Blog Arşivleri

You are My Pet: Beslenir ki Buu:)

Gözlerimizi kapatıp hayal ediyoruz sayın okurlar: Okuldan ya da işten gelmişiz, yorgunluktan gebermek üzereyiz, metrobüs çilesinin etkisi daha üzerimizden gitmemiş o kadar yani.. Elimiz kolumuz dolu kapıyı bir açıyoruz ki evcil hayvanımız koşarak bize sarılıyor. Ve bu evcil hayvan dünyalar şekeri Jang Geuk Suk!!! Onu dizinize yatırıyoruz, saçlarını yıkıyoruz, sabah bir kalkıyoruz ki başucumuzda ve hiçbir sözümüzden çıkmıyor üstelik! Oo my Goddd 🙂

İşte böyle ilginç bir konuya sahip “You are My Pet”. Aslı Japonlara ait olan “Kimi Wa Petto”. Buna hiç şaşırmadım, nerede tuhaf, hiç duyulmamış bir fikir varsa Japonlara ait oluyor zaten 🙂

Biraz daha detay verirsem, Ji Eun Yi güzel, havalı, parlak bir kariyeri olan, kısaca mükemmel bir kadın.. Ama erkekler onun bu kadar mükemmel olmasına katlanamadıkları için onunla uzun süreli bir ilişki yaşayamıyorlar ve kızımız da kariyeriyle baş başa yaşamak zorunda kalıyor.. Taa ki In Ho hayatına girene kadar. Ünlü bir balet olan Kang In Ho evsiz kalınca bir arkadaşı onu ablasının evine götürüyor üstelik de 6 aylık parasını alıp kaçıyor. Ve yalnızlık bunalımını atlatmaya çalışan Eun Yi onun evinde kalmasına bir şartla izin veriyor: Evcil hayvanı olursa.. Tabi In Ho da bunu seve seve kabul ediyor..

Bu tatlı mı tatlı filmi izlemek isteyenler şu linkten indirebilirler.. İyi seyirler^^

SPOILER!!!

Jang Geun Suk’un en şirin olduğu filmi kesinlikle You are My Pet.. Havalı popstar, rahat indie band solisti, çapkın ergen veledi rollerinden sonra bu kadar şirin bir rol farklı olmuş gerçekten. Filmin fragmanlarından In Ho’nun nasıl bir karakter olacağını anlamıştım ama o kıyafetleri, saçları, tokaları.. Gerçek bir “pet” gibiydi işin aslı. Dans etmek de çok yakışmış bu arada, böyle narin bir çocuğa da en çok balet olmak yakışırdı zaten 🙂

Kim Ha Neul içinse en başta şunu söyleyebilirim, kadın zamanı tersine akıtıyor.. Yıllar önce çektiği filmi “Ditto”da bu filminden en az bir 10 yaş yaşlı gösteriyordu. Bu filmde hatun bir afetti ama, ses tonu da nasıl güzel.. Oyunculuğuna zaten lafım yok, kadın işi biliyor beyler..

Filmin bütün tanıtımlarına, basın toplantılarına en önden katılan Ft Island lideri Choi Jong Hoon‘un filmdeki o 10 saniyelik rolü beni şoke etti!! Bu kadar mini minnacık bir rol için mi çocuğu bütün tanıtımlarda çanta gibi yanınızda taşıdınız sayın yapım şirketi?? Çocuğun yüzünü göremeden film bitti 🙂 (Bu arada o 10 saniyeyi kaçıranlar için hatırlatayım, In Ho’dan 6 aylık kirayı alıp kaçan çocuktu üyemiz, Eun Yi’nin kardeşiydi yani..)

Sevdiğim sahnelerden bahsedersek:

-Saç yıkama sahneleri çok güzeldi 🙂 Eun Yi’nin utanıp çocuğun saçlarını güneş gözlüğüyle yıkaması beni çok güldürdü.. Hatun her yerde tikiliğini konuşturuyor 🙂 Bir de kafası bozukken tatlı In Ho’yu zorla banyoya sokması neydi yaa 🙂 Hayvan haklarına aykırı bu ama, yazık kuzuya 🙂

-Jang’dan iyi bir dansçı olurmuş, bunu gördük bu dizide. Evde tek başına dans ettiği sahne çok güzeldi. Kadın işten geldiğinde bu sahneyle karşılaştı işte: Evinin salonunda uri Geun Suk dans ediyor woaaa!! İçimdeki ergen gir hemen içeri! 🙂 Hehe nerde kalmıştık, ne güzel dans ediyordu fıstık, sonra kadını da kollarının arasına aldı vee çatt!! O zayıfcacık kollarıyla kadının belini incitti şaşkın 🙂

-İklinin yerlerde tepiştikleri sahneler de çok komikti 🙂 Gerçek bir köpek – sahip gibiydiler. Ama hoşlandığı sunbae aradığında nasıl da değişiyordu bizim kız:

Adam: Ne yapıyorsun?

Kız: Gazete okuyorum!!

Yok yeaa, bizim Sukkimize işkenceler ediyordun bi kere yalancııı 🙂

-Bu çocukta şeytan tüyü olduğunu zaten biliyordum da bu filmde de o tüy kendini gösterdi. Eun Yi taş gibi sunbae’siyle başbaşa kalıyor, adam “Caangg!!” diye cebinden bir kutu çıkarıp kıza yüzük uzatıyor.. Kızsa burada sevinçten bayılacağına evinde bıraktığı “pet”ini düşünüyor, o hasta diye abuk subuk şeyler hayal ediyor ve koşa koşa eve dönüyor!! Bu çocuk insana her şeyi yaptırır yaa 🙂

-Çok da komik bir kavga sahnesi vardı filmde. Meşhur sunbae ile In Ho kavga etmeye çalışıyorlar ama tam bir komedi ortaya çıkıyor 🙂 İki insan ancak bu kadar kavga edemez 🙂 Bir ara birbirlerinin saçlarına yapışacaklar sandım, Sukkie’nin saçları da çok uzun ayy yok yok saçlardan uzak dursunlar 🙂

-Jang’ın güzel sesini de duydum ya bu filmde benden mutlusu yok 🙂 “İlk defa şarkıcı değil, şarkı söylemeyecek mi şimdi?” diye düşünüyordum ki kadife seslimiz bizi üzmedi ve güzel şarkılarıyla filme ayrı bir tat kattı.. Buyrun dinleyin, kulaklarınızın pası silinsin 🙂 Bir alttaki şarkıyı Kim Ha Neul ile birlikte söylemişler. Çok güzel 🙂

Gitmeden önce hepinize Sukkie kadar tatlı bir ev arkadaşı diliyorum, pet demeye dilim gitmedi şimdi 🙂

Jang Geun Suk Filmleri..

Blog yazmaya başladığımdan beri hiç Jang Geun Suk yazısı yazmadığımı fark ettim ve bu eksiği hemen tamamlamalıyım dedim kendi kendime 🙂 Tabi yazıya başlamadan önce yeni dizimiz Singing in the Rain/Love Rides the Rain ya da Love Rain‘in setinden çıkan ilk resmi paylaşayım diyorum 🙂

Sanırım “Öyle Bir Geçer Zaman Ki”nin Kore versiyonu ile karşı karşıyayız. Şu kıyafetlere bir bakın, çok tatlılar ki 🙂 Hele Jang’ın o saçı, gömleği, pantolon askısı.. Yerim ama 🙂 Yalnız çocuk hayatında ilk kez gerçek bir erkek kıyafeti giydi, kendini tuhaf hissetmiştir bir süre, yazık 🙂

Neyse esas konumuz neydi? 🙂 Bol resimli uzuun bir yazı okumaya hazır olun şimdiden.. Öncelikle Jang Geun Suk’u seviyorum, ne yaparsa yapsın ona olan sevgim hiç azalmadı.. İster saçlarını ajummalar gibi yapsın, isterse sırt dekolteli giysiler giysin ya da twitter’da tüm gün kafamı ütülesin yine de seviyorum bu tatlı çocuğu, dizilerini, filmlerini beklerken günleri sayıyorum hatta.. Peki ne zaman tanışmıştım namı diğer Asya Prensi ile diye bir düşündüm, evet Do Re Mi Fa Sol La Si Do filminde görmüştüm kendisini ilk defa, yalnız filmin ismi de ne kadar zormuş 🙂 Bu filmde çok fazla dikkatimi çekti desem yalan söylemiş olurum, esas vurgunu Baby and Me ile yaptı Jang, çok da iyi yaptı 🙂 Neyse esas konuya geçersek izleyenler ya da henüz izlemeyip listesine alanlar için şöyle bir Jang Geun Suk filmlerinden bahsetmek istiyorum izninizle 🙂

1- DO RE Mİ FA SOL LA Sİ DO

Yukarıda da söylediğim gibi Jang Geun Suk ile tanıştığım filmdir bu adı uzun film 🙂 Burada Jang nasıl da kırmızı yanaklı, tatlı, baby face bir çocukmuş böyle diyorum şimdiki hallerini görünce.. Gerçekten çocukmuş kısacası.. Neyse filmimizin konusundan bahsedersek, birbirleriyle komşu olan  Jung Won (Cha Ye Ryeon) ve Eun Kyu (Jang Geun Suk) tesadüfen karşılaşırlar ve bir şekilde birbirlerinden hoşlanmaya başlarlar. Eun Kyu okulda Do Re Mi Fa Sol La Si Do adlı grubun da solistidir. Bir gün Jung Won Eun Kyu’nun grubunda çocukluk arkadaşı Hee Won (Jung Eui Chul) ile karşılaşır. Hee Won yıllar Jung Won’un ailesinin dağılmasına neden olmuş ve bu nedenle kız bu çocuğu asla affetmemiştir.. Hee Won Jung Won’u tekrar kazanmak isteyecek, kız buna karşı ne yapacaktır? Ve tüm bunlar her şeyden habersiz olan Eun Kyu’yu nasıl etkileyecektir..

SPOILER ALERT!!!

Film hakkındaki yorumlarıma gelirsek, işin aslı ben filmin ilk yarısında sıkıldım diyebilirim, çok klasik bir aşk hikayesinden başka bir şey değil gibi görünüyordu film.. Yalnız ikinci kısımda her şey değişti ve filmin gerçekten başarılı olduğu kanaatine vardım, en azından beni etkilemeyi başarmıştı.. Özellikle kızın Eun Kyu’yu terk ettiği sahne ve sonrasında çocuğu iyileştirmek için yapılan ikinci konser bir harikaydı.. Jang daha o günlerde ne kadar başarılı bir aktör olduğunu kanıtlamış herkese, o konserdeki halleri, kulaklarını kapatıp ağlaması, haykırması falan inanılmaz güzeldi.. Ki daha sonra izlememde filmin tamamını severek izledim, Jang yeter kısacası 🙂

Başta da dediğim gibi bu filmde JGS benim fazla dikkatimi çekmemişti, çünkü filmde zaten deli gibi yakışıklı, tatlı, manyak bir çocuk vardı.. Tabiki Jung Eui Chul denen güzel insandan bahsediyorum.. Bu filmin yıldızı O’dur diyorum ben, o psikopat halleri, asabi tavırları ve mükemmel saçlarıyla kalbimi kazanmayı başardı bu filmde, ki Boys Over Flowers’ta da çok sevmiştim kendisini.. İyi bir dizide oynasa da izlesek yav 🙂

Filmin müziklerinden de bahsetmemek olmaz, hepsi tek kelimeyle muhteşem. Filmin başında kıza yazdığı bir şarkıyı söylüyordu Eun Kyu, orada sesi nasıl tatlıydı.. Hala dinliyorum filmin tüm şarkılarını .. Yalnızz, bir konuda itirazım var, Jang’ın o kadife sesi varken filmde niye şarkıları başka bir şarkıcıya söyletme ihtiyacı hissetmişler? Ki Jang filmin sonundaki konserde söylemiş o şarkıları zaten, bence araya başkasını sokmanın hiç gereği yoktu, neyse ben tüm şarkıların aslını atayım şuraya da içim rahat etsin 🙂

2- BABY AND ME

İşte Jang Geun Suk ile aşkımızın başladığı film budur! Bu filmi izleyip de kendisine hayran olmayacak birini tanımıyorum zaten, çocuk harika bir tercih yapmış kısacası, O ve Mason Moon kadar birbirini tamamlayan bir ikili olamaz 🙂

Filmin konusundan bahsedelim önce, Han Joon Su tatlı, serseri, çapkın bir lise öğrencisidir. Onun haytalıklarından bıkan anne babası bir gün bir not bırakıp evi terk eder ve tatile giderler. Tam “Ev bana kaldı ooo gelsin partiler kızlar!” moduna giren Joon Su bir gün alışveriş yaparken sepetine konan bebeği görünce şaşkına döner.. Bebeğin üzerinde ona ait olduğu yazmaktadır, artık tek başına bir çocuğun sorumluluğunu üstlenmek zorundadır..

SPOILER!!!

Bu filmin neresini anlatsam hangi sahnesinden bahsetsem bilemedim şimdi, her karesi ayrı güzeldi.. Öncelikle Joon Su’nun bebeğe mama yedirmeye çalıştığı, altını bezlemek için cebelleştiği sahneler şahaneydi.. Filmde Joon Su’nun sınıfındaki sapığı rolündeki Byeol her ne kadar ona yardım etse de işleri çook zordu 🙂

Bir sahnede de Joon Su bebeği, (bebek demişken onun da bir adı var değil mi ama 🙂 ) efendim bebeğimiz Woo Ram’ı gece kulübündeki kadınlara bırakıp gidiyordu ve döndüğünde kuzucuğun yüzüne makyaj yapılmış bir biçimde yerde salya sümük ağladığını görüyor sonra ona sarılıp: “Baban seni bir daha asla bırakmayacak..” diyordu.. Babaya bakın ya bir damlacık çocuk gören de gerçek bir baba sanacak 🙂 Bir diğer sahnede de Joon Su markete giriyor elinde kalan son parayla sigara alıyordu, tam parayı uzatırken sigarayı geri çevirip bir şişe süt almıştı eline, küçük baba 🙂 Woo Ram da onun bu hareketlerini anlıyor ya böyle yüzü falan değişiyordu, gülümsüyordu çocuğun arkasındaki kangurudan doğru kuzu ya:)

Sonraa, filmin sonlarına doğru anne babasının resmine bakıp ağlama krizine giriyordu Joon Su, tabi babacığı ağlayınca Woo Ram durur mu, o da basmıştı bağırtıyı.. Baba oğul ne tatlı ağlıyorlardı ama, o sahne hiç gözümün önünden gitmez..

Joon Su’nun sarhoş bir adamın cüzdanını çalıp kaçarken durdurduğu taksinin polis arabası çıktığı sahne de en çok güldüğüm sahnelerden olmuştu, çocuğu karakoldan kurtaracak kimse de yoktu yazık ama 🙂 Joon Su’nun karakol maceraları zaten bitmek bilmedi filmde, bizim dalgın oğlan bebeği metroda unutup kısa süreli bir sevinç yaşamıştı, sonra evdeki oyuncaklar, anılar falan derken soluğu karakolda almıştı yirim yirim 🙂

Alışmıştı bebişe kısacası, sojuları alıp kafa bile çekti oğluyla düşünün artık 🙂 Son olarak filmin en komik karakterlerinden biri olan kondom alamadığı için bebek sahibi olmak zorunda kalan ajusshi’yi de unutmamalıyız.. Joon Su ve bu komik ajusshi’nin bebeklerinden kurtulma çabaları görmeye değerdi gerçekten 🙂

Filmin final sahnesi gerçekten filme yakışmıştı, Joon Su’nun hava alanına koşuşu, Woo Ram’ın ardından ağlayıp haykırması falan çok güzeldi, böyle bir komedi filminde böylesine kaliteli bir dram sahnesi görmek beni çok mutlu etti.. Neyse ben bu filmi sevdim kısacası, hatta daha uzun bir post yazabilirim film üzerine ama yazımın konseptini bozmayayım şimdi boş yere 🙂

Sonuç olarak Jang da minik Mason da her daim takibim altındadır bu film itibariyle.. Minik Mason demişken o da büyüdü kocaman çocuk oldu ha.. Yıllar nasıl da hızlı geçiyor diyerek olgun insan tribimi de atıp sıradaki filme geçebilirim 🙂

3- THE CASE OF ITAEWON HOMICIDE


Bu filmi daha yakın zamanda izledim, Jang’ın filmdeki o çikolata renkli tenini ve korkunç örgülü saçlarını gördüğümde içimden izlemek gelmemişti açıkçası ama dayanamayıp izledim sonunda.. İzlediğime de pişman olmadım, değişik, gerçekten ilginç bi film İtaewon Cinayeti..

Filmin konusu şöyle, üniversite öğrencisi Jo Jong Pil bir fast food dükkanının tuvaletinde ölü bulunur, hem de korkunç bir biçimde defalarca bıçaklanarak öldürülmüştür.. Cinayetin zanlısı olarak iki kişi göz altına alınır, Alex ve Pearson, Koreli Amerikan vatandaşı iki genç.. Bu iki gencin tuvalete girmelerinin ardından hemen cinayet işlenmiş ve tüm kanıtlar bu ikisinin ya da ikisinden birinin katil olduğunu göstermektedir. Yalnız zanlılardan ikisi de diğerini suçlamaktadır, acaba cinayeti hangisi işlemiştir?

SPOILER!!!

Öncelikle bu film beni gerçekten çok etkiledi.. Bunun ilk nedeni kurgu değil gerçek olmasıydı. Gerçekten 1997 yılında gencecik bir üniversite öğrencisi Burger King tuvaletinde katledilmişti. İşin daha kötüsü de bu cinayetin cezasız kalması elbette.. Hukuk ve adalet denen şeyin aslında var olmadığını bir kez daha anladım bu filmden sonra.. Bir kere cinayetten hemen önce iki insan tuvalete girmiş yani ikisinden biri ya da her ikisi %100 suçlu.. Ama sonuçta zanlılar serbest bırakılıyor. Ölen zavallı çocuğun ailesi neler hissetmiştir düşünmek bile istemiyorum.. Bu de çocuğu Song Joong Ki oynadı filmde, onun o tatlı yüzü falan aklıma geldikçe kötü oldum ben.. Kısaca bu filmin sonu beni sinir krizine sokmaya yetti, ama bu filmin suçu değil, adaletsizliğin suçu elbette..

Gelelim Jang Geun Suk’a.. Bu filmde bambaşka bir yüzünü gördüm onun, tam anlamıyla psikopat ve soğuk bir caniyi oynadı ve bunun üstesinden başarıyla geldiğini düşünüyorum.. Diğer çocuk Alex sorgu odalarında ecel terleri dökerken Pearson öyle rahat ve soğuktu ki insanın kanını donduruyordu adeta.. Tatlı parlak çocuk rollerinden sıyrıldı böylece, güzel oldu, yüzü kadar yeteneğinin de dikkat çekebileceğini gösterdi bir kez daha..

4- THE HAPPY LIFE

Bu filmi de doğum günümde izlediğim için unutmadım sanırım, izleme sebebim elbette yine Jang’dı.. Ama hayallerim suya düştü maalesef, bu filmin ancak %20’sinde görebildim kendisini, bayağı yan karakterdi çocuk filmde.. Bir de filmin yönetmeni ne demiş bu konuda bir bakın: “Bayan izleyiciler sadece Jang Geun Suk’a odaklanmasınlar diye onun sahne süresini kısalttım!” Aferin iyi yaptın!! Neyse benimle aynı umutlarla filme başlayacak olanınız varsa şimdiden söyleyeyim, maalesef aslında o bu filmde yok gençler 🙂

Filmimiz 4 adet orta yaşlı amcamızın hikayesini anlatıyor aslında.. Bu amcalar üniversite yıllarında Volcano adlı bir grup kurmuşlardır. O günlere dair her şey artık birer anıdır kısacası, hepsi evlenmiş, çocuk sahibi olmuştur.. Grup üyelerinden Sang Woo’nun ölümüyle grubun gitaristi Gi Yeong bu grubu tekrar kurmaya ve gençlik heyecanını ateşlemeye karar verir. Yalnız hiçbir şey eski günlerdeki kadar kolay olmayacaktır elbet.. Üyelerden biri karısından ve çocuklarından çok uzakta araba satıcılığı yapmakta, bir diğeri ise iki işte birden çalışıp çocuklarını geçindirmeye çalışmaktadır.. İşin aslı Jang bu filmde kimdi, neciydi onu bile unuttum, çok alakasız bir karakterdi yani.. Sadece güzel sesiyle Volcano grubunun solisti olmuştu onu hatırlıyorum..

Film güzel, sıkmıyor, zevkle izleniyor, ama işte şu çocukcağıza azıcık daha yer verselerdi filmde o zaman tadından yenmezdi.. Ha bir de Jang bu filmde de şarkı söylüyor, bu şahane işte.. Sırf bu yüzden bile izlenir bu film 🙂

5- CRAZY FOR WAIT / THE LONGEST 24 MONTHS

Bu filmi daha dün gece izledim, taze taze gelecek yorumlarım 🙂 Yine bünyesinde Jang’ı barındırdığı için izledim bu filmi de ama burada neredeyse hiç göremedim kendisini. Filmde 4 çiftin öyküsü anlatılıyor, en az anlatılan bizim oğlanınki maalesef 😦

Filmde 4 çift var ve 4’ünün de erkekleri askere gidiyor ve bundan sonra kızlar neler yapıyor, sevgililerine sadık mı kalıyorlar, yoksa sadakat diye bir şey yok mu bunu anlatıyor film.. Ben 3 çiftin hikayesini sevdim, eğlenceli romantik tiplerdi zaten hepsi.. Aman JGS ve sevgilisi filmin en sıkıcı çiftiydi, zaten sevgilisi dediğim kadın teyzesi gibiydi, bildiğiniz ajummaydı yani.. Neyse Jang’ı göremesem de film fena değildi eğlendim ben, filmdeki tüm çocukların birbirinden yakışıklı olması da onu izlenir kılan en önemli faktördü benim için 🙂

Benden bu kadar.. Ahh keşke “You are My Pet” de elimizde olsaydı da ondan da bahsedebilseydim uzun uzun.. Ama bekliyorum nasılsa gelmesi yakın 🙂 Yalnız filmin fragmanları falan şahane, çok sevdim.. Jang’ın saçı yine ajumma kıvamında olsa da görmezlikten geliyor ve filmin tatlı mı tatlı fragmanıyla yazımı bitiriyorum.. Görüşmek üzere^^

A Tale of Two Sisters: psikolojik gerilim sevenlere..

bol güneşli güzel bir perşembe gününden herkese selamlar.. öncelikle her zamanki gibi kısaca gündemimi paylaşmak istiyorum. sonra esas konuya geçeriz 🙂 geçen cuma itibariyle mezun oldum. tuhaf bir duygu gerçekten, insan okula başlarken hiç bitmeyeceğini düşünüyor. ama öyle değilmiş.. neyse konuyu değiştirelim.. Jang Geun Suk’un yeni filmi “You Are My Pet”in çekimlerine başlandı sonunda. bir ara bu film hiç çekilmeyecek sanmıştım. Jang saçlarını kestirmemiş evet, ama malesef yapacak bir şey yok 😦


sonraa, “You Have Fallen For Me”nin 5. bölümü yayınlandı. konusu gidişatı hakkında pek bir bilgim yok ama biter bitmez izleyeceğim.. “Muscle Girl”ün ise son üç bölümünün çevrilmesini bekliyorum yoksa Japonca izlemek zorunda kalacağım ve kötü olacak 🙂 son olarak Ft Island’ın Japonya konserinin biletleri tam 10 dakikada tükenmiş 😦 Japonlar’ın bu Koreli ünlü takıntısı hiç bitmeyecek sanırım. Hallyu Wave en çok oraya vurmuş. kıskançlığımı daha fazla ortaya çıkarmadan konuyu kapatayım en iyisi 🙂 ama 10 dakika da kısa bir süre gerçekten, helal olsun 🙂 haa unutmadan, Oldboy’un Hollywood yapımının yönetmeninin Spike Lee olacağı söyleniyormuş.. bu filmin çekimi de yılan hikayesine döndü, bitse de görsek nasıl bir şey çıkacak ortaya 🙂

“A Tale of Two Sisters” sık sık adını duyduğum, listemdeki filmlerden biriydi. psikolojik gerilim hastası olduğumu söylemiştim zaten.. forumlarda genellikle “hiçbir şey anlamadım, neler oluyor, nasıl film bu” gibi yorumlarla karşılaşsam da izlemekten vazgeçmedim ve kesinlikle bayıldım.. işte size başı sonu abartılmamış, saçma korku filmi öğeleriyle donatılmamış, Hollywood özentisi olmayan harika bir Güney Kore korku filmi..

 

film adından da belli olduğu gibi iki kız kardeşin öyküsünü anlatıyor aslında. kız kardeşler rollerinde Im Soo Jung ve Moon Geun Young var. abla Su mi (ISJ) bir akıl hastanesinde tedavi gördükten sonra evine döner. evde onu kız kardeşi Su Yeon, babası ve üvey annesi beklemektedir. Küçük kardeş içine kapanık, utangaç bir kız olduğu için ablası onu koruma görevini üstlenmiştir. üvey anne ise kızları pek sevmemekte, hatta Su Yeon’un kollarındaki yaralara bakılırsa dövmeye kalkmaktadır.. ve kadının bu olumsuz tavrı kızları çok kötü etkilemektedir..

 

kadın üstüne üstük kızların babalarına, kızlar eve geldikten sonra tuhaf şeylerin yaşanmaya başladığını söylemektedir. aslında kadın haksız da değildir. kapalı kapılar ardında  varlığı hissedilen bir hayalet evdekileri oldukça rahatsız etmektedir..

daha fazla bir şey anlatmayayım, bu filmi izleyip tadını doya doya çıkarın diyorum sadece.. zaten her şey bu anlattıklarımdan sonra başlıyor. yalnız tavsiyem filmi çok dikkatli izlemelisiniz, her replik ayrı bir anlam taşıyor filme dair.. bu arada filmin yönetmenini de ayrıca tebrik etmek istiyorum, serim düğüm çözüm bölümleri ancak bu kadar yerinde ve sırasıyla verilebilir izleyiciye.. tam kararında şaşırıyorsunuz yani, ne 1 dakika önce ne de 1 dakika sonra..

filmin bir de Hollywood yapımı var: the Uninvited. ben bunu izlemedim, birkaç kötü yorumla karşılaştığım için içimden izlemek gelmedi. My Sassy Girl’ün yeniden yapımını izlemiştim ve tüm komedi unsurlarını nasıl yok ettiklerini görüp üzülmüştüm. yine de merak edenler izlemeli, orijinalini de izlemiş olanlardan yorumları beklerim 🙂

son olarak filmin Japonya’daki tanıtımında Sertap Erener’in Here I Am şarkısı kullanılmış.. tabi yıl 2004.. Eurovision zaferimizden hemen sonra.. yine de çok hoş bir ayrıntı.. uzak doğu milletlerinin bizi biraz olsun tanıyıp sevebilmeleri hepimizin istediği bir şey.. son olarak herkese iyi seyirler diyorum. çok fazla yorum yapamadım, artık yorumları sizden bekliyorum 🙂

%d blogcu bunu beğendi: