Blog Arşivleri

Emergency: Aranan Kim Bum Filmi..

Kim Bum’u ilk olarak Boys Over Flowers‘da izledim ve tek kelimeyle bayıldım.. Rolü, karakteri öyle ahım şahım bir şey değildi bilirsiniz ama sempatisi, tatlılığı, yakışıklılığı falan acayip göz dolduruyordu, kısaca sevdirdi kendisini. Daha sonra DVD alırken gözüme takılan “Death Bell“i alıp izledim, orada daha çocukmuş Kim Bum, şaşırmıştım onun o çocuksu hallerine 🙂 Daha sonra çocuğun yeni filminin vizyona girdiğini, hem de başrolde olduğunu öğrenince filmi indirmek istemiş ama hiçbir yerde alt yazısını bulamamıştım. Geçen gün sevgili Makino‘nun bloğunda bu filmden bahsettiğini görünce hemen indirip izledim, yoksa aklıma geleceği yoktu demek ki 🙂

Önce filmin konusundan bahsedeyim, Si Bum aktör olma hayaliyle yaşayan, figüranlık yapan bir gençtir. Arkadaşıyla birlikte bir benzincide çalışmaktadırlar. Bu ikilinin bar sahibi bir bir abileri vardır ve arada sırada o barda takılmaktadırlar. Yine oraya gittikleri bir gün Si Bum dans pistinde ağlayan Su Kyoung’u görür ve ona hemen aşık olur, daha sonra da bir şekilde tanışırlar. Fakat Si Bum tanışma pahasına bar sahibinin düşmanlarını kızdırmıştır, bu adamlar başına çok bela olacaktır.. Su Kyoung ise babasından nefret etmektedir, bir gün babasıyla deniz kenarına giderler ve kız kumsalda ağır yaralanmış olarak bulunur Si Bum tarafından. Kızın ameliyat masraflarını ödemek için hırsızlık yapan Si Bum bakalım bu yaptığının cezasını nasıl ödeyecektir ve Su Kyoung’a neler olacaktır?

Spoiler’sız yorumuma gelirsek, film biraz karmaşık. Daha doğrusu sahneler arası geçişler çok çabuk oluyor ve insan “Aaa, burası da neresi? Ee biraz önce kumsalda değil miydi bunlar?” falan diyor.. Kişi o  sahnelerin birbiriyle bağlantısını çözebildiği an filmi de çözdüğünü hissediyor, kısaca izleyicinin anlamasını bekliyor, izleyene bir şeyler sunmuyor filmimiz 🙂 Böyle ortaya ufak ufak ipuçları serpiştirilseydi, flashbackler daha basit bir sıra ile verilseydi sürükleyici bir film bile denebilirdi Emergency için.. Yine de filmi sevdim ben, Makino’nun uyarıları sayesinde dört gözle izlediğim için kaçırdığım nokta pek olmadı sanırım, teşekkürler çingu 🙂

Oyunculuk konusuna gelirsek, Kim Bum 10 numara bir oyunculuk sergiledi filmde. Dövüş sahnelerinde, dramatik sahnelerde ve filmin gidişatında önümüze çıkan her türlü karmaşık sahnede oyunculuğunu konuşturdu, onu bu filmde çok beğendim ben.. Üstüne üstük yaşıtım olsa da onun jigolo olması fikri hoşuma da gitti denebilir, ehe ehe 🙂 Filmde daha sonra Si Bum’un patronu rolündeki Bae Soo Bin de ağır abi rolünün altından kalkmış, o kaslı ve seksi halleriyle filme de renk katmış sağolsun 🙂

Biraz da filmden aklımda kalanlardan bahsedeyim, burada SPOILER vereceğim efendim, bilginize 🙂

Bir sahnede Si Bum yine zengin kadınlardan biriyle takılıyordu, kadının kadehine içki doldurdu, kadın içkiyi çocuğun yüzüne fırlattı, çocuk yine doldurdu, kadın yine fırlattı.. Ben tamam dedim çocuk şişeyi kadının kafasına boşaltacak, ama O tam tersi kadının önünde diz çöküp şişeyi kendi kafasından aşağı boşalttı ve elindeki çakmağı yakıp şöyle dedi:

“Sahip olduğum tek şey kemiklerimi saran bedenim..  Ama.. Korumam gereken biri var.. Onu korumak hayatıma mal olsa bile..”

Daha sonra çakmağı yakılı halde kadının önüne bıraktı.. Burada gözüme öyle tatlı göründü ki, ay senin korumalığını sevsinler demek geldi içimden.. Ama bu sahneden sonra kadın ne dedi neler oldu gösterilmedi, sahnelerin böyle çat diye kesilmesi çok fenaydı.. Neyse, bu arada bu Si Bum’a öylesine para için mi jigololuk yaptırıyorlar yoksa kadınlardan bilgi mi sızdırıyor, sızdırıyorsa ne bilgisi sızdırıyor bu kısmı anlamadım ben. Anlayan varsa sevabına açıklasın 🙂

Bir diğer sahnede de Si Bum hasta kız arkadaşıyla konuşuyordu:

“Su Kyoung.. Seni ilk gördüğümde dans pistinde ağlıyordun. Sanırım bunu görebilen tek kişi bendim. Sebebini biliyor musun? İnsan yalnızsa başkalarındaki yalnızlığı görmesi kolaydır. O kalabalıkta ikimiz de yapayalnızdık. Başlarda seni anlayamadım. Ama seni tanıyınca yaralı biri olduğunu fark ettim. Başından beri aynıydık biz. Korkma.. Hep yanında olacağım.. Bundan sonra hiç yalnız kalmayalım.. Bir daha birbirimizden ayrı kalmayalım.. Sen iyileşene kadar seni bekleyeceğim.. Canım yansa bile seni beklemeye devam edeceğim.. Çünkü seni seviyorum..”

Bu replikleri öyle çok sevdim ki kesmeye kıyamadan üşenmeyip hepsini yazdım.. İki yalnız insanın kalabalıkta birbirini bulması fikri çok hoş, çok romantik değil mi? Sen ağladığında seni sadece tek bir kişinin fark etmesi, acını hissetmesi, paylaşmak istemesi.. Aah iyice duygusala bağladım, neyse Kim Bum bebeğim burada da çok tatlıydın, ne olacak senin bu tatlı romantik çocuk hallerin bilemiyorum artık 🙂

Son olarak Si Bum’un kız arkadaşını her ziyaret ettiğinde ona hayali aktörlük maceralarını anlatması çok hoştu, kurduğu hayal dünyasına kızı da soktu, ona gerçekleri anlatamazdı tabi.. İyi bir aktör olabilirdi oysa ki, filmin sonundaki dövüş sahnesini de göz önünde bulundurursak hele..

Benden bu kadar.. Kim Bum’a dair sevdiğiniz dizi film varsa tavsiye almak isterim.. Filmin güzel mi güzel müziğiyle bitiriyorum yazımı, herkese iyi dinlemeler..

Hana Yori Dango vs. Kkotboda Namja

Tüm dünyada “Boys Over Flowers” olarak bilinen “Hana Yori Dango” serisi gerçekten üzerinde uzun uzun konuşulmayı hakeden bir seri. dizinin bir çok versiyonu var ama ben sadece Kore ve Japon versiyonlarını izledim. Tayvan versiyonuna göz gezdirdim ama Çinceye fazla tahammülüm olmadığı için Çin versiyonuna bakmadım bile..

ilk olarak dizinin Kore versiyonu “Kkotboda Namja”yı izledim ve herkes gibi bayıldım, bittim yani 🙂 senaryo güzel, oyuncular güzel, mekanlar güzel.. güzel de güzel..  adamlar nasıl dizi yapmış dedim bravo gerçekten.. eleştirilecek noktaları olsa da dizinin güzelliğinden ötürü es geçtim ben onları kısacası. daha sonra da orijinali nasıl acaba diye merak edip Hana Yori Dango’yu izledim. ilk Kore versiyonunu izleyenler pek sevmemişler onu ama ben çok sevdim.. hikayenin gidişatı, kurgusu bakımından belki de Kore versiyonundan bile iyi dedim hatta.. neyse, iki versiyonla ilgili de fikirlerimi şöyle bir listeleyeyim bakalım:

– öncelikle Kkotboda Namja’nın f4ünü tek geçiyorum. böyle tatlı, böyle yakışıklı çocukları nasıl bir araya toplamışlar, daha sonra izlediğim dizilerin castını beğenmez oldum onlar yüzünden 🙂 hele bir Yi Joong var  ki dizide, bildiğiniz doğal afet.. Yoon Ji Hoo desen bambaşka.. Gu Jun Pyo’yu saymıyorum bile, onun şekerliği sempatisi yeter zaten..

– Kore versiyonuna adamlar acayip para yatırmış, o okul, Jun Pyo’nun evi, Yeni Kaledonya adasında çekilen bölümler falan.. her yerden lüks ve gösteriş akıyordu adeta. insan masal gibi izliyor diziyi. ama Japon versiyonu daha gerçekçi. mekanlar falan bu kadar abartılmamış. bazıları buna “ucuz yapım” dese de bence bu sade hava da fena gitmemiş diziye. mesela Hana Yori Dango’daki Etoku Lisesi benim okuduğum liseden farksızdı.. ama Shinhwa uff neydi öyle ya 🙂 Tsukasa Makino’yu sahip olduğu adalara falan da götürmedi.. daha içimizden bir aşk olmuş onlarınki aslında.. bir diğer örnek de, iki dizide de parti var, birinde Makino üçlü kötü kız grubu yüzünden kot tişörtle gidiyor partiye  ve utanıyor.. diğerinde ise Jan di aynı şekilde kandırılarak “Wonder Girl” kostümüyle gidiyor partiye ve büyük rezillik oluyor.. böyle bir masal havası hakimdi işte diziye..

– iki diziyi de iki sezon olarak ele alırsak ben Kkotboda Namja’nın ilk sezonunu Hana Yori Dango’nun ise ikinci sezonunu tek geçiyorum. Kore versiyonunda ikinci sezon aşırı yavaştı, yan karakterlerin hayatları diziyi işgal etti resmen. ana karakterler birbirinin yüzüne bakmadı. Jun Pyo’nun yüzü hiç gülmedi, o şapşal gülüşünü özlemiştim resmen. ama Japon versiyonunda ikinci sezon daha ılımlı, daha romantik geçti. Jun Pyo yumuşayamadı bir türlü ama Tsukasa çok romantik çocuktu, Makino’nun evinden çıkmadı her şeye rağmen yavrum 🙂


– Japon versiyonunun bazı kısımları daha mantıklı geldi bana. mesela Hana Yori Dango’nun ikinci sezonunda Tsukasa’nın Makino’yu unutmasının mantıklı bir sebebinin olduğu görülüyor. intihar eden o adam çocuğu derinden etkilemiş artı uzun bir zaman geçmiş ve çocuk doğal olarak kızdan soğumuş.. Kore versiyonunda o intihar eden adam yok, Jun Pyo annesinin tehdidiyle “sen silmek istediğim bir lekesin” diyor kıza. Türk filmi mod 10 🙂

– Kore versiyonunun ilk sezonu çok samimi ve sıcak geldi bana. Jun Pyo’nun Jan di’nin evine gelip ailesiyle tanışması, kendi evinin banyosu kadar olan o evde kalması.. Jan Di ile mahsur kaldıkları o yerde daha ilk günden “birlikte ilk gecemiz” yazarak kendi kendine gelin güvey olması, f4ün ikiliyi hastanede barıştırdıkları sahne falan.. çok şirindi.

– Kore versiyonunda Yoon Ji Hoo karakteri özellikle ikinci sezonda ana karakteri geçti resmen. her bölüm her bölüm onu görür oldum. o balıksı bakışlarıyla bir türlü gözden kaybolamadı.. kız temizliğe gidiyor karşısında, muayenehaneye gidiyor karşısında.. bi git be çocuk.. ama Rui’cim öyle miydi.. ilk sezon biraz ön planda olsa da ikinci sezon görmedim bile ben çocuğu.. çok cooldu gerçekten. Ji Hoo o cool tavırlara sahip olamadı. Jan Di için ağladı falan.. cık cık.. ben Rui’nin karakterini daha çok sevdim kısacası..


-her iki versiyonda da yarışma var. birinde Makino yarışıyor diğerinde herkesler birden. ben ikisini de sevdim. iki yarışma da birbirinden tamamen farklı olsa da senaryoya güzel gitmiş bence. Kore versiyonunda yine Jan Di- Ji Hoo yakınlığı vurgulanmış, tek fark buydu..

– sanki f4 yetmezmiş gibi bir de Kore versiyonuna Haje  çıtırı geliverdi sonradan. ama ne tatlı çocuktu ya.. o da ayrı bir afetti resmen.. ben zaten onun olduğu bölümleri falan çok seviyorum.. Kore versiyonunda iyi ayarlanmış o kısımlar. gerçi yine Haje’nin popüleritesi bayağı abartılmıştı, Junpei o kadar popüler değildi Japon versiyonunda. yine de çok hoştu o bölümler. ayrıca Hana Yori Dango’da Junpei’nin varlığından Tsukasa’nın haberi bile olmadı.. tatsız geçti o kısımlar.. bir de neydi o Junpei öyle.. çocukta bildiğiniz laz burnu vardı, hiç beğenmemiştim kendisini, Haje’nin yanından geçemedi malesef..

daha sonra Junpei’nin Hana Kimi’deki tatlı Nakatsu olduğunu öğrendim, şoka girdim.. hala inanamıyorum.. nasıl da değişmiş çocuk pess 🙂

yukarıda görülmekte olan şahıs Junpei..


ve bu da aynı şahsın farklı hali olan tatlı Nakatsu.. iki resim arasındaki 7 farkı bulunuz bakalım 🙂

– ve elbette Jan Di vakası.. Kore versiyonunu yazan senaristler o tatlı Makino yerine neden böyle gudubet bir karakter yazmışlar bilemedim. Makino tatlıydı, duygusaldı, romantikti, aşkı için neler yaptı. İkinci sezonda bile Tsukasa’yı arayıp “seni seviyorum” diye ağladı hatta.. ama Jan Di, ruhsuz duygusuz kızın teki çıktı. çocuğun yaptığı hiç bir şeyi takdir etmedi, seni seviyorum bile demedi.. son bölümlerde bi kaçtığı için söylemişti onu saymıyorum bile.. Jun Pyo’nun değerini hiç bilmedi kısacası. en sevmediğim kadın karakterlerden olmayı başardı.. Makino ise her zaman favorim 🙂


– ayrıca Makino o okula burslu olarak bileğinin hakkıyla girmişken Jan Di şans eseri giriyor.. ikisindeki zeka farkı buradan kendini belli ediyor zaten. bir de o salaklıkla doktor oluyor daha sonra.. gerçekten masal oldu dizi işte o anda 🙂

– Hana Yori Dango’nun özellikle ilk sezonunda Tsukasa çok sert geldi bana. tepkileri falan bayağı korkutucuydu. sırf sarıldıkları için Makino ve Rui’yi rezil etmişti okulda.. Jun Pyo’cum ne yapsın? kızı tatile götürdü kız gitti çocuğun kankasıyla öpüştü.. sonra, ilk bölümlerde bir partiye gidiyorlardı, sanırım Rui Makino’ya “çok güzelsin” demişti ve o da onca insanın önünde Rui’ye tokat atmıştı.. Jun Pyo gerçekten yumuşak çocukmuş demiştim kendi kendime.. ama iki karakter de iyi olmuştu bence, bu kısımda bir sorun yok 🙂

– Kkkotboda Namja’nın ilksezonu gerçekten çok güzeldi, çok değişik, romantik sahneler eklenmiş dizinin orijinaline.. mesela Jan Di ailesiyle yol kenarında seyyar satıcılık yaparken Jun Pyo’nun annesinin kızı rezil etmesi, Jun Pyo’nun ise buna rağmen arabadan çıkıp inadına Jan Di’yi öpmesi çok hoş bir sahneydi.. yine Japon versiyonunda eksik olanlardandı..


-Tsukasa’nın New York’a gittiği bölümde Makino’nun onu gitmeden yakalayıp “seni seviyorum” demesi çok güzeldi. Kore versiyonunda o da yok. insan böyle romantik bir sahneyi neden diziden çıkarır anlamadım.. Jan Di ancak uçağa bakabildi uzaktan. o da yine kahramanımız Ji Hoo sayesinde.. olmasa olmazdı zaten 🙂 gerçi Jan Di uçağı yakalasaydı da en fazla “hoşçakal” derdi çocuğa ruhsuz şey..


– Kore versiyonunda Woo Bin karakteri çok arka planda kalmış. çocuk hayalet gibi kaldı dizide, sesi çıkmadı neredeyse. ama Hana Yori Dango’da Akira’nın hayatı daha ön plandaydı, hatta Sojiro’dan bile daha çok yerde gördüm kendisini dizide. Makino’nun patronuyla yaşadıkları da çok sevimliydi.. ama zavallı Woo Bin’i Ji Hoo’nun 10’da biri kadar bile göremedik dizide..


– bir çok kişi bayılıyor Ga Eul- Yi Joong aşkına yani Ga Eul’un tek taraflı aşkına.. bense çok sıkıldım o ikilinin olduğu kısımlarda. ortaya gereksiz yere gereksiz bir aşk koymuşlar . çocuk kızı sevmiyor işte uzatmaya ne gerek var .. zaten yapışık ağlak kızlardan bıkmışım ben 🙂 son bölümde de yalandan buluştular, mutlu falan oldular.. Japon versiyonunda ise böyle bir aşk falan yok. çocuk zaten playboy, yapışkan kızı görünce kaçıyor adeta. kız da kovalıyor onu.. animesine sadık kaldıkları belli, güzel komedi unsurları eklemişler bu bölümlere.. daha iyi olmuş bence.. her daim ağlayan iyi kız yerine sevdiği çocuğu kovalayan çatlak kızı tercih ederim her zaman 🙂

– ve Ji Hoo’nun dedesi. yine Hana Yori Dango’da olmayan gereksiz bir ayrıntı bence. Ji Hoo ile dedesinin dramı beni çok baymıştı izlerken.. ilk sezondaki komedi havası yerine böyle yan karakterlerin falan her daim ağlaması abartı olmuştu bence. hele  dedenin Jan Di’ye bayılması.. nesini sevdiyse acabaa?

– ve annelerin farkı. ilk Kore versiyonunu izlediğim için ben yine lanet bir anne bekledim Hana Yori Dango’da. hiç öyle olmadı. bu kadın o kadından bin kat insaflı çıktı resmen. bir kere diğeri kadar otoriter değildi ve en azından arada bir gülüyordu. ayrıca dizinin sonlarına doğru o da Makino’yu sevmeye başlamıştı. Jun Pyo’nun annesini Misa’da da sevmemiştim bu sefer nefret ettim ıyyk!

– Kore versiyonundaki yüzme olayı diziye çok güzel gitmiş bence. Jan Di’nin  daha sonra yüzememesi Jun Pyo’nun kırılma noktası oldu zaten, cuk oturdu o bölümlere. ya da ayrılarken bir daha boğulma tehlikesi yaşarsa Jan Di’yi kendisinin kurtarabilmesi için korkmasına rağmen yüzme öğrenmesi çok romantikti. hele son sahnede Jan Di’nin Jun Pyo’ya geçmişini hatırlatmak için kendini havuza atması falan da çok etkileyiciydi. Japon versiyonunda bu eksikliği hissettim ben.

– Kore versiyonundaki en büyük saçmalıklardan biri de Jun Pyo’nun son bölümde hastanede tanıştığı o aptal kız Jang Yu Mi ile yurtdışına gitmek istemesiydi. neymiş okuyacaklarmış orada. pes yani.. daha dün tanıştığın kızın tekiyle nereye gidiyorsun sen bir kere? Japon versiyonunda öyle bir şey olmadı Allah’tan, kız kendi kendine tasını tarağını topladı gitti..

– ve OST meselesi. Kkkotboda Namja’yı bu kadar sevmeme neden olan en büyük etmenlerden biri şarkıları. hala böylesine güzel ve çeşitli şarkıları olan bir diziye rastlamadım. diziyi izleyeli yıllar geçmesine rağmen hala dinliyorum tüm şarkılarını. “because I am stupid” başta olmak üzere tüm şarkıları bir harika. Hana Yori Dango’nun müzikleri de güzel, özellikle “love so sweet”i çok sevdim, ama Kore versiyonu bu konuda gerçekten aştı.. Kore dizileri kategorisinde de hala onun kadar güzel müziklere sahip dizi yok..

– ve elbette dizinin sonu. Kore versiyonu o kadar gösterişliydi ki öylesine basit bir sonu bekmememiştim ondan. hayal kırıklığına uğradım. Jun Pyo her sıradan insanın yapabileceği gibi dizlerinin üzerine çöküp bir yüzük verdi kıza o kadar.. ama Hana Yori Dangoda acayip gösterişli bir tören hazırlamış Tsukasa. bir stadyum dolusu insanın önünde Makino’ya evlenme teklifi etti. diziye yakışır bir son olmuştu gerçekten..

ayrıca Jan Di çocuğa evet bile demeden bitti dizi. insan bir sarılır.. oysa Hana Yori Dango’da ne kadar mutluydu çiftimiz son bölümde..

kısaca izlenimlerim bunlar.. iki versiyon da birbirinden güzel. Hana Yori Dango serisi dünyaca ünlü olmayı hakediyor kesinlikle. ama her şeye rağmen benim favorim ilk göz ağrım olan Kkotboda Namja..  özellikle ilk sezonunu birçok diziye değişmem.. hımm yine izleyesim geldi, f4’ü özledim sanırım 🙂

%d blogcu bunu beğendi: