunter’ın yönetmeni gibi birileri çıkıp bi açıklama yapsın yeter artık ama 🙂

Bu klip te Oh Won Bin kuzusunun aylar sonra sahnelere tekrar döndüğü klip: “I Love You and I Love You Again”.. Buradaki tarzı, şarkısı her şeyi beni çok şaşırtmıştı. Ft Island’daki tarzının o kadar dışında ki..

Benden bu kadar.. Bunlar dışındaki “Tıpkısının Aynısı” kategorisi için çok düşünsem de bir klip bulamadım 😦 Artık onu da bu mimi pasladığım arkadaşlar düşünsünler diyor ve mimi sevgili cadımız Oh Yoon Joo ile kaktüs çiçeğimiz Makino‘ya paslıyorum.. Kolay gelsin çingular 🙂

Doğum Günümüz Kutlu Olsun Lee Hong Gi-ssii!!!

 (*Alıntı: http://www.korea-fans.com)

İyi ki doğdun Hong Gi-ssiii!! Daha doğrusu iyi ki doğduk! Aramızda her ne kadar saat farkı olsa da şu an ikimiz de hala 2 Mart günündeyiz ve hala doğum günü çocuğuyuz değil mi ama 🙂 Tabi senin evinin odaları hayranlarından gelen hediyelerle doludur, belki şu an hayranların için özel yaptığın doğum günü kutlamasındasındır ha 😦 Tabi her yıl Jong Hoon ile ikinizin doğumgünü birlikte yapılıyor, bir sene de ikimizinki birlikte yapılsa nolurduuu!!!

İsyeeeaaaan modundan çıkıp biraz daha neşeli şeylerden bahsedeyim yau 🙂 Annelerimiz ne güzel bir zamanlamayla ikimizi aynı günde doğurmuş değil mi eheuehue 🙂 Ortak özelliklerimiz çok mu diye merak etmiyor değilim işin aslına bakarsan. Gözüme çarpan birkaç tane var aslında.. Mesela ikimiz de balık burcu olmamız nedeniyle dışarıdan sessiz, sakin, ağır insanlar olarak biliniriz. Ama içimizdeki katrina kasırgasını çok geç fark eder insanlar. Hatta hiperaktif bir çocuk olduğumuzu anladıklarında “Yeter bi dur yerinde!” anlamındaki bakışlara maruz kalırız değil mi 🙂

İkimizde de boy kompleksi var maalesef.. Aah ah o gizli topuklu ayakkabılardan giyiyorsun diye az iftira atmadılar sana kuzum.. (Gerçekten giyiyor musun bazen ben de merak ediyorum aslında ama neyse kapatalım bu konuyu 🙂 ) Vee bu sene ikimiz de gözlüklüyüzz!!! Tabii sen kısa pantolonlu günlerinden beri takıyorsun bu camları ama ben de sana yetiştim işte 🙂 0.75 ile başladım bu yola, arkandan emin adımlarla geliyorum 🙂

Tabi duygusal bi pıtır olman da her Mart ayı çocuğu gibi olmazsa olmazın.. Ben şarkılarını gerçekten yaşayarak söylediğine gönülden inanıyorum, tamam belki her seferinde aynı duyguyu dinleyicilerine veremeyebilirsin ama öyle zamanlar oluyor ki “Bu şarkıyı bu çocuk söylesin diye yazmışlar beee!!” diye haykırasım geliyor! Sen şarkı söylemek için doğmuşsun evlat bunu bil..

2011’de bana verdiğin güzel hediyeler için çooook teşekkürler kuzum. Hello Hello ve özellikle Heartache şarkıları ve Beautiful Journey Konser DVD‘si çok makbule geçti bee, öyle böyle değil 🙂 Ama bu sene de tembellik yok, en az  4 mini albüm ve 2 konser DVD’si isterim ona göre! Doğum günümüz hatrına beni kırmazsın herhalde 🙂

Tekrar iyiki doğdun o zaman.. Saeng il chukhae uri Hong Gi-ssiiiii^^

2011’den Geriye Kalanlar..

Selamlar^^ Yine yeni ve şahane bir mim yazısıyla daha bloğuma giriş yapmış bulunmaktayım 🙂 Sevgili Hikaru şu yazısında beni mimlemişti, ben de bu tembellikle anca yazabildim 🙂 Neyse başlamak bitirmenin yarısıdır diyor ve yazıya başlıyorum.. Öncelikle konumuz 2011’in enleri.. Bakalım geçen seneden aklımızda neler kalmış 🙂

Yılın Amerikan Dizisi: Çok fazla Amerikan dizisi takip ettiğimi söyleyemem aslında, ama bu yıl da severek izlediğim, her bölümünde katıla katıla güldüğüm “Two and a Half Men”i es geçemeyeceğim. Bu sezon Charlie öldüğü için dizinin tadı kaçar diye düşünmüştüm ama hiç öyle olmadı. Tabi bunda Ashton Kutcher‘ın payı büyük elbette 🙂 Öyle tatlı, saf, sempatik bir karakterle girdi ki diziye onu sevmemek mümkün değil..

Yılın Uzakdoğu Dizisi: Kesinlikle “Secret Garden”.. Oyunculuklar, konu, mekanlar, Hyun Bin, uri Oska.. Ve daha bir  sürü şey bu diziye bağımlı yapabilir insanı.. Bir de şarkıları yok mu? Oyy dinledikçe tekrar izleme isteği uyandırıyor insanda..

Yılın Amerikan Filmi: Bu sene iyi filmler çıktı gerçekten, şimdi düşündüğümde çoğu aklıma gelmiyor hatta.. Harry Potter, The Limitless, Pirates of the Caribbean, The Help gibi şahane filmlerdi hepsi de.. Tabi Super 8 gibi saçma sapan filmler de olmadı değil.. (Bu filme nasıl para verip de gittim hala anlamıyorum, yarısına kadar zor dayanmıştım:/ ) Ben yılın filmi olarak “Sherlock Holmes: A Game of Shadows“u seçiyorum. Konusu düşündüğüm kadar ilgi çekici olmasa da tam bir görsel şölendi bu film benim için.. Ortaçağ Avrupası’nı baştan sona gezmek, o gotik havayı tatmak istiyorsanız bu filmi kaçırmayın derim..

Yılın En İyi Erkek Oyuncusu: 2010 yılının en iyi erkek oyuncusundan bahsetseydik kesinlikle Leonardo Di Caprio derdim.. Shutter Island‘dan sonra Inception ile ona olan hayranlığın kat ve kat arttı.. Ama daha yakın dönemden bir aktör seçmem gerektiği için Asya kıtasına rotamı çevirip ödülümü Hyun Bin‘e veriyorum!! İşin aslı Hyun Bin’in seyrettiğim tek dizisi Secret Garden ama sadece orada bile beni kendisine hayran bırakmayı başardı.. Gel tezkeree!! diye bağırarak diğer kategoriye geçiyorum 🙂

Yılın En İyi Kadın Oyuncusu: Han Hyo Joo diyorum.. Only You‘daki oyunculuğuna bittim, üstelik de çok hoş hatun.. Tü tü maşallah 🙂 Shining Inheritance‘da her ne kadar beni deli etmiş olsa da ajusshimizin filminde kendisini affettirdi 🙂

Yılın Kitabı: Bu mim vasıtasıyla son zamanlarda okuduğum en güzel kitabı sizlerle paylaşmak istiyorum. Kitap 2011 yılının değil ama o kadar güzel ki anlatmadan geçemeceğim.. Kate Ross imzalı Müzik Şeytanı‘nın konusu şöyle:

İtalya’da Como Gölü kıyısında, sislerle kaplı bir villada, İtalyan bir soylu beyefendi, genç bir İngiliz tenoru eğiterek sahnelere hazırlamaktadır. Villadaki kısa birliktelikleri, içlerinden birinin vahşice öldürülmesi ötekisinin de ortadan kaybolmasıyla sona erer.

Ve sahneye, Kate Ross’un ünlü dedektif karakteri Julian Kestrel girer. Eskiden kapkaççılık yapan yardımcısı Dipper ile Avrupa turu yapan Julian Kestrel, bu cinayet olayı ile yakından ilgilenir. Şüpheliler arasında eşini aşığıyla terk etmiş bir kadın, İtalya’daki Avusturya yanlısı yetkililere tepki duyan liberal bir soylu, alaycı bir Fransız beyefendi ve Kestrel’in düşlerini de süsleyen güzel ve çekici bir kadın bulunmaktadır. Kestrel kendisini kısa bir sürede, Avusturya karşıtı gizli Carbonari ajanları ve onların karşısında duran Avusturya polislerinin arasında bulur. Fakat tüm bu anlaşılmaz olayların ortasında, yalnızca ‘Orfeo’ olarak bilinen gizemli bir tenor bulunmaktadır. Orfeo gizli bir ajan mıydı? Gözüpek bir serüven tutkunu muydu? Yoksa kıskanç bir aşık mı?

(Alıntı: http://www.idefix.com)

Kısaca bu kitap okuduğum en iyi dedektif romanlarından biri, üstelik de anlattığı dönemi harika bir biçimde betimliyor.. Şatolar , derebeyleri, tenorlar.. Uff uf 🙂

Vazgeçilmezler: Benim için bu yılın ilk vazgeçilmezi bilin nedir? Tabii ki Ft Island!! 2011 yılında da onları dinlemekten vazgeçmedim, onlar da kaliteli müzik yapmaktan vazgeçmediler.. Özellikle Return albümleri ve o albümün çıkış parçası Hello Hello bu yılın favorisiydi benim için.. Kısaca Lee Hong Gi denen kadife sesli varlık bu sene de ağrılarımı dindirdi, dertlerime ortak oldu falan filan işte 🙂 Tatlı şey^^

– Bu senenin vazgeçilmez aktörü de Lee Dong Wook oldu benim için.. “Scent of a Woman”ı daha yeni izledim ve diziyi, Wookie’yi, tatlı karakterini çok sevdim. Bu adam daha uzun yıllar vazgeçilmezim olacak biliyorum..

-Kitap dünyasının vazgeçilmezi de yine Joanne Harris oldu benim için.. En son “Kıyıdakiler” isimli kitabını aldım ve okumak için sabırsızlanıyorum.. En sevdiğim kitabı olan “Beş Dilim Portakal” yazım için buyrunuz..

Profesyonel isimli şahane tiyatro oyunu 2011’de de tek favorim oldu.. Bu oyunu defalarca kez izledim ve her izlememde aynı zevki aldım.. Açılay gibi: “Oyunculuğuna, yüreğine, mizahına sağlık Bülent Emin Yarar ve Yetkin Dikinciler” demek istiyorum.. Ayrıca oyunun yazarı Duşan Kovaçeviç‘in “Bir İntiharın Genel Provası” isimli oyunu da en az Profesyonel kadar güzeldi, tavsiyemdir..

Tutunamayanlar: Tutunamayanlar konusunda Hikaru ile birebir aynı fikirlere sahibim. “Heartstrings” benim için yılın tutunamayanıydı. Haremimin ilk 3’ünde olan, bi tanecik Yong Hwa için anca izleyebildim, böyle acemi, böyle amatör bir senaryo ile daha önce çok az karşılaşmıştım.. Neyse sıradaki dizisi böyle olmayacak, ben inanıyorum 🙂

 “Flower Boy Ramyun Shop” da benim için pek tutunamayanlardan oldu.. Her türlü sosyal paylaşım sitesindeki ölümüne övgülerden sonra izlemeye başladığım için böyle düşünüyor olabilirim. İlk 6-7 bölümü oldukça iyiydi ama sonrası beni çok sıktı, oyuncular için izlenir ama.. Hele direk oyy direk 🙂

Benden bu kadar.. Birkaç gün sonra Mart ayına gireceğimiz için bu mimi burada sonlandırıyorum, artık 2012 yılının unutulmazlarına odaklanalım değil mi 🙂 Umarım sıkmamışımdır, herkese mutlu günler diliyorum..

Ft Island’dan Yeni Albüm: Grown Up..

Bloğa uğramaya uğramaya yolunu unutmuşum yaa bu ne tembellik 🙂 Çok film izliyorum ama bi türlü yazmaya elim gitmiyor iyice üşengeç oldum çıktım.. Ama Ft Island’ın yeni albümünden bahsetmesem olmazdı şimdi.. O kadar abartmayayım dedim ve oturdum bilgisayar başına 🙂

Ft Island’ın 4. mini albümünün ismi “Grown Up“. Albüm 4 şarkıdan oluşuyor:

 1- Severely

2- Even Had a Lost Friend

3- I am a Foolish Person

4- Grown Man

5- We Hope Become Lovers 

Grup ilk kliplerini de Severely parçasına çekti. Dizi tadındaki uzun klibimiz için buyrunuz 🙂

Klibi beğendim ben. JYJ’nin daha birkaç ay önce yayınlamış olduğu “In Heaven” klibini anımsattı bana. Yönetmen o klipten esinlenmiş sanırım.. Hong Gi de dizi oyunculuğundan gelen tecrübesiyle döktürmüş, ağladığı sahneler falan güzeldi.. Ama Jae Jin’i göremedim  klipte, şarkıyı da sadece Hong Gi söylüyordu.. Jae Jin’in eksikliği her ne kadar hissedilse de Severely çok güzel şarkı..

Yalnızz.. Hong Gi kuzum o saç nedir yaa:/ Bu da mı gol değil diyeceğim o olacak şimdi! Yaa nerede tuhaf bi saç modeli var bu çocuk koşa koşa gidip onu yaptırıyor! Grubun diğer elemanları gayet normal saçlarla takılırken bizimki her seferinde kendisini aşıyor.. Neyse billur sesinin hatrına susuyorum, sana her şey yakışır diyor ve konuyu kapatıyorum 🙂

Albümü indirmek isteyenler şu linkten indirebilirler.. Kuzuyu canlı dinlemek isteyenlerse buyrunuz.. İyi eğlenceler^^

 

En Güzel Ft Island Klipleri..

Ft Island klipleri güzeldir sayın okurlar, dans etmedikleri ve enstrüman çaldıkları için daha teması olan ve daha derin klipler çeker grubumuz. Hele bazılarını anlamakta bile güçlük çekerim ben mesela, düşünün artık 🙂 Her neyse, en sevdiğim Ft Island kliplerinden bahsetmek istiyorum bugün, hepsinin yeri ayrı benim için ama bazılarını ayrı seviyorum orası kesin 🙂 Buyrunuz başlayalım;

1- GIRLS DON’T KNOW

Bu benim en sevdiğim klip olmasına rağmen çekilip de yayınlanamayanlardan 😦 . Sebebini ben de bilmiyorum ama Won Bin gittiği için olabilir diye düşünüyorum.. Bu klibin en sevdiğim yanı tabii ki başta Hong Gi’yi odağa almış olması, bir de tüm üyelerin yüzünü net bir şekilde görebilmemdir. Bazı klipler var ki bir karmaşa bir keşmekeş, kimseyi göremeden klip bitiyor.. Bu klip öyle değil ama, özellikle kızların aşkı bilmemesinden dert yanan yanık sesli solistimiz tatlı kıyafetleri, mükemmel saçlarıyla hep odakta, şahane 🙂 Bu arada Hong Gi’nin bu klipteki saçları gerçekten ne kadar güzeldi, bundan iyisini ben henüz göremedim, yaşına uygun ne hoş bir model değil mi? Kuzunun klibin sonunda bariz bir şekilde görebildiğimiz lenslerine de dikkat çekmek istiyorum, güzel güzel 🙂

2- HELLO HELLO

Bu klibi o kadar çok izledim ki sanırım her karesini ezbere biliyor olabilirim 🙂 Hong Gi’nin adamakıllı giyindiği, saçlarını adamakıllı bir modele soktuğu hallerini seviyorum ya, bu klip de bu yüzden favorilerimden 🙂 Jae Jin faciası dışında herkes pek bir tatlı.. Yalnızz.. Bu kliple ilgili aklıma takılan bir soruyu sizlerle paylaşmadan edemeyeceğim. Bu klipte Hong Gi ölüyor mu sayın okurlar? Arkadaşlarını kurtarmak için binaya dalıyor, dumanlar içinde kalıyor, sonra uyanıyor şarkı söylüyorlar falan, en sonunda binadan çıkmıyor, ama klibin bitiş sahnesinde yine o binanın önünden geçiyor.. Ay film gibi anlattım ha 🙂 Neyse bu konuda beni aydınlatanlar olursa sevinirim 🙂

3- LOVE LOVE LOVE

Evet sayın okurlar lütfen şoka girmeyelim, bu çocuk da Hong Gi maalesef o_O.  O peruğu andıran saçları da peruk değil bizzat gerçek:/ Neyse bu peruk faciası çok şükür kısa sürdü ve Hong Gi kankası Hee Chul’a verdiği sözü tutup saçlarını kestirdi. Gerçi hayranları da çok tepki vermişti bu korkunç imaja, ama tepki verilmeyecek gibi değil ki!! 🙂

Ama şarkı da klip de çok güzel.. Birbirine kavuşamayan iki kuklamız var bu klipte. Garip semboller göze çarpıyor, gözyaşı yerine dökülen fermuar başlıkları mesela.. Sonra klibin çekildiği acayip mekan, o ışıklar falan. Her şey çok gizemli ve ilgi çekici. Kısaca Hong Gi’ye rağmen sevdim bu klibi de 🙂

4- LOVESICK

Aah ilk göz ağrımı da es geçemem tabii ki.. Lovesick benim ilk Ft Island şarkım ve klibim aynı zamanda.. Hong Gi’yi buradaki uzun saçlı bebe haliyle tanımıştım ilk kez. Hepsi öyle küçük öyle tatlı ki.. Ah bir de Won Bin var tabii.. Onun olduğu her klip daha özel benim için..

Bu klibimizde de aşk acısı çeken çiftler gösteriliyor tek tek. Aralarda da bir ormanda ve kafe gibi bir yerde şarkı söyleyip çalmaya çalışan çocukları görüyoruz.. Hong Gi yine iki büklüm söylüyor şarkısını, ağzına sağlık çocuk..

5- AFTER LOVE

Ayrılık şarkısı dendiğinde ilk akla gelen Ft Island şarkılarındandır After Love. Klibi de en az şarkı kadar duygusal, grubumuzun 5 üyesi de terk ediliyor başta Hong Gi olmak üzere. Daha klibin ilk dakikalarında çimenlerde bir kız tarafından terk edilen Hong Gi en yanık sesiyle söylüyor şarkıyı. Yazık ama 🙂

Ayrıca Hong Gi’nin “Ben artık büyüdüm” dediği bir klip “After Love”. Uzun saçlı, sevimli çocuk imajından sonra yırtık kotlar, siyah ojeler, kısa siyah saçlar falan imajını bayağı değiştirmiş o dönemde. Bence güzel olmuştu, hatta keşke yine o saç modeline dönse..

6- THUNDER/ONLY ONE PERSON

Bu da Ft Island’ın dizi gibi çektiği kliplerden. Al çekirdeğini otur izle o kadar yani 🙂 Henüz ergen bir lise öğrencisi olan Hong Gi barda tanıştığı bir kızla danseder, öpüşür falan filan.. Ama sonraki gün derse ilk kez gelen öğretmenin o kız olduğunu anlayınca çok şaşırır 🙂 Tabi kız da.. “Aşkın yaşı olmaz” diyen çiftimiz yine de takılmaya devam ederler. Ama sonunda birileri (Hong Gi’nin düşmanı bir çete elemanıydı sanırım) bunları okul yönetimine şikayet eder.. Ve klibimiz kötü biter 😦

Thunder bence Ft Island’ın en sevimli klibi. Bu klibin devamı da vardır, ismi de “Man’s First Love Follows Him To The Grave”. Onda da Hong Gi barda öğretmeni yerine başka bir kızla takılır kaderi değişir falan.. Ama onu çok sevmedim ben. Burada çok masum, çok sevimli.. Çekirdekleri temin ettiyseniz buyrun izleyin derim 🙂

7- FT ISLAND

Grubun 2. klibi Ft Island. Adından da belli olduğu gibi tatlı mı tatlı bir tanıtım şarkısı. Bütün klip bir ormanda geçiyor. Hepsinin gerçekten minnacık olduğu bir klip. Hong Gi zaten bir damla, Won Bin deseniz ondan hallice, diğer elemanlar ayrı çömezler 🙂 O sempatik hallerini özlüyorum bazen.. Toplu saçları, sempatik kıyafetleriyle Hong Gi’nin bugünlerdeki tuhaf imajından eser yok. Neyse bu da geçecek diyorum, bir insan hayatı boyunca böyle berbat bir imaj benimseyemez nayırr 🙂

8- THE ONE

İngilizce özürlü Hong Gi ile diğer elemanların birlikte söylediği çok güzel bir şarkı “The One”. Ama ben bu şarkıyı ne zaman dinlesem kötü olurum, Won Bin’in dahil olduğu son kliptir bu çünkü, ve de birlikte söyledikleri son şarkıları 😦 Hatta vedalarını bile bu şarkıyla yapmışlardı 😦

Neyse bahsettiğim bu hüznün tam tersine çok eğlenceli bir klip bu. Klipte Jae Jin’in doğum günü var ve elemanlar neşeyle kutlama yapıyorlar. Klibin afetini de Won Bin olarak seçiyorum. Sen ne tatlı şeysin ya, gözlüklerine kurban 🙂 Aklımda hep bu klipteki neşeli halleriyle, o cool güneş gözlükleriyle kaldı bu çocuk. Yeni tarzı da çok hoş ama, beğeniyorum ben. Bir de Hong Gi’ye öğretse azıcık giyinmeyi nolurduu 🙂

Şimdilik bu kadar. Belki bu yazının bir “Part II”sini de yapabilirim ama göz bebeklerim bunlar.. Hepinize iyi seyirler^^

Ft Island’dan Japonca Single: Distance

Eveet, Ft Island’ın 30 Kasım’da çıkacak olan son single’ının çıkış parçası “Distance”dan bahsediyoruz efendim.. Albüm çıkmadan ilk kliplerini yayınladı grubumuz, iyi de yaptı.. Şarkı güzel, klip güzel, güzel de güzel işte 🙂

Bir kere klipteki görsel güzellik, kar manzaraları falan şahane.. Parçanın temasına da çok güzel gitmiş. Şarkıya gelirsek, “Distance” ismi bir kere şarkıya çok yakışmış, çünkü aralarında mesafe olan iki sevgiliyi anlatılıyor şarkıda. Soyut anlamda değil gerçek bir mesafe bu. Kız çocuğu terk ediyor ve arkasını dönüp gidiyor. Çocuk da onun peşinden gitmek istiyor, kalabalığı yarıp ona doğru koşuyor, ama koştukça ondan daha da uzaklaştığını hissediyor.. Çünkü gitmesine izin verdi bir kere..

Ve en sonunda kızı bir tren istasyonunda görüyor. Muhtemelen kız şarkının sonunda bahsedilen trenle uzaklara gidiyor..

İşte böyle acıklı bir şarkı Distance. İnsan sözlerini okuyunca daha da bağlanıyor şarkıya. Zaten Ft Island’ın “ballad” türündeki Japonca şarkıları (So Today, Raining gibi..) ayrı bir güzel, ayrı bir duygusal oluyor. Otur ağla Hong Gi’yi dinledikçe.. Bir de şarkının sonundaki o kısacık enstrümansız kısım var ya of amann.. Neyse, ben hikayemin son bölümüne koyarak açılışı yaptım; dinlemek, dinlemekten bi hal olmak, şarkıyı tüketmek falan bizlere kalmış 🙂

Son olarak şarkıyı da çevirmeden gitmeyeyim, buyrunuz deyip kaçıyorum ben 🙂

MESAFE

Her zaman yanımdaydı O,

Şimdiye kadar..

Oysa şimdi, orada,

Demir yolu geçidinde bekliyor..

O her şeyden habersiz yürürken,

Yılın son karı üzerine yağıyor..

 

Koştukça kalbim acıyor..

Çünkü ben koştukça sen arkamda kalıyorsun..

Söylesene hala bencil biri miyim, 

Senin için?

 

Çünkü seni görmek istiyorum..

Sadece seni görmek istiyorum..

Yüzün hep aklımda,

Anılara dönüşse de yavaşça,

Silinmiyor asla..

 

“Benim de hüzünlü şarkılarım var” diyorsun.

Ben neden hissedemedim peki?

Kalabalığın ortasında,

Sırtını görebiliyorum..

Ellerimi uzatıyorum sana fark etmeden..

Çok geç olsa da,

“Üzgünüm” diyebilmek için..

Yoksa bir adım bile atamam bundan sonra..

 

Bu yüzden koştum peşinden..

Sadece koştum,

Kalabalığı yararcasına..

Adını sayıkladım,

Defalarca..

Duyabildin mi?

 

Ama öylece,

Beni hiç duymadan,

Devam ettin yürümeye..

Ardına bakmadan..

Her şeyi geride bırakırcasına..

Beni geride bırakırcasına..

 

Hala bulamıyorum cevabı,

Doğru olan neydi, yanlış olan ne?

 

Lütfen bir kez daha gözlerimin içine bak,

Ve bunu sana sormama izin ver..

 

Seni görmek istiyorum..

Sadece seni görmek istiyorum..

Yüzün hep aklımda..

Yaşadıklarımız rüya değildi..

Hepsi gerçekti..

Ama ben gitmene izin verdim..

 

Karlar düşüyor durmaksızın..

Bitmeyen acım gibi..

Bir tren geçiyor..

Ve bu tren geçtikten sonra,

Orada olmayacaksın belki de..

Orada olmayacaksın belki de… Ama..

Memory in Ft Island ve Heartache Etkisi..

Yurt dışı etkinliklerine biraz olsun ara verip Kore’deki hayranlarının gönlünü almak isteyen grubumuz mini bir albümle dönüş yaptılar sonunda. (Türkiye’deki bu zavallı hayranları da Korece albüm aşıyla yanıp tutuşuyordu ama neyse, benim de gönlümü aldılar işte ben öyle farz ediyorum 🙂 ) Gerçi yıllardır göremediğim için tam albüm özlemiyle gün sayıyordum ama bu da bir şey 🙂 4 ayda bir böyle bir albüm gelsin ben razıyım, halimden memnunum kısacası 🙂

Bu albüm diğerlerinden farklı, sadece cover parçalardan oluşuyor. Ben hep diyordum şarkıların bir de Hong Gi versiyonu olmalı diye sesimi duydular sonunda 🙂 80’lerin, 90’ların şarkıları yeniden yorumlanmış, çok da güzel olmuş, Hong Gi ve Jae Jin harika iş çıkarmışlar yine, tüm şarkıları tükettim şimdiden.. Ama ama.. Bir Heartache var ki of of beni benden aldı kısaca..

1- HEARTACHE

Böyle güzel, böyle duygusal bir parça olamaz, dinlediğim an vuruldum, sadece gitar ve Hong Gi’nin sesi.. Gözlerini kapatıp saatlerce dinleyebilir bu şarkıyı insan.. Bir de şarkının 2. kısmında Hong Gi’nin söylediği kısımları Jae Jin’in söylesi çok güzel olmuş, çocuğun sesi duygusal şarkı söylemeye meyilli zaten, olmuş kısaca bu iş 🙂 Haftalardır defalarca dinleye dinleye şarkıyı tükettim diyebilirim, hikayemin yeni bölümünde de kullandım, daha da çok yerde kullanılır, o potansiyel var bu şarkıda 🙂

Kısaca albümdeki favorim Heartache‘dir.. Bu şarkıyı bize armağan ettiği için bizim minik oğlana teşekkür edip sıradaki şarkıya geçebilirim. Bu arada şarkının aslını da merak ettim ve üşenmeyip buldum.. Aslı da güzelmiş bence, ben sevdim.. Buyrunuz efendim 🙂

Heartache 1995 versiyonu:

 

2- LIKE THE BIRDS

Like the Birds çıkış parçamız. Klibini daha albüm çıkmadan önce çok merak etmiştim. Hani şu klipteki jipin sahibiyle ilgili haberler falan çıkmıştı. Ben klibin senaryosu değişir demiştim ama değişmemiş, yine jip vardı klipte ve yine 5 genç jipin tepesindelerdi. Onları gördükçe gülmekten kendimi alamadım, hala da alamıyorum. Neyse bu kadar dedikodu yeter, klip gayet güzel olmuş, Hong Gi kahküllü saçlarıyla iyiydi, fena değildi yani. (Bu arada hallyu star saçından sonra kahküllü saç modası mı baş gösterdi Kore’de, Jang Geun Suk da benzer saç modeliyle karşıma çıkıyor her yerde. Fena model değil ama bence erkeklere o kadar da gitmiyor..)

Neyse, klibin felaketi ödülünü Jae Jin yine kimseye kaptırmıyor sağ olsun. O saçlar, Rabbim!!! Yorum bile yapamıyorum, yorum sizin sayın okur 🙂

Şarkı da güzel, tam Ft Island tarzı bir cover olmuş, I Hope, Hello Hello tarzına yakın bir şarkıya dönüşmüş Like the Birds. Bu şarkının da orijinali nasıldı efendim çok merak ettim diyeniniz varsa buyrunuz 🙂

Like the Birds 1988 versiyonu:

Diğer 3 şarkı da yavaş şarkılardan oluşuyor, albüm slow ağırlıklı olmuş bu sefer. Ama ben Hong Gi’nin sesini yavaş şarkılarda daha çok sevdiğim için bana göre hiç sorun yok 🙂 Bir de Jae Jin işin içine girince şahane şarkılar çıkmış ortaya, buyrunuz efendim, kulaklarımızın pası silinsin 🙂

3- EVEN YOU TEARS

4- NOT A TRUE GOODBYE

5- THAT PERSON IN SHINSADONG

Not a True Goodbye da favorilerimden.. Memory in Ft Island‘ı dinleyin dinletin diyorum son olarak, hatta sadece ben demiyorum Yong Hwa da öyle diyor, onu kırmak olmaz şimdi değil mi ama 🙂

 

Jang Geun Suk Filmleri..

Blog yazmaya başladığımdan beri hiç Jang Geun Suk yazısı yazmadığımı fark ettim ve bu eksiği hemen tamamlamalıyım dedim kendi kendime 🙂 Tabi yazıya başlamadan önce yeni dizimiz Singing in the Rain/Love Rides the Rain ya da Love Rain‘in setinden çıkan ilk resmi paylaşayım diyorum 🙂

Sanırım “Öyle Bir Geçer Zaman Ki”nin Kore versiyonu ile karşı karşıyayız. Şu kıyafetlere bir bakın, çok tatlılar ki 🙂 Hele Jang’ın o saçı, gömleği, pantolon askısı.. Yerim ama 🙂 Yalnız çocuk hayatında ilk kez gerçek bir erkek kıyafeti giydi, kendini tuhaf hissetmiştir bir süre, yazık 🙂

Neyse esas konumuz neydi? 🙂 Bol resimli uzuun bir yazı okumaya hazır olun şimdiden.. Öncelikle Jang Geun Suk’u seviyorum, ne yaparsa yapsın ona olan sevgim hiç azalmadı.. İster saçlarını ajummalar gibi yapsın, isterse sırt dekolteli giysiler giysin ya da twitter’da tüm gün kafamı ütülesin yine de seviyorum bu tatlı çocuğu, dizilerini, filmlerini beklerken günleri sayıyorum hatta.. Peki ne zaman tanışmıştım namı diğer Asya Prensi ile diye bir düşündüm, evet Do Re Mi Fa Sol La Si Do filminde görmüştüm kendisini ilk defa, yalnız filmin ismi de ne kadar zormuş 🙂 Bu filmde çok fazla dikkatimi çekti desem yalan söylemiş olurum, esas vurgunu Baby and Me ile yaptı Jang, çok da iyi yaptı 🙂 Neyse esas konuya geçersek izleyenler ya da henüz izlemeyip listesine alanlar için şöyle bir Jang Geun Suk filmlerinden bahsetmek istiyorum izninizle 🙂

1- DO RE Mİ FA SOL LA Sİ DO

Yukarıda da söylediğim gibi Jang Geun Suk ile tanıştığım filmdir bu adı uzun film 🙂 Burada Jang nasıl da kırmızı yanaklı, tatlı, baby face bir çocukmuş böyle diyorum şimdiki hallerini görünce.. Gerçekten çocukmuş kısacası.. Neyse filmimizin konusundan bahsedersek, birbirleriyle komşu olan  Jung Won (Cha Ye Ryeon) ve Eun Kyu (Jang Geun Suk) tesadüfen karşılaşırlar ve bir şekilde birbirlerinden hoşlanmaya başlarlar. Eun Kyu okulda Do Re Mi Fa Sol La Si Do adlı grubun da solistidir. Bir gün Jung Won Eun Kyu’nun grubunda çocukluk arkadaşı Hee Won (Jung Eui Chul) ile karşılaşır. Hee Won yıllar Jung Won’un ailesinin dağılmasına neden olmuş ve bu nedenle kız bu çocuğu asla affetmemiştir.. Hee Won Jung Won’u tekrar kazanmak isteyecek, kız buna karşı ne yapacaktır? Ve tüm bunlar her şeyden habersiz olan Eun Kyu’yu nasıl etkileyecektir..

SPOILER ALERT!!!

Film hakkındaki yorumlarıma gelirsek, işin aslı ben filmin ilk yarısında sıkıldım diyebilirim, çok klasik bir aşk hikayesinden başka bir şey değil gibi görünüyordu film.. Yalnız ikinci kısımda her şey değişti ve filmin gerçekten başarılı olduğu kanaatine vardım, en azından beni etkilemeyi başarmıştı.. Özellikle kızın Eun Kyu’yu terk ettiği sahne ve sonrasında çocuğu iyileştirmek için yapılan ikinci konser bir harikaydı.. Jang daha o günlerde ne kadar başarılı bir aktör olduğunu kanıtlamış herkese, o konserdeki halleri, kulaklarını kapatıp ağlaması, haykırması falan inanılmaz güzeldi.. Ki daha sonra izlememde filmin tamamını severek izledim, Jang yeter kısacası 🙂

Başta da dediğim gibi bu filmde JGS benim fazla dikkatimi çekmemişti, çünkü filmde zaten deli gibi yakışıklı, tatlı, manyak bir çocuk vardı.. Tabiki Jung Eui Chul denen güzel insandan bahsediyorum.. Bu filmin yıldızı O’dur diyorum ben, o psikopat halleri, asabi tavırları ve mükemmel saçlarıyla kalbimi kazanmayı başardı bu filmde, ki Boys Over Flowers’ta da çok sevmiştim kendisini.. İyi bir dizide oynasa da izlesek yav 🙂

Filmin müziklerinden de bahsetmemek olmaz, hepsi tek kelimeyle muhteşem. Filmin başında kıza yazdığı bir şarkıyı söylüyordu Eun Kyu, orada sesi nasıl tatlıydı.. Hala dinliyorum filmin tüm şarkılarını .. Yalnızz, bir konuda itirazım var, Jang’ın o kadife sesi varken filmde niye şarkıları başka bir şarkıcıya söyletme ihtiyacı hissetmişler? Ki Jang filmin sonundaki konserde söylemiş o şarkıları zaten, bence araya başkasını sokmanın hiç gereği yoktu, neyse ben tüm şarkıların aslını atayım şuraya da içim rahat etsin 🙂

2- BABY AND ME

İşte Jang Geun Suk ile aşkımızın başladığı film budur! Bu filmi izleyip de kendisine hayran olmayacak birini tanımıyorum zaten, çocuk harika bir tercih yapmış kısacası, O ve Mason Moon kadar birbirini tamamlayan bir ikili olamaz 🙂

Filmin konusundan bahsedelim önce, Han Joon Su tatlı, serseri, çapkın bir lise öğrencisidir. Onun haytalıklarından bıkan anne babası bir gün bir not bırakıp evi terk eder ve tatile giderler. Tam “Ev bana kaldı ooo gelsin partiler kızlar!” moduna giren Joon Su bir gün alışveriş yaparken sepetine konan bebeği görünce şaşkına döner.. Bebeğin üzerinde ona ait olduğu yazmaktadır, artık tek başına bir çocuğun sorumluluğunu üstlenmek zorundadır..

SPOILER!!!

Bu filmin neresini anlatsam hangi sahnesinden bahsetsem bilemedim şimdi, her karesi ayrı güzeldi.. Öncelikle Joon Su’nun bebeğe mama yedirmeye çalıştığı, altını bezlemek için cebelleştiği sahneler şahaneydi.. Filmde Joon Su’nun sınıfındaki sapığı rolündeki Byeol her ne kadar ona yardım etse de işleri çook zordu 🙂

Bir sahnede de Joon Su bebeği, (bebek demişken onun da bir adı var değil mi ama 🙂 ) efendim bebeğimiz Woo Ram’ı gece kulübündeki kadınlara bırakıp gidiyordu ve döndüğünde kuzucuğun yüzüne makyaj yapılmış bir biçimde yerde salya sümük ağladığını görüyor sonra ona sarılıp: “Baban seni bir daha asla bırakmayacak..” diyordu.. Babaya bakın ya bir damlacık çocuk gören de gerçek bir baba sanacak 🙂 Bir diğer sahnede de Joon Su markete giriyor elinde kalan son parayla sigara alıyordu, tam parayı uzatırken sigarayı geri çevirip bir şişe süt almıştı eline, küçük baba 🙂 Woo Ram da onun bu hareketlerini anlıyor ya böyle yüzü falan değişiyordu, gülümsüyordu çocuğun arkasındaki kangurudan doğru kuzu ya:)

Sonraa, filmin sonlarına doğru anne babasının resmine bakıp ağlama krizine giriyordu Joon Su, tabi babacığı ağlayınca Woo Ram durur mu, o da basmıştı bağırtıyı.. Baba oğul ne tatlı ağlıyorlardı ama, o sahne hiç gözümün önünden gitmez..

Joon Su’nun sarhoş bir adamın cüzdanını çalıp kaçarken durdurduğu taksinin polis arabası çıktığı sahne de en çok güldüğüm sahnelerden olmuştu, çocuğu karakoldan kurtaracak kimse de yoktu yazık ama 🙂 Joon Su’nun karakol maceraları zaten bitmek bilmedi filmde, bizim dalgın oğlan bebeği metroda unutup kısa süreli bir sevinç yaşamıştı, sonra evdeki oyuncaklar, anılar falan derken soluğu karakolda almıştı yirim yirim 🙂

Alışmıştı bebişe kısacası, sojuları alıp kafa bile çekti oğluyla düşünün artık 🙂 Son olarak filmin en komik karakterlerinden biri olan kondom alamadığı için bebek sahibi olmak zorunda kalan ajusshi’yi de unutmamalıyız.. Joon Su ve bu komik ajusshi’nin bebeklerinden kurtulma çabaları görmeye değerdi gerçekten 🙂

Filmin final sahnesi gerçekten filme yakışmıştı, Joon Su’nun hava alanına koşuşu, Woo Ram’ın ardından ağlayıp haykırması falan çok güzeldi, böyle bir komedi filminde böylesine kaliteli bir dram sahnesi görmek beni çok mutlu etti.. Neyse ben bu filmi sevdim kısacası, hatta daha uzun bir post yazabilirim film üzerine ama yazımın konseptini bozmayayım şimdi boş yere 🙂

Sonuç olarak Jang da minik Mason da her daim takibim altındadır bu film itibariyle.. Minik Mason demişken o da büyüdü kocaman çocuk oldu ha.. Yıllar nasıl da hızlı geçiyor diyerek olgun insan tribimi de atıp sıradaki filme geçebilirim 🙂

3- THE CASE OF ITAEWON HOMICIDE


Bu filmi daha yakın zamanda izledim, Jang’ın filmdeki o çikolata renkli tenini ve korkunç örgülü saçlarını gördüğümde içimden izlemek gelmemişti açıkçası ama dayanamayıp izledim sonunda.. İzlediğime de pişman olmadım, değişik, gerçekten ilginç bi film İtaewon Cinayeti..

Filmin konusu şöyle, üniversite öğrencisi Jo Jong Pil bir fast food dükkanının tuvaletinde ölü bulunur, hem de korkunç bir biçimde defalarca bıçaklanarak öldürülmüştür.. Cinayetin zanlısı olarak iki kişi göz altına alınır, Alex ve Pearson, Koreli Amerikan vatandaşı iki genç.. Bu iki gencin tuvalete girmelerinin ardından hemen cinayet işlenmiş ve tüm kanıtlar bu ikisinin ya da ikisinden birinin katil olduğunu göstermektedir. Yalnız zanlılardan ikisi de diğerini suçlamaktadır, acaba cinayeti hangisi işlemiştir?

SPOILER!!!

Öncelikle bu film beni gerçekten çok etkiledi.. Bunun ilk nedeni kurgu değil gerçek olmasıydı. Gerçekten 1997 yılında gencecik bir üniversite öğrencisi Burger King tuvaletinde katledilmişti. İşin daha kötüsü de bu cinayetin cezasız kalması elbette.. Hukuk ve adalet denen şeyin aslında var olmadığını bir kez daha anladım bu filmden sonra.. Bir kere cinayetten hemen önce iki insan tuvalete girmiş yani ikisinden biri ya da her ikisi %100 suçlu.. Ama sonuçta zanlılar serbest bırakılıyor. Ölen zavallı çocuğun ailesi neler hissetmiştir düşünmek bile istemiyorum.. Bu de çocuğu Song Joong Ki oynadı filmde, onun o tatlı yüzü falan aklıma geldikçe kötü oldum ben.. Kısaca bu filmin sonu beni sinir krizine sokmaya yetti, ama bu filmin suçu değil, adaletsizliğin suçu elbette..

Gelelim Jang Geun Suk’a.. Bu filmde bambaşka bir yüzünü gördüm onun, tam anlamıyla psikopat ve soğuk bir caniyi oynadı ve bunun üstesinden başarıyla geldiğini düşünüyorum.. Diğer çocuk Alex sorgu odalarında ecel terleri dökerken Pearson öyle rahat ve soğuktu ki insanın kanını donduruyordu adeta.. Tatlı parlak çocuk rollerinden sıyrıldı böylece, güzel oldu, yüzü kadar yeteneğinin de dikkat çekebileceğini gösterdi bir kez daha..

4- THE HAPPY LIFE

Bu filmi de doğum günümde izlediğim için unutmadım sanırım, izleme sebebim elbette yine Jang’dı.. Ama hayallerim suya düştü maalesef, bu filmin ancak %20’sinde görebildim kendisini, bayağı yan karakterdi çocuk filmde.. Bir de filmin yönetmeni ne demiş bu konuda bir bakın: “Bayan izleyiciler sadece Jang Geun Suk’a odaklanmasınlar diye onun sahne süresini kısalttım!” Aferin iyi yaptın!! Neyse benimle aynı umutlarla filme başlayacak olanınız varsa şimdiden söyleyeyim, maalesef aslında o bu filmde yok gençler 🙂

Filmimiz 4 adet orta yaşlı amcamızın hikayesini anlatıyor aslında.. Bu amcalar üniversite yıllarında Volcano adlı bir grup kurmuşlardır. O günlere dair her şey artık birer anıdır kısacası, hepsi evlenmiş, çocuk sahibi olmuştur.. Grup üyelerinden Sang Woo’nun ölümüyle grubun gitaristi Gi Yeong bu grubu tekrar kurmaya ve gençlik heyecanını ateşlemeye karar verir. Yalnız hiçbir şey eski günlerdeki kadar kolay olmayacaktır elbet.. Üyelerden biri karısından ve çocuklarından çok uzakta araba satıcılığı yapmakta, bir diğeri ise iki işte birden çalışıp çocuklarını geçindirmeye çalışmaktadır.. İşin aslı Jang bu filmde kimdi, neciydi onu bile unuttum, çok alakasız bir karakterdi yani.. Sadece güzel sesiyle Volcano grubunun solisti olmuştu onu hatırlıyorum..

Film güzel, sıkmıyor, zevkle izleniyor, ama işte şu çocukcağıza azıcık daha yer verselerdi filmde o zaman tadından yenmezdi.. Ha bir de Jang bu filmde de şarkı söylüyor, bu şahane işte.. Sırf bu yüzden bile izlenir bu film 🙂

5- CRAZY FOR WAIT / THE LONGEST 24 MONTHS

Bu filmi daha dün gece izledim, taze taze gelecek yorumlarım 🙂 Yine bünyesinde Jang’ı barındırdığı için izledim bu filmi de ama burada neredeyse hiç göremedim kendisini. Filmde 4 çiftin öyküsü anlatılıyor, en az anlatılan bizim oğlanınki maalesef 😦

Filmde 4 çift var ve 4’ünün de erkekleri askere gidiyor ve bundan sonra kızlar neler yapıyor, sevgililerine sadık mı kalıyorlar, yoksa sadakat diye bir şey yok mu bunu anlatıyor film.. Ben 3 çiftin hikayesini sevdim, eğlenceli romantik tiplerdi zaten hepsi.. Aman JGS ve sevgilisi filmin en sıkıcı çiftiydi, zaten sevgilisi dediğim kadın teyzesi gibiydi, bildiğiniz ajummaydı yani.. Neyse Jang’ı göremesem de film fena değildi eğlendim ben, filmdeki tüm çocukların birbirinden yakışıklı olması da onu izlenir kılan en önemli faktördü benim için 🙂

Benden bu kadar.. Ahh keşke “You are My Pet” de elimizde olsaydı da ondan da bahsedebilseydim uzun uzun.. Ama bekliyorum nasılsa gelmesi yakın 🙂 Yalnız filmin fragmanları falan şahane, çok sevdim.. Jang’ın saçı yine ajumma kıvamında olsa da görmezlikten geliyor ve filmin tatlı mı tatlı fragmanıyla yazımı bitiriyorum.. Görüşmek üzere^^

Oh Won Bin’den Japonca Mini Albüm: Good For You^^

Bu sabah internete girer girmez Oh Won Bin’in ilk Japonca single’ını çıkarmış olduğu müjdesiyle karşılaştım. Oysa ki ben daha “Good For You” albümünden bahsetmemiştim bloğumda. Neyse bahsetme zamanı gelmiş demek ki 🙂

“Good For You” 6 şarkılık bir mini albüm.. C’mon Girl faciasından sonra ilaç gibi geldi bana, Ft Island tarzına yakın, sesine giden şarkılar söylemiş Won Bin bu albümde.. Japoncası ve İngilizcesi de çok iyi, önceden de bu konuda grubun en iyisiydi zaten..  En az şarkılar kadar güzel olan şey de elbette albüm resimleri.. Hepsine bittim! İşte Won Bin’in tarzı bu.. Asi, yalnız haller onun halleri, sonunda bunu fark etmiş.. Etrafında kızlarla soyunarak dans etmek hiç ona göre değil bence, cık cık diyorum..

Albüm Şarkıları

1. Good for you
2. Ready to be my…
3. 2go
4. Always
5. Love song
6. Good for you (Instrumental)

Albüm Resimleri

Son olarak albümün en sevdiğim 2 şarkısını da paylaşmadan gitmeyeyim. Always ve Good For You şarkılarını özellikle sevdim, Won Bin’in sesine çok gitmiş bu şarkılar.. Böyle devam et Won Bin, bizi çok bekletmiş olsan da seni yeniden görebilmek çok güzel.. Fighting^^

Always

Good For You

%d blogcu bunu beğendi: