Blog Arşivleri

The Greatest Love: En güzel aşk zor olandır^^

daha “My Girlfriend is a Gumiho”yu yeni izlemişken Lee Seung Gi’nin yeni bir dizide oynayacağını öğrenip bayram etmiştim, hem de bir Hong Sisters dizisinde.. bundan iyi bir haber olamazdı benim için.. Lee Seung Gi malum sevilecek çocuk, Hong Sisters dizilerini de ayrı severim.. tamam işte 🙂 daha sonra Lee Seung Gi’nin dizide oynamayacağını öğrensem de diziyi beklemeye devam ettim, çünkü ben bu kadınların senaryolarını gerçekten seviyorum..

Hong Sisters’dan ilk olarak “My Girl”ü izlemiştim. My Girl benim ilk romantik komedi dizim olduğu için bayılmıştım izlediğim günlerde. belki şimdi izleseydim yine çok severdim orası ayrı.. bu kadınların espri anlayışları gerçekten çok farklıydı ve her komedi unsurunun yanına dramı, romantizmi iliştirebilmeyi harika bir biçimde başarabiliyorlardı. daha sonra “You Are Beautiful”u izledim ve bu dizi de benim en sevdiğim dizilerden oldu. kadro harikaydı, jön farklıydı, şarkılar, espriler mükemmeldi.. dizide birkaç mantık hatası, abartı falan olsa da ben onları görmedim bile, öyle sevmiştim bu diziyi.. daha sonra “My Girlfriend is a Gumiho”yu izledim ve yine izlediğime pişman olmadım, aynı tarz ince espriler, romantizm artı tatlı mı tatlı bir çocuk ve şeker gibi bir kız.. dizi mükemmeldi.. yalnız bu dizi daha romantizm ağırlıklıydı bana göre, ki bu kadınların dizilerinde komedi ağır basardı hep.. ama dizi şahaneydi eleştiremiyorum bile.. ve son olarak mayıs ayından beri her yerde adını duyduğum, ortalığı kasıp kavuran “The Greatest Love”ı izledim ve yine iyi ki izlemişim dedim dizi bittiğinde.. bu diziyle birlikte hem komediye ve romantizme doydum, hem de bu dizinin senaristlerin diğer dizilerindeki birçok kusurdan arınmış olduğunu görüp çok mutlu oldum.. kısaca güzel bir yazıyı hak etti The Greatest Love 🙂

dizinin konusunu artık herkes biliyor sanırım, yine de azıcık ucundan bahsedeyim.. ünlü top star Dok Go Jin ile 10 yıl önce grubu “Treasure Girls”ün dağılmasıyla gözden düşen, herkesin nefret ettiği Go Ae Jung’un yolları bir şekilde kesişir. yine 10 yıl önce Dok Go Jin’in ameliyatında doktor Treasure Girls’ün “Thump Thump” şarkısını çalmıştır ve bu şarkı Dok Go Jin’in bilinçaltında yer edinmiştir.. 10 yıl sonra Ae Jung’un zil sesiyle birlikte bu şarkıyı duyan starımızın nabzı hızla atmaya başlar, ki kalp hastası olduğu için kolunda nabzını ölçen bir alet vardır ve o alet kırmızı olduğunda 60-90 sınırından çıktığı için şaşırır, sinirlenir, kendisini sorgulamaya başlar.. ve bu zil sesi hep öyle anlarda çalıyordur ki bu kız Dok Go Jin’in ilgisini çekmeye başlar. yalnız bu imkansızdır, top star Dok Go Jin ve her hareketi bir skandala neden olan Go Ae Jung! maalesef Kore dizileri yine imkansızın üstesinden nasıl gelineceğini bizlere gösterecektir 🙂 ayrıca dizimizde bir de Ae Jung’dan hoşlanan mükemmel doktor Yoon Pil Joo ve Treasure Girls’ün eski elemanlarından, Dok Go Jin’in sahte sevgilisi Kang Se Ri bulunmaktadır.. bu ikili de klişe gibi görünseler de kesinlikle farklı karakterleriyle sizi şaşırtacaklar emin olun 🙂 ve bu diziyle birlikte ünlülerin aşklarına bambaşka bir gözle bakacaksınız.. ben bakıyorum mesela, artık televizyonlardaki hiçbir aşka inanmıyorum, hepsinin ağır sözleşme maddeleriyle birbirine bağlandıklarını düşünüyorum.. magazin dünyasından da soğuttu bu dizi beni haa 🙂

buradan itibaren spoiler yağmuruna maruz kalabilirsiniz, diziyi izlememiş olanları son paragrafa alabilirim 🙂

öncelikle elbette Dok Go Jin’den bahsetmeli.. tamam şu an Kore’de farklı jön modası hakim, ama bu kadarı beni bile şaşırttı. karizmatik, cool bir top star nasıl bu kadar çocuksu, eğlenceli, farklı olabilir.. 37 yaşına kadar hiç aşık olmamasının verdiği o acemilikler falan nasıl tatlıydı.. bir insan aşık olup olmadığını nabzını sayarak anlar mı? Ae Jung’un Couple Making’e doktorun aşkına cevap vermeye gittiği gün resmen tek tek nabzını saydı.. alet alet değil aşk ölçer sanki 🙂 tüm bunlar bu senaristlerin tarzı olduğu üzere fazlaca abartılı olsa da çok güzeller, insan izlemeye doyamıyor 🙂

sonra, Ae Jung’un getirdiği patatesleri infaz etmesi 🙂 bizim minik Ding Dong bile yapmazdı bu kadarını 🙂 Hong Sisters hep aynı, jönler ya oyuncaklarla konuşurlar, ya patates infaz ederler.. tuhaflar kısacası 🙂 ama tekine kıyamadı ve mis gibi yetiştirdi o kadehin içinde.. işte romantizm bu.. sevdiği kadının samimiyetiyle getirdiğine inandığı patates bile onun için o kadar değerli ki adam ona gözü gibi bakıyor.. çok ince, hassas noktalarıydı bunlar dizinin, insanın yüreğini burkan cinsten..

ve o spor ayakkabıları “ben aldım” diyerek yaptığı kahramanlık.. ben kesinlikle birini ayarlar, bir yolunu bulur demiştim, ama elleriyle getirdi giydirdi kıza.. zaten doktorla bu ayakkabılar yüzünden yaptıkları yarış bir harikaydı.. mükemmel erkek Pil Joo’nun bile eli ayağına dolaştı ama kahraman Dok Go Jin’e nasip oldu almak 🙂

ve Dok Go Jin’in “sarıl bana, enerjim tükendi, şarj olmak istiyorum” demesi.. aaahhhh.. böyle bir romantizm olabilir mi.. adamın bu cümlesi bile her şeye değer bence.. ve filmin en güzel repliğini de yazmalıyım burada; kötü kızımız Se Ri Dok Go Jin’e “sarıl bana” der. Dok Go Jin ise ona: “benim başka bir şarj aletim var, bana dokunursan kısa devre yaparım, uzak dur” diyerek ayakta alkışlanacak bir cevap verir.. aynı anda iki üç kızı idare etmeye çalışan çakma Kazanova’lara en büyük derstir bu cümle, gün gelir siz de kısa devre yaparsınız ha, dikkat edin demek istiyorum buradan onlara, helal olsun Dok Go Jin! 🙂

şimdi sıra Go Ae Jung’da.. ben bu kadını daha önce izlediğim korkunç film “Crush and Blush” ile tanımıştım.. filmin etkisi bende öyle büyük olmuş ki Ae Jung’u ilk gördüğümde bir irkildim ama izledikçe geçti 🙂 ama ha izlemeyin izlettirmeyin diyorum.. neyse, öncelikle Gong Hyo Jin ile Cha Seung Won dizide harika bir ikili olmuş. kadının oyunculuğu oldukça iyiydi burada. yalnızz.. kıyafetleri kesinlikle korkunçtu. o 80’lerden 90’lardan kalma uzun etekleri, bol gömlekleri nereden bulmuşlar merak ettim, ancak bir vintage mağazasında satılır cinstendi hepsi.. televizyon programlarına katılan bir kadın azıcık daha şık olmalıydı bence.. ya da belki bu giyim tarzı Kore’de yeni trenddir diye düşünmek istiyorum, yoksa hiç bir anlam veremedim doğrusu.. ve saçı.. bir saç kesimi ancak bu kadar kötü olabilir.. 10 yıl önce takma saç kullandığı halleri bile daha güzeldi kızın, ama o küt saçlı besleme halleri beni benden aldı.. senaryo gereğince kızı çirkinleştirmek adına yapıldığını düşünmek istiyorum bunun da.. yoksa yine bir sebep bulamıyorum.. hele Se Ri’nin o mükemmel saçlarının yanında bizim kızınkisi bir felaketti..

Ae Jung’a dizi boyunca atılan iftiralar, yanlış anlamalar beni de her izleyici gibi deli etti. bir kız ancak bu kadar iyi olabilir ve bu kadar kötü görülebilir. Ae Jung zaten bu yüzden şov dünyasında tutunamamış muhtemelen.. insan biraz yırtık olur, kendini savunur, gerekirse başkalarını feda eder falan ayakta kalabilmek için. ama bu dizide feda edilen hep Ae Jung oldu. ben son bölüme kadar gerçeklerin ortaya çıkmasını bekledim. kızın kimsenin metresi olmadığı, mütevazı bir evde yaşadığı, Mi Na için kendini feda ettiği falan.. en azından son bölümde Dok Go Jin’in kasedinde bunları söylemesini ummuştum ama yine her şeyin üstü örtüldü ve sadece kızın yanlış anlaşıldığı söylenip duruldu.. bu da içimizde kalsın napalım artık 🙂

ve insanların Dok Go Jin ile Ae Jung’u onca olaya rağmen asla ve katiyetle birlikte düşünememeleri çok ilginçti. adam kızın ayakkabısını aldı, hiçbir talk şova katılmazken onunkine katıldı ve oldukça samimi davrandı falan.. hatta en sonunda itiraf etti millet yine “şaka yapıyor olmalısın” falan dedi. isyanıma az kalmıştı yani.. hele Dok Go Jin’in bayıldığını öğrendiği gün kızın canlı yayını terketmesinin ardından millet tuvaletini tutamadığını düşünmüş.. bu kadar olur yani pess! yalnız bu da iyi espriydi hakkını yememeli şimdi 🙂

ve doktorumuz mükemmel erkek Yoon Pil Joo. Couple Making adlı izdivaç programına ideal gelin adayını aramaya gelir. tabi programda Ae Jung da vardır.. bu arada Kore’deki bu saçma programları gördükçe daha da şaşırıyorum. ünlü bir erkek oturuyor yok “şu ideal tipim, bunu beğenmedim..” falan diyor, ünlü kızlar da hiçbir şey demeden gülmeye devam ediyorlar.. gurur denen bir şey yok yani “o kim ki beni beğenmiyor” falan der insan.. mantığım almıyor benim bu durumu, ama onlar bu şovlara bayılıyor maalesef.. neyse, bu tatlı çocuk Ae Jung’a aşık olsa da programın sunucusu, Dokgo’nun sahte sevgilisi Se Ri de ondan hoşlanmaktadır. dizinin bu kısmı hoşuma gitti benim, kötü kız esas oğlanı elde etmek için entrikalar falan yapmadı, gitti dizinin masum çocuğuna abayı yaktı, etkilemeye çalıştı falan.. Se Ri’nin bu çabaları çok tatlıydı.. Secret Garden’da da iyi, tatlı kızı oynadığı için kötü kız rolü pek gitmemiş ona, yüzü de çok masum.. bir daha kötü kız olmaz umarım.. bu arada kızın saç rengine bayıldım, mükemmeldi..

Pil Joo’yu sevdim ben.. yani çocuk bildiğiniz yakışıklı, hem de öyle böyle değil.. böyle utanması, acemi aşık tavırları, gülüşü falan.. gerçekten mükemmel erkekti ne diyeyim.. beni bile Pil cephesine çekecekti bir ara da, tuttum kendimi 🙂 son bölümde yaşlı kadının teki bu tatlı çocuğu kızıyla tanıştırmak isteyince kadına özgeçmişini vermesi bomba bir espriydi, bir saat güldüm rahat.. tabi espri bu kadar değil.. kadından özgeçmişin arkasındaki bilgi formunu kızına doldurtmasını ve annesinin evine göndermesini istedi, valide sultan değerlendirmeye alacakmış adayı, böyle teklifler çok geldiği için bu çözümü bulmuş çocukcağız.. yerim lann 🙂  bu arada son dönemlerde bu ikinci adamları neden böyle öküz gibi yakışıklı çocuklar arasından seçtiklerini de merak etmekteyim.. örneğin;

You Are Beautiful: Jung Yong Hwa

My Girlfriend is a Gumiho: No Min Woo

Cinderella Sister: Taecyeon vs. vs.

ikinci adam bu kadar yakışıklı olunca izleyicinin dikkati dağılıyor sayın senaristler, standardı düşürün lütfenn 🙂


tatlı Ding Dong’dan da bahsetmesem olmaz şimdi..  Dokgo’ya telefon edip quiz yapmasıyla beraber bu tatlı çocuğun adı Ding Dong kaldı. gerçek adını unuttum şu an mesela 🙂 Ding Dong kelimesi şu an benim terminolojim arasına da girdi, mesajlarımda falan kullanıyorum, çok tatlı ama 🙂 neyse, Dokgo ile bu sevimli keratanın arkadaşlıkları şahaneydi.  Dokgo’nun ona imzalı fotoğraflarını vermesi falan çok hoştu.. bir yetişkin ve bir çocuk ancak böyle güzel bir dostluk kurabilir.. bir sahnede Ding Dong ile büyükbabanın giydikleri Hyun Bin eşofmanları ve kafalarındaki o tuhaf bant çok ama çok komikti 🙂 gülme komasına soktu beni sağolsun 🙂 o eşofmanların bu kadar ünlü olduğunu biliyordum ama onların üstünde görünce şaşırdım, çok hoş bir komedi unsuru olmuş gerçekten bu detay, tebrik ediyorum yazarlarımızı tekrar..

vee dizinin en tatlı sürprizi Lee Seung Gi.. 5 dakika bile girmesiyle diziye nasıl bir tat kattı öylee 🙂 saçlarını da boyatmış sanırım, şahane olmuş.. Dokgo gibi hayranlarına karşı nazik, gerçek hayatta ise kibirli, küstah star rolündeydi misafirimiz.. sunbae’sinin yolundan emin adımlarla ilerliyordu bravo 🙂 ve yukarıdaki o salak gülüşleri.. tarihe geçecek cinsten 🙂

dizinin sonunu çok ama çok beğendim.. Hong Sisters her zaman bir diziyi 14 bölüm şahane ilerletip 15 ve 16’da mahvederek beni hayal kırıklığına uğratırdı. bu sefer öyle olmadı. tamam dizi daha dramatik bir hale geldi ama saçma sapan yanlış anlamalar, yıl atlamalar falan olmadı.. ben kesin kız o doktorla Çin’e gider Dokgo’nun iyiliği için falan demiştim, Allah’tan bu sefer o hatayı yapmadı senaristler.. bundan daha iyi bitemezdi dizi kesinlikle.. son ana kadar romantizm hiç bitmedi, adamın o saf, içten aşkı tüm sorunların üstesinden geldi.. ikilinin sinemada herkesin gözü önünde birbirinin kulağına “”Dugun Dugun” şarkısını söylemesi nasıl bir şeydi öyle.. hele hele bölüm sonunda Dokgo ve bebeklerinin yan yana uyudukları o sahne.. bu kadar tatlı bir sahne olamaz.. Ae Jung’un o korkunç saçları biraz uzamış olsaydı bari diyeceğim ama demiyorum, dizinin o güzel sonunu eleştirmek istemiyorum.. kızın o saçlarıyla bile güzeldi diyeyim en iyisi 🙂

sonuç olarak bu diziyi izleyin diyorum. yazımın başında da dediğim gibi bu kadınların dizileri beni hiçbir zaman izlediğime pişman etmedi.. sizi de etmeyeceğine eminim.. kadın elinden çıktığı bariz olan böyle romantik ve esprileriyle sizi gülme komasına sokacak dizi az bulursunuz.. benden söylemesi 🙂  yazıma dizimizin güzel şarkısı “Dugun Dugun” ile son veriyorum.. herkese iyi seyirler 🙂

neler izledim, neler yaptım?

“Neden Koreliler, ne var bu insanlarda” diye soruyor herkes. şimdi en azından Türkiye’de bir “Kore dalgası” var yayılmakta olan. 3-5 yıl önce herkes hepten uzaylı gibi bakıyordu “ben bayılıyorum onlara” deyince:) neyse ben nasıl başladım peki? çoook önceden Türkiye’de de yayınlanmış olan “winter sonata” dizisiyle başlamış olduğum söylenebilir. onları tanıdım sevdim falan filan işte.. sonra ise yine choi ji woo’nun – ki o var diye izlemiştim- “stairway to heaven” dizisini izledim ve izleme sürecim de epey sancılı olmuştu çünkü o günlerde bu dizileri İngilizce alt yazı ile bulmak bile imkansız gibi bir şeydi. şimdi her yer Türkçe altyazılı dizilerle dolu:) bu diziyi izledikten sonra günlerce etkisinden kurtulamadığımı hatırlarım. herkese de tavsiye ederim. gerçi bilmiyorum şimdi izlesem yine bu kadar severmiyim ama bende etkisi çok fazladır, yeri de çok farklıdır..

daha sonra da onlarca dizi izledim hepsini tek tek saymayayım şimdi, onlara ayrı sayfa açarım. bende en derin etkiyi bırakan, 3 kez izlediğim ve dördüncüyü de izlemeyi düşündüğüm dizi elbette ki misadır yani daha çok bilinen adıyla “i am sorry i love you”. günlerce etkisinden kurtulamamıştım ki hala bende etkileri kalmıştır. ne zaman yol kenarında mendil satan kimsesiz bir çocuk görsem, ne zaman bir hastanede genç bir hasta görsem aklıma hemen moo hyuk gelir.. o bir dizi değil hayatın ta kendisidir belki de..

kısaca ben Koreseverleri ikiye ayırırım, misayı izleyenler ve izlemeyenler.. ve her zaman şunu söylerim: her canlı ölmeden önce bir kez olsun onu izlemelidir…

beni kore dünyasına daha da bağlayan, çok ama çok sevdiğim bir diğer dizi de bof yani biricik f4ümüzü bizlere bağışlayan “boys over flowers” tır. defalarca izledim yine izlerim. gu jun pyo yu bu aralar feci özledim mesela artık çıkıp gelse bir yerlerden fena olmaz değil mi?:) her ne kadar playful kiss teki oyunculuğundan nefret etmiş olsam da kim hyun jung’u ve onun eşsiz gülümsemesini de bu dizide çok sevmiştim ne yalan söyleyeyim. son olarak küçük afet kim bum’da beni bağlamıştı resmen kendine.. aah ah böyle bir f4 göremedim hiç bir okulda malesef, dizilerde kaldı güzelim çocuklar:) bu dizide sevmediğim tek unsur ise itici hareketleri, gıcıklıkları ve hiç bir şeyi beğenmeyen prenses edalarıyla dizideki çocukları parmağında oynatan geum jan di oldu. hana yori dango daki o tatlı makino nun yerine nasıl bu kızı koymuşlar hala anlamadım. kesinlikle dizideki karakteri anlamında yanından bile geçemez bence.. neyse kısaca sevdim ben bu çocuklarııı:))

hmmm, düşünüyorum neler izledim diye çünkü o kadar çok şey vardı ki aklımda yazmadan önce.. buldumm, birçok bloger arkadaşımın kesinlikle sevmediği, benimse çok ama çok sevdiğim, bitince çok üzüldüğüm “bu dizi 20 bölüm olmalıydı” şeklinde isyan ettiğim güzel dizim “you are beautiful” da favoriler listemdedir her zaman.. zaten iflah olmaz bir jang geun suk hayranı olduğum için başlamadan aylarca önce beklemeye başlamıştım bu diziyi. beklediğime de değdi. konu biraz saçma, tutarsızlıklar çok ama karakterler, espriler konu o kadar hoş ki es geçiyor insan tüm olumsuzlukları. dünyanın en sorunlu insanı tae kyung birden sevgilisi olabiliyor insanın.. o ki deniz ürünü alerjisi, klostrofobi, kendisine dokundurmama, simetri takıntısı, gece körlüğü vb. bir sürü tuhaf rahatsızlığa sahip, ama en büyük hastalığı herkesin sadece kendisini sevmesini istemesi.. bunun için de her şeyi yapıyor zaten.. ilginç saç modelleriyle de bu tuhaflıklarına tuhaflık katıyor.. kısaca ben bu dizide harika bir oyunculuk gördüm jang geun suk’ta. mary stayed out all night dizisini de biter bitmez izlemiş olsam da bu dizi you are beautifuldaki güzelliği veremedi bana. olsun ben yine beklerim, ama kendisi çok bekletiyor insanı, yılda bir dizi ancak çekebiliyor ama ne yapalım.. sırada “you are my pet” filmi var. bekleyişe devam:)

bu anlattığım dizilerin arasında da onlarca dizi ve film  izledim ama onları aklıma geldikçe yazacağım. şimdi ise son gözdem “secret garden” dan bahsetmek istiyorum. şimdiden nasıl özledim ya resmen hyun bin de gitti bir tuhaf oldum.. neyse duygusala bağlamadan devam edeyim.. ben bu diziyi çook sevdim. tatlı kim ju won’u, bi tanecik oska’yı, yakışıklı çıtır tae sun’u.. hatta ju won un annesini bile o kadar yani anlayın.. korede insanlar o parlak mavi eşofmanla  geziyorlar şimdi sokaklarda ne güzel, burada da satılsa da alsak.. hatta oska çorapları da satılsa.. neyse imkansız şeyler işte.. bu kadar komik, sıcak, samimi bir dizi ancak 3-5 yılda bir çekilir bence.. ilk bölümlerdeki ruh değişimi sahnelerindeki o komediyi hiç bir yerde görmedim desem yeridir. katıla katıla güldüm yarıldım yıkıldım hatta:) hele ju won’un oska ona dokundukça ciyak ciyak bağırması, ra im yönetmene sorry deyince ju won’un şokla ve o tiz ötesi sesiyle ra im’e çıkışması.. tam bir komediydi.. henüz izlemeyen varsa kesinlikle kaçırmasın derim. son bölümlerdeki o duygusal sahneler ise abartılmadan, dozunda öyle güzel ayarlanmış ki insan tamam işte diyor dizi böyle olmalı.. neyse hyun bin çabuk gelsin de böyle hoş bir dizi daha çeksin diye umuyorum şimdilik..

şimdilik benden bu kadar. daha ilk postumda yoruldum resmen:) anlatacak çook şeyim var.. daha sonra ayrıntılı olarak yazacağım hepsini.. dersler ödevler beni bekliyor.. malesef..

%d blogcu bunu beğendi: