Blog Arşivleri

Gu Jun Pyo’nun Balık Kekinden Yemek İsteyenler^^

En sevilen aktörler listesinde Gu Jun Pyo eminim ki herkesin en az ilk üçündedir. O öyle tatlı, öyle şapşal, öyle romantik bir karakterdir ki insana kendisini daha ilk bölümden sevdirir.. İşte ben de geçen günler dahilinde Boys Over Flowers’ı bilmem kaçıncı defa izlediğimde bu kuzunun yediği şu tuhaf şeyi merak ettiğimi fark ettim. Ufak bir araştırmanın ardından bu çubuklu şeyin genellikle sokak satıcıları tarafından satılan ve soju ile tüketilen “Eomuk” isimli bir yiyecek olduğunu öğrendim.. İngilizce ismi “Fish Cake”, yani ana maddesi balık..

Kore’de eomuk malzemesi olarak beyaz etli balıkları tercih ediyorlar. Çoğunlukla mürekkep balığı kullanıyorlarmış. Diğer malzemeleri de genel olarak un, çeşitli yeşillikler ve baharatlar imiş. Bu yiyeceğin bir de sulu versiyonu var, baharatlı bir suyun içerisinde servis ediliyor eomuk, yemeği yeyip suyunu içiyor insanlar.

Neyse gelelim esas konumuzaa.. Ben de eomuk yapmayı denedim! Hem de çok güzel oldu, tarifini de sizlerle paylaşmasam olmaz şimdi 🙂

Tabi bizim balık kekimiz birazcık Türk usulü oldu, o kadarını da kabul edin artık 🙂 Neyse gelelim malzemelerimize..

Malzemeler

-İki adet palamut (Ben sevdiğim için palamut kullandım. Siz başka beyaz etli bir balık kullanabilirsiniz.)

-Yeşil soğan

-Üç adet yumurta

-Maydanoz

-Un

-Tuz, karabiber, toz kırmızı biber,kuru  nane

-Galete unu

Yapılışı

-Önce kılçıkları ayıklanan balıkları suda haşlıyoruz. Yalnızz!!! Palamutta inanılmaz çok kılçık vardı, ben epey vakit harcadım temizlemek için, siz de çok dikkat edin, kılçık kalmasın balıkta.

-Yeşil soğanı ve maydanozu ince ince doğruyoruz. Sonra haşlanan balıkları sudan çıkarıp soğutuyoruz, ki balık hemen haşlanıyor, 10 dakika falan yeterli. Balıkları ince ince doğrayıp derince bir kabın içine alıyoruz. Kaba yeşil soğan, maydanoz, bir yumurta, tuz, karabiber, toz biber, kuru nane ve un ekliyoruz. Ve tüm malzemeleri yoğurmaya başlıyoruz.

-Sonra elde ettiğimiz hamurdan parçalar koparıp parmak şeklini veriyoruz. Parmak şeklindeki hamurları önce kırdığımız yumurtaya sonra da galete ununa buluyoruz ve ısıttığımız yağda kızartıyoruz. (Koreliler kızartırken susam yağı kullanıyor ama ben bulamadığım için ayçiçek yağı kullandım.) 

-Vee Türk usulü eomuk servise hazır! Ben “Gu Jun Pyo gibi çubukla yemek istiyorum” diyeniniz varsa o hali de mevcut efendim buyrunuz 🙂

Ben çubuk olarak bildiğimiz chopsticklerden kullandım, bence orijinalinde de bunlar kullanılıyor 🙂 Eomuklarımız piştikten sonra onları çubuğa taktım, çubukla pişirmesi zor olurdu çünkü.

Her ne kadar Türk usülü pişirmiş olsam da eomuk denen şeyin gerçekten lezzetli bir yiyecek olduğuna karar verdim. Yazımı bitirirken son olarak buradan güzel insan Lee Min Ho’ya sesleniyorum: Kuzucum, stalkerların olarak yediğini, içtiğini her bir şeyini takip ediyoruz, ama korkma sasaeng* değiliz, sadece seni seviyoruz.. Değil mi gençler 🙂

Hepimize afiyet olsun^^

***

*Sasaeng: Hayranı oldukları idolün her hareketini 7/24 takip eden takıntılı hayranlar.

Reklamlar

Hana Yori Dango vs. Kkotboda Namja

Tüm dünyada “Boys Over Flowers” olarak bilinen “Hana Yori Dango” serisi gerçekten üzerinde uzun uzun konuşulmayı hakeden bir seri. dizinin bir çok versiyonu var ama ben sadece Kore ve Japon versiyonlarını izledim. Tayvan versiyonuna göz gezdirdim ama Çinceye fazla tahammülüm olmadığı için Çin versiyonuna bakmadım bile..

ilk olarak dizinin Kore versiyonu “Kkotboda Namja”yı izledim ve herkes gibi bayıldım, bittim yani 🙂 senaryo güzel, oyuncular güzel, mekanlar güzel.. güzel de güzel..  adamlar nasıl dizi yapmış dedim bravo gerçekten.. eleştirilecek noktaları olsa da dizinin güzelliğinden ötürü es geçtim ben onları kısacası. daha sonra da orijinali nasıl acaba diye merak edip Hana Yori Dango’yu izledim. ilk Kore versiyonunu izleyenler pek sevmemişler onu ama ben çok sevdim.. hikayenin gidişatı, kurgusu bakımından belki de Kore versiyonundan bile iyi dedim hatta.. neyse, iki versiyonla ilgili de fikirlerimi şöyle bir listeleyeyim bakalım:

– öncelikle Kkotboda Namja’nın f4ünü tek geçiyorum. böyle tatlı, böyle yakışıklı çocukları nasıl bir araya toplamışlar, daha sonra izlediğim dizilerin castını beğenmez oldum onlar yüzünden 🙂 hele bir Yi Joong var  ki dizide, bildiğiniz doğal afet.. Yoon Ji Hoo desen bambaşka.. Gu Jun Pyo’yu saymıyorum bile, onun şekerliği sempatisi yeter zaten..

– Kore versiyonuna adamlar acayip para yatırmış, o okul, Jun Pyo’nun evi, Yeni Kaledonya adasında çekilen bölümler falan.. her yerden lüks ve gösteriş akıyordu adeta. insan masal gibi izliyor diziyi. ama Japon versiyonu daha gerçekçi. mekanlar falan bu kadar abartılmamış. bazıları buna “ucuz yapım” dese de bence bu sade hava da fena gitmemiş diziye. mesela Hana Yori Dango’daki Etoku Lisesi benim okuduğum liseden farksızdı.. ama Shinhwa uff neydi öyle ya 🙂 Tsukasa Makino’yu sahip olduğu adalara falan da götürmedi.. daha içimizden bir aşk olmuş onlarınki aslında.. bir diğer örnek de, iki dizide de parti var, birinde Makino üçlü kötü kız grubu yüzünden kot tişörtle gidiyor partiye  ve utanıyor.. diğerinde ise Jan di aynı şekilde kandırılarak “Wonder Girl” kostümüyle gidiyor partiye ve büyük rezillik oluyor.. böyle bir masal havası hakimdi işte diziye..

– iki diziyi de iki sezon olarak ele alırsak ben Kkotboda Namja’nın ilk sezonunu Hana Yori Dango’nun ise ikinci sezonunu tek geçiyorum. Kore versiyonunda ikinci sezon aşırı yavaştı, yan karakterlerin hayatları diziyi işgal etti resmen. ana karakterler birbirinin yüzüne bakmadı. Jun Pyo’nun yüzü hiç gülmedi, o şapşal gülüşünü özlemiştim resmen. ama Japon versiyonunda ikinci sezon daha ılımlı, daha romantik geçti. Jun Pyo yumuşayamadı bir türlü ama Tsukasa çok romantik çocuktu, Makino’nun evinden çıkmadı her şeye rağmen yavrum 🙂


– Japon versiyonunun bazı kısımları daha mantıklı geldi bana. mesela Hana Yori Dango’nun ikinci sezonunda Tsukasa’nın Makino’yu unutmasının mantıklı bir sebebinin olduğu görülüyor. intihar eden o adam çocuğu derinden etkilemiş artı uzun bir zaman geçmiş ve çocuk doğal olarak kızdan soğumuş.. Kore versiyonunda o intihar eden adam yok, Jun Pyo annesinin tehdidiyle “sen silmek istediğim bir lekesin” diyor kıza. Türk filmi mod 10 🙂

– Kore versiyonunun ilk sezonu çok samimi ve sıcak geldi bana. Jun Pyo’nun Jan di’nin evine gelip ailesiyle tanışması, kendi evinin banyosu kadar olan o evde kalması.. Jan Di ile mahsur kaldıkları o yerde daha ilk günden “birlikte ilk gecemiz” yazarak kendi kendine gelin güvey olması, f4ün ikiliyi hastanede barıştırdıkları sahne falan.. çok şirindi.

– Kore versiyonunda Yoon Ji Hoo karakteri özellikle ikinci sezonda ana karakteri geçti resmen. her bölüm her bölüm onu görür oldum. o balıksı bakışlarıyla bir türlü gözden kaybolamadı.. kız temizliğe gidiyor karşısında, muayenehaneye gidiyor karşısında.. bi git be çocuk.. ama Rui’cim öyle miydi.. ilk sezon biraz ön planda olsa da ikinci sezon görmedim bile ben çocuğu.. çok cooldu gerçekten. Ji Hoo o cool tavırlara sahip olamadı. Jan Di için ağladı falan.. cık cık.. ben Rui’nin karakterini daha çok sevdim kısacası..


-her iki versiyonda da yarışma var. birinde Makino yarışıyor diğerinde herkesler birden. ben ikisini de sevdim. iki yarışma da birbirinden tamamen farklı olsa da senaryoya güzel gitmiş bence. Kore versiyonunda yine Jan Di- Ji Hoo yakınlığı vurgulanmış, tek fark buydu..

– sanki f4 yetmezmiş gibi bir de Kore versiyonuna Haje  çıtırı geliverdi sonradan. ama ne tatlı çocuktu ya.. o da ayrı bir afetti resmen.. ben zaten onun olduğu bölümleri falan çok seviyorum.. Kore versiyonunda iyi ayarlanmış o kısımlar. gerçi yine Haje’nin popüleritesi bayağı abartılmıştı, Junpei o kadar popüler değildi Japon versiyonunda. yine de çok hoştu o bölümler. ayrıca Hana Yori Dango’da Junpei’nin varlığından Tsukasa’nın haberi bile olmadı.. tatsız geçti o kısımlar.. bir de neydi o Junpei öyle.. çocukta bildiğiniz laz burnu vardı, hiç beğenmemiştim kendisini, Haje’nin yanından geçemedi malesef..

daha sonra Junpei’nin Hana Kimi’deki tatlı Nakatsu olduğunu öğrendim, şoka girdim.. hala inanamıyorum.. nasıl da değişmiş çocuk pess 🙂

yukarıda görülmekte olan şahıs Junpei..


ve bu da aynı şahsın farklı hali olan tatlı Nakatsu.. iki resim arasındaki 7 farkı bulunuz bakalım 🙂

– ve elbette Jan Di vakası.. Kore versiyonunu yazan senaristler o tatlı Makino yerine neden böyle gudubet bir karakter yazmışlar bilemedim. Makino tatlıydı, duygusaldı, romantikti, aşkı için neler yaptı. İkinci sezonda bile Tsukasa’yı arayıp “seni seviyorum” diye ağladı hatta.. ama Jan Di, ruhsuz duygusuz kızın teki çıktı. çocuğun yaptığı hiç bir şeyi takdir etmedi, seni seviyorum bile demedi.. son bölümlerde bi kaçtığı için söylemişti onu saymıyorum bile.. Jun Pyo’nun değerini hiç bilmedi kısacası. en sevmediğim kadın karakterlerden olmayı başardı.. Makino ise her zaman favorim 🙂


– ayrıca Makino o okula burslu olarak bileğinin hakkıyla girmişken Jan Di şans eseri giriyor.. ikisindeki zeka farkı buradan kendini belli ediyor zaten. bir de o salaklıkla doktor oluyor daha sonra.. gerçekten masal oldu dizi işte o anda 🙂

– Hana Yori Dango’nun özellikle ilk sezonunda Tsukasa çok sert geldi bana. tepkileri falan bayağı korkutucuydu. sırf sarıldıkları için Makino ve Rui’yi rezil etmişti okulda.. Jun Pyo’cum ne yapsın? kızı tatile götürdü kız gitti çocuğun kankasıyla öpüştü.. sonra, ilk bölümlerde bir partiye gidiyorlardı, sanırım Rui Makino’ya “çok güzelsin” demişti ve o da onca insanın önünde Rui’ye tokat atmıştı.. Jun Pyo gerçekten yumuşak çocukmuş demiştim kendi kendime.. ama iki karakter de iyi olmuştu bence, bu kısımda bir sorun yok 🙂

– Kkkotboda Namja’nın ilksezonu gerçekten çok güzeldi, çok değişik, romantik sahneler eklenmiş dizinin orijinaline.. mesela Jan Di ailesiyle yol kenarında seyyar satıcılık yaparken Jun Pyo’nun annesinin kızı rezil etmesi, Jun Pyo’nun ise buna rağmen arabadan çıkıp inadına Jan Di’yi öpmesi çok hoş bir sahneydi.. yine Japon versiyonunda eksik olanlardandı..


-Tsukasa’nın New York’a gittiği bölümde Makino’nun onu gitmeden yakalayıp “seni seviyorum” demesi çok güzeldi. Kore versiyonunda o da yok. insan böyle romantik bir sahneyi neden diziden çıkarır anlamadım.. Jan Di ancak uçağa bakabildi uzaktan. o da yine kahramanımız Ji Hoo sayesinde.. olmasa olmazdı zaten 🙂 gerçi Jan Di uçağı yakalasaydı da en fazla “hoşçakal” derdi çocuğa ruhsuz şey..


– Kore versiyonunda Woo Bin karakteri çok arka planda kalmış. çocuk hayalet gibi kaldı dizide, sesi çıkmadı neredeyse. ama Hana Yori Dango’da Akira’nın hayatı daha ön plandaydı, hatta Sojiro’dan bile daha çok yerde gördüm kendisini dizide. Makino’nun patronuyla yaşadıkları da çok sevimliydi.. ama zavallı Woo Bin’i Ji Hoo’nun 10’da biri kadar bile göremedik dizide..


– bir çok kişi bayılıyor Ga Eul- Yi Joong aşkına yani Ga Eul’un tek taraflı aşkına.. bense çok sıkıldım o ikilinin olduğu kısımlarda. ortaya gereksiz yere gereksiz bir aşk koymuşlar . çocuk kızı sevmiyor işte uzatmaya ne gerek var .. zaten yapışık ağlak kızlardan bıkmışım ben 🙂 son bölümde de yalandan buluştular, mutlu falan oldular.. Japon versiyonunda ise böyle bir aşk falan yok. çocuk zaten playboy, yapışkan kızı görünce kaçıyor adeta. kız da kovalıyor onu.. animesine sadık kaldıkları belli, güzel komedi unsurları eklemişler bu bölümlere.. daha iyi olmuş bence.. her daim ağlayan iyi kız yerine sevdiği çocuğu kovalayan çatlak kızı tercih ederim her zaman 🙂

– ve Ji Hoo’nun dedesi. yine Hana Yori Dango’da olmayan gereksiz bir ayrıntı bence. Ji Hoo ile dedesinin dramı beni çok baymıştı izlerken.. ilk sezondaki komedi havası yerine böyle yan karakterlerin falan her daim ağlaması abartı olmuştu bence. hele  dedenin Jan Di’ye bayılması.. nesini sevdiyse acabaa?

– ve annelerin farkı. ilk Kore versiyonunu izlediğim için ben yine lanet bir anne bekledim Hana Yori Dango’da. hiç öyle olmadı. bu kadın o kadından bin kat insaflı çıktı resmen. bir kere diğeri kadar otoriter değildi ve en azından arada bir gülüyordu. ayrıca dizinin sonlarına doğru o da Makino’yu sevmeye başlamıştı. Jun Pyo’nun annesini Misa’da da sevmemiştim bu sefer nefret ettim ıyyk!

– Kore versiyonundaki yüzme olayı diziye çok güzel gitmiş bence. Jan Di’nin  daha sonra yüzememesi Jun Pyo’nun kırılma noktası oldu zaten, cuk oturdu o bölümlere. ya da ayrılarken bir daha boğulma tehlikesi yaşarsa Jan Di’yi kendisinin kurtarabilmesi için korkmasına rağmen yüzme öğrenmesi çok romantikti. hele son sahnede Jan Di’nin Jun Pyo’ya geçmişini hatırlatmak için kendini havuza atması falan da çok etkileyiciydi. Japon versiyonunda bu eksikliği hissettim ben.

– Kore versiyonundaki en büyük saçmalıklardan biri de Jun Pyo’nun son bölümde hastanede tanıştığı o aptal kız Jang Yu Mi ile yurtdışına gitmek istemesiydi. neymiş okuyacaklarmış orada. pes yani.. daha dün tanıştığın kızın tekiyle nereye gidiyorsun sen bir kere? Japon versiyonunda öyle bir şey olmadı Allah’tan, kız kendi kendine tasını tarağını topladı gitti..

– ve OST meselesi. Kkkotboda Namja’yı bu kadar sevmeme neden olan en büyük etmenlerden biri şarkıları. hala böylesine güzel ve çeşitli şarkıları olan bir diziye rastlamadım. diziyi izleyeli yıllar geçmesine rağmen hala dinliyorum tüm şarkılarını. “because I am stupid” başta olmak üzere tüm şarkıları bir harika. Hana Yori Dango’nun müzikleri de güzel, özellikle “love so sweet”i çok sevdim, ama Kore versiyonu bu konuda gerçekten aştı.. Kore dizileri kategorisinde de hala onun kadar güzel müziklere sahip dizi yok..

– ve elbette dizinin sonu. Kore versiyonu o kadar gösterişliydi ki öylesine basit bir sonu bekmememiştim ondan. hayal kırıklığına uğradım. Jun Pyo her sıradan insanın yapabileceği gibi dizlerinin üzerine çöküp bir yüzük verdi kıza o kadar.. ama Hana Yori Dangoda acayip gösterişli bir tören hazırlamış Tsukasa. bir stadyum dolusu insanın önünde Makino’ya evlenme teklifi etti. diziye yakışır bir son olmuştu gerçekten..

ayrıca Jan Di çocuğa evet bile demeden bitti dizi. insan bir sarılır.. oysa Hana Yori Dango’da ne kadar mutluydu çiftimiz son bölümde..

kısaca izlenimlerim bunlar.. iki versiyon da birbirinden güzel. Hana Yori Dango serisi dünyaca ünlü olmayı hakediyor kesinlikle. ama her şeye rağmen benim favorim ilk göz ağrım olan Kkotboda Namja..  özellikle ilk sezonunu birçok diziye değişmem.. hımm yine izleyesim geldi, f4’ü özledim sanırım 🙂

neler izledim, neler yaptım?

“Neden Koreliler, ne var bu insanlarda” diye soruyor herkes. şimdi en azından Türkiye’de bir “Kore dalgası” var yayılmakta olan. 3-5 yıl önce herkes hepten uzaylı gibi bakıyordu “ben bayılıyorum onlara” deyince:) neyse ben nasıl başladım peki? çoook önceden Türkiye’de de yayınlanmış olan “winter sonata” dizisiyle başlamış olduğum söylenebilir. onları tanıdım sevdim falan filan işte.. sonra ise yine choi ji woo’nun – ki o var diye izlemiştim- “stairway to heaven” dizisini izledim ve izleme sürecim de epey sancılı olmuştu çünkü o günlerde bu dizileri İngilizce alt yazı ile bulmak bile imkansız gibi bir şeydi. şimdi her yer Türkçe altyazılı dizilerle dolu:) bu diziyi izledikten sonra günlerce etkisinden kurtulamadığımı hatırlarım. herkese de tavsiye ederim. gerçi bilmiyorum şimdi izlesem yine bu kadar severmiyim ama bende etkisi çok fazladır, yeri de çok farklıdır..

daha sonra da onlarca dizi izledim hepsini tek tek saymayayım şimdi, onlara ayrı sayfa açarım. bende en derin etkiyi bırakan, 3 kez izlediğim ve dördüncüyü de izlemeyi düşündüğüm dizi elbette ki misadır yani daha çok bilinen adıyla “i am sorry i love you”. günlerce etkisinden kurtulamamıştım ki hala bende etkileri kalmıştır. ne zaman yol kenarında mendil satan kimsesiz bir çocuk görsem, ne zaman bir hastanede genç bir hasta görsem aklıma hemen moo hyuk gelir.. o bir dizi değil hayatın ta kendisidir belki de..

kısaca ben Koreseverleri ikiye ayırırım, misayı izleyenler ve izlemeyenler.. ve her zaman şunu söylerim: her canlı ölmeden önce bir kez olsun onu izlemelidir…

beni kore dünyasına daha da bağlayan, çok ama çok sevdiğim bir diğer dizi de bof yani biricik f4ümüzü bizlere bağışlayan “boys over flowers” tır. defalarca izledim yine izlerim. gu jun pyo yu bu aralar feci özledim mesela artık çıkıp gelse bir yerlerden fena olmaz değil mi?:) her ne kadar playful kiss teki oyunculuğundan nefret etmiş olsam da kim hyun jung’u ve onun eşsiz gülümsemesini de bu dizide çok sevmiştim ne yalan söyleyeyim. son olarak küçük afet kim bum’da beni bağlamıştı resmen kendine.. aah ah böyle bir f4 göremedim hiç bir okulda malesef, dizilerde kaldı güzelim çocuklar:) bu dizide sevmediğim tek unsur ise itici hareketleri, gıcıklıkları ve hiç bir şeyi beğenmeyen prenses edalarıyla dizideki çocukları parmağında oynatan geum jan di oldu. hana yori dango daki o tatlı makino nun yerine nasıl bu kızı koymuşlar hala anlamadım. kesinlikle dizideki karakteri anlamında yanından bile geçemez bence.. neyse kısaca sevdim ben bu çocuklarııı:))

hmmm, düşünüyorum neler izledim diye çünkü o kadar çok şey vardı ki aklımda yazmadan önce.. buldumm, birçok bloger arkadaşımın kesinlikle sevmediği, benimse çok ama çok sevdiğim, bitince çok üzüldüğüm “bu dizi 20 bölüm olmalıydı” şeklinde isyan ettiğim güzel dizim “you are beautiful” da favoriler listemdedir her zaman.. zaten iflah olmaz bir jang geun suk hayranı olduğum için başlamadan aylarca önce beklemeye başlamıştım bu diziyi. beklediğime de değdi. konu biraz saçma, tutarsızlıklar çok ama karakterler, espriler konu o kadar hoş ki es geçiyor insan tüm olumsuzlukları. dünyanın en sorunlu insanı tae kyung birden sevgilisi olabiliyor insanın.. o ki deniz ürünü alerjisi, klostrofobi, kendisine dokundurmama, simetri takıntısı, gece körlüğü vb. bir sürü tuhaf rahatsızlığa sahip, ama en büyük hastalığı herkesin sadece kendisini sevmesini istemesi.. bunun için de her şeyi yapıyor zaten.. ilginç saç modelleriyle de bu tuhaflıklarına tuhaflık katıyor.. kısaca ben bu dizide harika bir oyunculuk gördüm jang geun suk’ta. mary stayed out all night dizisini de biter bitmez izlemiş olsam da bu dizi you are beautifuldaki güzelliği veremedi bana. olsun ben yine beklerim, ama kendisi çok bekletiyor insanı, yılda bir dizi ancak çekebiliyor ama ne yapalım.. sırada “you are my pet” filmi var. bekleyişe devam:)

bu anlattığım dizilerin arasında da onlarca dizi ve film  izledim ama onları aklıma geldikçe yazacağım. şimdi ise son gözdem “secret garden” dan bahsetmek istiyorum. şimdiden nasıl özledim ya resmen hyun bin de gitti bir tuhaf oldum.. neyse duygusala bağlamadan devam edeyim.. ben bu diziyi çook sevdim. tatlı kim ju won’u, bi tanecik oska’yı, yakışıklı çıtır tae sun’u.. hatta ju won un annesini bile o kadar yani anlayın.. korede insanlar o parlak mavi eşofmanla  geziyorlar şimdi sokaklarda ne güzel, burada da satılsa da alsak.. hatta oska çorapları da satılsa.. neyse imkansız şeyler işte.. bu kadar komik, sıcak, samimi bir dizi ancak 3-5 yılda bir çekilir bence.. ilk bölümlerdeki ruh değişimi sahnelerindeki o komediyi hiç bir yerde görmedim desem yeridir. katıla katıla güldüm yarıldım yıkıldım hatta:) hele ju won’un oska ona dokundukça ciyak ciyak bağırması, ra im yönetmene sorry deyince ju won’un şokla ve o tiz ötesi sesiyle ra im’e çıkışması.. tam bir komediydi.. henüz izlemeyen varsa kesinlikle kaçırmasın derim. son bölümlerdeki o duygusal sahneler ise abartılmadan, dozunda öyle güzel ayarlanmış ki insan tamam işte diyor dizi böyle olmalı.. neyse hyun bin çabuk gelsin de böyle hoş bir dizi daha çeksin diye umuyorum şimdilik..

şimdilik benden bu kadar. daha ilk postumda yoruldum resmen:) anlatacak çook şeyim var.. daha sonra ayrıntılı olarak yazacağım hepsini.. dersler ödevler beni bekliyor.. malesef..

%d blogcu bunu beğendi: