Blog Arşivleri

Scent Of A Woman: Hayat Ertelenecek Kadar Uzun Mu?

Çıktığı günden beri gözüm vardı bu dizide. “Şu alt yazıları tamamlansın da izleyeyim” deyip duruyordum. Malum tek başıma izlemediğim ve İngilizce altyazıları çevirmekten nefret ettiğim için bu bekleyiş sürecine girmek zorunda kaldım. Ama bu altyazılar ideal sevgili gibi bir türlü gelmek bilmedi:/ Geçenlerde tekrar baktım yine olduğu yerde sayıyor.. Ufak bir araştırmadan sonra bir iki sitede dizinin tamamlandığını görüp hemen başladım 🙂

Uzuuun Ramazan gecelerinde twitter muhabbetlerinde adı geçiyordu Scent of a Woman’ın.. Herkes meşhur tango sahnesinden Wookie’nin tatlılığından bahsedip beni meraktan çatlatıyordu, ama haklılarmış yaa.. Lee Dong Wook’u My Girl’de de severdim ama burada ayrı bir mest etti beni, derdime dert ekledi kerata.. Senin gibi adamlar nerede diye isyeeeeannnn ettirdi.. Halil Sezai’ye çevirdi beni 🙂

Ayy yorumlara başladım hemen neyse dizinin konusundan bahsedip dedikoduya devam edelim kardeşler.. Konumuz aslında benim hiç ama hiç sevmediğim bir konu, hatta bir dizide bu konu varsa koşarak uzaklaşıyorum o kadar yani.. Ölümcül hastalıklardan bahsediyorum elbette. Esas kızımız Lee Yeon Jae yıllardır aynı turizm şirketinde çalışan, korktuğu için kendisine yapılan zorbalıklara, haksızlıklara ses çıkaramayan 34 yaşında bir kızcağızdır.. Bir gün şirkete gelen başkanın oğlunu görür ve bir anda aşık olur. Kang Ji Wook uzun, yakışıklı, kültürlü vs. vs. hayallerdeki oppadır kısacası.. Ama.. Kızımız bir kaza nedeniyle tesadüfen gittiği hastanede safra kesesi kanseri olduğunu öğrenir. Hem de bunu odunluğuyla ünlü ilkokul arkadaşı Cha Eun Suk haber verir ona.. Ve Yeon Jae kendi hayatında bir devrim yapıp hesaplarındaki tüm parayı çeker ve bastığı gibi hayallerini süsleyen Okinawa’ya gider.. İş için aynı şekilde Okinawa’da olan Ji Wook ile tanışacaklar ve olaylar gelişecektir..

Dizinin ilk 13 bölümünü şuradan kalanını ise şuradan izleyebilirsiniz.. Herkese iyi seyirler^^

SPOILER!!!

Kim Sun Ah’yı ilk kez bu dizide izledim ben, çok hoş kadın, oyunculuğu çok iyi, sevdim yani.. Kanser temalı olmasına rağmen dram olmak için kasmayan bir dizide oynamak kolay değildir bence, iyi kalktı altından..

Dizi hakkındaki genel yorumuma gelirsek 1-10 arası kesinlikle mü-kem-mel-di! Ayıla bayıla izledim, entrika, yalan dolan yoktu.. Aşık olmak isteyen iki insanın aşkı vardı sadece.. 10-16 arası yani Ji Wook’un her şeyi öğrendiği bölümler ise daha dramdı, daha hüzünlüydü, biraz daha yavaştı.. Yine de çok güzeldi, neden böyle oldu dedirtmedi yani..

Okinawa bölümleri bir harikaydı, çok eğlendim onları izlerken.. Kızın sapık gibi adamı takip ettiği sahnelerde falan çok güldüm 🙂 Teknede kızı rehber sandığı sahne de çok komikti, kız tam ona “Ben rehber değilim” diyecekken adamın en cool haliyle dönmesi çok hoştu, kız donakaldı.. Ahh Wookie yaa 🙂

Vee kızın en üzgün en mutsuz haldeyken sahildeki o adamla yaptığı tango. Off of.. Hiç tanımadığı, dilini bile bilmediği bir adamla tüm acılarını paylaşması, adamın da tüm bunlara rağmen onu anlaması.. Çok çok güzeldi.. Hele o fondaki tango müziğiyle birlikte nasıl güzel olmasın? Bu müziği Al Pacino’nun Kadın Kokusu’nda duymuştum ilk kez. Orada da adam ölmeden önceki son tangosunu yapmıştı bu müzikle. Yeon Jae de “Yaşamak istiyorum” diye haykırdı dans ederken. Bu müzik ölümü hatırlatıyor bana bu yüzden, dinlerken bile kötü oluyorum..

Zaten tangoyu çok severdim bu diziyle hastası oldum denebilir. Ji Wook ile kızın tango sahneleri ne güzeldi.. Derslerdeki tango provalarında konuşmadan sadece dans ederek anlaşmaları.. Vee o meşhur tango sahnesi.. Bir dans ancak bu kadar tutkuyla yapılabilir.. Bayıldımm!!!  Muhteşemdi..

Bu dizi sayesinde JYJ Junsu’yu da tanımış oldum. Ft Island hariç pek bi pop grubu dinlemediğim için çoğundan bihaberim.. Ama Jun Suh çok tatlıymış yaa, o ses tonu falan ne tatlı, pamuk gibi bi şey.. Al içine sok öyle yani 🙂 Fan Meeting çok güzeldi yaa, Junsu kıza şarkı söyledi off of.. Ben hayal ediyorum da, karşımda Hong Gi yemekteyiz, telefonumu eline alıp şarkı söylemeye başlıyor! Cidden bayılırım herhalde, rezil olurum çocuğa aman aman 🙂 Hayal etmek bile insanı heyecanlandırıyor yaa 🙂

Lee Dong Wook’u acemi aşık hallerinde görmek ne güzelmiş yaa. My Girl’de çok cooldu, çok kendini beğenmişti, ama burada bildiğiniz tatlı romantik aşık olmuş kuzu yaa.. Kız arayıp ona uğrayacağını söylüyor çocuk panikten ne yapacağını şaşırıyor.. Şaşkın şey 🙂  Bir de kıza ilanı aşk ederken kulağına Junsu’yu taktı ya, hani bu kadar da olmaz dedirtti, sen insan mı dedirtti, dedirtti de dedirtti 🙂 Ha bir de duş sahnesinden bahsedeyim unutmadan, sevgili senaristler yönetmenler bir harikasınız siz! Bu sahnelerin devamını diliyor, hatta biraz daha uzatılmasını talep ediyoruz 🙂 Çocuk acayipti kısacası 🙂

Yüzük meselesi de dizinin olmazsa olmazı.. Epey bi gündemi işgal etti çünkü.. Ama Ji Wook hem kızların hem izleyenlerin kalbini fethetti yüzük meselesinde. Adamla konuşmak için taaa Sidney’e gitti düşünsenize! Bir de yüzükçü öldü deyip adamı kandırması çok hoştu 🙂 Tekrar haykırıyorum senin gibi adamlar nerede kuzum, haremimin gözdesi söyle ha nerede 🙂

Kızın adama çıkma teklif etmesi de çok güzeldi.. Diğer Kore dizilerindeki gibi evinde oturup depresyona girmedi esas kızımız.. Eski Yeon Jae’nin aksine, olduğundan bile fazla cesur davrandı. İnsanın önünde sayılı günlerin kaldığını bilmesi böyle bir şey demek ki.. Her istediğini yapma cesaretini kendinde buluyorsun, hiçbir şeyden çekinmiyorsun korkmuyorsun.. Güzel bi his olmalı her şeye rağmen..

Yeon Jae’nin yapılacaklar listesindeki her şeyi yapması çok güzel oldu. Gerçek hayatta böyle bir şey imkansız olsa da dizide bunu başarabilmesine sevindim. O listeyi görünce bile insanın aklına neler geliyor? Benim 3 ayımın olmadığı ne malum.. Ben neden böyle bir liste yapmıyorum? Neden hep erteliyorum? Hayat ertelenecek kadar uzun mu? Değil işte, sorunda bu aslında..

Gelelim dizinin sonuna.. Bir kanser dizisi ölümsüz bitti, bu bir ilk olmalı. Dizi burada da farkını gösterdi, sırf seyirciyi ağlatmayı amaçlamadığını göstermiş oldu.. İnsan sevgiyle, aşkla iyileşebilir belki de.. Belki de tüm bu hastalıklar biraz da sevgisizlikten bu kadar yaygın.. Kısaca dizinin sonunu beğendim, 6 ay ömrünün kaldığını düşünen Yeon Jae 7 aydır yaşadığını söyledi. Ölmemesi çok güzel oldu.. Ama ben doktorların bahsettiği o yeni ilaç tedavisinin mucizevi bir şekilde kızı iyileştireceğini düşünmüştüm ama mucizeler öyle bir anda gerçekleşmiyor maalesef. Tedavi sonundaki süreci göremedik dizi bittiği için. Ben yine de kızın iyileşmiş olduğuna inanmak istiyorum..

Benden bu kadar.. Hepinize tango gibi tutkulu, aşk dolu günler diliyorum..

2011’den Geriye Kalanlar..

Selamlar^^ Yine yeni ve şahane bir mim yazısıyla daha bloğuma giriş yapmış bulunmaktayım 🙂 Sevgili Hikaru şu yazısında beni mimlemişti, ben de bu tembellikle anca yazabildim 🙂 Neyse başlamak bitirmenin yarısıdır diyor ve yazıya başlıyorum.. Öncelikle konumuz 2011’in enleri.. Bakalım geçen seneden aklımızda neler kalmış 🙂

Yılın Amerikan Dizisi: Çok fazla Amerikan dizisi takip ettiğimi söyleyemem aslında, ama bu yıl da severek izlediğim, her bölümünde katıla katıla güldüğüm “Two and a Half Men”i es geçemeyeceğim. Bu sezon Charlie öldüğü için dizinin tadı kaçar diye düşünmüştüm ama hiç öyle olmadı. Tabi bunda Ashton Kutcher‘ın payı büyük elbette 🙂 Öyle tatlı, saf, sempatik bir karakterle girdi ki diziye onu sevmemek mümkün değil..

Yılın Uzakdoğu Dizisi: Kesinlikle “Secret Garden”.. Oyunculuklar, konu, mekanlar, Hyun Bin, uri Oska.. Ve daha bir  sürü şey bu diziye bağımlı yapabilir insanı.. Bir de şarkıları yok mu? Oyy dinledikçe tekrar izleme isteği uyandırıyor insanda..

Yılın Amerikan Filmi: Bu sene iyi filmler çıktı gerçekten, şimdi düşündüğümde çoğu aklıma gelmiyor hatta.. Harry Potter, The Limitless, Pirates of the Caribbean, The Help gibi şahane filmlerdi hepsi de.. Tabi Super 8 gibi saçma sapan filmler de olmadı değil.. (Bu filme nasıl para verip de gittim hala anlamıyorum, yarısına kadar zor dayanmıştım:/ ) Ben yılın filmi olarak “Sherlock Holmes: A Game of Shadows“u seçiyorum. Konusu düşündüğüm kadar ilgi çekici olmasa da tam bir görsel şölendi bu film benim için.. Ortaçağ Avrupası’nı baştan sona gezmek, o gotik havayı tatmak istiyorsanız bu filmi kaçırmayın derim..

Yılın En İyi Erkek Oyuncusu: 2010 yılının en iyi erkek oyuncusundan bahsetseydik kesinlikle Leonardo Di Caprio derdim.. Shutter Island‘dan sonra Inception ile ona olan hayranlığın kat ve kat arttı.. Ama daha yakın dönemden bir aktör seçmem gerektiği için Asya kıtasına rotamı çevirip ödülümü Hyun Bin‘e veriyorum!! İşin aslı Hyun Bin’in seyrettiğim tek dizisi Secret Garden ama sadece orada bile beni kendisine hayran bırakmayı başardı.. Gel tezkeree!! diye bağırarak diğer kategoriye geçiyorum 🙂

Yılın En İyi Kadın Oyuncusu: Han Hyo Joo diyorum.. Only You‘daki oyunculuğuna bittim, üstelik de çok hoş hatun.. Tü tü maşallah 🙂 Shining Inheritance‘da her ne kadar beni deli etmiş olsa da ajusshimizin filminde kendisini affettirdi 🙂

Yılın Kitabı: Bu mim vasıtasıyla son zamanlarda okuduğum en güzel kitabı sizlerle paylaşmak istiyorum. Kitap 2011 yılının değil ama o kadar güzel ki anlatmadan geçemeceğim.. Kate Ross imzalı Müzik Şeytanı‘nın konusu şöyle:

İtalya’da Como Gölü kıyısında, sislerle kaplı bir villada, İtalyan bir soylu beyefendi, genç bir İngiliz tenoru eğiterek sahnelere hazırlamaktadır. Villadaki kısa birliktelikleri, içlerinden birinin vahşice öldürülmesi ötekisinin de ortadan kaybolmasıyla sona erer.

Ve sahneye, Kate Ross’un ünlü dedektif karakteri Julian Kestrel girer. Eskiden kapkaççılık yapan yardımcısı Dipper ile Avrupa turu yapan Julian Kestrel, bu cinayet olayı ile yakından ilgilenir. Şüpheliler arasında eşini aşığıyla terk etmiş bir kadın, İtalya’daki Avusturya yanlısı yetkililere tepki duyan liberal bir soylu, alaycı bir Fransız beyefendi ve Kestrel’in düşlerini de süsleyen güzel ve çekici bir kadın bulunmaktadır. Kestrel kendisini kısa bir sürede, Avusturya karşıtı gizli Carbonari ajanları ve onların karşısında duran Avusturya polislerinin arasında bulur. Fakat tüm bu anlaşılmaz olayların ortasında, yalnızca ‘Orfeo’ olarak bilinen gizemli bir tenor bulunmaktadır. Orfeo gizli bir ajan mıydı? Gözüpek bir serüven tutkunu muydu? Yoksa kıskanç bir aşık mı?

(Alıntı: http://www.idefix.com)

Kısaca bu kitap okuduğum en iyi dedektif romanlarından biri, üstelik de anlattığı dönemi harika bir biçimde betimliyor.. Şatolar , derebeyleri, tenorlar.. Uff uf 🙂

Vazgeçilmezler: Benim için bu yılın ilk vazgeçilmezi bilin nedir? Tabii ki Ft Island!! 2011 yılında da onları dinlemekten vazgeçmedim, onlar da kaliteli müzik yapmaktan vazgeçmediler.. Özellikle Return albümleri ve o albümün çıkış parçası Hello Hello bu yılın favorisiydi benim için.. Kısaca Lee Hong Gi denen kadife sesli varlık bu sene de ağrılarımı dindirdi, dertlerime ortak oldu falan filan işte 🙂 Tatlı şey^^

– Bu senenin vazgeçilmez aktörü de Lee Dong Wook oldu benim için.. “Scent of a Woman”ı daha yeni izledim ve diziyi, Wookie’yi, tatlı karakterini çok sevdim. Bu adam daha uzun yıllar vazgeçilmezim olacak biliyorum..

-Kitap dünyasının vazgeçilmezi de yine Joanne Harris oldu benim için.. En son “Kıyıdakiler” isimli kitabını aldım ve okumak için sabırsızlanıyorum.. En sevdiğim kitabı olan “Beş Dilim Portakal” yazım için buyrunuz..

Profesyonel isimli şahane tiyatro oyunu 2011’de de tek favorim oldu.. Bu oyunu defalarca kez izledim ve her izlememde aynı zevki aldım.. Açılay gibi: “Oyunculuğuna, yüreğine, mizahına sağlık Bülent Emin Yarar ve Yetkin Dikinciler” demek istiyorum.. Ayrıca oyunun yazarı Duşan Kovaçeviç‘in “Bir İntiharın Genel Provası” isimli oyunu da en az Profesyonel kadar güzeldi, tavsiyemdir..

Tutunamayanlar: Tutunamayanlar konusunda Hikaru ile birebir aynı fikirlere sahibim. “Heartstrings” benim için yılın tutunamayanıydı. Haremimin ilk 3’ünde olan, bi tanecik Yong Hwa için anca izleyebildim, böyle acemi, böyle amatör bir senaryo ile daha önce çok az karşılaşmıştım.. Neyse sıradaki dizisi böyle olmayacak, ben inanıyorum 🙂

 “Flower Boy Ramyun Shop” da benim için pek tutunamayanlardan oldu.. Her türlü sosyal paylaşım sitesindeki ölümüne övgülerden sonra izlemeye başladığım için böyle düşünüyor olabilirim. İlk 6-7 bölümü oldukça iyiydi ama sonrası beni çok sıktı, oyuncular için izlenir ama.. Hele direk oyy direk 🙂

Benden bu kadar.. Birkaç gün sonra Mart ayına gireceğimiz için bu mimi burada sonlandırıyorum, artık 2012 yılının unutulmazlarına odaklanalım değil mi 🙂 Umarım sıkmamışımdır, herkese mutlu günler diliyorum..

%d blogcu bunu beğendi: