Blog Arşivleri

Stairway To Heaven: Dram sevenlere..

Stairway to Heaven beni ağlatabilen iki Kore dizisinden biridir. Diğer tahmin ettiğiniz gibi Misa.. Kaliteli dram izlemek bana inanılmaz keyif veriyor, bu dizi de en sevdiğim dramlardan ve beni derinden etkileyen ilk Kore dizisi.. Aslında benim  kdrama maceram Winter Sonata (Sonsuz Aşk) ile başlamıştı. Gecenin bir yarısı keşfettiğim bu tatlı mı tatlı diziyle beraber bu çekik gözlü minik adamları hayatımdan çıkarmadım.. Bae Yong Joon ilk oppam ( 🙂 ) Choi Ji Woo ise hasta olduğum ilk Koreli hatun oldu. Daha sonra Choi Ji Woo’nun diğer dizisi Stairway To Heaven’a da şöyle bir göz atayım derken kendimi kaptırdım gitti, ayıla bayıla izledim kısacası.. Ki o zamanlar Türkçe alt yazı bulma, hatta İngilizce alt yazı bulma, kolayca mp4 indirme diye bir şey yoktu, ya online izleyecektin (ki bulabilirsen) ya da torrent’le indirip haftalarca bekledikten sonra alt yazısını da bulup gömecektin falan.. Uzun ve sancılı bir süreçti kdrama izlemek yani 🙂

Öncelikle şunu söylemeliyim ki heyecan ve merak sevenler, romantik dizilerden hoşlananlar ve azıcık da dram olsa iyi gider diyen benim gibi melankolikler için Stairway To Heaven çok iyi bir dizi. Aradan yıllar geçse de onu bu kadar sevmişken de anlatmadan geçemeyeceğim. Zaten Choi Ji Woo gibi dünya tatlısı bir hatun ve gamzeli güzel insan Kwon Sang Woo varken izlenmez mi bu dizi 🙂 Şimdi bir de baba oldu ya daha da mükemmelleşti gözümde, şu fıstıklara bir bakın 🙂

Neyse dizimizin konusundan bir bahsedelim önce, Jung Suh’nun (Choi Ji Woo) annesi ölünce babası başka bir kadınla evlenir. Bu kadının da bir kızı bir oğlu vardır ve aynı evde yaşamaya başlarlar ama üvey anne kötü bir kadındır. O da kızı Yu Ri de Jung Suh’yu kıskanmaktadırlar. Bu arada Jung Suh ile  çocukluk arkadaşı Song Ju birbirlerini sevmektedir ve en büyük hayalleri Amerika’ya gidip birlikte okumaktır ama üvey anne yüzünden Jung Suh gidemez Song Ju tek başına gider. Aradan 5 yıl geçer, Song Ju (Kwon Sang Woo) geri döner, tabi bunu duyan Jung Suh hemen onu karşılamaya gider ama kıskanç Yu Ri onun peşinden gidip kıza arabasıyla çarpar. Kızı o halde bulan üvey erkek kardeşi Tae Hwa onu kendi babasının evine götürür. Ama uyandığında görürler ki kız hafızasını kaybetmiştir. Tae Hwa karşılıksız aşık olduğu Jung Suh’yu geri götürmemeye ve onunla yeni bir hayat kurmaya  karar verir. Herkes Jung Suh’nun öldüğünü zanneder ve aradan bir beş yıl daha geçer…

Buradan sonrasını izlemelisiniz, özet yazdığım kısım ilk iki bölümde olup bitenleri anlatıyor sadece.. Asıl bütün olaylar bunlardan sonra başlıyor zaten. Dizinin konusu her ne kadar dram gibi görünse de heyecan hiç eksik olmuyor, sırlar, yalanlar.. Dizinin en güzel yanı da bu zaten, romantizmin, dramın yanında insanı güldüren, meraklandıran, sinirlendiren, deli eden bir sürü şey var içinde. Tabi birkaç kdrama klişesiyle de karşılaşıyoruz dizide, onlar olmazsa olmazımız.. Ama yıllar önce kdrama klişelerinden bihaber olan bünyem her şeyiyle kabul etti sevdi bu diziyi, ki dizi kendini sevdiriyor insana 😦 Son olarak bu dizinin son 3 bölümünü ardarda izleyin benden söylemesi deyip azıcık detay vermeye başlıyorum şimdi..

Önce biraz karakterlerden bahsedeyim yalnızz SPOILER vereceğim, izlemeyenler okumamalı diyorum 🙂

İlk olarak elbette diziyi izleme sebebim Choi Ji Woo’dan bahsetmesem olmaz, sen nasıl güzel nasıl dünya tatlısı bir insansın öyle ya.. En güzel aktrisler kategorisinde benim için ilk sıralara oynar her zaman. Hele buradaki kısa dalgalı saçlarıyla.. Bir de yıl atlandıktan sonraki Kim Ji Soo karakteriyle birlikte giydiği salaş gömlekler, kargo pantolonlar falan çok yakışıyordu kendisine. Dizinin ilk bölümlerindeki eğlenceli, tatlı halleri ve ilerleyen bölümlerdeki romantik halleri çok sevimliydi, tüm bunların yanında son bölümlerde yaşadığı çaresizliği, mutsuzluğu öyle güzel yansıtıyordu ki izleyenlerine, bir kez daha alkışladım kendisini.. Harikasın Choi Ji Woo 🙂

Ve esas erkeğimiz, şimdilerde evli mutlu çocuklu yaşayan güzel insan Kwon Sang Woo. Daha dizinin ilk bölümlerinde başlayan aşkı hiç son bulmuyor Song Ju’nun. İlk aşkı Jung Suh’ya tıpatıp benzeyen Ji Soo’yu her gördüğünde daha da kahroluyor ama elinden de bir şey gelmiyor.. Romantik jön dendi mi KSW derim ben, More Than Blue’da da gösterdi zaten kendisini.. Üstüne üstük acayip de kaslı ve gamzeli, benden söylemesi 🙂

Vee üvey kardeş Tae Hwa.. Asıl parantez açılması gereken karakter de bu bence.. Jung Suh’yu Ji Soo yaptıktan sonra vicdan azabı hiç bitmiyor bu zavallı çocuğumuzun hani böyle bir aşk olabilir mi diyor izleyenler.. Bir türlü kavuşamıyor Jung Suh’ya ne yaparsa yapsın.. Ben bu karakteri daha çocukluklarında sevmiştim, çocuk Tae Hwa’yı oynayan Lee Wan da çok iyi iş çıkarmıştı gerçekten.. Kısaca dizide en az jön kadar çok sevdim kendisini, hele dizinin sonunda yaptığı o şey.. Ki bence dizinin en ama en anlamlı en güzel sahnesi de Tae Hwa’nın yaptığı fedakarlıktı,  hala Stairway to Heaven denince o sahne gelir aklıma..


Dizimizin kötü kızı Yu Ri’den de bahseden geçmeyeyim. Küçüklüğünü oynayan kız acayip çirkindi, sonra yıllar geçti bir de baktım o çirkin kız Kim Tae Hee oluvermiş!! KTH bana göre Kore’nin en güzel kadınıdır, lakabı boşuna melek değil, melek gibi bir yüzü var.. Zaten bu yüzden de kötü kız rolünü hiç yakıştırmadım kendisine.. Kız resmen nefret edemiyor, o kötü kız enerjisini veremiyor izleyenlerine.. En iyisi yine Love Story in Harvard ya da My Princess gibi dizilerde iyi tatlı kızı oynamaya devam etsin..

Dizinin çocuk oyuncuları da gerçekten çok başarılıydı.. Park Shin Hye’yi ilk burada izledim ben. Şimdi dizilerin aranan başrolü kızımız bu dizide daha 14 yaşında bir çocuğu canlandırıyordu. Bence Choi Ji Woo’nun küçüklüğü olarak PSH çok iyi bir seçim olmuş, bi kere çok güzel bir yüzü var ve saçları falan da birbirlerine benziyordu. Ben PSH’yi çok sevdim bu dizide, ilk iki bölümden sonra yıl atladıklarında üzülmüştüm hatta. Sırf Lee Wan’la ikisini çok yakıştırdığım için “Tree of Heaven”ı da izledim daha sonra ama onu sevmedim açıkçası, konusu çok güzel olsa da dizi kötüydü..

Lee Wan’da üvey kardeşi Tae Hwa’nın küçüklüğünü oynuyordu burada. Kendisini düşünen, paragöz, bencil bir anne ve ayyaş bir babası olduğu için sorunları olan zavallı bir çocuk Tae Hwa. Hayatı boyunca görmediği sevgiyi Jung Suh’dan görüyor, doğum gününde ilk kez Jung Suh ona yosun çorbası yapıyor, ilk kez Jung Suh doğum günü hediyesi veriyor, hem de elleriyle ördüğü bir atkıyı hediye ediyor çocuğa.. O iki bölümde çok sıcak bir ilişki kurabilmeyi başarıyor bu ikili ama zavallı Tae Hwa aşık oluveriyor kızımıza..Kısacası Lee Wan’ın oyunculuğunu ablası KTH’den bile daha çok beğendim yalan söylemeyeyim şimdi 🙂

Şimdi sıra geldi dizide en beğendiğim sahnelere.. Başta da söylediğim gibi baştan sona her karesini çok seviyorum bu dizinin ama bazı sahneleri var ki defalarca izlesem yine yine bıkmam..

– Tabii ki ilk bahsedeceğim sahne Tae Hwa’nın Jung Suh için yaptığı o büyük fedakarlığın yer aldığı intihar sahnesidir. Bu sahne beni öyle çok etkilemişti ki uzun süre Shin Hyun Joon’un resimlerine bile bakamamıştım. Ki bu çocuk Kiss’in “Because I am a Girl” klibinde de oynamıştı ve yine gözlerini vermişti sevdiği kıza. Ah ne güzel bir klipti o öyle, gerçi bizim arabesk camiası bu güzelim klibi de keşfedip katletmeyi başardı ya neyse.. (bakınız: Görmez Olsun) Nerde kalmıştım, bu diziyi belki bugün izlesem Tae Hwa’nın bu fedakarığı yapacağını tahmin ederim ama izlediğim o günlerde doktor “Canlı donörden organ alamayız” dediğinde çocuğun intihar edeceğini hiç ama hiç düşünmemiştim.. Hele Jung Suh bu gerçeği öğrendiğinde hayatının en kötü sürprizlerinen biriyle karşılaşmak zorunda kaldı..

– Bir diğer sevdiğim sahne de kafe sahnesidir. Hiçbir romantik dizide bu sahnedeki kadar nazik, duygusal, birbirini incitmekten korkan bir çift görmedim ben. Jung Suh gözlerini kaybettiği an onu Song Ju bulur ama kim olduğunu kıza söylemez çünkü kız onun bu gerçeği bilmesini istememektedir ve kıza bakabilecek tek insan olan Tae Hwa haksız yere gözaltına alınmıştır. Üstüne üstük Jung Suh, Song Ju ile buluşup ona iyi olduğunu söylemek istemektedir ve bunu yaparken de kör olduğunu saklayabileceğini düşünmektedir. Böylece Jung Suh ve Song Ju yola düşerler, öyle bir dramdır ki bu, kız omzuna yattığı kişinin sevdiği kişi olduğunu bilmeden onunla buluşmaya gitmektedir… Ve kızı kafeye getiren Song Ju ilk kez buluşuyormuş, hiçbir şey bilmiyormuş gibi yapar.. Evet sanırım biraz karışık anlattım ama bu sahne ancak izlenerek anlaşılabilir. Çocuk ağlamakta, kızsa o bir şey anlamasın diye sahte gülücükler saçmakta, kör olduğunu da gizlemeye çalışmaktadır.. Sonra masadan kalkan Song Ju kafenin dışına çıkar ve olduğu yere çöküp hüngür hüngür ağlamaya başlar ki aynı anda Jung Suh da içeride ağlamaktadır.. Dediğim gibi birbirini bu kadar seven ve incitmekten üzmekten korkan bir çift daha olamaz..

– Tae Hwa’nın hapisten çıktıktan sonra gözlerini kaybetmiş olan Jung Suh’ya baktığı sahneler de çok güzeldi. Kızın sevgilisine olan özlemi öyle büyüktü ki hep onu düşünüyor, ama arayamıyordu bir türlü. Bir sahnede içini çeke çeke “Aaah Song Ju oppa bogoshipda!” demişti, kar yağıyordu o gün de, kız merdivenlerde oturuyordu bunu söylerken..

– Yavaş yavaş görme yetisini kaybeden Jung Suh bunu Song Ju’dan gizlemeye çalışıyordu. Çocuk bir sahnede kıza sürpriz yapıp kahvesine kalp çizdirmişti ama kız kalbi göremeyip karıştırıvermişti kahveyi 🙂 Çocuk ne bozulmuştu ama, tatlı Song Ju 🙂

– Bir sahnede de Song Ju ve şirketinde çalışanlar kutlama yapmaya gitmişlerdi. Tabi o ara Ji Soo kimliğindeki Jung Suh da o şirkette çalıştığı için o da gitmişti. Ve kutlamada şişe çevirmece oyunu oynandı. Her Kore dizisinin olmazsa olmazı bu oyun da 🙂 Jung Suh şişe her kendine döndüğünde ya içki içmek ya da oyundaki partneri Song Ju’yu öpmek zorunda kalacaktı, ki bu kız bir kadehte bayılan cinsten.. Vee şovalye ruhlu jönümüz tüm gece kızın bütün içkilerini kendisi içti.. Nasıl tatlıydı bu sahnede.. Hele sonra sarhoş olup Jung Suh’nun kollarında ağlayarak bayılması ama kızın onu orada bırakıp gitmesi.. Uff uf ne sahnelerdi yaa..

– Bir sahnede de Jung Suh iyiden iyiye görememeye başlıyor ama Song Ju bunu bilmiyordu. Çocuk kıza sürpriz yapıp mobil bir karavan kiralamış  ve çiftimiz Love Story’i izlemişlerdi o romantik atmosferde. Ama Jung Suh bir gün sonra terk edecekti çocuğu ve filmde de aynı onlar gibi hasta kız ve sevgilisini ölüm ayırıyordu. Jung Suh bu filmi izlerken ağlama komasına girmiş, Song Ju neler olduğunu anlamadan şaşkın şaşkın bakmıştı kıza.. Sonra da gülüp sarılmıştı ona her şeyden habersiz bir şekilde.. Yarın öğrenecekti her şeyi maalesef.. En dramatik sahnelerden biriydi bu sahne de..

– Ve Song Ju ve Ji Soo kimliğindeki başrol kızımızın buz pisti sahneleri.. Kız çocuktan hoşlanmaya başlasa da çaktıramıyor, çocuksa onu her gördüğünde Jung Suh’yu hatırlayıp kahrolsa da yanından ayrılamıyor bir türlü.. Bir de gamzeli gamzeli gülüşü yok mu..

– İkilinin her şeye rağmen evlenmesi.. Diziyi izleyenler bu her şeyin neler olduğunu bilir, ah hele düğünleri.. Gelin damat resimleri de nasıl güzeldi..

– Tae Hwa’nın yaptığı son resim: Cennete giden merdiven.. O resmin yapılma amacı falan da düşünülünce iyice değerleniyor insanın gözünde. Hele o cadı üvey annenin yaptıkları.. İnsana saç baş yolduran cinsten bir kadındı o da, pislükkk!!


– Çiftimiz evlendikten sonra eve geldikleri sahne bir de. Ev bomboştu, karısının zorluk çekmemesi için hiçbir eşya almamıştı Song Ju.. Ve ona: “Seninle birlikte döşeyeceğiz bu evi..” diyordu. Kızı öyle çok seviyordu ve düşünüyordu yani..

– Ve elbette son sahne.. Zaten son üç bölümde gittikçe dramlaşan diziyi sona erdiren o son sahne de unutulamayacak cinsten.. İkilinin konuşmaları falan çok çok feciydi..

Daha da çook sahneler vardı aklımda ama diziyi izleyeli gerçekten çok zaman oldu unutmuş da olabilirim.. Bu kadar kaliteli ve samimi bir dram gerçekten göremedim ben (Misa hariç elbette). Ölümcül hastalıklar da, hafıza kayıpları da öyle güzel işlenmiş ki insan tüm karakterlerin acılarını paylaşabiliyor, diziyi izledikten sonra bogoshipda’yı her dinlememde gözlerimin dolması da bu samimiyetin bir göstergesi zaten..

Bogoshipda demişken bu şahane şarkıdan da bahsetmeden geçmeyeyim. Bogoshipda Kore’de belki de tüm şarkıcıların söylediği, her radyo programında, canlı yayında en az bir kez söylenen tek OST sanırım, söylemeyen kimse görmedim ben. Kim Bum Soo gerçekten iyi bir şarkıcı. Ve bu şarkı gelmiş geçmiş en romantik en duygusal OST gerçekten.. Yazımı da bu güzel şarkı ile bitirmiş olayım, herkese iyi dinlemeler 🙂

Reklamlar

Heartstrings: Yong Hwa aşkına^^

“Heartstrings”, “You Have Fallen For Me” ya da “Festival”.. Dizinin o kadar çok adı var ki hangisini yazacağını şaşırıyor insan, ama Heartstrings adını sevdim ben.. Bloğumu takip edenler bilir çok uzun zamandır bekliyordum bu diziyi, Yong Hwa’nın yeni bir dizide oynayacağını duyduğumda gerçekten çok sevinmiştim çünkü kendisi albüm çalışmaları yüzünden aktörlüğe çok sıcak bakamıyor maalesef..

Dizi daha yayınlanmadan afişleri, müzikleri, teaserları ile dikkat çekmeyi başardı zaten. Bir dizinin afişleri ancak bu kadar güzel olabilir, o renkler, mekanlar, kıyafetler, ışık.. Fotoğrafçı kişi harika bir iş çıkarmış kısaca.. Yong Hwa’yı doya doya izleyebilme fırsatı buldum bu dizide sonunda, You Are Beautiful’da onun sahnelerini dört gözle beklemekten bir hal olmuştum çünkü 🙂 Bu açıdan bu dizi şahane bir fırsat oldu benim için, ama.. Ah bu amalar yok mu? Yazacağım çok şey var gerçekten, şöyle bir sıralayayım bakalım neler gözüme çarpmıştı Heartstrings’te:

(SPOILER ALERT!)

– Öncelikle diziyi izletecek o kadar çok etmen var ki insan ne olursa olsun son bölüme kadar bırakamıyor. Çocuklar çok yakışıklı ve tatlı, kızlar güzel, gittikleri okul nasıl bir okuldur öyle cennet gibi bir ormanın içinde, tam aşk yaşanacak mekan yani 🙂 Park Shin Hye’nin o muhteşem saçları, mükemmel kıyafetleri.. The Greatest Love‘daki Go Ae Jung felaketinden sonra bu son moda kıyafetler iyi geldi bana, kızın eteklerine bayıldım 🙂 Shin’in (Jung Yong Hwa) o kırmızı, mavi, sarı kazaklarından, hırkalarından bahsetmiyorum bile.. Ufff diyorum sadece 🙂

– Liseler arası senaryo yarışmasından çıksa ancak bu kadar acemi olabilirdi bir senaryo. Senaryoda neden sonuç ilişkisi diye bir şey yok. Hikaye yazanlar az çok bilirler, ilk bölümdeki olaylar son bölümü etkiler ya da tam tersi son bölümdeki olaylar ilk bölümden ipuçlarıyla sezdirilir okuyucuya. Bu dizide böyle şeylerden eser yoktu, dizide sebepsizce bir olay başlıyor ve aynı anlamsızlıkla diziden çıkıyor. Ne oldu diye kalıyor insan sonra, bu neydi şimdi?

– Mesela Shin’in babası diziye neden girdi, neden çıktı, onun diziye girmesi dizide neyi etkiledi? Shin’i mi, ailesini mi? Hiçbirini.. Havada kalan olaylardan biri oldu bu da.. Ayrıca bu çocuktaki nasıl bir soğukkanlılıktır babasını buldu yıllar sonra ama en ufak bir tepki yok, şaşkınlık, kızgınlık, merhamet, nefret?

– Kore dizilerindeki ikinci kız ve oğlan karakterlerine hep gıcık olurdum ama onlara da gerek varmış kardeşim! Bu dizideki ikinci karakter eksikliği bana bunu gösterdi. Böyle sıkıcı yavan bir ilişkileri oldu Shin ve Kyu Won’un (Park Shin Hye). Ne bileyim şöyle mükemmel bir ikinci adam olur, ya da cadı bir kız, entrika falan giderdi dizi, olmadı anacıım yok 🙂

– Bu Shin Kyu Won’a ne ara aşık oldu bilen var mı? Ya ben kaçırdım o kısmı ya da o süreç yok ortada.. Çocuk kızdan nefret ediyordu, kız kaza geçirdikten sonra onun için endişelenmeye başladı. Tamam! Bunlar kırk yıllık sevgili oldular sonra.. Bir de o ilanı aşk kısmını azıcık gösterir insan, ne konuştular da çıkmaya başladılar belli değil..

– Ve Kyu Won’un o soğuk tavırları beni çıldırttı. Çocuk kıza birden sırılsıklam aşık olunca ilgi gösteriyor, üzerine titriyor falan, ama kız tam bir buzdolabıydı..  Çocuğun hiçbir jestine, sürprizine doğru dürüst bir karşılık vermedi. Fazla yapışkan Go Mi Nam rolünden sonra yine ayarı tutturamadı bu kız 🙂

– O Gi Young kimdi, diziye neden girdi?  Çocuk bayağı yakışıklıydı, ideal bir ikinci çocuktu kısacası ama amaçsız bir karaktere dönüştü nedense.. Ben hep Kyu Won baş rol olacak müzikalde ve bu ikili yakınlaşacak diye düşünmüştüm, olmadı.. Dizinin başında kızın imaları yüzünden bu çocukla Han Hui Joo’nun eski sevgili falan olduğunu düşünmüştüm, o da değilmiş.. Ve bir diğer soru: Çocuğun geçen seneki performansı kaçırmasına neden olan sahne korkusu nasıl hemencecik uçup gidebildi? Bu kadar kolay mıydı? Bir sürü soru var işte böyle..

– Bence diziye verilecek en güzel isim başta konmuş zaten: Festival.. Çünkü dizi baştan sona 100. Yıl Festivali’ni anlatıyor, festival seçmeleri, yaşanan zorluklar falan filan.. Shin – Kyu Won aşkı bu konudan kalan zamanlarda işlenen yan olaylardan biri olmuş adeta.. Bir ara festival kusacaktım, dizinin sonuna kadar sürmedi iyi ki, gerçi daha kötüsü oldu da neyse 🙂

– Kyu Won’un babasıyla Shin’in annesinin ilişkileri meselesi var bir de.. Bu ikili eskiden sevgililermiş, yine bir araya gelecekler sandım ben, hatta böyle bir karmaşa, entrika ortaya çıkacak diye düşünmüştüm ama olmadı bu da.. İkili o kadar ortada göründükten sonra aralarında hiçbir şey olmadı ve bu konu da diziden bağımsız biçimde oldu da bittiye geldi.. Çiftimizin ailesinin geçmişi hakkında bir şeyler göreceğiz sandık 15 bölüm boyunca ama en ufak bir değişiklik olmadı dizinin gidişatında.. Bu da havada kaldı kısacası..

– Ve Kang Min Hyuk.. Diziye renk katan tatlı ötesi insan evladı.. Hani bir insan bu kadar mı şirin olur? Jeremy’i çoktan tahtından etti bence 🙂 Ama  şu cadı kız Hui Joo ile olan ilişkisi de çok havada kaldı bence. Kız bu çocuğu seviyor muydu yine öyle oyalanıyor muydu hala anlamadım ben dizinin sonunda. Bir de dizinin başında Kyu Won’un şu çok sırıtan arkadaşı Bo Un bu çocuğa bayağı yazıyordu değil mi? İnsan bir hoşlanır aşk acısı çeker falan, yok yani her olay gibi o da öylece kesildi.. Tüm bunlar bir yana Min Hyuk şahaneydi diyorum sadece, C.N Blue üyesi olarak da çok seviyordum kendisini zaten, sevgim katmerlendi 🙂 Bu arada dizide söylediği “Star” şarkısı bir harikaydı, çocuğun sesi ne kadar güzel öyle, baterist olması büyük bir kayıp bence..

– The Stupid grubunun elemanlarından birinin Oh Won Bin olduğunu gördüğümde nasıl şaşırdım anlatamam, misafir falan değil bayağı bayağı dizideydi çocuk. Ama maalesef daha sonra repliksiz bir eleman olduğunu anlayınca hayallerim suya düştü. Onun da bir aşk hikayesi falan olasaydı ne güzel olurdu, Muscle Girl‘de bile daha çok izledim kendisini. Neyse en azından dizi sektörüne ufak da olsa bir adım attı, ileride replikli yan rollere hatta esas oğlan rollerine geçmesi dileğiyle diyorum 🙂 Bu arada Hallyu star saçı sana hiç gitmemiş Wonbin, eski uzun saçlı hallerine döner misin hemen 🙂

– Dizinin sonu hakkında yorum bile yapamıyorum, gerçekten çok saçmaydı. Ufacık bir burkulma sonucunda Shin hem ameliyat oldu hem de bir yıl sonra bile bileği acımaya devam ediyordu. Bari çocuk bir trafik kazası falan geçirseydi de daha inandırıcı olsaydı bu gitar çalamama hadisesi. Tabi olayların Kyu Won’dan gizlenmesi gerekti ondan böyle saçma bir ameliyat sebebi koymuş olabilirler diziye. Ve çocuğun tek bir cümlesiyle kızın koşa koşa İngiltere’ye gitmesi.. İnsan bir daha konuşur, gitmez, inanmaz falan.. Diziyi bir an önce bitirebilmek için hızla geçmişler böyle detayları.. Bir yıl sonra da Kyu Won deli gibi meşhur oldu.. Çok hayali, çok masalsı şeyler bunlar.. O kazulet dansıyla kızı havada kaptılar nedense, oysa 100 Yıl Müzikal’inde asıl Hui Joo çabalamıştı, kız neler yaptı, sadece şarkı söyleyemedi.. Şansı fazla açıktı Kyu Won’un kısaca..

Dizide öyle bayıldığım vurucu bir sahne yoktu maalesef 😦 Ama sevdiğim birkaç kısım var, onları da yazmadan geçmeyeyim:

– Müzikalden atıldığı için kayıplara karışıp bir köşede ağlayan Kyu Won’u bula-lamayan Shin’in ona okulda şarkı söylediği sahne.. Şarkıda “Ağlama, her şey geçecek..” tarzında sözler vardı, çok çok güzeldi.. Kız da ağlarken gülümsemeye başladı birden gözyaşları içinde. Mükemmel bir jestti bence, ama kız bu olayı da soğukkanlılıkla karşılamayı başardı, çocuğun boynuna bile sarılmadı.. Uyuzz! Vee.. Shin’in söylediği bu şarkı dizinin OST albümünde yok, diziden alınan kısım elimizde sadece.. Çok yazık ama 😦 işte o mükemmel şarkı;

– 100. Yıl Müzikal’inde sahneye çıkamayan Kyu Won’un sahne arkasında şarkı söylerken ağlaması, sahnede playback yapan Hui Joo’nun da aynı anda ağlaması gerçekten hüzünlü, hoş bir sahne olmuştu. Hele sonra Shin’in “Benim için gerçek başrol sensin..” demesi.. Bu çocuğa bu tatlı aşık rolleri çok yakışıyor yaa 🙂

– Kyu Won ile Shin’in yıl atladıktan sonra ilk kez buluştuğu sahne.. Evet ortada gerçek bir aşk olmadığı için bu sahne de çok etkileyici değildi kabul ediyorum ama Hong Gi’nin o muhteşem sesi etkiledi beni sanırım, “Cross and Change” albümündeki en güzel şarkılardan biri olan “Even It is Not Necessary” şarkısı çalıyordu bu sahnede, çok çok sevdim 🙂

Dizide eksiklikler ve boşluklar çok fazla olsa da ben izlediğime pişman olmadım, hatta bir kez daha bile izleyebilirim 🙂 Heartstrings benim için Yong Hwa’yı doya doya izleyebileceğim bir dizi oldu sadece, ha bir de Min Hyuk var, o da izleme sebebi olabilecek kadar tatlı 🙂 Umarım Yong Hwa dizi faslına yine iki üç yıl ara vermez ve daha iyi yapımlarda yine karşımıza çıkar.. Yine tatlı aşık rolüne girer mi bilmiyorum tabi, iyi bir aktör olması için değişik karakterlere bürünmesi gerekiyor ama ben bu rolü ona çok yakıştırıyorum.. Neyse, yazımı dizinin mükemmel şarkılarından biriyle bitiriyorum, iyi dinlemeler 🙂

Not: Resimler http://www.koreanturk.com ve http://www.soompi.com adreslerinden alınmıştır.

%d blogcu bunu beğendi: