Blog Arşivleri

yepyeni haberler^^ filmler, diziler, albümler…

karmakarışık bir yazı ile daha yine karşınızdayım sayın okuyucular.. gece gece yazmak geldi içimden. öncelikle en son izlemiş olduğum film olan “Finding Mr Destiny”den bahsetmek istiyorum biraz. son blog buluşmamızda sevgili La Fea hediye etmişti bana bu filmin Dvdsini. (Dvd’de North and South da var onu da izler izlemez anlatacağım)

bugüne kadar Gong Yoo’ya ait sadece “Coffee Prince”ı izlemiştim. orada kendisini ne kadar beğendiğimi de şu yazımda anlatmıştım .. ama bu filmde çook farklı bir Gong Yoo ile karşılaştım. şaşkın, sakar, hayatta bir türlü istediği yere gelememiş tatlı bir tipti. o gözlük, yana taranmış saçlar.. her hali izlettiriyor kendini ama sorun değil 🙂 fakat Im Soo Jung için aynı şeyi söyleyemeyeceğim.. zaten çok güzel bir kadın değil, bu dizideki paçozluğuyla kendinden soğuttu beni iyice. o kahküller falan neydi ya.. bu kadar da olmaz dedirtti. ama rolü iyiydi.. hayatı olduğu gibi yaşama cesareti olmayan bir kızı canlandırıyordu. film, bu kızcağızın babası tarafından zorla Gong Yoo’nun yeni kurduğu “first love agency”ye götürülmesi ve yıllar önce Hindistan’da tanıştığı ilk aşkını araması başladı ve bu iki farklı karakter bir araya gelince komik olaylar çıktı ortaya..

Gong Yoo için izlenebilecek tatlı bir romantik komedi çıkmış ortaya kısacası.. son dönem Kore yapımlarından çok fazla sevdiğim bir film çıkmadı zaten. “Cyrano Agency” hariç.. gerçekten farklı güzel bir filmdi. onu da yazmalıyım bir ara..

ben yine bayağı bir geriden geliyorum ama Jung Yong Hwa ile Park Shin Hye’nin yeni dizisi “You Have Fallen For Me” de Cn Blue’nun tatlı mı tatlı bateristi Kang Min Hyuk da oynayacakmış, yeni öğrendim.. bu dizi izlenmez mi ya.. dört gözle bekliyorum!

vee yeni öğrendiğim bir haber daha! ödevler sınavlar derken biricik Ft Island’ımı çok ihmal etmişim. en son Hong Gi’nin twitter’ına attığı resmi görmüş, hayran olmuştum. Hong Gi- Won Bin yine yanyana, kolkola.. eski günlerdeki gibi..

yeni habere gelirsek, Ft Island’dan yepyeni bir Korece mini albüm çıkarıyormuş meğerse 😀 yuppiiiii!!!

en son Japonca bir albümlerinin çıkacağını duymuştum ama bu çocukların hızına da yetişilmiyor ki.. aah ah şöyle “sarang sarang sarang” gibi bir çıkış parçasıyla gelsinler, daha ne isterim ki.. neyse, albümün teaser’ı 20 Mayıs’ta geliyor, kendisi ise 24 Mayıs’ta.. albüm 5 şarkıdan oluşuyor yine:

1. HELLO HELLO
2. OH
3. SUNSHINE GIRL
4. 고백합니다
5. 널갖겠다

Jump Up” kadar güzel bir mini albüm bekliyorum ama hiçbir mini albümlerinin onun kadar güzel olamayacağını düşünüyorum malesef.. beşte beş nasıl bir şeydi o ya 🙂 “like a doll” yeterdi bir kere..

son olarak “Muscle Girl”ün 4. bölümü de yayınlanmış.. bu yoğunluğun içinde bu çocuk nasıl ardı ardına albüm çıkarabiliyor pes.. neyse, şu dizisi bitse de izlesek artık.. gözüm yollarda^^

Reklamlar

“Coffee Prince” biraz geç oldu ama^^

evet gerçekten biraz geç oldu, sanırım aranızda bu diziyi izlemeyen yoktur.. hele ki blog dünyasında gerçekten çok ünlü Coffee Prince, Koresever bir blogger’ın el kitabında ilk onu izlemek yazıyor denebilir 🙂 bense bu diziyi nedense bir türlü izleyemedim bugüne kadar; Full House, Tree of Heaven gibi gereksiz dizileri izleyerek caanım diziyi atladım malesef.. fakat dün gece son bölümünü izleyerek bu güzel romantik komediyi de izlemiş olma zevkini tattım. gerçek bir romantik komediymiş kendisi, hani iki üç bölüm güldürüp, üç bölüm romantik takılıp sonra entrikalarla dramlarla sonuçlanan dizilerden değilmiş.. son bölümüne kadar romantik komedi olma özelliğini yitirmeyen tek dizi denebilir hatta.. esas kızla esas oğlan birbirini yanlış anlamadı, ayrılıp bölümlerce gereksiz yere dram yaşamadı, kötü anne, baba, dede, nene sendromu yok, “onunla evlenirsen şirketimiz batar” klişesi yok ooo daha ne olsun 🙂 daha önce de söylediğim gibi ben hariç herkesler bu diziyi izlemiş olduğu için konu falan yazmıyorum.. erkek kılığına girmiş kız hadisesi.. ama ne kız.. Kore’deki erkeklerin %80’inin bu kız kadar erkek olabileceğini düşünmüyorum ben. konuşması, oturup kalkması, saçı, başı kıyafetleri.. hepsi ama hepsi erkeksi.. yani kız erkek kılığına girmiyor aslında, onun tarzı bu, insanlar erkek sanıyor malesef, o da buna itiraz etmiyor, ee ne yapsın ekmek parası 🙂

bu konuya benzer iki dizi daha izledim, Hana Kimi ve You are Beautiful.. Hana Kimi’deki Ashiya Mizuki denen hatun kız çıtı pıtı minnacık bir kızdı, o sempatik, nazik tavırlarıyla erkek denmesi imkansız kendisine.. You are Beautifulda’daki Go Mi Nam ise beni dizi boyunca deli etmeyi başaracak kadar başarısızdı bu konuda.. insan bir nebze erkek olmaya çalışır, yokk.. havalı saçları, sevimli kostümleri, narin davranışlarıyla benden daha kızdı kendisi.. ve kimse bunu sorgulamamıştı dizide.. ama Eun Chan -Yoon Eun Hye- hepsine taş çıkardı.. Yoon Eun Hye’yi gerçekten çok sevdim dizi sayesinde..

her şey bir yana bu dizi sayesinde Gong Yoo ile tanışmış oldum sonunda. bugüne kadar filmini dizisini izlemediğim aktör kalmadı sayılır, ama Gong Yoo bu aktörlerin dışında kalmıştı.. çok yazık olmuş.. hele buradaki Han Kyul karakteri ile kendisini öyle bir sevdiriyor ki.. olaylara verdiği tepkiler şahane bir kere, şaşırması korkması falan.. sonra Eun Chan’a sarıldığı zaman yüzünde oluşan o ifade.. acayip bir şey gerçekten 🙂 vee bir de gülüşü.. en sempatik, en karizmatik, en çapkın gülüş sahipleri belliydi bu güne kadar benim için. ama en sıcak gülümseme ödülünü Gong Yoo’ya veriyorum.. gülüşü gerçekten insanın içini ısıtıyor.. diziye gelirsek yine, Han Kyul’un -Gong Yoo- travması ön planda ilk bölümlerde. çocukcağız bu güne kadar hep kızlarla takılmış, bir gün bir oğlan çocuğuna abayı yakıveriyor.. tabi çıldırdığını sanıyor, reddediyor, hatta kıza sarılıp test yapıyor kendince 🙂

buradaki dramatik ifade de testin sonucunun negatif olduğunu gösteriyor malesef.. ama o öyle duygusal öyle romantik bir pıtırcık ki tıpkı Nakatsu gibi “benim aşkım cinsiyet falan tanımıyor” diyor adeta.. “Ne olursan ol artık hiç önemli değil. İster erkek ister uzaylı, seni seviyorum.” diyor çocuğa sarılarak..

işte o sarılma.. ben hayatımda bu kadar sıcak, bu kadar güzel bir bakış görmedim.. neyse sonra gerçekler anlaşılıyor tabi, çocuk yaşadığı travmanın hesabını soruyo kızdan doğal olarak.. falan filan. barışıyorlar sonra, ama çok tatlı bir barışma oluyor. saf Eun Chan çocuğun evinin önüne gelmiş geri dönerken kestanelerini döküveriyor yola.. aynı şekilde Eun Chan’ın evinin önüne gelip geri dönen Han Kyul evinin önünde kestaneleri görüyor gülümseyerek toplamaya başlıyor ve kestaneler ikiliyi buluşturuyor..

Han Kyul pamuk şekeri gibi çocuk gerçekten, hiç kıyamıyor kıza affediveriyor.. tıpkı gerçek hayattaki gibi. insanlar kızar tepki gösterir sonra yumuşarlar. o da yaşıyor bunları teker teker.. zaten bu dizinin en sevdiğim yönü gerçek hayatın ta kendisini yansıtması.. aşkları, gelecek kaygıları hiçbiri abartılmamış, hepsi herkesin yaşadığı şeyler aslında.. soonra bizim Han Kyul evlenmek istiyor erkek fatma Eun Chan’la. hayaller falan kuruyor.. yirim yirim 🙂

Han Kyul’un hayallerine verdiği tepkiler bile şeker ötesi 🙂 kendisi böyle hayaller kuruyor ama bir yandan da Eun Chan’ı süründürmeye çalışıyor..  Eun Chan’ın dizinin ilk bölümlerinde hoşlandığı Han Sung’u hatırlatıp duruyor kendisine.. küçük kardeşiymiş ya da oyuncak bebeğiymiş gibi oynuyor kızla.. zavallı Eun Chan da onu ciddiye alıyor yavrum yazık 🙂

kıza zorla seni seviyorum dedirtip, sonra kızmış gibi telefonu kapatıp da kendinden geçmesi yok mu.. alem çocuk ya 🙂

okyanus sahnesi de kesinlikle favorilerimden.. buralar dizide Han Kyul’un Eun Chan’dan hoşlanmaya başladığı ama bunu kabul etmek istemediği, kendi kendine “yok artık, olamaz” dediği kısımlar. ah zavallı Han Kyul nasıl zor bir durumda, sevgisini çocuğa ancak o uyuyunca gösterebiliyor.. bu süreçte psikolojisi bozulacak diye korktum yani, gerçi psikoloğa da gitti. kahve yaparken çocukcağızı korkutan o tuhaf psikolog 🙂 kuzum ya nasıl çaresizdi o adamdan bile medet umdu 🙂

biraz da dizinin diğer karakterlerinden bahsedeyim. yani kafe çalışanlarından.. bir kafede ancak bu kadar tatlı, sempatik yakışıklı çocuklar olabilir, ah benim okulumun civarındaki kafelerde çalışacak o princeler, çıkar mıyım oradan bee 🙂

Coffee Prince’ın çıtırı, tatlısı Jin Ha Rim -Kim Dong Wook- 🙂 pozitif enerjisi ile diziye tat kattı gerçekten. biraz sapık biraz şıpsevdi olsa da onsuz kafe olmazdı. hem o da yıldızını buldu sonunda “Byul aah Byul” 🙂

artık Kim Jae Wook denince aklıma mutfak gelecek ya önce pastacımdı şimdi wafflecım oldu.. olsun ben onu böyle sevdim. (Marry me Mary’deki Jung In rolünü saymıyorum bile!) Sun Ki karakteriyle yine cool, yine karizmatik.. göz zevki yaşattı yine bana..

Hwang Min Yeop -Lee Eon-.. deli etti beni o Eun Sae cadısının eziyetlerine göz yumarak 17 bölüm boyunca.. kıskandırayım dedi onu da beceremedi.. aah ah nerde böyle fedakar erkek, hatta kurbanlık koyun bile denebilir kendisine.. sadece Kore dizilerinde olan cinslerden 🙂

bu amcamız da kafenin ortağı müdür Hong -Kim Chang Wan-.. yukarıdaki çıtırlar gibi yakışıklı olmasa da kendisi dizinin olmazsa olmazlarındandır.. öncelikle iğrenç ve pis bir insan.. dizi boyunca midemi bulandırdı sağolsun, bu kadarına pes dedirtti.. hele o pis evi.. ıyyk! o güzelim çocuklar o mikrop yuvasında yaşamak zorunda kaldılar. Ha Rim’in geceleri pislikten uyuyamaması çok iyiydi. “mikroptan ölüp gideceğim” diyordu yavrum 🙂 Sun Ki’nin de eve gelip “bütün gün yatmışsın bari evi temizleseydin, her yeri bok götürüyor” diye müdüre laf sokması falan çok komikti. ama Sun Ki akıllı çocuk, kendi odasını temizledi, onun bölgesi fena değildi evde 🙂 Hong ise tüm bunlara hiç aldırış etmedi, pis ama mutlu hayatına devam etti dizi boyunca 🙂

vee kafe dışından iki karakter. Han Kyul’un kuzeni Han Sung ve sevgilisi Yoo ju. adamın ses tonuna bayıldım bir kere harikaa. kesinlikle dublörlük de yapmalı bence, belki de yapıyordur 🙂 kendilerine gıcık 2. kötü kız ve 2. kötü adam olmadıkları için teşekkür ediyorum. süperlerdi, kendi alemlerinde takıldılar.. entrika falan karıştırmadılar diziye.. Coffee Prince’ın en büyük farkı da bu bence..  o bahsettiğim gereksiz karakterlerden yoksun olması..

bu terasa bayıldım. terasta bahçe olayını ilk You are Beautiful’da görmüştüm. burası bahçe sayılmaz ama andırıyor. Koreliler seviyor böyle gökdelende doğal yaşam olayını sanırım. çok tatlı baksanıza.. böyle evim olsa terastan çıkmam..

yazıma Eun Chan’ın sevimli kahveleriyle son vereyim dedim.. hiç bu kadar güzel kahve içmedim şimdiye kadar kıskandım 🙂 her neyse, ben bu diziyi sevdim. doğallığıyla, yapmacıklıktan uzak sade karakterleriyle, Gong Yoo’nun gülüşüyle.. falan filan.. bana kendini sevdirdi.. zor ama hala benden başka izlemeyen varsa kaçırmasın derim.. yalnız tek eleştirim OST konusunda oldu. diziye yakışır güzel şarkılar göremedim dizi boyunca. bir de vurucu şarkısı olsa tadından yenmeyecekti benim için..

%d blogcu bunu beğendi: