Blog Arşivleri

Ortaya Karışık^^

Bi süredir yoktum. Neden derseniz anlatmak o kadar uzun sürer ki hem siz sıkılırsınız hem ben. Ama bu kısa zamanda öğrendiğim birkaç şeyden bahsedebilirim kısaca. Mesela sırtınızda bi yük varsa onu taşımak için ısrar etmeyim diyebilirim artık. Atın gitsin, bu dünyada hiçbirimiz hiçbir şeye mahkum değiliz. Kangrenli parmakla yaşamak o kadar zor ki onu kesip atmak inanın insana koymuyor, sonuç parmaksız yaşamak olsa bile..

Artık ağlamıyorum. İnternetime kavuşur kavuşmaz yaptığım ilk şey kuzumu dinlemek oldu. Hem de en en sevdiğim şarkılarını en yalın sesiyle söylediği bu videoyu izledim. Siz de dinleyin, bu seste huzur var..

Bu süreçte birkaç Türk dizisine sardım bu arada. İlki Suskunlar‘dı. İlk bölümlerini çok severek izledim ama bu aralar biraz fazla karmaşık bi hale geldi diye düşünüyorum, yine de iyi gidiyor. Türk dizilerinin geldiği o sakız kıvamına gelmesine daha çok var sonuçta, en az 2 sezon 🙂

Asıl favorim gecenin bi yarısı rastladığım Uçurum adlı dizi. Çok geç bi saatte veriliyor konusu gereği ve bu yüzden çok da bilinmiyor. Şu ana kadar izlediğim en heyecanlı dizilerden biri, üstelik yapay değil ve ajitasyondan da uzak duruyor..

Dizi kısaca Rusya, Moldova gibi ülkelerden kandırılarak getirilen kızların nasıl fuhuş çetelerinin ağına düştüklerini anlatıyor. Eva Moldova’da kardeşiyle birlikte yaşayan yeni mezun bir doktor. Oradaki fakirlik yüzünden kardeşi Felicia ile birlikte Türkiye’ye geliyorlar ama burada onları çok kötü bir sürpriz bekliyor: Kadın tacirleri.. Eva zar zor bu adamlardan yakasını kurtarıyor ama kardeşi Felicia onların elinde kalıyor. Dizinin kalanında Eva’nın taksici Adem (Mehmet Ali Nuroğlu), Kuyudibi berberi Tak Tak Arif ve kendini olayların içinde bulan Pınar ile birlikte kardeşini kurtarma çabası ekrana geliyor. Tabii çete lideri Yaman, kadınların bir nevi maması Nur, Yaman’ın otizmli kardeşi Kutlu ve onlarca hayat kadınının yaşadıkları da dizinin içinde yer alıyor..

Oyy amma anlattım ha 🙂 Yani vaktiniz varsa açın izleyin, ben bölümlerin çoğunu netten izledim, çok sürükleyici 🙂 Son olarak şunu da söyleyebilirim, gerçekten dünyanın dibiyle uçurumun dibi arasında tek bir adım var..

3 Idiots çok uzun zamandır izlemek istediğim bi filmdi. İzledim ve bayıldım!! Bi filmin nasıl hem şahane bi konusu olur, hem güldürür, güldürürken bi de düşündürür hatta ağlatır görmüş oldum, izlemeyenler hiç kaçırmasın derim 🙂

Filmin benim için en can alıcı kısmı yıllardır arkadaşlarla konuştuğumuz şeyleri bi de Ranço’nun ağzından duymak ve ne kadar doğru olduğunu bilmekti aslında.. Eğitim sistemi o kadar yanlış ve saçma bi düzen üzerine kurulu ki insan izlerken bile üzülüyor. Yüksek öğrenim demek bi iki kuram okumak, kuramcı adı ezberlemek, sırf geçmek için bi iki aptal proje yazmak mı demek? Seçtiğimiz meslek adına ne yapıyoruz, hiç!! Mezun olduğumuzda bi bakıyoruz sudan çıkmış balık gibiyiz, hiçbir tecrübemiz yok. İşe girsek meslek adına hiçbir şey bilmiyoruz, ayrıca meslekten de soğumuşuz çünkü yıllardır işimiz adına hiçbir şey yapmamışız.. Yazık.. Her sınavdan istisnasız AA alan bi arkadaşıma bunu nasıl başardığını sormuştum. O da samimi bir şekilde dedi ki: “Hoca ne sormuş olursa olsun araya birkaç kuramsal terim, kuramcı adı sıkıştırıyorum, konuyu çok iyi bildiğim izlenimini veriyorum. Hiç okumam oysa!” Alın sistemin durumu!

Filme gelirsek Ranço’ya bayıldım tek kelimeyle! Ranço’nun Raju’nun babasını motosikletle hastaneye götürdüğü sahne mükemmeldi. Adam zaten bi deri bi kemik kalmış bayrak gibi sallanıyordu motosikletin tepesinde 🙂 Bi de Farhan’ı komadan uyandırmaya çalıştıkları sahneler çok iyiydi ya, Farhan arada kaynıyordu az daha.. Çok güldüm 🙂

Şimdilik aklıma gelen bunlar.. Herkese mutlu günler diliyorum. Mutluluk elde etmesi en zor şeylerden biri çünkü..

 

Reklamlar

Kpop Zamanı: En Güzel Klipler:)

Yine yeni yepyeni bir mim yazısı ile bloğuma girmiş bulunmaktayım.. Sevgili Harmony beni şu yazısında mimlemiş. Çok fazla klip izlemeyen biri olsam da (Ft Island klipleri dışında tabii^^ ) aklımdakilerden güzel bir derleme yapayım dedim.. Bakalım hangi şarkıların klipleri beni kendisine aşık etmiş 🙂

 ✿✿ NEŞELİ ✿✿

“Love Girl” izlediğim en neşeli kliplerden birisi. Ayrıca klip birçoğumuzun gizli fantazisini ortaya çıkardı: Posterini assam bana da gelir misin Yong Hwa-sii 🙂

Koreliler grup olayını iyice abarttılar, bir grupta bu kadar üye olur mu yaa o.O SNSD isimli oldukça ünlü grubumuzun “Gee” adlı klibinin de gerçekten çok hoş bir enerjisi var. Hem bu şarkı vakti zamanında Lee Min Ho’nun en sevdiği şarkıymış, duyrulur 🙂

 Yaa şu küçücük çocuklara bi bakar mısınız 🙂 Hepsi en fazla lise çoğunda olan bu tatlı şeyler kendileri gibi tatlı bir de klip çekmişler şarkılarına.. Oyyşş 🙂 Karşınızda Boyfriend ve şarkıları “Boyfriend”^^

  ♥♥ ACIKLI ♥♥

Ahh bu klibimizin hikayesi de kendisi kadar acıklı. Öyle ki ülkesinden kilometrelerce uzakta, Türkiye’de nelere maruz kaldı zavallı klip, ne korkunç arabesk şarkılara fon oldu garibim 😦 Oysa “Kiss” isimli grubumuzun “Because I am a Girl” şarkısı ne de güzel gitmiş bu klibe.. Klipte sevdiği kız için çok büyük bir fedakarlık yapan harbi bir oppamız mevcut, kendisi Shin Hyun Joon. Bu çocuğun hangi dizisini, filmini izlesem hep bi fedakarlık yapıyor zaten. Yeter artık, bi kendini düşün be canım 🙂

Sıra geldi benim tatlı kuzularıma. Her kategoriye bir adet Ft Island klibi koymamak için kendimi çok zorlasam da “Thunder”ı es geçemedim. Burada bizim bıdık barda tanıştığı bir kızla ertesi gün okulda karşılaşıyor. Ve kız kim tahmin edin: Okula yeni gelen öğretmen!! Dizi gibi klip valla, kalanını da buyrun siz izleyin 🙂

Bu klibi çook eskiden izlemiştim, tabii o zamanlar Lee Seung Gi’yi tanımıyordum ama klip çok hoşuma gitmişti. Yalnız Lee Seung Gi de tanınacak gibi değil haa, şu saçlara, kılığa bi bakın, çekingen bi liseli beyimiz 🙂 Aşkı için epey zorluk çeken, dayaklar yiyen kuzumuzu buyrun bir de siz izleyin 🙂 Difficult Words to Say karşınızda^^

 ❤‿❤ ERİTİCİ ❤‿❤

Bu kategoride oyumu SS501’den yana kullandım, “Song Calling For You” klibine hem de.. Mekanlar çok güzel, çocuklar oy oyy, şarkı deseniz harika 🙂 Bu klip çok iyi yaa! Canlı performanslarını da izlemenizi tavsiye ederim, oradaki dansları da çok tatlı^^

Gummy isimli şarkıcıyı pek tanımam hatta hiçç 🙂 Ama Nilü‘nün bloğunda karşılaştığım bu klibe bayıldım, dizilerdeki soğuk hallerine inat Kim Hyun Joong bu klipte harikalar yaratmış, nasıl tatlı gülüyor, gel de erime 🙂 “As a Man” şarkısı da çok güzel gerçekten..

 ◠‿◠ ETKİLEYİCİ ◠‿◠

Big Bang’in bu klibini çok seviyorum, çekim teknikleri, mekan falan şahane. “Love Song” da çok iyi bir şarkı ayrıca 🙂

 Cn Blue’dan bir klip daha koymasam olmaz şimdi 🙂 “First Step” hareketli ve bir o kadar da etkileyici bir klip..

  ^o^ ŞAŞIRTICI ^o^

Her yazımda bu klipten bir kez bahsetmesem olmaz herhalde, “Hello Hello”yu çok seviyorum ama napim 🙂 Klibin neden şaşırtıcı olduğuna gelirsek, sonunda Hong Gi ölüyor mu ölmüyor mu ona bir türlü karar veremem beni şaşırtıyor. City Hunter’ın yönetmeni gibi birileri çıkıp bi açıklama yapsın yeter artık ama 🙂

Bu klip te Oh Won Bin kuzusunun aylar sonra sahnelere tekrar döndüğü klip: “I Love You and I Love You Again”.. Buradaki tarzı, şarkısı her şeyi beni çok şaşırtmıştı. Ft Island’daki tarzının o kadar dışında ki..

Benden bu kadar.. Bunlar dışındaki “Tıpkısının Aynısı” kategorisi için çok düşünsem de bir klip bulamadım 😦 Artık onu da bu mimi pasladığım arkadaşlar düşünsünler diyor ve mimi sevgili cadımız Oh Yoon Joo ile kaktüs çiçeğimiz Makino‘ya paslıyorum.. Kolay gelsin çingular 🙂

Bloğumun Yıldönümü ve 3’ü Bir Arada Mim..

Bugün bloğumun yıldönümüymüş, kardeşim hatırlatmasa bu yoğunlukta hayatta aklıma gelmezdi herhalde 🙂 Ama iyi ki de hatırlatmış.. Blog sayesinde ne kadar tatlı arkadaşlar edindiğimi, başkaları tarafından tuhaf bir alien olarak görülsem de beni anlayan insanlarla bir şeyler paylaşabilmenin ne güzel bir his olduğunu bir kez daha hatırlamış oldum.. Geçen sene bugün sevgili Nilü sayesinde içine girdiğim blog aleminde ilk yazımı yazmışım, 2. 3. yıllarda da yeni yazılar yazmak, sizlerle yorumlarda buluşmak dileğiyle.. Farklı olmanın ne kadar güzel bir şey olduğunu burada sizinle birlikteyken daha iyi anlıyorum, beni yalnız bırakmayan, samimi bir şekilde içini açan, her konuda yorumlarını, güzel sohbetini eksik etmeyen tüm arkadaşlarıma bir kez daha teşekkür ediyorum..

O zaman yazacağım bu mimi de yıldönünümüze ithaf etmiş olayım 🙂 Sevgili Mydestiny bana 1 değil 2 değil tam 3 mim bir arada göndermiş 🙂 Bu mimi görünce aklıma “Nescafe bile 3’ü bir arada ben hala yalnızım” esprisi geldi ama hemen aklımı başıma toplayıp yazmaya koyuldum 🙂 Hazırsanız başlayalım..

Mim I – En Sevilenler

1- En sevdiğin şeyler nelerdir? Nelerden hoşlanırsın?

Dondurma yemek, ailenin dondurma canavarıyım denebilir 🙂 Film izlemek vazgeçilmezim, eksikliği hemen hissedilir bünyemde. Sonraa kafa dengi insanlarla oturup sohbet etmek, iki yüzlü değil samimi olduklarını bilerek içimi onlara açabilmek.. Her şeyden ziyade bir parça huzur.. Ne yaparsam yapayım huzurlu olmak isterim, yoksa ne yaptığımın da bir önemi yok aslında, kafam bir şeye takılmışsa zaten ne yaparsam yapayım ben ben olamam.. Son olarak yazmak.. Şiir, hikaye, blog, ufak notlar.. Yazmak bazen konuşmaktan çok daha fazla rahatlatıyor insanı..

2- Bilgisayarda vaktini nasıl geçirirsin?

Geçen seneye kadar blog okumuyordum ve bilgisayarda yaptığım şeyler şunlardan ibaretti:

– Ödev yapmak, çeviri yapmak, sunum hazırlamak

– Youtube videolarını bol bol taciz etmek. Ft Island konserleri araştırmak, indirmek, arşiv yapmak

– Çeşitli sitelerden alt yazılı diziler bulmaya çalışmak (önceden çok zor bulunuyordu diziler, Türkçe alt yazı bulmak falan hayal gibiydi 🙂 )

– Ekşi sözlük okumak.

Geçen seneden itibaren ise bloglar hayatıma girdi ve:

– Blog yazmak

– Blog okumak

– Hikaye yazmak

– Blog hikayelerini okumak

Vs. vs. gibi şeyler de aktivitelerim arasına girdi 🙂

3- En sevdiğin filmler?

– Titanic

– Shutter Island

– Oldboy

– Madhouse

– Scent of a Woman

– Antique Bakery

– Turn Left Turn Right

… Daha da onlarcası yazılır buraya en iyisi kısa kesmek 🙂

 4- Şu sıralar almak istediğin şey?

En son güzel bir harici bellek almak istiyordum ama sağolsun ablacığım doğum günümde almış bana Toshiba 1 TB, pek bi sevindim 🙂 Ama isteklerim bitmiyor tabii ki.. Güzel bir laptop, Donna Karan NY elmalı parfüm, mümkünse tüm Ft Island albümleri.. falan filan olsa iyi olurdu işte 🙂

 5- Şu sıralar ne dinliyorsun?

Yeni bitirdiğim Scent of a Woman’ın müziklerini dinliyorum bu aralar. Tatlı Junsu’dan You are So Beautiful iyi gidiyor.. Sonraa, Ft Island Grown Up albümü her daim playlistimde.. Türkçe şarkılardan da Burcu Güneş’in Oflaya Oflaya şarkısını sevdim, onu dinliyorum ara ara..

 Mim II – Sordum Cevapla

1- Hayatın bir filme çekilse adı ne olurdu ve hangi müzikler yer alırdı?

“Umudunu Yitirme” olurdu herhalde. Her hayal kırıklığında “Bu da mı gol değil!” diye isyan etsem de kendimi toparlamayı başarıyorum sanırım.. Ya da bana öyle geliyor kim bilir..

Fon müziği ise Oldboy-Searchers olurdu..

 2- Bir şeyleri değiştirmeye gücün olsa neyi değiştirirdin?

Hayatımdaki birkaç şeyi.. Onlar da bana kalsın..

 3- Seni en çok etkileyen sinema sahneleri nelerdi?

– Oldboy’daki kutu açma sahnesi, Dae Su’nun aile albümünü görmesi..

– Scent of a Woman’daki tango sahnesi. Al Pacino bi harikaydı..

– Piyanist’te Alman subayının Szpilman’a piyano çaldırdığı sahne..

 4- Yaşadığın şehir bir günlüğüne yalnızca sana tahsis edilse ne yapardın?

– İstiklal Caddesi’ni turlardım, bomboşken. Hiç insansız düşünemiyorum o uzun caddeyi, birine çarpmadan yürümeyi düşünmek bile tuhaf 🙂

– Boğaz Köprüsü’nü yürüyerek geçerdim, tek başıma, tek bir araba ve insan olmadan..

5- Şu sıralar takip ettiğin diziler nelerdir?

 – Suskunlar. Çok heyecanlı gidiyor valla, izlemeyenler hemmen başlasın derim 🙂

– Protect the Boss. Daha dün başladım, nasıl gidecek merak ediyorum..

– Two and a Half Men. Ahhh Walden 🙂

 Mim III – 5N1K?

 Kim?

Ben…

Nerede?

… Güney Kore’de

Ne Zaman?

… En kısa zamanda

Nasıl?

… En ön sıradan

Ne?

… Ft Island konseri izlemek istiyorum

Neden?

… Seviyorum ulennn 🙂

2011’den Geriye Kalanlar..

Selamlar^^ Yine yeni ve şahane bir mim yazısıyla daha bloğuma giriş yapmış bulunmaktayım 🙂 Sevgili Hikaru şu yazısında beni mimlemişti, ben de bu tembellikle anca yazabildim 🙂 Neyse başlamak bitirmenin yarısıdır diyor ve yazıya başlıyorum.. Öncelikle konumuz 2011’in enleri.. Bakalım geçen seneden aklımızda neler kalmış 🙂

Yılın Amerikan Dizisi: Çok fazla Amerikan dizisi takip ettiğimi söyleyemem aslında, ama bu yıl da severek izlediğim, her bölümünde katıla katıla güldüğüm “Two and a Half Men”i es geçemeyeceğim. Bu sezon Charlie öldüğü için dizinin tadı kaçar diye düşünmüştüm ama hiç öyle olmadı. Tabi bunda Ashton Kutcher‘ın payı büyük elbette 🙂 Öyle tatlı, saf, sempatik bir karakterle girdi ki diziye onu sevmemek mümkün değil..

Yılın Uzakdoğu Dizisi: Kesinlikle “Secret Garden”.. Oyunculuklar, konu, mekanlar, Hyun Bin, uri Oska.. Ve daha bir  sürü şey bu diziye bağımlı yapabilir insanı.. Bir de şarkıları yok mu? Oyy dinledikçe tekrar izleme isteği uyandırıyor insanda..

Yılın Amerikan Filmi: Bu sene iyi filmler çıktı gerçekten, şimdi düşündüğümde çoğu aklıma gelmiyor hatta.. Harry Potter, The Limitless, Pirates of the Caribbean, The Help gibi şahane filmlerdi hepsi de.. Tabi Super 8 gibi saçma sapan filmler de olmadı değil.. (Bu filme nasıl para verip de gittim hala anlamıyorum, yarısına kadar zor dayanmıştım:/ ) Ben yılın filmi olarak “Sherlock Holmes: A Game of Shadows“u seçiyorum. Konusu düşündüğüm kadar ilgi çekici olmasa da tam bir görsel şölendi bu film benim için.. Ortaçağ Avrupası’nı baştan sona gezmek, o gotik havayı tatmak istiyorsanız bu filmi kaçırmayın derim..

Yılın En İyi Erkek Oyuncusu: 2010 yılının en iyi erkek oyuncusundan bahsetseydik kesinlikle Leonardo Di Caprio derdim.. Shutter Island‘dan sonra Inception ile ona olan hayranlığın kat ve kat arttı.. Ama daha yakın dönemden bir aktör seçmem gerektiği için Asya kıtasına rotamı çevirip ödülümü Hyun Bin‘e veriyorum!! İşin aslı Hyun Bin’in seyrettiğim tek dizisi Secret Garden ama sadece orada bile beni kendisine hayran bırakmayı başardı.. Gel tezkeree!! diye bağırarak diğer kategoriye geçiyorum 🙂

Yılın En İyi Kadın Oyuncusu: Han Hyo Joo diyorum.. Only You‘daki oyunculuğuna bittim, üstelik de çok hoş hatun.. Tü tü maşallah 🙂 Shining Inheritance‘da her ne kadar beni deli etmiş olsa da ajusshimizin filminde kendisini affettirdi 🙂

Yılın Kitabı: Bu mim vasıtasıyla son zamanlarda okuduğum en güzel kitabı sizlerle paylaşmak istiyorum. Kitap 2011 yılının değil ama o kadar güzel ki anlatmadan geçemeceğim.. Kate Ross imzalı Müzik Şeytanı‘nın konusu şöyle:

İtalya’da Como Gölü kıyısında, sislerle kaplı bir villada, İtalyan bir soylu beyefendi, genç bir İngiliz tenoru eğiterek sahnelere hazırlamaktadır. Villadaki kısa birliktelikleri, içlerinden birinin vahşice öldürülmesi ötekisinin de ortadan kaybolmasıyla sona erer.

Ve sahneye, Kate Ross’un ünlü dedektif karakteri Julian Kestrel girer. Eskiden kapkaççılık yapan yardımcısı Dipper ile Avrupa turu yapan Julian Kestrel, bu cinayet olayı ile yakından ilgilenir. Şüpheliler arasında eşini aşığıyla terk etmiş bir kadın, İtalya’daki Avusturya yanlısı yetkililere tepki duyan liberal bir soylu, alaycı bir Fransız beyefendi ve Kestrel’in düşlerini de süsleyen güzel ve çekici bir kadın bulunmaktadır. Kestrel kendisini kısa bir sürede, Avusturya karşıtı gizli Carbonari ajanları ve onların karşısında duran Avusturya polislerinin arasında bulur. Fakat tüm bu anlaşılmaz olayların ortasında, yalnızca ‘Orfeo’ olarak bilinen gizemli bir tenor bulunmaktadır. Orfeo gizli bir ajan mıydı? Gözüpek bir serüven tutkunu muydu? Yoksa kıskanç bir aşık mı?

(Alıntı: http://www.idefix.com)

Kısaca bu kitap okuduğum en iyi dedektif romanlarından biri, üstelik de anlattığı dönemi harika bir biçimde betimliyor.. Şatolar , derebeyleri, tenorlar.. Uff uf 🙂

Vazgeçilmezler: Benim için bu yılın ilk vazgeçilmezi bilin nedir? Tabii ki Ft Island!! 2011 yılında da onları dinlemekten vazgeçmedim, onlar da kaliteli müzik yapmaktan vazgeçmediler.. Özellikle Return albümleri ve o albümün çıkış parçası Hello Hello bu yılın favorisiydi benim için.. Kısaca Lee Hong Gi denen kadife sesli varlık bu sene de ağrılarımı dindirdi, dertlerime ortak oldu falan filan işte 🙂 Tatlı şey^^

– Bu senenin vazgeçilmez aktörü de Lee Dong Wook oldu benim için.. “Scent of a Woman”ı daha yeni izledim ve diziyi, Wookie’yi, tatlı karakterini çok sevdim. Bu adam daha uzun yıllar vazgeçilmezim olacak biliyorum..

-Kitap dünyasının vazgeçilmezi de yine Joanne Harris oldu benim için.. En son “Kıyıdakiler” isimli kitabını aldım ve okumak için sabırsızlanıyorum.. En sevdiğim kitabı olan “Beş Dilim Portakal” yazım için buyrunuz..

Profesyonel isimli şahane tiyatro oyunu 2011’de de tek favorim oldu.. Bu oyunu defalarca kez izledim ve her izlememde aynı zevki aldım.. Açılay gibi: “Oyunculuğuna, yüreğine, mizahına sağlık Bülent Emin Yarar ve Yetkin Dikinciler” demek istiyorum.. Ayrıca oyunun yazarı Duşan Kovaçeviç‘in “Bir İntiharın Genel Provası” isimli oyunu da en az Profesyonel kadar güzeldi, tavsiyemdir..

Tutunamayanlar: Tutunamayanlar konusunda Hikaru ile birebir aynı fikirlere sahibim. “Heartstrings” benim için yılın tutunamayanıydı. Haremimin ilk 3’ünde olan, bi tanecik Yong Hwa için anca izleyebildim, böyle acemi, böyle amatör bir senaryo ile daha önce çok az karşılaşmıştım.. Neyse sıradaki dizisi böyle olmayacak, ben inanıyorum 🙂

 “Flower Boy Ramyun Shop” da benim için pek tutunamayanlardan oldu.. Her türlü sosyal paylaşım sitesindeki ölümüne övgülerden sonra izlemeye başladığım için böyle düşünüyor olabilirim. İlk 6-7 bölümü oldukça iyiydi ama sonrası beni çok sıktı, oyuncular için izlenir ama.. Hele direk oyy direk 🙂

Benden bu kadar.. Birkaç gün sonra Mart ayına gireceğimiz için bu mimi burada sonlandırıyorum, artık 2012 yılının unutulmazlarına odaklanalım değil mi 🙂 Umarım sıkmamışımdır, herkese mutlu günler diliyorum..

Ft Island’dan Yeni Albüm: Grown Up..

Bloğa uğramaya uğramaya yolunu unutmuşum yaa bu ne tembellik 🙂 Çok film izliyorum ama bi türlü yazmaya elim gitmiyor iyice üşengeç oldum çıktım.. Ama Ft Island’ın yeni albümünden bahsetmesem olmazdı şimdi.. O kadar abartmayayım dedim ve oturdum bilgisayar başına 🙂

Ft Island’ın 4. mini albümünün ismi “Grown Up“. Albüm 4 şarkıdan oluşuyor:

 1- Severely

2- Even Had a Lost Friend

3- I am a Foolish Person

4- Grown Man

5- We Hope Become Lovers 

Grup ilk kliplerini de Severely parçasına çekti. Dizi tadındaki uzun klibimiz için buyrunuz 🙂

Klibi beğendim ben. JYJ’nin daha birkaç ay önce yayınlamış olduğu “In Heaven” klibini anımsattı bana. Yönetmen o klipten esinlenmiş sanırım.. Hong Gi de dizi oyunculuğundan gelen tecrübesiyle döktürmüş, ağladığı sahneler falan güzeldi.. Ama Jae Jin’i göremedim  klipte, şarkıyı da sadece Hong Gi söylüyordu.. Jae Jin’in eksikliği her ne kadar hissedilse de Severely çok güzel şarkı..

Yalnızz.. Hong Gi kuzum o saç nedir yaa:/ Bu da mı gol değil diyeceğim o olacak şimdi! Yaa nerede tuhaf bi saç modeli var bu çocuk koşa koşa gidip onu yaptırıyor! Grubun diğer elemanları gayet normal saçlarla takılırken bizimki her seferinde kendisini aşıyor.. Neyse billur sesinin hatrına susuyorum, sana her şey yakışır diyor ve konuyu kapatıyorum 🙂

Albümü indirmek isteyenler şu linkten indirebilirler.. Kuzuyu canlı dinlemek isteyenlerse buyrunuz.. İyi eğlenceler^^

 

En Güzel Ft Island Klipleri..

Ft Island klipleri güzeldir sayın okurlar, dans etmedikleri ve enstrüman çaldıkları için daha teması olan ve daha derin klipler çeker grubumuz. Hele bazılarını anlamakta bile güçlük çekerim ben mesela, düşünün artık 🙂 Her neyse, en sevdiğim Ft Island kliplerinden bahsetmek istiyorum bugün, hepsinin yeri ayrı benim için ama bazılarını ayrı seviyorum orası kesin 🙂 Buyrunuz başlayalım;

1- GIRLS DON’T KNOW

Bu benim en sevdiğim klip olmasına rağmen çekilip de yayınlanamayanlardan 😦 . Sebebini ben de bilmiyorum ama Won Bin gittiği için olabilir diye düşünüyorum.. Bu klibin en sevdiğim yanı tabii ki başta Hong Gi’yi odağa almış olması, bir de tüm üyelerin yüzünü net bir şekilde görebilmemdir. Bazı klipler var ki bir karmaşa bir keşmekeş, kimseyi göremeden klip bitiyor.. Bu klip öyle değil ama, özellikle kızların aşkı bilmemesinden dert yanan yanık sesli solistimiz tatlı kıyafetleri, mükemmel saçlarıyla hep odakta, şahane 🙂 Bu arada Hong Gi’nin bu klipteki saçları gerçekten ne kadar güzeldi, bundan iyisini ben henüz göremedim, yaşına uygun ne hoş bir model değil mi? Kuzunun klibin sonunda bariz bir şekilde görebildiğimiz lenslerine de dikkat çekmek istiyorum, güzel güzel 🙂

2- HELLO HELLO

Bu klibi o kadar çok izledim ki sanırım her karesini ezbere biliyor olabilirim 🙂 Hong Gi’nin adamakıllı giyindiği, saçlarını adamakıllı bir modele soktuğu hallerini seviyorum ya, bu klip de bu yüzden favorilerimden 🙂 Jae Jin faciası dışında herkes pek bir tatlı.. Yalnızz.. Bu kliple ilgili aklıma takılan bir soruyu sizlerle paylaşmadan edemeyeceğim. Bu klipte Hong Gi ölüyor mu sayın okurlar? Arkadaşlarını kurtarmak için binaya dalıyor, dumanlar içinde kalıyor, sonra uyanıyor şarkı söylüyorlar falan, en sonunda binadan çıkmıyor, ama klibin bitiş sahnesinde yine o binanın önünden geçiyor.. Ay film gibi anlattım ha 🙂 Neyse bu konuda beni aydınlatanlar olursa sevinirim 🙂

3- LOVE LOVE LOVE

Evet sayın okurlar lütfen şoka girmeyelim, bu çocuk da Hong Gi maalesef o_O.  O peruğu andıran saçları da peruk değil bizzat gerçek:/ Neyse bu peruk faciası çok şükür kısa sürdü ve Hong Gi kankası Hee Chul’a verdiği sözü tutup saçlarını kestirdi. Gerçi hayranları da çok tepki vermişti bu korkunç imaja, ama tepki verilmeyecek gibi değil ki!! 🙂

Ama şarkı da klip de çok güzel.. Birbirine kavuşamayan iki kuklamız var bu klipte. Garip semboller göze çarpıyor, gözyaşı yerine dökülen fermuar başlıkları mesela.. Sonra klibin çekildiği acayip mekan, o ışıklar falan. Her şey çok gizemli ve ilgi çekici. Kısaca Hong Gi’ye rağmen sevdim bu klibi de 🙂

4- LOVESICK

Aah ilk göz ağrımı da es geçemem tabii ki.. Lovesick benim ilk Ft Island şarkım ve klibim aynı zamanda.. Hong Gi’yi buradaki uzun saçlı bebe haliyle tanımıştım ilk kez. Hepsi öyle küçük öyle tatlı ki.. Ah bir de Won Bin var tabii.. Onun olduğu her klip daha özel benim için..

Bu klibimizde de aşk acısı çeken çiftler gösteriliyor tek tek. Aralarda da bir ormanda ve kafe gibi bir yerde şarkı söyleyip çalmaya çalışan çocukları görüyoruz.. Hong Gi yine iki büklüm söylüyor şarkısını, ağzına sağlık çocuk..

5- AFTER LOVE

Ayrılık şarkısı dendiğinde ilk akla gelen Ft Island şarkılarındandır After Love. Klibi de en az şarkı kadar duygusal, grubumuzun 5 üyesi de terk ediliyor başta Hong Gi olmak üzere. Daha klibin ilk dakikalarında çimenlerde bir kız tarafından terk edilen Hong Gi en yanık sesiyle söylüyor şarkıyı. Yazık ama 🙂

Ayrıca Hong Gi’nin “Ben artık büyüdüm” dediği bir klip “After Love”. Uzun saçlı, sevimli çocuk imajından sonra yırtık kotlar, siyah ojeler, kısa siyah saçlar falan imajını bayağı değiştirmiş o dönemde. Bence güzel olmuştu, hatta keşke yine o saç modeline dönse..

6- THUNDER/ONLY ONE PERSON

Bu da Ft Island’ın dizi gibi çektiği kliplerden. Al çekirdeğini otur izle o kadar yani 🙂 Henüz ergen bir lise öğrencisi olan Hong Gi barda tanıştığı bir kızla danseder, öpüşür falan filan.. Ama sonraki gün derse ilk kez gelen öğretmenin o kız olduğunu anlayınca çok şaşırır 🙂 Tabi kız da.. “Aşkın yaşı olmaz” diyen çiftimiz yine de takılmaya devam ederler. Ama sonunda birileri (Hong Gi’nin düşmanı bir çete elemanıydı sanırım) bunları okul yönetimine şikayet eder.. Ve klibimiz kötü biter 😦

Thunder bence Ft Island’ın en sevimli klibi. Bu klibin devamı da vardır, ismi de “Man’s First Love Follows Him To The Grave”. Onda da Hong Gi barda öğretmeni yerine başka bir kızla takılır kaderi değişir falan.. Ama onu çok sevmedim ben. Burada çok masum, çok sevimli.. Çekirdekleri temin ettiyseniz buyrun izleyin derim 🙂

7- FT ISLAND

Grubun 2. klibi Ft Island. Adından da belli olduğu gibi tatlı mı tatlı bir tanıtım şarkısı. Bütün klip bir ormanda geçiyor. Hepsinin gerçekten minnacık olduğu bir klip. Hong Gi zaten bir damla, Won Bin deseniz ondan hallice, diğer elemanlar ayrı çömezler 🙂 O sempatik hallerini özlüyorum bazen.. Toplu saçları, sempatik kıyafetleriyle Hong Gi’nin bugünlerdeki tuhaf imajından eser yok. Neyse bu da geçecek diyorum, bir insan hayatı boyunca böyle berbat bir imaj benimseyemez nayırr 🙂

8- THE ONE

İngilizce özürlü Hong Gi ile diğer elemanların birlikte söylediği çok güzel bir şarkı “The One”. Ama ben bu şarkıyı ne zaman dinlesem kötü olurum, Won Bin’in dahil olduğu son kliptir bu çünkü, ve de birlikte söyledikleri son şarkıları 😦 Hatta vedalarını bile bu şarkıyla yapmışlardı 😦

Neyse bahsettiğim bu hüznün tam tersine çok eğlenceli bir klip bu. Klipte Jae Jin’in doğum günü var ve elemanlar neşeyle kutlama yapıyorlar. Klibin afetini de Won Bin olarak seçiyorum. Sen ne tatlı şeysin ya, gözlüklerine kurban 🙂 Aklımda hep bu klipteki neşeli halleriyle, o cool güneş gözlükleriyle kaldı bu çocuk. Yeni tarzı da çok hoş ama, beğeniyorum ben. Bir de Hong Gi’ye öğretse azıcık giyinmeyi nolurduu 🙂

Şimdilik bu kadar. Belki bu yazının bir “Part II”sini de yapabilirim ama göz bebeklerim bunlar.. Hepinize iyi seyirler^^

Ft Island’dan Japonca Single: Distance

Eveet, Ft Island’ın 30 Kasım’da çıkacak olan son single’ının çıkış parçası “Distance”dan bahsediyoruz efendim.. Albüm çıkmadan ilk kliplerini yayınladı grubumuz, iyi de yaptı.. Şarkı güzel, klip güzel, güzel de güzel işte 🙂

Bir kere klipteki görsel güzellik, kar manzaraları falan şahane.. Parçanın temasına da çok güzel gitmiş. Şarkıya gelirsek, “Distance” ismi bir kere şarkıya çok yakışmış, çünkü aralarında mesafe olan iki sevgiliyi anlatılıyor şarkıda. Soyut anlamda değil gerçek bir mesafe bu. Kız çocuğu terk ediyor ve arkasını dönüp gidiyor. Çocuk da onun peşinden gitmek istiyor, kalabalığı yarıp ona doğru koşuyor, ama koştukça ondan daha da uzaklaştığını hissediyor.. Çünkü gitmesine izin verdi bir kere..

Ve en sonunda kızı bir tren istasyonunda görüyor. Muhtemelen kız şarkının sonunda bahsedilen trenle uzaklara gidiyor..

İşte böyle acıklı bir şarkı Distance. İnsan sözlerini okuyunca daha da bağlanıyor şarkıya. Zaten Ft Island’ın “ballad” türündeki Japonca şarkıları (So Today, Raining gibi..) ayrı bir güzel, ayrı bir duygusal oluyor. Otur ağla Hong Gi’yi dinledikçe.. Bir de şarkının sonundaki o kısacık enstrümansız kısım var ya of amann.. Neyse, ben hikayemin son bölümüne koyarak açılışı yaptım; dinlemek, dinlemekten bi hal olmak, şarkıyı tüketmek falan bizlere kalmış 🙂

Son olarak şarkıyı da çevirmeden gitmeyeyim, buyrunuz deyip kaçıyorum ben 🙂

MESAFE

Her zaman yanımdaydı O,

Şimdiye kadar..

Oysa şimdi, orada,

Demir yolu geçidinde bekliyor..

O her şeyden habersiz yürürken,

Yılın son karı üzerine yağıyor..

 

Koştukça kalbim acıyor..

Çünkü ben koştukça sen arkamda kalıyorsun..

Söylesene hala bencil biri miyim, 

Senin için?

 

Çünkü seni görmek istiyorum..

Sadece seni görmek istiyorum..

Yüzün hep aklımda,

Anılara dönüşse de yavaşça,

Silinmiyor asla..

 

“Benim de hüzünlü şarkılarım var” diyorsun.

Ben neden hissedemedim peki?

Kalabalığın ortasında,

Sırtını görebiliyorum..

Ellerimi uzatıyorum sana fark etmeden..

Çok geç olsa da,

“Üzgünüm” diyebilmek için..

Yoksa bir adım bile atamam bundan sonra..

 

Bu yüzden koştum peşinden..

Sadece koştum,

Kalabalığı yararcasına..

Adını sayıkladım,

Defalarca..

Duyabildin mi?

 

Ama öylece,

Beni hiç duymadan,

Devam ettin yürümeye..

Ardına bakmadan..

Her şeyi geride bırakırcasına..

Beni geride bırakırcasına..

 

Hala bulamıyorum cevabı,

Doğru olan neydi, yanlış olan ne?

 

Lütfen bir kez daha gözlerimin içine bak,

Ve bunu sana sormama izin ver..

 

Seni görmek istiyorum..

Sadece seni görmek istiyorum..

Yüzün hep aklımda..

Yaşadıklarımız rüya değildi..

Hepsi gerçekti..

Ama ben gitmene izin verdim..

 

Karlar düşüyor durmaksızın..

Bitmeyen acım gibi..

Bir tren geçiyor..

Ve bu tren geçtikten sonra,

Orada olmayacaksın belki de..

Orada olmayacaksın belki de… Ama..

Memory in Ft Island ve Heartache Etkisi..

Yurt dışı etkinliklerine biraz olsun ara verip Kore’deki hayranlarının gönlünü almak isteyen grubumuz mini bir albümle dönüş yaptılar sonunda. (Türkiye’deki bu zavallı hayranları da Korece albüm aşıyla yanıp tutuşuyordu ama neyse, benim de gönlümü aldılar işte ben öyle farz ediyorum 🙂 ) Gerçi yıllardır göremediğim için tam albüm özlemiyle gün sayıyordum ama bu da bir şey 🙂 4 ayda bir böyle bir albüm gelsin ben razıyım, halimden memnunum kısacası 🙂

Bu albüm diğerlerinden farklı, sadece cover parçalardan oluşuyor. Ben hep diyordum şarkıların bir de Hong Gi versiyonu olmalı diye sesimi duydular sonunda 🙂 80’lerin, 90’ların şarkıları yeniden yorumlanmış, çok da güzel olmuş, Hong Gi ve Jae Jin harika iş çıkarmışlar yine, tüm şarkıları tükettim şimdiden.. Ama ama.. Bir Heartache var ki of of beni benden aldı kısaca..

1- HEARTACHE

Böyle güzel, böyle duygusal bir parça olamaz, dinlediğim an vuruldum, sadece gitar ve Hong Gi’nin sesi.. Gözlerini kapatıp saatlerce dinleyebilir bu şarkıyı insan.. Bir de şarkının 2. kısmında Hong Gi’nin söylediği kısımları Jae Jin’in söylesi çok güzel olmuş, çocuğun sesi duygusal şarkı söylemeye meyilli zaten, olmuş kısaca bu iş 🙂 Haftalardır defalarca dinleye dinleye şarkıyı tükettim diyebilirim, hikayemin yeni bölümünde de kullandım, daha da çok yerde kullanılır, o potansiyel var bu şarkıda 🙂

Kısaca albümdeki favorim Heartache‘dir.. Bu şarkıyı bize armağan ettiği için bizim minik oğlana teşekkür edip sıradaki şarkıya geçebilirim. Bu arada şarkının aslını da merak ettim ve üşenmeyip buldum.. Aslı da güzelmiş bence, ben sevdim.. Buyrunuz efendim 🙂

Heartache 1995 versiyonu:

 

2- LIKE THE BIRDS

Like the Birds çıkış parçamız. Klibini daha albüm çıkmadan önce çok merak etmiştim. Hani şu klipteki jipin sahibiyle ilgili haberler falan çıkmıştı. Ben klibin senaryosu değişir demiştim ama değişmemiş, yine jip vardı klipte ve yine 5 genç jipin tepesindelerdi. Onları gördükçe gülmekten kendimi alamadım, hala da alamıyorum. Neyse bu kadar dedikodu yeter, klip gayet güzel olmuş, Hong Gi kahküllü saçlarıyla iyiydi, fena değildi yani. (Bu arada hallyu star saçından sonra kahküllü saç modası mı baş gösterdi Kore’de, Jang Geun Suk da benzer saç modeliyle karşıma çıkıyor her yerde. Fena model değil ama bence erkeklere o kadar da gitmiyor..)

Neyse, klibin felaketi ödülünü Jae Jin yine kimseye kaptırmıyor sağ olsun. O saçlar, Rabbim!!! Yorum bile yapamıyorum, yorum sizin sayın okur 🙂

Şarkı da güzel, tam Ft Island tarzı bir cover olmuş, I Hope, Hello Hello tarzına yakın bir şarkıya dönüşmüş Like the Birds. Bu şarkının da orijinali nasıldı efendim çok merak ettim diyeniniz varsa buyrunuz 🙂

Like the Birds 1988 versiyonu:

Diğer 3 şarkı da yavaş şarkılardan oluşuyor, albüm slow ağırlıklı olmuş bu sefer. Ama ben Hong Gi’nin sesini yavaş şarkılarda daha çok sevdiğim için bana göre hiç sorun yok 🙂 Bir de Jae Jin işin içine girince şahane şarkılar çıkmış ortaya, buyrunuz efendim, kulaklarımızın pası silinsin 🙂

3- EVEN YOU TEARS

4- NOT A TRUE GOODBYE

5- THAT PERSON IN SHINSADONG

Not a True Goodbye da favorilerimden.. Memory in Ft Island‘ı dinleyin dinletin diyorum son olarak, hatta sadece ben demiyorum Yong Hwa da öyle diyor, onu kırmak olmaz şimdi değil mi ama 🙂

 

Oh Won Bin’den Japonca Mini Albüm: Good For You^^

Bu sabah internete girer girmez Oh Won Bin’in ilk Japonca single’ını çıkarmış olduğu müjdesiyle karşılaştım. Oysa ki ben daha “Good For You” albümünden bahsetmemiştim bloğumda. Neyse bahsetme zamanı gelmiş demek ki 🙂

“Good For You” 6 şarkılık bir mini albüm.. C’mon Girl faciasından sonra ilaç gibi geldi bana, Ft Island tarzına yakın, sesine giden şarkılar söylemiş Won Bin bu albümde.. Japoncası ve İngilizcesi de çok iyi, önceden de bu konuda grubun en iyisiydi zaten..  En az şarkılar kadar güzel olan şey de elbette albüm resimleri.. Hepsine bittim! İşte Won Bin’in tarzı bu.. Asi, yalnız haller onun halleri, sonunda bunu fark etmiş.. Etrafında kızlarla soyunarak dans etmek hiç ona göre değil bence, cık cık diyorum..

Albüm Şarkıları

1. Good for you
2. Ready to be my…
3. 2go
4. Always
5. Love song
6. Good for you (Instrumental)

Albüm Resimleri

Son olarak albümün en sevdiğim 2 şarkısını da paylaşmadan gitmeyeyim. Always ve Good For You şarkılarını özellikle sevdim, Won Bin’in sesine çok gitmiş bu şarkılar.. Böyle devam et Won Bin, bizi çok bekletmiş olsan da seni yeniden görebilmek çok güzel.. Fighting^^

Always

Good For You

Ft Island 2010 Beautiful Journey Konseri: Sonunda Kavuştuk^^

Gerçekten sevinçten ağlayabilirim! Aylar önce bu konserin fancam görüntülerini izlemiş ve dudaklarımı büküp: “Bu konserin DVD’si çıkar mı ki? Yok yok çıkmaz ya, hem çıkarsa da ne zamana çıkar, internete düşer ohooo 😦 ” diye yakınmıştım. Boru değil 21 şarkılık dev bir konserdi bu, hem de sevdiğim tüm şarkıları söylemişti Hong Gi.. Başka yerde bulunması imkansız, kenarda köşede kalmış muhteşem şarkıları da dahil olmak üzere her şey vardı bu konserde.. Vee diğer birkaç konserle beraber bu konserin de DVD’sinin çıktığını geçen akşam öğrendim. Beni en çok sevindiren Beautiful Journey’in DVD’si oldu elbette, bu konser gerçekten muhteşem, hatta 2007 yılından beri çıktıkları en iyi konser diyebilirim..

Konserden önce üyelerin dedikodusunu yapalım biraz değil mi? 🙂 Öncelikle elbette Hong Gi.. Şükürler olsun seni bir konserde doğru dürüst bir saç ve kıyafetle görebildim! Hatta inanılmaz ama bu konserin yıldızıydın bence 🙂 Abartmıyorum o dağınık, hafif uzamış kahverengi saçları, deri ceketi, her zamanki gibi kuru kafalı atleti ve koyu mavi lensleriyle bu konserin yıldızı olma hakkını kazandı Hong Gi..

Lider Jong Hoon her zamanki gibi çok hoş görünüyordu, bu çocuk işi biliyor kısacası.. Jae Jin ise kısa saçlarıyla fena değildi diyebilirim, yani şu anki o korkunç sarı saçlarına göre mükemmel gerçi ama kendisine uzun kahverengi saçın yakıştığını fark etmeli artık bence.. Min Hwan gri mi desem ne desem bilemediğim o değişik saçlarıyla arada dikkatimi çekmeyi başardı.. Yeni üye ise (yalnız çocuk geleli 3 sene oldu hala yeni üye diyorum ben 🙂 ) fazla gözüme batmadı diyeyim sadece, hala birbirimize alışmaya çalışıyoruz..

Gelelim konserimizee.. Öncelikle bayıldığım, ekran karşısında eridiğim  performanslardan  bahsedeyim, ki tüm performansları o kadar güzeldi ki seçim yapmak çok zor.. Amaa Revolution, Bad Woman, Love Love Love, I Believe Myself, Raining beni benden alanlardı kısacası. Revolution ve Love Love Love‘ı zaten müzik programları haricinde canlı dinleme fırsatı bulamamıştım, burada dinledim ve daha da çok sevdim.. Hong Gi bu seninki nasıl bir sestir böyle, senin sesinle birlikte şarkılar nasıl böyle değişip bambaşka bir havaya bürünebiliyorlar.. Bir gün karşılaşırsak soracağım ama hazırla kendini 🙂

Revolution

Love Love Love

Yukarıda da dediğim gibi bu konserde sadece MP3’ünü dinleyebildiğim birçok şarkının canlı performansını izleyebildim sonunda. Mesela Don Quixote’s Song, Revolution, Love Must Have Come, Calluses Being Stuck ve Brand New Days gibi şarkıların çoğunluğu bu konserde ilk defa canlı söylendi. Zaten her zaman söylerim: Hong Gi canlı dinlenir, kayıtlar onun sesini aktarabilme kapasitesine kesinlikle sahip değil 🙂

Don Quixote’s Song

Brand New Days

Vee kanayan yaramdan da bahsetmeden olmaz şimdi.. Won Bin’siz bir konser daha diyeyim siz anlayın. Hele Won Bin’den dinlediğim ve sevdiğim şarkıların Seung Hyun tarafından söylenmesi çok sinir bozucu oldu benim için. Gerçi hakkını yemeyeyim Seung Hyun kendini çok geliştirmiş, ilk geldiği günlerde sesi bile çıkmıyordu, bu konserde tüm şarkıları hakkıyla söyledi ama.. Amaa.. I am Happy, Primadonna, Lovesick ve Train şarkılarında Seung Hun’un sesini duyunca hala irkiliyorum maalesef, daha alışamadım Won Bin’in eksikliğine.. Neyse yine de indirdim onun bulunduğu performansları da, bu benim için büyük bir ilerleme 🙂 Dediğim gibi bayağı geliştirmiş sesini..

Bu konserde de Jae Jin’in ağırlığını hissettik bol bol.. Her şarkıda kendini gösterdi, ki iyi ki gösterdi diyorum. Mükemmel bir sesi var, hatta bir solo albüm çıkarmalı bence.. Ama ben Hong Gi ile ikisini dinlemeye çok alıştım, tek başına nasıl olur bilemiyorum da 🙂 . Revolution, I Believe Myself, Raining, Brand New Days ve Flower Rock onun şahane sesiyle renklendiği şarkılardı konserde. Jae Jin umarım gelecek albümlerde de böyle aktif olarak katılır şarkılara, gitarı kadar güzel sesi çünkü, hatta çok daha güzel..

Yalnız bu şahane konserde Hello Hello ve So Todayi dinleyememek üzdü beni, malum daha bu albümler çıkmamıştı o günlerde. Neyse bir dahaki konserlerine artık.. Bu iki şarkıyı da canlı dinlemek için sabırsızlanıyorum 🙂

Kısaca anlatacaklarım bunlar.. Hong Gi’yi canlı dinlemek isteyenler için bu konserler mükemmel bir fırsat, onu dinleyin sesini hissedin diyorum sadece.. Ft Island gerçekten müzik yapan gruplardan çünkü.. Sahnede kıçını başını sallayıp dans etmekten başka bir şey yapmayan, kaslı vücutlarıyla şov yapmaktan öteye gidemeyen gruplar gibi değil.. Tek dertleri iyi müzik yapmak ve bunu başarıyorlar da.. Konserin tamamını izlemek isteyenler şu kanaldan izleyebilirler. Yazımı bu konserin en iyi performansı seçtiğim Bad Woman ile bitiriyorum. Herkese iyi dinlemeler 🙂

%d blogcu bunu beğendi: