Blog Arşivleri

Turn Left Turn Right: Bana bir mucize veremez misin?

Bu filmi La Fea, Astrea, Winpohu gibi birçok arkadaşımın bloglarında okumuş çok merak etmiştim.. Ama uzun zaman izlemedim, malum Kore ve Japon filmleri dışında Uzak doğu filmleri izlemiyorum pek, Çince çok itici geliyor bana.. Ama bu film izlenirmiş gerçekten, her dilde izlemeye değer yani..

Bazı filmler vardır hani dinlendirir insanı, bittiğinde “Aa niye bitti ki şimdi?” der insan dudaklarını büküp.. Turn Left Turn Right da öyle bir film işte.. İzlerken dinlendim resmen, tüm sinirim sıkıntım yok oldu, uçtu gitti 🙂

Filmin konusundan bahsedeyim önce, film karakterlerimizin ismi filmde mevcut değil, yani mevcutsa da ben kaçırmışımdır ama isimlerini hiç duymadım.. Karakterlerimizden biri meslektaşım çevirmen, diğeri de kemancı.. İkisi de yaptıkları işi çok seven ama bir türlü iş bulamayan şanssız kimselerden.. Paralel hayat kavramına inanır mısınız bilmiyorum ama kahramanlarımız da paralel hayatlar yaşıyorlar, yani yaşamlarının tüm seyri aynı çizgide gidiyor, hep aynı şeyleri yaşıyorlar, aynı sokaktan aynı anda geçiyorlar.. Fakat bir türlü karşılaşamıyorlar, çünkü biri sağa gidiyor biri sola 😦

Filmi baştan sona çok sevdim, ana karakterlerin o ağırbaşlı, sakin hallerinin tam tersi ikiliden hoşlanan doktor ve garson karakterlerinin o tuhaf, heyecanlı, komik hareketleri filme ayrı bir hava vermişti. Özellikle garson kızımızın bağıra çağıra Çince konuşması beni benden aldı, başka bir film olsa tahammül edemezdim sanırım 🙂

Şimdi filmden sevdiğim birkaç sahneden bahsetmek istiyorum^^

Spoiler Alert!!!

Öncelikle kemancı başımın tacı sen nasıl tatlı bir insansın ya..Takeshi Kaneshiro’nun  bu kadar yakışıklı olmasının nedeni bir taraftan Japon olmasından kaynaklanıyor sanırım 🙂  (Detaylı bilgi için buyrunuz 🙂 ) Filmdeki sessiz, romantik hallerine bayıldım, kızın kağıtları suya düştüğünde paçalarını kıvırıp hemen suya girmesi falan çok tatlıydı. Bu tatlı halleriyle daha sonra garson kızımızı bile reddedemedi onca zaman, sanatçı ruhlu insan işte 🙂

Çevirmen kızımızın korku romanları çevirdiğinde korkudan ölmesi de komikti, onu anladım.. Ben de tıbbi metinler çevirdiğimde hasta olurum mesela, insan etkileniyor.. Korku romanı çevirsem korkar mıyım merak ettim şimdi 🙂

İkilinin ellerindeki bozulmuş telefon numaralarıyla bile aynı yerleri aramalarına bayıldım, insan “Bu kadar da olmaz” diyor izleyince.. Hele Fast Food 88’i de aynı anda arayıp aynı şeyleri sipariş etmeleri 🙂

Film boyunca birbirlerini okul numaralarıyla anmaları da çok tatlıydı. Böyle isimsiz karakterlerin olduğu filmler bana hep gizemli gelir, mesela My Sassy Girl.. Oradaki kızın ismi neden yok hala anlamış değilim.. Neyse çiftimiz her yanlış numarada “73…. orada mı” diye soruyordu. Gizli ajan gibi aradılar birbirlerini 🙂

Kızın her resminde birkaç adım ötede çocuğun da olması çok ilginçti.. Kızın rastgele çekilen resimlerinde istisnasız bu çocuğun olması filmdeki diğer karakterleri bile korkuttu, insan böyle bir şey olabilir mi diye sormadan duramıyor kendine..

Doktor ve garsonun kendi numaraları diye çiftimize birbirlerinin numaralarını vermeleri de çok acımasızdı.. Hele ikilinin telesekreter kaydını dinlediklerinde sokaklara çıkıp bağıra çağıra birbirlerini aramaları, ağlaya ağlaya.. İnsan kafayı yiyebilir, biri var, hep yanında, belki ruh eşin, ama onunla hiç karşılaşamıyorsun.. Lanet gibi bir şey yani..

Vee filmin sonu.. Bir son ancak bu kadar güzel olabilirdi.. Tam ikilinin bir mucize beklediği o saniyelerde o mucizenin gerçekleşmesi harikaydı.. Öyle ki çiftimizin birbirlerini bulmak adına son umutlarının da sönmekte olduğu dakikalarda şu cümle dökülmüştü çocuğun ağzından: ”Bana bir mucize veremez misin? Ne kadar içten dilemiş kızı bulmayı demek ki..  Ki bu çift de ancak doğaüstü bir nedenden dolayı kavuşabilirlerdi zaten, daha kolayını ummuyordum ben de 🙂

Daha fazla anlatmıyorum, izlemeyenler hemen izlemeli bu filmi.. Tavsiye eden arkadaşlara da buradan teşekkür ediyorum, herkese iyi seyirler^^

%d blogcu bunu beğendi: