Blog Arşivleri

Bir süre yokum, görüşmek üzere^^



tatil benim için 4’te yatıp 11’de kalkmak sanırım buna karar verdim 🙂 gece uyumamak sabah da erken uyanmamak eşittir huzur yani 🙂 KPSS’den sonra bir hafta dinlenebilme fırsatı buldum, yani birazcık.. gerçi okula gidip mezuniyet belgesi alma çabaları, sonra o belgeyi onaylatma girişimleri, transkript alma uğraşları falan yine beni okuldan ayıramadı.. (bence) dünyanın en yavaş öğrenci işlerine sahip okulum yine beni şaşırtmadı kısacası 🙂 malum dışarısı 50 derece, evden çıkmak ölüm oldu benim için.

bu hafta kardeşimle Yalancı Yarim haftası yaptık. malum bu dizi yayındayken ben ÖSS maratonunda zavallı bir gençtim ve TV izleme fırsatım pek olmuyordu. bu vesileyle tamamını izledim. süper oldu, herkese tavsiye ederim. yalnız Barış gibi gelecek vaad eden, pırıl pırıl, gencecik bir çocuğun şu an yaşamadığını bir kez daha hatırlayıp üzüldüm yine. ve tüm dertlerimin, dert ettiğim aptal şeylerin anlamsızlığını fark ettim. hayat gerçekten çok boş, capcanlı gülen gözler de yok oluyor işte, ağlayan gözler de.. en iyisi bu hayattan mutlu ayrılabilmek, kimseyi kırmadan, üzmeden..

diziyi izlemenin en güzel kısmı da Barış’ın güzel sesinden şarkılar dinleme fırsatı oldu benim için.. Erkin Koray, Teoman, Mor ve Ötesi, Funda Arar.. hepsi bir harikaydı.. buyrun siz de bir nostalji yapın derim, iyi geliyor.. son olarak mekanın cennet olsun Barış, seni hiç unutmayacağız..

birkaç hafta yokum ben.. sıkılırsam daha da erken dönebilirim gerçi. memlekete gidiyorum. ben dönene kadar kendinize iyi bakın. masalevim size emanet 🙂

Reklamlar

En sevdiğim Türk dizileri^^

Hikaru’nun son dönem dizilerini anlattığı yazısını okuduğumda bu ara hiç Türk dizisi izlemediğimi fark ettim. belki de iyi bir dizi ile karşılaşmadığımdan hiç başlamıyorum artık hiçbir diziye. ama eskiden her hafta deli gibi beklediğim, bayıldığım dizilerim vardı, onlardan bahsedeyim biraz, bakalım kaçımız seviyorduk bu dizileri 🙂

1- ÇEMBERİMDE GÜL OYA

bu diziyi sevmeyen kimse görmedim ben.. Mehmet ile Yurdanur’un aşkı herkesi imrendirmiştir kendine bir dönem eminim.. Çemberimde Gül Oya benim herhalde şimdiye kadar en sevdiğim en merakla izlediğim dizilerden. Kanal D zaten dönem dizileri konusunda çok başarılı, ama bu dizi senaryosu, oyuncu kadrosu açısından da bir harikaydı.. dizinin en hoş tarafı Yurdanur ile Mehmet’in yaşadıkları o iki katlı konak ahalisi ve konakta yaşananlardı elbet. bu konağı Yaprak Dökümü dizisinden de hatırlarız ama hiç iyi hatırlayamayız, öyleyse boşverin biz dizimize dönelim 🙂 konağın Suna ablası kadar tatlı bir kadın olamaz, evet biraz çok konuşuyordu, heyecanlı panik bir kadıncağızdı ama dünya tatlısıydı.. yıllar sonra Suna’nın yaşlanmış halini dizide görünce çok sevinmiştim ben.. bu çatlak kadın daha iki günlük evli milletvekili kızını tüp kuyruklarına falan götürüyordu, ona 250 gram kıyma nasıl alınır öğretmeye çalışıyordu 🙂 bir de bu kadıncağızın Almanya’dan gelen kızı ve damadı vardı, onların yolunu beklemişti dört gözle.. sonra torununun sünnet düğününü yapmışlardı, o düğündeki tango sahnesini hiçbirimiz unutmamışızdır eminim.. hatta dans ederken Mehmet’in Zarife’yi Ümit’e paslaması çok hoş bir hareketti, hala aklımda çok gülmüştüm o gün de 🙂 dizinin en güzel kısmı sadece 3 5 karakterden oluşmayıp çok zengin yan karakterleri de içinde bulundurmasıydı.. Canan, Zarife, Suna, Ümit.. hepsinin hayatı farklı güzeldi. ama Zarife’ye çok yazık oldu, bu dizinin bahtsızı da oydu maalesef, kaderi hiç gülmedi 😦 bir de dizinin  geleceği ve geçmişi iç içe göstermesi çok güzeldi. ben Öyle Bir Geçer Zaman Ki’de de bunu beklemiştim, Osman’ın büyük hali de katılmalıydı diziye ama yapmadılar bunu.. bir bölümde hem geçmişte hem gelecekte Büyük Ada’ya gitmişti Yurdanur.. geçmişte Mehmet ile onun yaşadıklarının yanında, gelecekte uyuz kızı Feriha ve Hasan’ın kavgalarına şahit olmuştuk.. iki kuşağın aşk, sevgi, sadakat kavramlarına bakış açılarını görmekte bu sahneler çok iyi olmuştu. siyasi olayların da dizide yansıtılması konusuna gelirsek her zamanki gibi taraflı bir biçimde yansıtılmıştı. zaten bu 70lerdeki üniversite olayları objektif bir biçimde, ne sağ ne sol yanlısı olarak dizilerde filmlerde kullanıldığı zaman belki de bu konuların çözümlerini daha iyi anlayabileceğiz. ama ÖBGZK’ye göre ÇGO oldukça tarafsızdı tabi, ÖBGZK yanlılık konusunda diğerlerini solladı ne diyeyim 🙂 aklımda kalan diğer sahnelerse,  Yurdanur’un annesinin doğum gününde Yurdanur hamile olduğunu söylediğinde hepsinin o şaşkın yüz ifadesiyle fotoğraf çekinmeleriydi. çok tatlılardı 🙂 ve Yurdanur’un 12 Eylül sabahı boş sokaklarda fırın arayışı.. ben bu gidişle dizinin tüm sahnelerini anlatacağım, kısaca iyiydi bu dizi yav 🙂

2- YALANCI YARİM

işte ben romantik komedi diye buna derim.. Türk dizileri içinde gerçekten romantik komedi diyebileceğim tek dizidir Yalancı Yarim.. yanlış anlaşılmalar, trip atmalar, küsmeler barışmalar.. ama bir türlü kavuşamamalar 🙂 alın size harika bir Kore dizisi.. yani olabilir bence.. Koreliler bu diziyi kesinlikle uyarlamalı, ortaya harika bir dizi çıkacağına eminim.. 20 bölümde tadında tuzunda da bitirirler ooh biz de mis gibi izleriz.. Korece öğrenir öğrenmez SBS’ye mail atmalıyım belki de 🙂 bu dizide de uyuzlar kraliçesi Naz ile tatlı, yakışıklı, kaslı şoförümüz Tarık’ın hikayesini izledik.. konuyu hepiniz biliyorsunuzdur eminim, babasını üç buçuk yıl okuyorum diye kandırıp paralarını yiyen ama okula sadece 3,5 gün gün giden İtalya’nın ünlü rallicisi Alfonso, nam-ı diğer Tarık Türkiye’ye geldiğinde babası her şeyi öğrenir ve çocuğa yurt dışına çıkma yasağı getirir. ayrıca iki yıl sigortalı bir işte çalışmak zorundadır. ve zavallıcık Naz’ın şoförü oluverir, kısaca Allah cezasını vermiştir 🙂 bu arada Naz da kaza yaptığı için direksiyona geçememekte maalesef ve şoför istememektedir.. dizi boyunca bu uyuz neler yapmıştı Tarık’a.. yani çocukta herhalde peygamber sabrı var diyordum ben.. ama hoşlandı bi kere ne yapsın.. üç katı maaş tekliflerini falan reddetti yani o kadar 🙂 yukarıda da dediğim gibi bir Kore dizisinde göreceğiniz tüm yanlış anlaşılma, karmaşa var bu dizide.. kişiler karışıyor, Tarık üç kişiyi birden oynuyor falan 🙂 Naz dizide uzunca bir süre Tarık Tekelioğlu’nu görmese de gördüğünü iddia ediyor ve şoför Tarık da çok gülüyor buna elbette 🙂 hatta bir keresinde “Tarık Tekelioğlu öyle yakışıklı ki O tarzansa sen çitasın” diyor Tarık’a 🙂 dizide o kadar çok espri, güzel sahne var ki hangi birini anlatsam bilemedim.. benim daha sonra internetten izlediğim tek Türk dizisidir kendisi. izlemeyenler hemen izlemeli.. tabi Barış Akarsu gibi genç tertemiz bir çocuğun ölmüş olduğunu tekrar tekrar hatırlamak kötü oluyor ama ben onu hep dizideki gülen yüzüyle hatırlamak istiyorum.. bu arada kendisinin ölüm yıldönümü geçti, mekanı cennet olsun inşallah..

3- GÜLBEYAZ

ben ortaokuldaydım Gülbeyaz yayınlandığnda, daha sonra tekrarlarını izledim ve bayıldım.. bu dizi de sevmeyeni olmayan dizilerden eminim, herkes konusu açıldığında sevdiği bir sahneyi anlatmadan geçmez.. bu dizi de dramı abartmayan, romantik komedi olarak bitebilmeyi başaran nadir dizilerdendir. vee Nejat İşler.. aaaah, Allahımm o ne tatlılıktı ne yakışıklılıktı, çocukluk aşkım olmuştu resmen 🙂 her ne kadar Kaybedenler Kulübü sonrası kendisinden bir miktar soğumuş olsam da Kadir favori jönlerimden her zaman 🙂 diziyi uzun süre önce izlemiş olsam da Gülbeyaz ve Kadir’in teknelerinde çalışan çocuğu aramaya gittikleri bölüm hala aklımda. hatta ikili bir bara girmişlerdi ve Gülbeyaz o güzel sesiyle “biiir şarkisun seeen”  şarkısını söylemişti, tabi millet de aynı şiveyle tekrar ediyordu falan 🙂 aynı bölümde Kadir’in caddeye boylu boyunca uzanıp ölmüş numarası yapması ve zavallı Gülbeyaz’ın da bunu yeyip başında ağıtlar yakması çok komikti 🙂  yine aynı bölümde ikilinin aileleri çiftimizi kaçtı sanıyor ve hepsi ayrı birer senaryo uyduruyordu, hepsinin uydurmaları da birbirinden komikti 🙂 bunca komedi unsurunun dışında çok da romantik bir diziydi Gülbeyaz.. Gülbeyaz Kazım ile evlenmeye karar verdiğinde hepimizi sinir etmişti, “Kadir varken bir dur hacı yaa olur mu böyle” diye bağırası geliyordu insanın 🙂 Kazım Koyuncu da harika Karadeniz Türküleriyle tat katmıştı diziye, onsuz Gülbeyaz Gülbeyaz olmazdı eminim.. Kazım Koyuncu’yu da rahmetle anıyorum..

4- YABANCI DAMAT

aah ah bu dizinin  de bir Koreli versiyonunu yapsa ya bizim yapımcılar, mesela Lee Min Ho tatile geliyor Türkiye’ye ve Antalya’da çat diye bir Türk kızını görüyor ve aşık oluyor.. olamaz mıı olabilir 🙂 ama nerde bizim yapımcılarda bu Kore dalgasını keşfedecek öngörü.. neyse, Yabancı Damat’ın ilk 20 bölümünü soluksuz izlemiştim sonra cıvıttı biraz zaten.. ilk bölümleri harikaydı ama ne diyeyim.. Nazlı’nın Niko’yu dedelerine Bosnalı Naki olarak tanıtması dizinin ilk bombasıydı 🙂 zaten Memik dede Niko’da sonra en sevdiğim karakterdi dizide, adamın her repliği ayrı bir bombaydı 🙂 Niko kendisine kan verdiğinde sülük alıp kanını emdirmeye çalışması çok tatlıydı bence.. bu kadar masum bir çözüm daha bulunamaz 🙂 sonraa Yunanlı damadı olduğu için kabuslarında papaz cübbesi giydiğini ve adının “Memikapulos” olduğunu görmesi de çok komikti 🙂 yerde mekik çeken Kadir’e de: ” öyle tepişeceğine git iki rekat namaz kıl” demesi de en güldüğüm repliklerden.. neyse Memik dededen ayrı bir post bile yazabilirim adam harikaydı, gelgelelim diğer karakterlere. Özgür Çevik zaten Akademi Türkiye’de de favorimdi benim, ergenken tabi 🙂 bu yüzden onun oyunculuğunu objektif olarak izlememişimdir eminim, iyiydi diye hatırlıyorum, ilk deneyimine göre bayağı iyiydi.. Nazlı da adı gibi Nazlıydı.. biraz baymıştı beni ama neyse..  kısaca bu dizinin ilk sezonunun ilk bölümleri gerçekten izlemeye değerdi, sonrası ise çok sulandı.. kısa olsaydı daha iyi olurdu. dediğim gibi yine 20 bölümlük mükemmel bir Kore dizisi olur bu diziden de.. yapımcılara bununla ilgili bir mail daha atmalıyım sanırım 🙂

5- HATIRLA SEVGİLİ

bu dizi de benim ÖSS hazırlık dönemime denk gelmişti, fırsat buldukça izlemeye çalışıyordum. son bölümüne kadar da sıkılmadan izledim.. Beren Saat ister Bihter olsun ister Fatmagül, benim aklımda hep masum Yasemin olarak kaldı.. ama Necdet’e ettiklerini hiç unutmadım.. ben acayip Necdet’ciydim o dönemde.. tamam Cansel Elçin’i de çok severim ama Okan Yalabık bu dizide bir harikaydı şimdi ne yalan söyleyeyim 🙂 yine dizinin konusunu anlatmayayım, hepimiz biliyoruz eminim.. Yasemin ve Ahmet yıllarca kavuşamaz, çocukları olur yine kavuşamazlar ve Yasemin zavallı Necdet ile resmen paravan evlilik yapar 😦 tabi sonra dizi uzadıkça Necdet de başka kollarda bulur mutluluğu.. aşkın dışında dizide Menderes dönemine ve o dönemde yapılan idamlara da şahit olduk. bu konuda Hatırla Sevgili’yi kutlamak lazım, olabildiğince objektif bir biçimde yansıttı dönem olaylarını.. tabi yine sadece idam kısmını, üniversite olaylarında yine bir taraf kahraman diğeri tü kaka oldu maalesef.. her neyse, bu dizide de sevdiğim çok kısım var hangisini yazsam 🙂 mesela Yasemin ve Ahmet tam evlenmek için Paris’e gidecekleri gün ihtilal olmuştu ve ayrılmak zorunda kalmışlardı, o sahneler gerçekten çok acıklıydı.. bu arada dizinin tüm müzikleri, şarkıları bir harikaydı.. diziyi dizi yapan müzikleridir derim her zaman.. her sezon yeni güzel müzikler eklendi diziye. yalnız bu dizi de çok uzadı bence, hakkı bir sezondu, zaten 2. sezonda ben de koptum biraz.. her zaman olduğu gibi 🙂

 

6- KAMPÜSİSTAN

Kampüsistan Türk dizileri içinde en çok güldüklerimdendir belki de. tam bir gençlik dizisi işte, Küçük Sırlar gibi saçmalamadan, tadında esprilerle oluyor bu iş demek ki 🙂 tabi bu dizi de fazla uzadı orası kesin ama Türk dizilerinin kaderi bu, yapacak bir şey yok 🙂 bu dizimizde de Anadolu’nun, (abartmayalım kız Bursa’dan gelmişti 🙂 ) bağrından kopup gelen Yeşim taş gibi delikanlı Tolga ile eve çıkar. olay bu aslında, diğerleri de bu tayfanın arkadaşları vs.. Yeşim o çirkinlikle ve uyuzlukla Tolga’yı nasıl kendine aşık etmişti bunu epey düşünmüştüm o günlerde.. başrole bu kızı layık gören cast direktörlerine saygılarımı sunuyorum buradan 🙂 neyse, bu dizide en sevdiğim karakter elbette Oğuzdu. bu kadar tatlı bir çocuk olamaz 🙂 ev arkadaşı inek doktor Selçuk ile birlikte hep açlardı. buzdolabını açıp sadece salçayı görünce “bugün menüde salçalı raf var” diyecek kadar da cooldular ama 🙂 dizinin en sevdiğim kısmı herkesin topluca kampa gittiği kısımdı.. o bölümde güldüğüm kadar hiçbirinde gülmemiştim. gece yağan yağmurla çadırlarını su basması, yollarına çıkan bir delinin tayfaya yol göstermesi ama Arzu’yu kaçırması 🙂 bu arada Arzu kötü kızımız Tuğçe Kazaz. kendisini Yeşim’den çok sevmiştim ya neyse 🙂 amaa daha sonra Yeşim diziden çıktıktan sonra dizi eskisi gibi olmadı bunu da itiraf edeyim, kızda bir şeyler varmış demek ki 🙂 kısaca Kampüsistan gülmek için birebir.. ben bu konuyu mim yapmıyorum, ama yazmak isteyen arkadaşlar olursa seve seve okurum.. hepimizin bir dönem deliler gibi izlediği diziler vardır elbet.. keşke şimdi de olsa diyorum içimden ama maalesef, bu boşluğu Koreli çıtırlarımız dolduruyor yapacak bir şey yok 🙂 yukarıdaki dizilere birkaç tane daha ekleyebilirim aslında ama o da diğer bir yazıda olsun artık.. bu yazı yeterince uzun oldu bence 🙂

%d blogcu bunu beğendi: