Blog Arşivleri

Ditto, Flower Boy Ramyun Shop, Perhaps Love..

Selamlar^^ Epeydir bloğa giremiyorum, blog bile okuyamıyorum hatta. Ama bugün ne yapıp edip bilgisayarın başına oturdum.. Hazır dün gece “Perhaps Love’ı izlemişken sıcağı sıcağına yazayım dedim. Tabi ondan önce aklımda kaldığı kadarıyla bahsetmek istediğim birkaç şey daha var. Buyrun o zaman 🙂

DİTTO / DONGGAM

Bu filmi Makino’nun yazısında görüp hemen indirmiştim, bekliyordu bilgisayarda. Geçen hafta izledim sonunda. Konusundan birazcık bahsedeyim sonra yorumlarıma geçerim.

Yoon kendi halinde bir öğrencidir. Bu arada yıl 1979. Kızımız Donghee isimli sunbae’sine platonik olarak aşıktır. Bir gün bir şekilde eline bozuk bir radyo geçer ve bu radyodan gelen çağrıya cevap verir. Ama ortada bir tuhaflık vardır, kıza çağrıyı gönderen Ji In 2000 yılında yaşamaktadır..

Daha fazla bir şey yazmayayım, izlemeyenler hemen filmi indirmeli. Konusu çok sıradışı, şiirsel anlatımı insanı ekrana kilitliyor adeta. Bir de başrolde biricik Woo Jin’imiz Yoo Ji Tae var. Of of of 🙂

SPOILER!

Filmde Ha Ji Won ile karşılaştığımda önce şaşırdım, benzetiyor muyum dedim ama gerçekten de oydu. O kadar genç ki tanıması güç.. Yalnız bu kadında kaliteli film dedektörü mü var nedir nerede iyi bir yapım varsa içinden o çıkıveriyor.. Bu filmde de karakterini sevdim ben, doğasında var olan o iticiliği de görmezden gelince sevebiliyor insan bu kızı 🙂

Sonu hakkında acayip fikirlerim vardı izlerken ama beklediğim gibi bitti. Sonuçta naif, romantik bir film bu. Benim bilim kurgu senaryolarım pek gitmezdi ona yani. Ben kız sunbae’sini bırakmayacak, sunbae ve kızın arkadaşı evlenemeyecek ve bir gün Ji In ortadan kaybolacak gibi tuhaf senaryolar üretmiştim ama olmadı 😦 Back to the Future’ı fazla izledim sanırım 🙂

FLOWER BOY RAMYUN SHOP

Bu diziyi izleyeli de aylar oldu diyebilirim. Aklımda kaldığı kadarıyla birkaç bir şey yazmadan gitmeyeyim. Konuyu çoğumuz biliyoruz. Kendini beğenmiş lise veledi Cha Chi Soo, bir türlü atanamayan şanssız öğretmen Yang Eun Bi ve eski patronuna verdiği sözü tutmak için geri dönen güzel insan Choi Kang Hyuk’un komik hikayesi şeklinde kısa bir açıklama yapıp yorumlarıma geçeyim 🙂

SPOILER!

FBRS’u twitter’da facebook’ta ve her türlü sosyal paylaşım ortamında sık sık gördüğüm için merak edip izledim. Ama tavsiyelere o kadar bakmamak lazım sanırım.. İlk 4-5 bölüm çok güzel gitti. Cha Chi Soo her ne kadar Kim Joo Won, Gu Jun Pyo esintileri taşıyor olsa da tatlıydı. Hele kız “Benimle çıkar mısın oppa?” dedikten sonra yüzünün aldığı o ifade yenirdi ki :)Ama sonra bu karakter o kadar klişeleşti ki sıktı kısacası. Zaten çocuk 40 50 kilo çiroz bi şey, bi de o hallyu saçı dizinin sonuna kadar değişmeyince beni kendinden soğuttu sağolsun.. Ama direk, ahh direk o öyle mi hiç 🙂

Lee Ki Woo’yu A Love To Kill’de bile sevmiştim ben. Gülüşü falan güzeldi, “bu çocukta iş var” dedirtiyordu kısacası. Ve bu dizide bütün potansiyelini ortaya koydu. Saçları, tarzı, kasları.. Ehem ehem hep o duştan çıktığı sahne yüzünden oldu bunlar yaa 🙂 Neyse kendisini bana sevdirdi.. Ama sonunda başını alıp gitmesi.. Hiiç olmadı.. Sonu katledilmiş Kore dizilerine bir emsal daha çıkmış oldu 😦

Eun Bi’nin manevi kardeşi Ba Wol’u sevdim. Ama o sevgilisi balerin kız.. Yani bi insan ancak bu kadar estetikliyim diye bağırabilir.. Botoks sırasında gülüyordu herhalde, o gülen ifadesi hiç gitmedi yüzünden. Bu yaşta yüzüyle neden bu kadar uğraşmış anlamadım yazık yaa.. Bir sahnede Ba Wol’a sinirlenmesi gerekiyordu ama sinirlenemedi yazık.. Gergin yüz kasları buna izin vermedi 🙂

Vee favori karakterine geldi sıra.. Tabii ki Hyun Woo. Ay ne tatlı şeydi o öyle yaa.. Kahkülleri, gülüşü, atkı örüşü.. Yirim 🙂 Ba Wol’den de hoşlanıyor gibiydi ama bu konu arada kaynadı gitti.. Yeni dizilerde yine görmek istiyorum bu çocuğu..

Kısaca izlemesem de olur dediğim bi dizi oldu FBRS. Daha iyilerini izledim. Neyse ki 40 dakikaydı ve bir çırpıda bitti, yoksa iyice sıkabilirdi..

PERHAPS LOVE

Hayat bir film gibidir. Herkes kendi filminde başrol oynar. Bazıları, başkasının filminde onunla başrolü paylaştığını zanneder. Ama gerçekte, sadece bir yardımcı oyuncudur.  Belki de sadece küçük bir rolü vardır. Veya daha kötüsü, oynadığı sahneler çıkartılmış olabilir. Bunu sadece o bilmiyordur…

Filmin ilk saniyelerinde kim olduğunu bilmediğimiz bir adam kuruyor bu cümleleri. O kadar güzel ve anlamlılar ki bütün gün oturup bu sözler üzerine düşünebilir insan.. Başka insanların hayatında başrolüz zannederken aslında figüran olmamız, hayatlarımızdan kesilen sahneler ve onların bir gün birleşip birleşemeyeceği.. (Bu arada bu cümleleri kuran kişi de Koreli bir aktörmüş. Filmdeki rolü oldukça farklı, anlaşılmaz biraz.. Detaylı bilgi için buyrunuz La Fea’nın yazısına 🙂 )

En son blog buluşmasında bahsedilen filmlerden biriydi Perhaps Love’dı. Söz konusu Takeshi Kaneshiro olunca ayıla bayıla indirdim bu filmi de 🙂 İyi ki izlemişim dediğim filmlerden oldu, gerçekten çok güzeldi..

Filmin konusu şöyle; Lin Jiantung 10 yıl önce kimsesiz Sun Na ile tanışır ve birbirlerine aşık olurlar. Ama Sun Na’nın tek bir hayali vardır o da ünlü bir oyuncu olmak.. Yıllar sonra bu ikili bir film projesinde bir araya gelirler. Sun Na artık ünlü yönetmen Nie Wen’in sevgilisidir ve Hollywood’dan teklif alacak kadar ünlüdür. Şimdi eski sevgililer kendi hayatlarından esintiler taşıyan bir müzikalde oynayacaklardır..

SPOILER!

Film tam bir Takeshi Kaneshiro klasiği diyebilirim. Romantik, naif, sevgilisini unutamayan, sadık aşık  rolleri onun için yazılmış sanki, o ağlayınca ağlamamak mümkün değil, o sevgilisine sarılınca ekran karşısında erimemek.. İmkansız..

Çiftimizin Pekin’e gittikleri sahneler çok güzeldi. Ama Lin’in Pekin’de kızı terketmesine şaşırdım ben. Ondan beklenmeyecek bir hareketti doğrusu.. Ama dayanamayıp havaalanından dönmesi ve kızla sarılmaları çok romantikti.. İntikam almayı beceremeyecek kadar çok seviyordu kızı..

Geçmişe dönüşler çok hoştu.. Zaten çekim konusunda yönetmeni gerçekten takdir etmek lazım, sıradanlıktan çok uzak bir seyirde gitti sahneler. Şiir gibi.. Hele şu sahne;  Jin kızın bıraktığı teyp kaydını dinleyip sokağa fırladığında kızı buzların üstünde yatarken görür. Koşarak ona sarılır ve evlenme teklif eder. Ama diğer gün.. Hiçbir  şey umduğu gibi olmaz..

Müzikalin sonu da çok güzel olmuş.. Adam yere düşerken kızın ağladığı sahne ve adamın kanlar içinde yere yığılışı.. Tekrar tekrar izlenesi..

Filmin sonu beni tatmin etmedi açıkçası.. Kadın, yönetmenden ayrıldıktan sonra neden Jin’e dönmedi anlamadım. Zaten diğer adamla ayrılmıştı ve kendisini kanıtlamıştı artık.. Ben mutlu son bekledim açıkçası.. Yine de bu bir kusur değil, film dört dörtlüktü..

Benden bu kadar.. Yeni yazılarda görüşmek üzere^^

Turn Left Turn Right: Bana bir mucize veremez misin?

Bu filmi La Fea, Astrea, Winpohu gibi birçok arkadaşımın bloglarında okumuş çok merak etmiştim.. Ama uzun zaman izlemedim, malum Kore ve Japon filmleri dışında Uzak doğu filmleri izlemiyorum pek, Çince çok itici geliyor bana.. Ama bu film izlenirmiş gerçekten, her dilde izlemeye değer yani..

Bazı filmler vardır hani dinlendirir insanı, bittiğinde “Aa niye bitti ki şimdi?” der insan dudaklarını büküp.. Turn Left Turn Right da öyle bir film işte.. İzlerken dinlendim resmen, tüm sinirim sıkıntım yok oldu, uçtu gitti 🙂

Filmin konusundan bahsedeyim önce, film karakterlerimizin ismi filmde mevcut değil, yani mevcutsa da ben kaçırmışımdır ama isimlerini hiç duymadım.. Karakterlerimizden biri meslektaşım çevirmen, diğeri de kemancı.. İkisi de yaptıkları işi çok seven ama bir türlü iş bulamayan şanssız kimselerden.. Paralel hayat kavramına inanır mısınız bilmiyorum ama kahramanlarımız da paralel hayatlar yaşıyorlar, yani yaşamlarının tüm seyri aynı çizgide gidiyor, hep aynı şeyleri yaşıyorlar, aynı sokaktan aynı anda geçiyorlar.. Fakat bir türlü karşılaşamıyorlar, çünkü biri sağa gidiyor biri sola 😦

Filmi baştan sona çok sevdim, ana karakterlerin o ağırbaşlı, sakin hallerinin tam tersi ikiliden hoşlanan doktor ve garson karakterlerinin o tuhaf, heyecanlı, komik hareketleri filme ayrı bir hava vermişti. Özellikle garson kızımızın bağıra çağıra Çince konuşması beni benden aldı, başka bir film olsa tahammül edemezdim sanırım 🙂

Şimdi filmden sevdiğim birkaç sahneden bahsetmek istiyorum^^

Spoiler Alert!!!

Öncelikle kemancı başımın tacı sen nasıl tatlı bir insansın ya..Takeshi Kaneshiro’nun  bu kadar yakışıklı olmasının nedeni bir taraftan Japon olmasından kaynaklanıyor sanırım 🙂  (Detaylı bilgi için buyrunuz 🙂 ) Filmdeki sessiz, romantik hallerine bayıldım, kızın kağıtları suya düştüğünde paçalarını kıvırıp hemen suya girmesi falan çok tatlıydı. Bu tatlı halleriyle daha sonra garson kızımızı bile reddedemedi onca zaman, sanatçı ruhlu insan işte 🙂

Çevirmen kızımızın korku romanları çevirdiğinde korkudan ölmesi de komikti, onu anladım.. Ben de tıbbi metinler çevirdiğimde hasta olurum mesela, insan etkileniyor.. Korku romanı çevirsem korkar mıyım merak ettim şimdi 🙂

İkilinin ellerindeki bozulmuş telefon numaralarıyla bile aynı yerleri aramalarına bayıldım, insan “Bu kadar da olmaz” diyor izleyince.. Hele Fast Food 88’i de aynı anda arayıp aynı şeyleri sipariş etmeleri 🙂

Film boyunca birbirlerini okul numaralarıyla anmaları da çok tatlıydı. Böyle isimsiz karakterlerin olduğu filmler bana hep gizemli gelir, mesela My Sassy Girl.. Oradaki kızın ismi neden yok hala anlamış değilim.. Neyse çiftimiz her yanlış numarada “73…. orada mı” diye soruyordu. Gizli ajan gibi aradılar birbirlerini 🙂

Kızın her resminde birkaç adım ötede çocuğun da olması çok ilginçti.. Kızın rastgele çekilen resimlerinde istisnasız bu çocuğun olması filmdeki diğer karakterleri bile korkuttu, insan böyle bir şey olabilir mi diye sormadan duramıyor kendine..

Doktor ve garsonun kendi numaraları diye çiftimize birbirlerinin numaralarını vermeleri de çok acımasızdı.. Hele ikilinin telesekreter kaydını dinlediklerinde sokaklara çıkıp bağıra çağıra birbirlerini aramaları, ağlaya ağlaya.. İnsan kafayı yiyebilir, biri var, hep yanında, belki ruh eşin, ama onunla hiç karşılaşamıyorsun.. Lanet gibi bir şey yani..

Vee filmin sonu.. Bir son ancak bu kadar güzel olabilirdi.. Tam ikilinin bir mucize beklediği o saniyelerde o mucizenin gerçekleşmesi harikaydı.. Öyle ki çiftimizin birbirlerini bulmak adına son umutlarının da sönmekte olduğu dakikalarda şu cümle dökülmüştü çocuğun ağzından: ”Bana bir mucize veremez misin? Ne kadar içten dilemiş kızı bulmayı demek ki..  Ki bu çift de ancak doğaüstü bir nedenden dolayı kavuşabilirlerdi zaten, daha kolayını ummuyordum ben de 🙂

Daha fazla anlatmıyorum, izlemeyenler hemen izlemeli bu filmi.. Tavsiye eden arkadaşlara da buradan teşekkür ediyorum, herkese iyi seyirler^^

%d blogcu bunu beğendi: